Mustafa Kemal Paşa TBMM gizli zabıtlarında Sultan Vahdettin’i anlatıyor

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Tarih bir ilimdir. Bu nedenle, iddialar ve karşı iddialar  birlikte değerlendirilmek durumundadır.

Tarih bir ilimdir. Bu nedenle, iddialar ve karşı iddialar birlikte değerlendirilmek durumundadır.

Yakın tarihimiz, çeşitli gerekçelerle sansürlerlerek üzeri örtülmüştür. Üzeri örtülenleri gerçeği arayanlar için, TBMM tarafından yayınlanan, “Meclis gizli zabıtları” ndan bölümler yayınlıyor: yaşananları birinci ağızdan, Mustafa Kemal Paşa’nın anlatımları ile okuyanların dikkatlerine sunuyoruz.

Bunların sonrasında okuyanlara kalan: Ya (doğru bildikleri) yanlışlarla devam etmeleri veya Mustafa Kemal Paşa’nın ifadelerinden hareketle  (Sultan Vahdettin veya hakkında çıkarılan, “Fetva” ile ilgili) bilgilerini yeniden değerlendirmeleridir.

DEVRE:1 İÇTİMA:1

T.B.M.M. Gizli Celse Zabıtları 24 Nisan 1336 (1920)

http://www.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/GZC/d01/CILT01/gcz01001002.pdf#page=1&zoom=130,0,483    (7- 8 ve 9’uncu sahifeler)

“…Vaziyet bu suretle tenevvür ettikten sonra hareket için iki şeyden birine karar vermek lâzımdır. Birincisi; İstanbul muhitinin Ferit Paşa Kabinesinin kabul ettiği şeyi kabul etmek şerefimizi, hayatımızı, her şeyimizi bırakmak yani İngilizlere esir olmaktır.

O zaman yapılacak mesele yoktur.

Yok, bu milleti millet olarak, insan olarak namus ve şerefile yaşatmak istiyorsak kabul edeceğimiz nokta ve esas, mevcut bilcümle kuvvet ve vasaitimizi icabına göre istimal ederek, bizi imhaya çalışan düşmanların düşmanca olan emellerini kırmaktır ve ben şahsen katiyen şüphe etmem ki bütün arkadaşlarımız ancak böyle hissi ulvî ile buraya gelmişler ve ifa edecekleri vazifei tarihiyenin derecei azametini ve nezaket ve ehemmiyetini bütün vuzuhile müdrik bulunuyorlar.

Merkezle anlaşmak meselesi hakkında, merkez demek, yani makam saltanat ve hilâfet olan İstanbul demektir, istanbul düşmanın resmen ve filen tahtı işgalindedir. Bu gün İstanbul demekle Londra demek arasında hiç bir fark yoktur.

İşte Londra mahiyetinde bulunan Istanbulda maatteessüf bütün âlemi islâmın perestişkârane merbut olduğu Halifemiz ve ecdadı kiramımızın bize en kıymetli yadigârı olan padişahımız kalmış bulunuyor. İrtibat arasak arasak bu makamı muallânın tavassutu olabilir. Bu temas ve irtibat için iki şey varidi hatır olabilir. Birisi, meselâ bir heyet intihap edelim gönderelim.

Bu heyet Londra mahiyetinde bulunan Istanbula girmek için bittabi İngilizler tarafından görülecektir. İngilizlerin malûmatı, vesikası olmadan Îstanbula girilemez ve çıkılamaz.

Bu heyet Zâti Şahaneye vasıl olur ve bir şart ile, İngiliz amali dairesinde milleti sevk ve idare etmek imkânından bahsederse, bu heyet Zâtı Şahaneye işte millet vahdetini muhafaza ediyor, istiklâliyeti katiyen feda etmez, Makamı fuallâyı saltanatın bu makasidi ulviyenin. istihsâli için çalışmasına karar vermiştir derse böyle bir vazifei mukaddesenin ifasına memur olacak heyetin yeri, böyle bir vazifei mukaddeseyi ifa edecek Makamı Saltanat değil Malta olur.

Zati şahane ile hususî temas hasıl etmek dahi varidi hatırdır ve o her suretle araştırılmaktadır,

Ancak nazarı dikkati âlinizi celbederim ki halifei mukaddesimiz Efendimiz Hazretleri edayi salât için Camiye gittikleri zaman kendilerini muhafaza eden kıtaatı askeriye islâm askeri değildir. İngiliz askeridir.

Bu şeraiti elimeye duçar olmuş olan Padişahımızla hususî temas dahi mümkün olamaz.

Sureti umumiyede bir şey arzedeyim : Farzedelim ki resmî ve hususî her türlü temas mümkündür. Ne anlamak istiyoruz? Bu temastan millet; istiklâlini, tamamiyeti mülikiyesini Makamı Hilâfet ve Saltanatın müstakil ve masun olmasını vicdanî bir emel telâkki etmiştir. Bunun için burada çalışıyoruz ve çalışacağız.

Halifei müsliminin bundan başka bir şey düşünmesine imkân tasavvur ediyor musunuz? Ben şahsan hiç bir şey düşünmem.

Zati Şahanenin ağzından işitsem mutlaka bunun icbar ve tazyik altında olduğuna hükmederim.

O halde ne işitmek istiyoruz? Daha dün okuduğumuz sâniadan ibaret olan fetva cümlenizin malûmudur.

Hürriyetine, serbestisine malik olan böyle bir Halife verdirir mi? Cümlenin malûmu olan Hükümetin evamiri muhtacı tefsirdir.

Bu kabineden evvel Harbiye Nazırı Fevzi Paşa Hazretleri namus ve haysiyet ve şerefi itibarile kendisini yakından tanıyan arkadaşlarımızın tahtı tasdıkında olduğu üzere şüphe ve tereddüt edilmiyecek evsafı güzideye maliktir.

Bir emirde İngilizlere hürmet edeceksiniz, İngilizlerin emrini dinliyeceksiniz, böyle hareket etmediğiniz takdirde mahvolacağız, bu tarzı hareketi hamiyeti vataniyenizden rica ederim diyor ve bazı zaif muhakemeli insanlar ihtimal ki vaziyet başka türlüdür, bu kadar muhterem bir arkadaş böyle desin.

Fakat biz böyle bir teeniye lüzum görmedik ve bunun düşman tarafından not edildiğine hükmettik.

Kaçırdığı yaveri Salih Bey buraya geldi ve aman dedi. Harbiye Nazırı süngü altındadır ve zorla imlâ ve imza ettiriyorlar, o emre ehemmiyet vermemesi lüzumunu bildirmek için beni gönderdi  dedi ve bu gün o zati şerif tahlisi giriban ediyor, Geyvede bulunuyor.

Bir saat evvel kendisile kezalik Dahiliye Nazırı Hazim Bey ayni tebliği ediyor. Rüesayı memurini mülkiyeye rica ediyor. Bütün hissiyatı vataniyesine müracaat ederek aman ingilizlere bir şey yapmayınız diyor.

Beyefendiler; şimdi İstanbul muhitine nasıl emniyet edeceğizve Istanbulun o tazyiki elimi muvacehesinde biz dahi olsak insanız, bizim karşımıza gelen sözün düşmanlarımız tarafından işidilmiyecek ve işidildiği takdirde duçarı mehalik olmıyacağımıza emniyet ederek nasıl söyliyebiliriz?

Binaenaleyh böyle bir temastan ne faide hasıl olur?

Bendeniz takdir edemiyorum. Ancak mühim anda bulunuyorum. Her türlü tedabiri ciddiyetle almak lâzımdır.

Müsaade buyurursanız bir meseleden daha bahsetmek istiyorum. Efendiler, vaziyeti dahiliyeyi teşrih için daha fazla tafsilâta girişmek lüzumsuz olacak. Maamafih teferruat hakkında yine beraber çalışacağız, itimat izhar ediyorlar ve yine işitiyorum ki bu teveccüh ve itimadın sevkile meselâ riyaset meselesi mevzubahs olduğu zaman büyük şükran ve minnet ile görüyorum ki tekmil arkadaşlarım hakkı âcizanemde büyük teveccühler, muhabbetler izhar ediyorlar.

Meselâ riyaset meselesi mevzubahs olduğu zaman seni reis intihap edelim dediler. Ben bu meselede kat’î ve samimî olmak isterim. Bunun için şahsıma ait olmakla beraber, bunu yine şahsımın haricinde bir mesele olarak kabul etmek daha doğru dedim. Benim mevcudiyeti maddiyemi bırakalım, bir isim üzerine konuşalım.

Daima milletin müdrik olduğunu, milletin kuvvetli olduğunu biliyorsunuz, ki maksadımızı kurtarmak için harice karşı, ecanibe karşı, düşmanlarımıza karşı milletin müdrik ve kuvvetli olduğunu, milletin âmili hakikî olduğunu ispat etmek lâzımdır. Bu hakikatin mütecelli ve maddî bir delilidir. Milletin âmili hakikî olduğunu ispat etmek lâzımdır.

Bunu ispat etmek lüzumundan bahsettiğim bir hakikattir ve huzuru âlileri bu hakikatin hiç şüphesiz delilidir. Bu yalnız milletimizce değil ecanipçe de malûmdur.

Fakat düşmanlarımız daima bu hakikati setretmek, âlemi medeniyete karşı milletimizi böyle mütesanit, vahdet yapabilecek, kendi kendini idare edecek evsaftan mahrum göstermek suretile kıymet ve ehemmiyetini tenkis ediyorlar.

Daima bu vahdetleri, bu mevcudiyetleri şu veya bu şahsın üzerinde temerküz ettirmek, hatta İngilizlerin yeni günlerde yani Istanbulu işgal sırasında İngilizlerin Hükümete verdikleri notada benim ismim zikredilmiştir.

Bu adamı reddediniz, bu adamı telin ediniz denilmiştir.

Bu adam ret ve telin olunursa mevcudiyeti milliye esasen yoktur. İkincisi; dahili memlekette bütün millete karşı menfi propagandalarda bulunuluyormuş. Esası yoktur. Bu hakikat olmamakla beraber düşmanların elinde bir silâhtır.

Binaenaleyh bu mahzuru nazarı dikkati âlinize arzediyorum. Millete yapılan menfi propagandalardan anlaşılıyorki yine mesele şahsî olarak gösterilmektedir. Bu da bittabi fevkalâde tesir yapar.

Bu itibarla maksadımızın, ulvî makasıtımızın istihsali için düşmanlara silâh verecek her türlü hususattan tevakki etmeniz iktiza eder. Yalnız ve yalnız bir şey düşünmeğe mecburuz o da memleketin halâsıdır. Burada mevzubahs olacak şahıs meselesi, hatır meselesi değildir (Alkışlar).

Binaenaleyh bütün hakayika vuzuhile vakıf olarak isabet kararlarınızı vermenizi, maruzatı salifemde işaret ettiğim gibi, memleketin menafii namına temenni ederim.. Millete istiklâl temin edileceği güne kadar bir fert olarak bütün mevcudiyetimle çalışmağa mukaddesatım namına söz vermişimdir. Bu sözü burada tekrar etmekle kesbi şeref eylerim. (Alkışlar) (1)

Yukarıdaki zabıtlar genç okuyanlar için sadeleştirilmiş haliyle verilmektedir:

24 Nisan 1920 tarihli gizli oturum, Meclis Başkanı Mustafa Kemal Paşa “Gizli Celse Zabıtları”, c. I, s. 9’da):

“Kutsal Halifemiz efendimiz hazretleri namazı eda etmek için camiye gittikleri zaman dahi İngiliz askeri tarafından götürülüyor. Bu acı şartlara düşmüş olan Padişahımızla özel temas da mümkün olamaz.

-Bu temastan millet bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü, hilafet ve saltanat makamının bağımsız ve korunmuş olmasını vicdani bir emel saymıştır. Bunun için burada çalışıyoruz ve çalışacağız.

-Müslümanların Halifesinin bundan başka bir şey düşünmesine imkân tasavvur ediyor musunuz? Ben şahsen hiçbir şey düşünmem.

-Zat-ı şahanenin ağzından işitsem bunun zorlama ve baskı altında olduğuna hükmederim.”

Özetle;

1) Padişah İngilizler tarafından sıkı sıkıya kontrol ediliyor;
2) Onunla özel temas kurmak mümkün değil;
3) Millet bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve Halife ve Padişahın bağımsızlığını istiyor;
4) Padişahın da bunları istediğinden şüphemiz yok;
5) Padişah kendi ağzıyla bana bunun aksini söylese dahi bunun ona baskı ve zorla söylettirildiğine inanırım.

– “Daha dün okuduğumuz iftiradan ibaret olan fetva hepinizin malumudur.

-Özgürlüğüne sahip olan bir Halife böyle fetva verdirir mi?

-Hepinizin bildiği gibi, hükümetin gönderdiği emirler yoruma muhtaçtır.

-Savaş Bakanı Fevzi Paşa namus, şeref ve haysiyetinden şüphe etmeyeceğimiz bir arkadaşımızdır. Bize gönderdiği bir emirde “İngilizlere saygı göstereceksiniz, emirlerini dinleyeceksiniz, böyle hareket etmezseniz mahvolacağız” diyordu.

-Bazı zayıf düşünceli kişiler muhtemelen tereddüde düşüyorlardı. Fakat biz bunun düşman tarafından not edildiğine hükmettik. Yaveriyle haber gönderdi, “Aman, Fevzi Paşa süngü altında, o emre önem vermeyin” diye. İstanbul’un acı baskısı altında biz dahi olsak, insanız, işitildiği takdirde mahvımıza sebep olacak bir sözü nasıl söyleyebiliriz?”

Bu paragraf bize şunları söylüyor:
1) Şeyhülislam Dürrizade’nin 10 Nisan tarihli fetvası için Mustafa Kemal “iftira” diyor, bağımsızlığı olan bir padişah böyle fetva verdirir mi diye de ekliyor;
2) İstanbul hükümetinin gönderdiği emirler yoruma muhtaçtır. Zira baskı altındadır;
3) Fevzi Çakmak’ın Milli Mücadele aleyhindeki emirleri İngiliz süngüsü altında yazılmıştır;
4) Biz de İstanbul’da bulunmuş olsak, başka türlü davranamazdık.

…Fevzi Paşa’nın Ankara’ya gelişi üzerine Meclis’te Mustafa Kemal’in ısrarıyla yaptığı konuşma…”

-Padişahın,“fevkalade heyecanlı” göründüğünü, İngilizlerin işgali üzerine Cuma namazına gelmek istemediğini, ancak dinî bir görevi bırakmak uygun olmayacağı için geldiğini, “Enkazın altında ezildik” diye yüreğinin kan dolduğunu söylediğini aktarır. Sultan Vahdettin ertesi günkü buluşmalarında Fevzi Paşa’ya birkaç defa ısrarla

-“Aman, Anadolu ile irtibatı temin ediniz”emrini vermiş, bunun üzerine Fevzi Paşa, Mustafa Kemal’in konuşmasında adı geçen yaverini Anadolu’ya gönderip “kolordularla irtibatı temin edince” Padişahın “fevkalade memnun oldu”ğunu sözlerine eklemiştir. Fevzi Paşa, Padişahın baskı altında olduğunu vurguladıktan sonra sözü şu meşhur fetvaya getirir:

“İngilizler “Fetvayı veriniz” diye tazyik ettiler. Nihayet o fetvayı aldılar.

-Bildiğiniz gibi o fetva İngiliz süngüsüyle alınmış, İslamı sinesinden birbirine düşürmek için. Milletin gerçeği görme duygusu, ümid ederim ki, bu fetvadaki fecaati görecek ve bunun önemini sıfıra indirecektir.” (2)

Galat-ı Meşhur nedir?

-Galat-ı meşhur, kelime veya deyimlerin yaygın olarak yanlış bir biçimde kullanılması sonucu, doğrusunun yerini alması halidir. “Herkesin bildiği yanlış” denebilir. Örneğin Türkçede “İngiltere” denilerek kastedilen Büyük Britanya’dır; İngiltere, Büyük Britanya’yı oluşturan bölgelerden birisidir sadece, ancak bu kullanım o kadar yaygındır ki yanlış kabul edilmez. (vikipedi)

Resim;eccoli-tinker.blogspot.com

Yazıdaki (kalın) vurgulamalar ve alt çizgiler tarafımızdan yapılmıştır.

(1)DEVRE:1 İÇTİMA:1 T.B.M.M. Gizli Celse Zabıtları 24 Nisan 1336 (1920)

http://www.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/GZC/d01/CILT01/gcz01001002.pdf#page=1&zoom=130,0,483    7- 8 ve 9’uncu sahifeler

(2)Sadeleştirilmiş metnin daha fazlası için bakınız; http://www.mustafaarmagan.com.tr/mustafa-kemal-ve-fevzi-cakmak-vahdettini-iste-boyle-savunmuslardi.html

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*