Filistin-İsrail gerçeği; ‘1789 Paris Devrimi’nin evlatları! Moses Hess, Jön Türkler, Humeyni ve Lenin (3)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Ulaşılan sonuç, niyet ve uygulamanın tartışmasız en belirgin göstergesidir.

Ulaşılan sonuç, niyet ve uygulamanın tartışmasız en belirgin göstergesidir.

 

Bir Yahudi, Bir Osmanlı, Bir İranlı ve Bir Rus’un ortak paydası ne olabilir? (*) Veya ilk ayakta Napolyon’un Yahudilere bir devlet kurma sözünün; ikinci ayakta, Amerika’nın İsrail’e yakın ilgisinin ve sürecin sonlandırılmasının arka planında ne vardır?

Bu soruları, Hristiyan Batı’nın, yaklaşık (bilinen) bin yıllık süreçte ve her fırsatta Yahudileri hırpaladıklarını; Yahudilerin, Haçlı Seferleri’nde Müslümanlarla birlikte Haçlılara karşı savaştıklarını da unutmadan.

Başlamadan, Jön Türkler ve ardıllarının (gizli) Yahudi olmaları mümkün müdür? Örneğin İlk planda Osmanlıdaki (Yahudi) okullarında, ikinci planda Amerikan Robert Koleji’nde yetişenleri de değerlendirmenin içine alarak.

Kaldığımız yerden devamla,

Konuyu açmak adına, Birleşmiş Milletler’de tarafların konu ile ilgili yaptıkları konuşmalara yer veriyor ve konuşmadaki ilk sırayı İsrail adına konuşan YOSEF TEKGAHIN’a (**) Bırakıyoruz

YOSEF TEKGAHIN BM GENEL KURULU’NDA KONUŞMASI

13 Kasım 1974

“14 Ekim 1974’de Genel Kurul, Birleşmiş Milletler üyesi bir devleti yok etmeyi hedefleyen bir katil teşkilata fiilen boyun eğerek, Birleşmiş Milletler Bildirgesine, hukuk ve insanlığa sırt çevirdi. 14 Ekimde Birleşmiş Milletler, üzerinde “çocukların kaatilleri buraya hoşgeldiniz” yazılı bir tabela astı.

Bugün bu katiller Genel Kurul’a geldiler, belli ki istediklerini yapacaklar. Bugün bu kürsü; onların, Kaatillerin, ancak talepleri kabul edildiğinde ve hedefleri gerçekleştiğinde, Yahudi kanının akmasının sona ereceğini ilân eden reisleri tarafından kirletildi.

14 Ekimde Filistin Kurtuluş Örgütünü davet etmiş olan Birleşmiş Milletler ve hükümetler, dünya çapında eleştiri konusu oldu. Basındaki editör yazıları, karikatürler ve bütün kıtalardaki gösteriler, Birleşmiş Milletlerin kendi prensiplerini çiğnemesine, kan dökücülüğe ve canavarlığa gösterdikleri hürmete karşı duyulan infiali göstermektedir.

Bugün, kan dökücülük ve canavarlık, Birleşmiş Milletler’in teslim olmuşluğunu yağma etmeye geldi.

Bu sabah dünyaya beyan ettikleri bu teslimiyet mutlak olmalı. Kan dökücülüğün ve canavarlığın kurbanı kendisini savunamamalı bile.

Onlar, topraklarının saldırgan ve ırkçı bir kampın; medeni İnsanlığın savaştan uzaklaşmasına, şiddet ve baskıdan barışa doğru gitmesine, halkların ve kişilerin haklarının korunmasında uluslararası bir anlayışa doğru gitmede rehberlik mesuliyeti, Birleşmiş Milletler’e tevdi edildi.

Planlı ve kasıtlı bir şekilde masum sivillerin katlinde ısrarlı olan, Yahudi halkına yaşama hakkı tanımayan ve Yahudi devleti’ni silâhlı güçlerle yok etmenin yolunu arayan FKÖ’nün önünde ayaklarına kapanınca Birleşmiş Milletler’in bu sorumluluğundan geriye ne kalır?

Birleşmiş Milletler istatistiklerine göre Asya, Afrika ve Latin Amerika’daki yaklaşık 500 milyon insan gibi, Arapların da açlık problemleri mi var? Birleşmiş Milletler, dünyadaki on milyonlarca mülteci (aralarında Arap ülkelerinden İsrail’e göç etmiş Yahudi mültecilerin de bulunduğu) gibi Filistin’li mültecileri yardımsız mı bıraktı?

Dünyada yalnızca Filistin’li mülteciler mi var yeniden bütünleşemeyen? Filistinli Arabların kendi devletleri yok mu? Ürdün, eğer Filistin Arap devleti değilse, nedir?

Filistin Araplarıyla ilgili problemlerin özel mütâlâası (benzeri olmayan bir olaydır) için asıl sebep, bu problemlerin İsrail’e karşı Arap saldırganlığının bir silâhı olarak sürekli sömürüşüdür.

Kral Hüseyin’in Arap liderleri için söylediği gibi: “Filistin halkını bencil politik amaçları için kullanıyorlar”. Bu, mevcut tartışmanın da asıl sebebidir.

Doğrusu, hiçbir ulus, politik haklarının fazlasını elde etmekten memnun olmamıştır, hiçbir ulusa Araplara olduğundan daha bol toprak, hükümranlık ve bağımsızlık bağışlanmamıştır.

Şimdi, toprağın savaşla kazanıldığı yüzyılların sonucu olarak Arap ulusu, Birleşmiş Milletlerde 20 müstakil devlet olarak temsil ediliyor. Aralarında Filistinlilerin Arap Devleti Ürdün de var.

Coğrafî ve etnik olarak Ürdün Filistin’dir. Tarihî olarak Ürdün nehrinin her iki —doğu ve batı— yakası İsrail ya da Filistin ülkesinin parçalarıdır. Filistin’in her iki parçası Ürdün ve İsrail bağımsız oluncaya kadar İngiliz mandası altında idi.

Ürdün nüfusu iki unsurdan oluşur; yerleşik nüfus ve göçebeler. Şüphesiz her ikisi de Filistinlidir. Göçebe bedeviler Ürdün nüfusunun büyük çoğunluğunu oluşturur. Dahası; Ürdün Nehri’nin Doğu Yakası’ndaki yerleşik nüfusun büyük çoğunluğu da Filistin’e ait Batı Yakası kökenlidir.

Filistin’lilerin bulunmadığı Ürdün halksız bir devlettir.

Bundan dolayıdır ki Kral Abdullah 29 Nisan 1950’de Ürdün Parlamentosu’nun anma toplantısını açış konuşmasında; “Halkın; tek yurt, tek umut isteğiyle bütünleşen Ürdün’ün her iki yakasının Parlamentosunu açıyorum” demiştir.

23 Ağustos 1959’da Ürdün Başbakanı;

“Biz Filistin hükümetiyiz. Filistin ordusuyuz ve Filistin mültecileriyiz” demiştir.

Mamafih, Filistin mültecilerinin büyük çoğunluğu, Filistin’i hiçbir zaman terketmemiştir, 1948 ve 1967 savaşları sonucu olarak ülkenin bir bölümünden bir diğerine yer değiştirmiştir yalnızca. Aynı zamanda, yaklaşık olarak eşit sayıda Yahudi mülteci Arap ülkelerinden İsrail’e kaçmıştır.

Bundan dolayı Filistinlilerin kendi devletlerinden mahrum kaldığı, ya da milli yurtlarından koparıldıkları iddiası asılsızdır. Pek çok Filistinli Filistin’de yaşamaya devam ediyor. Pek çok Filistinli Filistin devletinde yaşamaya devam ediyor. Filistinlilerin büyük çoğunluğu bu Filistin devletinin vatandaşlarıdırlar.

Genel Kurul’un önündeki alternatifler açıktır.

Bir yanda Birleşmiş Milletler Yasası, diğer yanda meşum hedefleri örgüt mukavelesinde tanımlanan ve B.M. Bildirgesine yabanî tecavüzlerde bulunan Filistin Kurtuluş Örgütü

Bir tarafta; İsrail’in Filistin Arap Devleti Ürdün’le (ki, Filistin’li milli kimliğini tam olarak karşılar) barışçı bir yerleşim için arzulu ve hazır oluşu..

Diğer tarafta; FKÖ’nün İsrail’in bağımsızlık ve Yahudi halkın kendi kaderini tayin hakkını kabul etmeyişi.

Seçim; Ortadoğu’da anlaşmazlığın giderilmesiyle devam eden çatışma arasında, terörün sindirilmesiyle himayesi arasında, Filistinlilerin halen devam etmekte olan barış getirici bir süreçte memnun edilmeleriyle, bu süreci tahrip edici, görüşmede taraf devletlerden birisini yok etmeyi amaçlayan katil bir örgütün tanınması arasındadır.

Problem şudur: İsrail’le doğudaki komşusu arasında barış olacak mıdır, yoksa; Yahudi Devleti varlığına karşı İsrail’in doğusunda terörist kampanyalar düzenleyen FKÖ’ye üs kurulmaya mı teşebbüs edilecektir?

14 Ekim’de Genel Kurul FKÖ’yü seçti, terörizmi seçti, vahşeti seçti. Ortadoğu’daki barışın ve genel olarak insanlığın bu kararla tahribinin şimdi önlenebilmesi için bir umut olabilir mi? İsrail de seçimi yapmıştır.

Görevi terörizm ve barbarlıkla mücadele olan Birleşmiş Milletler onlarla uyuşabilir. İsrail uyuşmayacak.

Münih olimpiyatları atletlerinin katilleri, Ma’alat’taki çocukların kasapları, Hartum’daki diplomatların suikastçıları uluslararası topluluğa dahil olamazlar. Uluslararası diplomatik platformda yerleri yoktur. Aralarında yerleri olmadığını İsrail görecek.

İsrail FKÖ katillerini, cezalarını verinceye kadar takip edecek. Canavarlıklarını kesin olarak sona erdirinceye kadar örgütlerine ve üslerine karşı olan eylemler devam edecek. Yahudi çocuklarının kanları yerde kalmayacak.

İsrail Filistin’in herhangi bir parçasında FKÖ’nün otorite kurmasına izin vermeyecek.

FKÖ Filistinli Araplar üzerinde güç sahibi olamayacak.

Yahudi İsrail Devleti buna müsamaha etmeyecek.” (1)

 

Devam edecek…

Resim; http://www.islamska-zaednica.com/forum/topic/2799-cumhuriyet-tarihi/page-2

(*) Moses Hess İsrail; Jön Türkler Türkiye; Humeyni İran; Lenin (tasarlanan!) Rusya‘nın (Fikir babaları!) kurucularıdı

(**)Yosef Tekoah: 4 Mart 1925 doğumlu İsrailli diplomat. Harvard Üniversitesi’nce Uluslararası ilişkiler konusunda hocalık yaptıktan sonra Israil dışişlerinde görevlendirildi. Bu konuşmayı yaptığı yıllarda (1968-1975) İsrail’in Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği görevini yürütüyordu.

(1) “Ortadoğu Değişen Dengeler”, YUSUF YAZAR, Seha Neşriyat, İstanbul 1989. Sahife;173

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*