Erdoğan, Nükleer İle Enerji İhtiyacını Karşılar Cari Açığı Kapatır Halk İktidarını Sürdürür mü (Son)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

 

 

 

Milli kaynaklardan üretemediğimiz için dışarıya olan enerji bağımlılığımız, yüzde 75 ve bunun parasal değeri, 40-50 milyar dolar civarındadır. Buna ithal ettiğimiz yüksek teknolojik sanayi ürünlerinin bedelleri de ilave edilirse,  yıllık kaçınılmaz cari açık toplamımız, 60-75 milyar dolara ulaşmaktadır.

Bu bizim acı gerçeğimizdir. Ne bu gerçeklerimizden kaçabiliriz, ne de içerisinde bulunduğumuz şartlarla bunu kapatabiliriz.

Teknik ayrıntıya girilmeden basit bir dille bunları nedenleri ve çözümleri aşağıda açıklanmıştır.

Batı Avrupa, (İngilte-Fransa), Amerika, Almanya ve Japonya, kalkınmada iki ana temel üzerinde yükselmiştir.

Bunlardan birincisi,  halkların (bilgi üretmeleri için) çok okuması ve devletlerinin kalkınmak için kendi halklarını ve sömürgelerini kanatırcasına sömürerek sermaye oluşturmalarıdır.

Bunun adına kabaca “Kapitalizm” diyebilirsiniz.

Osmanlı-Türkiye, ne başkalarını, ne de kendi halklarını sömürmemiş, bu nedenle ellerinde bir sermaye oluşmamıştır. Bu açık ifadesi ile, Osmanlı-Türkiye’nin imalat sanayinden, seri üretime (fabrikasyon) geçememesinin de ana nedenidir.

Buna elbette halkımızın (çağın gerektirdiği bilgiyi üretmek için) yeteri kadar okumadığı  da ilave edilmelidir.

İngiltere-Fransa (Amerika), Sanayi Devrimi birlikte artan enerji ihtiyacını, Osmanlıyı uzun vadeli bir planla yıkarak Ortadoğu petrolünü gasbederek halletmiş ; Osmanlı’yı (Türkiye’yi) de, ellerini, ayaklarını keserek (ileride, “sömürge” konumundan çıkamaması içinde) kültürel boyutta başka bir çizgiye taşımıştır.

Bu olaylar yakın tarihimize kadar çeşitli masallarla süslenerek getirilmiştir.

Ve bir gün geldi, anladık ki:

-Korunmak için askeri güce-silahlara,

-Büyümek için para, enerji ve bilgiye ihtiyacımız var.

Ancak, ortada ne ürettiğimiz modern silahlarımız, ne onları alacak kasada paramız, ne büyümek için enerji kaynaklarımız ve ne de tüm bunları yönetecek, ilim insanlarımız, yeterli bilgimiz var.

Peki, bunlara karşılık hiçbir şeyimiz yok mu?

-Olmaz mı?

-Kredi veren bir IMF var… Güvenliğimizi sağlayan NATO var… Yabancıların kendilerine eleman yetiştirdikleri özel ve yabancı misyoner okulları var.

Bugüne kadar yeterli yerli sermaye oluşmadığı için tüm büyük şirketler ne yazık ki (sermayesi) yabancı kaynaklıdır.

Bu noktada:  yalanlarla ve halkın sermayesi ile kurulan KOMBASSAN ve YİMPAŞ‘ı batıranları alenen KINIYORUM. Elbette batmıl olsa dahi bu tesisleri ülkeye kazandıran en küçük emeği geçenleri kutluyorum.

Ve geldik Sayın Erdoğan’ın şahsında halkımızın iktidar olmasına :

-Bir ülke için “Bağımsızlık” sözkonusu olduğunda sorgulanması gerekenler:

-Sözkonusu ülkenin ; Siyasi, ekonomik ve askeri (yönetim) yeterliliği var mıdır?

-Halkımız, kısmen de olsa bugün (% 60-70 oranında) siyasi bağımsızlığa sahiptir. Ancak, ekonomik ve teknolojik yeterlilik konusunda maalesef bu oranlara henüz çok uzağız.

-Peki neden?

-Enerji ve yüksek teknoloji konusunda dışarıya olan bağımlılığımız neticesinde ve mevcut imkanlarla kapanmayan ciddi boyutta cari açığımız bulunmaktadır. Üstelikte büyüyen bir ekonomi için enerji açığımız gittikçe artmaktadır. Bunun açık ifadesi ; ne kadar çok büyürsek o kadar çok borçlanacak olmamızdır.

Peki, Türkiye petrolü olmadığına göre büyümek için yeterli ve ucuz  enerjiye nasıl kavuşacak?

Bunun görünen ve bilinen en kısa yolu Nükleer Enerji üretimidir. Ancak burada da batı bize dirsek göstermiştir. Çünkü Nükleer Teknoloji sadece enerji için değil, Nükleer çağın gerekleri için de gereklidir. Batı, bunu elde etmemizi ister mi ? Elbette istemez.

Özetle, ihtiyacınız olan sivil-askeri teknolojiyi yerli kaynaklarla üretemiyorsanız, siyaseten bağımsız görünseniz de gerçekte açık olarak ekonomik SÖMÜRGE‘siniz.

Büyümek ve kalkınmak için ihtiyacımız olan enerjinin yüzde yetmişbeşi (halen) ithal edilmektedir. Ve bunun bedeli borçlanarak ödenmektedir.

Ve bugün geldiğimiz noktada İki Nükleer Enerji Üretim tesisi anlaşması yapıldığı anlaşılmaktadır.

Özeti, yıllar içinde, ileride neye ihtiyacımız varsa hepsi sistemli bir şekilde sömürgecilerin kontrolüne geçmiş ve biz sürekli olarak, milli bayramlarda, yazdığımız hayali destanlarla ve bağımsızlık türküleri ile sarhoşlar misali sallanarak yürümüşüz.

Özetin özeti: İçerisinde olduğumuz durum bu. Önce bunlarla yüzleşmemiz gerekmektedir.

Ama”, “O zaman öyleydi…” demeden.

Ve geldik bugüne:

Sayın Erdoğan İktidara geldiğinde, bağımsızlığımızın teminatı ordumuz, ihtiyacı olan çadır-telsiz ihtiyacının yüzde onbeş-yirmisini üretilmekte iken bugün (yüksek teknolojik araçlar da dahil) yaklaşık yüzde altmışbeşi üretilmektedir.

Üretmekteyiz, ancak, ürettiğimiz için başımıza (15 Temmuz darbesi dahil) gelmeyen kalmamıştır. Çünkü siyaseten bağımsızlık, askeri teknoloji ile taçlanacaktır, taçlanmaktadır.

Çözüm:

-Her vatandaş, (Ülkemizin bilgi ve bilgiden bilgi üretmesine katkı için) bir ayda iki kitap okumak zorundadır.

-Her vatandaş, aylık gelirinin yüzde 15-30 oranını DEVLETİN YATIRIMLARI İÇİN TASARRUF ETMELİ (bankaya yatırmalıdır.) Değilse, Ülke kazancı faiz olarak dışarıya çıkacaktır, çıkmaktadır.

-Hayati bir zorunluluk yoksa (Mevcut cari açık makul seviyeye inesiye kadar)  hiçbir şekilde ithal malı, makineyi, araç, SATINALINMAMALI-KULLANILMALIDIR.

Değilse,

-Milli Bayramlarda bayrak sallamaya devam eder, sömürge olarak yaşarız.

Yukarıdakiler yeteri kadar açık değil mi?

Haydi afiyet olsun!

www.canmehmet.com

Resim: web ortamından alınmış, alt yazı tarafımızdan düzenlenmiştir.

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*