Dünya siyasetinin yeni belirleyicileri, “Küresel efendi” değil, Nükleer Efeler’dir. (3)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Kimse kendisine rekabetçi istemeyecektir. Ancak, bilgi kimsenin tapulu malı da değildir.

Dün ateşli silahlar, bugün Nükleer teknolojiler mert’liği! bozmuştur.  Dünyada –bugün için- küresel efendi dönemi kapanmış; Nükleer efeler! Dönemi başlamıştır. İngiltere, Fransa, Hindistan, Pakistan, Kuzey Kore, Çin, Rusya ve ABD’de bilinen Nükleer silahlara sahip ülkelerdir.

Ancak, Nükleer teknolojiye sahip olmak, başlı başına, “Mahallenin Efesi!” olmaya yetmemektedir.  İleri teknoloji ile üreten zengin bir ekonomiye sahip olunması oyunun dünde, bugünde tek kuralıdır.

Konuya iki bölümün kısa özetini takiben devam edilecektir.

Milletler, askeri güçlerini, ekonomik kaynaklarına göre ve geniş çaptaki ekonomik çıkarlarını savunmak amacıyla ayarlamaktadırlar. Ancak, bu askeri gücü ortaya koymanın bedeli, taşıyamayacakları kadar ağırdır.”

-Tarihsel olarak yükselen küresel güçler, dünya ekonomisinin lokomotifi olagelmişler,

-Birleşik Devletler’in sanayi ve ileri teknoloji alanında (gerileyen) rekabet gücü Avrupa ve Japonya’daki rakiplerine göre düşük düzeylerde tutulan araştırma-geliştirme (Ar-ge) harcamalarının sonucudur.

Yirmi yıl önce, dünyanın en büyük 20 bankasının altısına Amerikalılar sahipti; I990’da ise yalnızca iki Amerikan bankası en büyük elli bankanın arasına girebilmiştir.

-Birleşik Devletler’deki yüksek öğrenim kurumları da bu farkın açılmasına katkıda bulunmuşlardır. Birleşik Devletler’in küresel ekonomik gücünün en güzel günlerini yaşadığı 1950’li ve 60’lı yıllarda mühendislik alanında alınan master dereceleri işletme alanında alınanlardan fazlaydı, ancak bu yıllarda eğilim ters döndü -ülkenin imalat temelinin erimesiyle eş zamanlı olarak. 1970’lerde işletme masteri yapanların sayısı mühendislerin iki katına çıkmış, 1980’lerde fark daha da derinleşerek bir yılda işletme fakültesini bitirenlerin sayısı 64.000 iken, tüm ülkenin mühendislik fakültelerinden mezun olanlar 20.000’de kalmıştı.

-Son dönemlerde hazırlanan bir OECD raporu Amerikan üniversitelerinin hala Japonya ve Almanya’daki üniversitelere göre mühendislik ve fen alanlarında verdiği mezunlar açısından yıllık  %7 ila % 10 geride kalmakta olduğunu göstermektedir…

– (Birleşik Devletler’de) değer üretme veya yaratma anlayışı çok gevşemiştir… Üniversitelerden mezun olan insanlar yükse maaşlar için Wall Street’e gitmektedirler. Sonuç olarak, gerçekte her şeyi yapan mühendisler azalmaktadır.

Devamla…

-Japonya ve Almanya ürettikleri ileri teknoloji ile ekonomilerinin verimlilik ve karlılık seviyelerini artırarak dünya siyasetinin belirleyicileri arasındaki yerlerini yukarılara taşımışlardır.

-Çin, Kastedilen manada ileri teknoloji üretmeden, Suudi Arabistan misali nakit zengini olabilecek, ancak dünya siyasetinde etken belirleyici olamayacaktır. Veya şimdilik…

-Bunlarla beraber kapitalist düzen; sürekli büyüyerek üretmeyi ve satmayı gerekli kılmaktadır. Bu diğer ifadesi ile, sürekli olarak ucuz hammadde-işçilik ve yeni pazarlara ihtiyaç olduğu gerçeğidir.

-Dün üretim teknolojisi birkaç devletin tekelinde iken bugün, makineleşme-robotlaşma ve otomasyon sayesinde yüksek askeri ve uzay çalışmaları hariç çok sayıda devlet, temel gereksinimlerini üretmekte ve üretici oyununa katılmaktadır.

-Türkiye’de bu devletlerden birisidir. Yaklaşık son otuz yıllık dönemde birçok alanda üretenlere müşteri olmaktan çıkmış, tüketenlere satıcı konumuna gelmiştir.

-Pazarlarını kaybeden devletler (ve halkları) bu kayıplarını nasıl karşılayacaklar, refahlarını nasıl devam ettireceklerdir? “Arap baharı” ile Suriye’de yaşananlar bu manada değerlendirilebilir. Kayıpların telafisi için kartlar yeniden karılmaktadır.

Amerika Birleşik Devletleri’nin bu noktaya gelmesi sürpriz midir?

-Sovyetler Birliğindeki Çernobil faciası, Glasnost –açıklık- politikası, Berlin Duvarının çöküşü, I. Körfez Savaşı, yıkılmaz sanılan Sovyetler Birliği parçalara ayrılması vb olaylar; 1993 yılların başında ABD’yi tek lider konumuna yükseltti.

-“Çin bir fenomen olarak ortaya çıktı. Dünyanın en büyük şirketleri maliyetlerini kısmak için üretimlerini Çin’e kaydırmanın gerekli olduğuna inandılar. Bu, Almanya, Fransa ve ABD gibi dev ekonomilerde işsizlik probleminin doğmasına yol açtı…” Ancak, yüksek teknolojiye yatırım yapanlar önde olmaya devam ettiler.

-90’lı yıllarda eski gücüne asla kavuşamayacağı düşünülen Rusya, hem Asya hem de Avrupa arasında bağlantı noktası olması nedeniyle hem de sahip olduğu müthiş petrol ve doğal gaz rezervleri ile (yeniden) gündemin en üst sıralarına yerleşti.

-Rusya’nın kendini yeniden toparlamasının yanında Japonya ve Almanya’nın dünya ekonomisinden daha fazla pay almaları, Amerika Birleşik Devletleri’ni , “tek lider” veya “Süper Güç”  konumundan her gün biraz daha uzaklaştırmaktadır.

Resim; web ortamından alıntıdır.

Kaynakça;

-“İmparatorluk mu? Cumhuriyet mî?” James Petras-Morıs Morley

-’The Instant Economist” (Bir günde nasıl ekonomist olursunuz?) John Charles Pool – Ross m la roe

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*