Dönemin Sovyet Ankara elçisi anlatıyor; Padişahın (Vahdettin’in) devrilmesi ve kovulması

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Sovyet Dışişlerinden sorumlu olan Georgiy Vasilyeviç Çiçerin, saltanat rejiminin kaldırılmasıyla ilgili olarak Mustafa Kemal Paşa’ya bir kutlama mesajı gönderir.

1922-1923 yıllarında Sovyetlerin Ankara Büyükelçisi olan Aralov, Mustafa Kemal Paşa ile çok yakından görüşmektedir.  Büyükelçi Aralov ’un arşivlerimizle ilgili önemli bir tespiti vardır;

“Milli Mücadele’nin sıcak günlerinde başlayan bu ilişki, İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda Stalin’in –kısmen Türkiye’nin savaş boyunca Almanya ile sürdürdüğü yakın ilişkiyle gerekçelendirdiği- Kars, Ardahan ve Boğazlar’a yönelik talepleriyle neredeyse zıt bir yola girdi.

Yukarıda bahsedilen iki kutuplu dünya sisteminde, yirminci yüzyıl sonlarına dek kuzey komşumuzla ilişkiler her zaman günlük siyasetin gölgesinde kaldı.

Her ne kadar Türk-Sovyet ilişkilerinin ilk dönemi ile ilgili birçok belge her iki ülkede yayımlanmışsa da, diplomatik tarihe yaraşır kapsamda bir çalışma henüz gün ışığına çıkmamıştır.

Bu darboğazın ana nedenlerinden biri de, Milli Mücadele dönemi Türkiye arşivlerinin henüz araştırmacıların kullanımına açılmamış olmasıdır.  Araştırmacılar hâlâ çoğu kez gazete, dergi gibi basılı kaynaklarla yetinmek durumunda…” (1)

..

Arşivler, araştırmacılara açılmadığı için yakın tarihimiz, daha uzun bir süre bilgi kırıntılarıyla ile –eksik- yorumlanmaya devam edecektir.

.

Büyükelçi hakkında;

-“Semyon  İvanoviç  Aralov ;  (1880 – 1969 Moskova) Sovyet asker, devrimci. Kızılordu’ya bağlı istihbarat teşkilatı GRU kurucularındandır.  5 Ocak 1922 tarihinden itibaren Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliğine atanır, 28 Ocak günü Ankara’ya gelir. Bu dönemde sürmekte olan Kurtuluş Savaşına destek amacıyla yapılan Sovyet yardımlarının koordinasyonunu başarıyla sağlar. Türkiye Cumhuriyeti’nin talebi doğrultusunda 1923 yılı Nisan ayında görevine son verilmiştir.”

Sovyetlerin Ankara Büyükelçisi yaşadıklarını ve şahit olduklarını anlatmaktadır;

-“Padişahın devrilmesi ve kovulması               

1 Kasım 1922 tarihinde çok önemli bir olay gerçekleşti: Büyük Millet Meclisi, saltanatın kaldırılması yasasını kabul etti. Bu sorunun çözülmesini, Türkiye’nin Lozan Konferansı’na çağrılması hızlandırdı; İtilaf Devletleri Vahdettin hükümetini tanımaya devam ediyorlardı. BMM hükümetiyle birlikte İstanbul hükümetini de konferansa çağırmışlardı.

Bu önemli Anayasa girişimiyle ilgili bazı ayrıntılar dikkat çekicidir.

31 Ekim 1922 tarihinde, “Müdafaa-i Hukuk” Meclis grubu toplantısında Mustafa Kemal saltanatın kaldırılması zorunluğunu bildirdi. Ertesi gün de meclis toplantısında büyük bir konuşma yaptı.

Mustafa Kemal Paşa halifelik ve sultanlık konularını birbirinden ayırdı. Halifeliğin kaldırılması teklifinin ülkede kötü yankılar uyandırması ihtimali olduğunu dikkate alarak ilkin saltanatın kaldırılması ve son padişah Vahdettin’in kovulması konusunu ileri sürdü.

Mustafa Kemal, konuşmasında bütün iktidarın,  bütün egemenliğin, Büyük Millet Meclisi’nin elinde toplanması gerektiğini anlattı. Halifelerin öldürülmesi, kovulması üzerine birçok tarihsel örnek verdi.

“Sultan Vahdettin,” dedi Mustafa Kemal,

-“emperyalistlerle işbirliği yaptığı için bütün halkın gözünde kendini rezil etti ve devrilmesi gerekir.”

Başbakan Rauf Bey’in, yeni Türkiye’nin siyasal sorunlarındaki tutumunda… söz etmiştim. Saltanatın kaldırılması konusunda Rauf Bey, babasının padişahın iyiliğini gördüğü ve Osmanlı İmparatorluğu’nun yüksek memurlarından olduğu için kendisinin padişaha candan ve yürekten bağlı olduğunu Mustafa Kemal’e bildirmiş ve şunları söylemişti:

“Bu iyiliklerin hatırası hâlâ kanımda yaşıyor. Benim ödevim, halifeye ve sultana sadık kalmaktır. Bunlarsız Türkiye felakete mahkûmdur.”

1 Kasım 1922 tarihinde alman saltanatın kaldırılması kararından az önce, Mustafa Kemal’in yazdığına göre, muhalefet saltanatın kaldırılması tasarısını şahsen Mustafa Kemal’e mal ederek. Millet Meclisi’nde çok şiddetli bir ajitasyona girişmişti.

Mustafa Kemal, muhalefetin bu konudaki manevralarını zararsız bir hale getirmek için Rauf Bey’i meclisteki odasına davet eder. Başbakanı ayakta karşılayan ve Rauf Bey’in görüş ve inançlarından hiç haberi yokmuş gibi davranan Mustafa Kemal ona şöyle seslenir:

“Hilafet ve saltanatı birbirinden ayırarak saltanatı kaldırıyoruz. Meclis kürsüsünde bu konuyu desteklediğinizi belirten bir konuşma yapmanızı rica ediyorum.*

Mustafa Kemal bu konuda başka hiçbir şey söylemez. Rauf Bey, Paşa’nın odasından çıkar. Mustafa Kemal, Kâzım Karabekir Paşa’yı da (o da sultan ve halife yanlısıydı) çağırtır. Ondan da benzer bir konuşma yapmasını rica eder.

Rauf Bey, Mustafa Kemal’in ricasını yerine getirir. Hatta, saltanatın kaldırılışı tarihinin milli bayram olarak kabul edilmesini teklif eder.

Mustafa Kemal, sonraları, Rauf Bey’in bu davranışına bir hayli şaştığını söylemekten kendini alamamıştır.

Millet Meclisi’ne sunulan yasa tasarısı, Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılışını, yeni Türk devletinin kuruluşunu belirliyor ve egemenlik hakkının millete ait olduğunu doğruluyordu. Yasa tasarısı, aralarında Mustafa Kemal’in de bulunduğu 80 milletvekilinin imzasını taşıyordu.

Görüşmelerde, yalnızca iki milletvekili açıkça teklife karşı konuşmuşlardı.

Mustafa Kemal’in meclis toplantısındaki son sözü çok dikkate değer bir anlam taşıyordu. Mustafa Kemal şöyle demişti:

“Hâkimiyet ve saltanat, hiç kimse tarafından hiç kimseye ilim icabıdır diye; müzakere ile, münakaşa ile verilmez. Hâkimiyet, saltanat, kuvvetle, kudretle ve zorla alınır… Mesele, zaten emrivaki olmuş bir hakikati ifadeden ibarettir… Memleket ve milletin istiklalini ebediyen mahfuz kılacak esasatı Meclis-i Ali’nin müttefikan kabul edeceğini zannederim.** ”

Padişahın kovulması ve halifeliğin sultanlıktan ayrılması karan oybirliği ile kabul olundu.

Kamuoyu, sultanlığın devrilmesine hazırlandığı için muhalefet karşı oy vermekten korkmuştu. Bununla birlikte Mustafa Kemal, feodal ve dinsel çevrelerden ve bunların geri kalmış, bilinçsiz köylüler üzerindeki etkisinden çekindiği için, o zaman cumhuriyeti ilan etmeye cesaret edememişti.

Mustafa Kemal Paşa’nın daveti üzerine Abilov yoldaşla ben de meclisin bu tarihi toplantısında bulunmuştuk. Mustafa Kemal çok ateşli konuştu, onun büyük inancı hissedilmekle birlikte yine de kaygılıydı.

Salonda bir gürültü koptu, oturdukları yerlerden bağıranlar görülüyordu. Yüzyıllar boyunca sürmüş sultanlığın kaldırılması, birçoklarına olanaksız bir iş gibi görünüyordu. Birçok milletvekili, adeta kendi cesaretine kendisi de şaşırmış bir haldeydi.

Muhalefet liderleri, Refet Paşa, Rauf Bey ve diğerleri, başları eğik bir halde meclis binasından çıkmışlardı.

Ama yine de son nokta henüz koyulmamıştı. Ancak bir yıl sonra, 29 Ekim 1923 tarihinde meclis cumhuriyeti ilan etti. Bir süre sonra da (3 Mart 1924’te) halifeliği kaldırdı.

Ancak monarşik düzen özünde ortadan kalkmıştı ve bu olaydan sonra halifenin hiçbir gücü kalmamıştı.

17 Kasım 1922 tarihinde Vahdettin geceleyin sarayından ayrılarak Büyük Britanya devletinin himayesini istemiş ve bir İngiliz gemisine kabul edilmiştir.

Büyük Millet Meclisi kaçan sultanı devrik ilan etti. Veliaht Abdülmecid halife seçildi. Son halife.

G.V. Çiçerin, saltanat rejiminin kaldırılmasıyla ilgili olarak Mustafa Kemal Paşa’ya bir kutlama mesajı gönderdi…” (2)

**

Şimdi de O döneme şahit olan İngiliz istihbaratçının gözü ile Saltanatın kaldırılması

“….Kurşuni üniforması içindeki Mustafa Kemal, bir köşede, sinirleri bozulmuş fakat ses çıkarmadan onları seyrediyor, atılmak üzere olan yabanıl bir bozkurt gibi gergin oturuyordu.

Komisyon teklifin karşısındaydı. Bir üyesi bile teklifin lehine konuşmamıştı. Kaybedecekti.

Ne ki, daha ilk rauntta kaybetmeyi göze alamazdı. Önemsiz şeyler hakkında yapılan bu amaçsız, sonu gelmez tartışma onu kızdırmıştı. Sinirleri iyice bozulmaya başladı. Bu malumatfuruş budalalar sürüsü, ölü bir kurumun yozlaşmış yapısını destekleyecek materyal bulmak için kelimelerle oynarken, Gazi, egemen olarak kendisi bütün gün oturup bekleyecek miydi?

Ansızın bütün kontrolünü kaybetti. Öfkeden titreyerek, homurdanarak bir masanın üzerine sıçradı ve toplantıyı durdurdu.

”Efendiler, Osmanlı Sultanı egemenliği halktan zorla almıştır,” dedi “ve halk şimdi zorla onu geriye alıyor. Saltanat Hilafet’ten ayrılmalı ve kaldırılmalıdır.

Bu görüşe katılır ya da katılmazsınız, bu sizin bileceğiniz iş. Ama ne olursa olsun bu gerçekleşecektir, bu arada bazılarının kafaları kesilse dahi.”

Diktatör emirlerini vermişti. Saygıdeğer başkan ayağa kalktı ve konuştu: “Efendiler,” dedi, “Gazi bize meseleyi bizim ele aldığımızdan çok farklı bir bakış açısından izah etti.”

Mebuslar tehlikeden kurtulmak için aceleden birbirlerini ite kaka Meclis’e bu önerinin yasalaştırılmasını tavsiye etmeye koştular; Saltanat kesinlikle Hilafet’ten ayrılmalıydı; Saltanat’ın kesinlikle ilga edilmesi ve Vahdettin’in ülkeden çıkarılması şarttı.

Uzun giysilerinin eteklerini kavuşturarak, bu zincirsiz bozkurt üzerlerine atlamadan önce savuşabilmek için kaçıştılar.

Meclis, tasarıyı görüşmek için hemen oturuma geçti. Tartışmaya başladılar. Mustafa Kemal, Meclis’in genel havasının kendisine karşı olduğunu anlamıştı. Bir an evvel oylamaya geçilmesini sağlamalıydı. Her ne pahasına olursa olsun kazanması şarttı. Kişisel taraftarlarını toplantı salonunun bir tarafına topladı ve derhal açık oylamaya geçilmesini istedi.

Kimi mebuslar tasarının ad okunarak oylanmasını talep etti. Mustafa Kemal buna karşı çıktı. Taraftarları silahlıydı; içlerinden bazıları her şeyi yapabilecek karakterdeydi; emir alırlarsa silahlarını hiç duraksamadan kullanacakları kesindi.

“Meclis’in oybirliğiyle kabul edeceğinden eminim” dedi. Sesinden bir tür tehdit seziliyordu ve taraftarları da ellerini bellerine atmışlardı. “Ellerin kaldırılması yeterlidir.” (3)

Yazılanlar toparlanırsa,  (Sabık) Sultan Vahdettin, Resmi tarihin iddia ettiği gibi, kaçmamıştır. Hafif tabiri ile, sürgün edilmiştir.

-“Adalet topaldır, ağır yürür fakat gideceği yere er geç varır.” (Mirabeau).

Resim;http://www.haberturk.com/gundem/haber/844355-ataturkten-rus-elciye-tarik-suresi-ile-cevap

*Nutuk.

**Bu pasajı tekrar Türkçe’ye çevirmek yerine Nutuk’tan aynen aldık (Ç.n. “H.A. Ediz”).

(1) Bir Sovyet diplomatının Türkiye anıları 1922-1923 , Semyon İvanoviç Aralov

(2) A.g.e.

(3) “Bozkurt”, H.CC. ARMSTRONG. 1.Baskı Mayıs 2005 NOKTA KİTAP) Meraklılarına; Mustafa Kemal Paşa, bu kitabı sağlığında okumuş ve iddiaları cevaplandırmıştır.)

 

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*