Dinsiz Cumhuriyet ağacında dindar vatandaş yetişir mi?

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Mustafa Kemal Paşa dindar mıydı? Bu kendisinin dışında herhalde kimseyi ilgilendirmez. İlgilendiren kısmı, toplumla olan ilişkisinde kurduğu sistemin kişinin inancına nasıl baktığıdır. CHP’nin din konusundaki uygulamalarına bakıldığında açık olarak dindar toplum istenmediği bilinmektedir. Peki, ”Laik Devlet” din konusunda tarafsız mıdır? Okuduklarınızdan sonra buna sizler karar vermelisiniz.

Aşağıda Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti (bugünkü Türk Tarih Kurumu) tarafından kaleme alınmış ve Maarif Vekilliği Talim ve Terbiye Heyetince, 12.6.1932 tarih ve 11 sayılı karan ile ders kitabı olarak kabul edilmiş, Neşriyat Müdürlüğü’nün 83-5878 sayılı ve 19.7.1941 tarihli emriyle üçüncü defa olarak 3000 sayı basılmış kitaptan alıntılar verilmektedir.

“Kuran nedir?

“Muhammed’in koyduğu esasların toplu olduğu kitaba’ Kur’an’ denir…

İslâm ananesinde bu ayetlerin Muhammed’e, Cebrail adında bir melek vasıtasıyla Allah tarafından vahiy, yani ilham edildiği kabul olunur.”

”Tarihî nokta-i nazardan da mütalaa edildiği zaman görülüyor ki: Muhammed birdenbire ‘Allah’ın Resulüyüm’ diyerek ortaya çıkmamıştır. O, Arapların ahlâk ve âdetlerinin pek fena ve pek iptidai ve ıslaha muhtaç olduğunu anlamış, bunları ıslah için tenha yerlere çekilerek senelerce düşünmüş ve yıllarca tefekkürden sonra kendisinde vahiy ve ilham fikri doğmuştur.”

İlk vahiy

“Vahiy, ilham fikri Muhammed’ten evvel de Araplarca meçhul değildi. Bütün iptidai kavimler gibi, Araplar da şairlerin, akıl erdiremedikleri kuvvetlerden ilham aldıklarına inanırlardı.

Bu kuvvetler Araplar için cinlerdi. Cinler gûyâ, kâhinlere gayptan haber vermek kudretini ilham ederlerdi. Bu nevi itikatlar Arabistan’da her zaman o kadar canlı ve derin olmuştur ki, Muhammed bile cinlerin vücuduna samimi olarak inanmıştır.”

“O, hakikaten cinlerin şairlere şiir ilham ettiğine kani idi. Araplar, şairleri bir kâhin gibi telâkki ederlerdi. Muhammed’in Musa, Isa dinlerine dair öğrendikleri de kendisinde bu telâkkiyi kuvvetlendirmiştir.

Bu peygamberler melekler vasıtasıyla ilham aldıklarını söylemişlerdir. O dinlerde de cin ve melek telâkkisi vardı. Dinler nazarında cinler, kötü ruhlar olduğundan peygamberler onlardan mülhem olamazlardı. Muhammed de diğer peygamberler gibi kendisine ilham eden kuvvetin insanları iğfal eden bir kuvvet olmayıp, onları hayır ve saadete irşat eden ilahî bir kuvvet olduğuna samimi olarak inandı.”

1932 ve 1941 yılında Maarif Vekâleti (Millî Eğitim Bakanlığı) tarafından gelecek nesilleri yetiştirecek eğitim müesseselerinde temel ders kitabı olarak hem Atatürk, hem de İnönü devirlerinde okutulan bu kitapta, açıkça görüldüğü gibi,

Kur’ân-ı Kerim’in Allah kelâmı olduğu inkâr edilmekte, Kur’ân’a, (hâşâ), “Muhammed’in koyduğu esaslar” denilmek suretiyle Allah da inkâr edilmektedir.

Hicret mi kaçış mı?

”Muhammed’in çocukluğuna ve gençliğine âit malûmata sonradan katılmış çok uydurma şeyler vardır.”

“Kırk yaşına geldiği zaman peygamberliğini ilân ve vatandaşlarını, kendinin bulduğu ve doğru olduğuna inandığı yeni bir dine davete başladı.”

“Muhammed de Mekke’den kalkıp Medine’ye kaçtı.”

”Telâş ve korku içinde kendilerini kaybeden Müslümanlar canlarını kurtarmaktan başka bir şey düşünmüyorlardı. Muhammed bizzat firarilere ‘Buraya geliniz! Bana geliniz!’ diye bağırdı.

Fakat, kendisini dinlemiyorlar, hiç durmadan dağa doğru kaçıyorlardı.”

“Muharebeden dönenleri karşılamak için Medine haricine çıkanlar Muhammed’i perişan bir halde, at üzerinde gördüler. Yüzü şişmiş, alt dudağı morarmış, sarkmış ve kanamış idi.”

Müseylime

”Hakikatte Müseylime de kıymetsiz sayılmayacak ahlâkî ve Dinî bir mezhep ortaya koymuştur.”

”Daha Muhammed’in öldüğü anda bütün eski nifaklar, ihtiraslar, hırsıcahlar zincirden boşandılar. O derecede ki; hakkında korku ve hürmet beslenen Peygamberin henüz ılık cesedi, son nefesini verdiği basit odada unutulmuş ve ihmal edilmişti.”

“Ali ve yakın akrabaları, Muhammed’i, terk-i hayat ettiği kerpiç odada kimseye haber vermeksizin açtıkları bir mezara acele gömdüler. Peygamberin karıları bile bundan haberdar edilmedi… Ebubekir ve Ömer de cenaze merasiminde bulunmamışlardı.

Anlaşılıyor ki, o anda siyasî meşguliyetler o kadar mühim ve mecburi idi ki, kimse Arabistan’ın kudretli hâkim ve sahibinin cenazesiyle uğraşmaya ne vakit bulmuş ve ne de arzu duymuştur.”

“Peygamber zamanında iyi geçinmiş olan bu fırkalar, şimdi yalnız kendi maddî ve manevî menfaatlerini muhafaza etmekten başka bir şey düşünmüyorlardı.”

“Kendilerini bir arada tutan zat ortadan kalkınca teşkilâtsız, başsız, fikirsiz kaldılar; birbirlerinden şüphe ederek, birbirlerini kıskanarak evlerine kapandılar.”

İcabatı yapılmıştır

“Muhammed, gerek dinî meselelerde, gerek içtimaî hususlarda bir ıslah yapmak lâzım geldiği zaman, kendini hiçbir şeyle bağlı görmemiştir. Daima tekâmüle doğru yürümüştür. Ölüm, bu tekâmülü birdenbire kesti.

Muhammed’den sonra İslâm âleminde görülen durgunluk ve tedennî sebebi Muhammed’de değil; onun halifelerinin Muhammed’in mesleğinin ruhunu değil, metnini almalarında aramalıdır.

Bu büyük hakikat ancak Türkiye Cumhuriyeti devrinde hakkıyla idrak edilmiş ve icabatı yapılmıştır.”

Kabe ve…

“Kabe; mikâp yani tavla zarı şeklinde demektir. Filhakika Kabe çok eskidir. Ne vakit ve kimler tarafından yapıldığı da bilinmiyor. Arap an’anesi Kabe’nin inşasını İbrahim Peygambere atfetmektedir.”

“Arapların aralarında yayılan bu an’aneye göre İbrahim, karısı Hacer ile oğlu İsmail’i buraya getirmişti. Zemzem de onlar için fışkırmıştı. İbrahim, oğlu İsmail ile birlikte Kabe’yi bina etmişlerdi. Cebrail kendilerine o zaman beyaz ve mücellâ olan Haceriesvedi getirmişti; bu taş sonradan günahkârların ellerini sürmelerinden dolayı kararmıştı.

Bunların hepsi bittabi, sonradan uydurulmuş masallardır.”

Hacerü’l-Esved hakkında ise şunlar yazılıdır :

“Bu ‘Mukaddes Karataş’ an’anesi aynen Friglerde de vardı. Friglerin mukaddes sayarak ihtiram ve ibadet ettikleri ‘Karataş’ bugünkü Afyonkarahisar şimalinde, kadîm Pessinüs şehrinde bulunuyordu. Bunun kudsiyet-i an’anesi bu şehrin Romalılar tarafından zaptına kadar devam etmişti.

Demek ki, Kabe’nin bir köşesindeki ‘Karataş’ın kudsiyet almasından, ziyaret ve tavaf edil-meşinden çok evvel Friglerde ‘Karataş’ın mabet ve ziyaretgâhesası olması âdeti teessüs eylemiş bulunuyordu.”

Müslümanların kutsal mahallerini tezyiften sonra, elbette arkasından şu sual gelecekti: “Böyle bir yere niçin gideceksiniz, niçin boş yere Araplara döviz vereceksiniz?”

(Nitekim, o günlerde kesif biçimde bu propaganda yürütülmüş ve nihayet hac yasaklanmıştır.)

Şiirler ve Hezeyanlar

Tedrisatı (eğitimi) memnuiyetini (yasağını) otuz sene daha devam ettirebilsek, artık ondan sonra Türkiye’de böyle bir mesele kalmaz!” Diyen bakanların Millî Eğitim Bakanlığı’nı milletten kopardığı günlerdir.

Ne var ki, İslâmiyeti reddedenler, dinsiz de yapamadıkları için, kendilerine “yeni din”, ve hâşâ “fani tanrı” uydurmaya çalışıyorlardı…

Aka Gündüz’ün şiiri…

‘Yerde o…

Gökte o…

Denizde o…

Her yerde o.

‘Varsın, teksin, yaradansın, (Hâşâ)

“Sana bağlanmayanlar utansın!”

O günlerin Yusuf Ziya’sı da, tek parti iktidarından aldığı ilhamla,

-“Yoktan var ediyor, tanrı gibi her şeyi” diye yazarak Aka Gündüz’e destek verir…

31 Mart 1931’de Türkiye çapında yapılan okullar arası şiir yarışmasını kazanan bir ilkokul öğrencisinin mahut şiirinden kısa bir bölüm:

“En büyük imanım şu:

Sen Rabbin yarısısın.

Yerin üstünde,

Fakat Türklerin tanrısısın.” (hâşâ)

CHP’nin Edirne Mebusu Mehmed Şeref (Aykut), “Kemalizm” isimli kitabının üçüncü sayfasında “yeni din”ini şöyle açıklıyordu:

“Kemalizm… Yalnız yaşamak dinini aşılayan ve bütün prensipleri ekonomik temeller üzerine kuran bir dindir.”

Bu “yeni dine” elbette “yeni bir kıble” de lâzımdı.

Onu da Kemalettin Kamu buluyor:

“Ne örümcek, ne yosun

Ne mu’cize, ne füsun.”

Kâbe Arab’ın olsun

Bize Çankaya yeter!”

Medeni Bilgiler

Meşhur Afet İnan’ın imzasını taşıyan Medeni Bilgiler kitabı tam bir ibret vesikasıdır. Afet Hanım’ın imzasını taşıyor, ama ”Önsöz ”ün de Afet İnan: “ Bu kitaplar” diyor,

“Benim ismimle çıkmış olmasına rağmen, Atatürk’ün fikirleri ve telkinlerinden mülhem olduğunu ve üslûbun tamamen kendisine ait olduğunu tarihî hakikatleri belirtmek bakımından bana düşen bir ödev telâkki ediyorum.”

İşte Atatürk’ün kendi el yazısıyla kaleme aldığı notların “Millet” bölümünden satırlar:

“Türkler Arapların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi.

Arapların dinini kabul ettikten sonra bu din Arapların Türklerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir tesir etmedi. Bilakis Türk Milletinin millî rabıtalarını gevşetti; millî hislerini millî heyecanını uyuşturdu.

Bu pek tabii idi. Çünkü Muhammed’in kurduğu dinin gayesi, bütün milliyetlerin fevkinde şamil bir Arap milliyeti siyasetine müncer oluyordu. Bu Arap fikri,’ ümmet’ kelimesi ile ifade olundu.”

“Türk Milleti birçok asırlar, bir kelimesinin manasını bilmediği halde Kur’an’ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndü…”.

“Türk Milletini Allah için. Peygamber için topraklarını. Menfaatlerini, benliğini unutturacak, Allah’la mütevekkil kılacak derin bir gaflet ve yorgunluk beşiğinde uyuttular…”.

Tarihe siyasal ve ideolojik amaçlarla gidilmediği takdirde, alınabilecek önemli dersler bulunabilir.

Afet İnan” imzalı. Medeni Bilgiler isimli kitaptan birkaç cümle:

Din hissi, dünyanın acısı duyulan tokadıyla derhal Türk Milletinin vicdanındaki çadırını yıktı; davetlileri, Türk düşmanları olan Arap çöllerine gitti…

Artık Türk, cenneti değil, son Türkellerinin müdafaa ve muhafazasını düşünüyordu. İşte dinin, din hissinin Türk Milletinde bıraktığı hatıra…”

Millî birlikten söz eden bölümde ise şu görüşlere yer veriliyor:

“Din birliğinin de bir millet teşkilinde müessir olduğunu söyleyenler vardır. Fakat biz, bizim gözümüz önündeki Türk milleti tablosunda bunun aksini görmekteyiz.” (1)

Ve bir belge daha;

İlgili dönemde “Hür Adam” ismiyle bir gazete yayınlanmaktadır. Dindar gazetecilerden rahmetli Eşref Edip, adı geçen gazete de gençlere bazı dinî öğütler yayımlamaya başlayınca. Matbuat Umum Müdürlüğü’nden ikaz gelir…

“Biz (iktidarda olan CHP zihniyeti) her ne şekil ve surette olursa olsun, memleket dâhilinde dinî neşriyat yapılarak dinî bir atmosfer yaratılmasına ve gençlik için dinî bir zihniyet fideliği vücuda getirilmesine taraftar değiliz.” (T.C. Dâhiliye Vekâleti, Matbuat Umum Müdürlüğü, sayı 658 ve 17 Mayıs 1942)

Şimdi okuyanlar neye karar vermelidir?

-Bu uygulama Laik anlayışa uygun mudur?

-Türk Milleti’ni oluşturan kavramlar arasında İslâm dininin yeri var mıdır?

(1) “Kayıtdışı tarihimiz”, Yavuz Bahadıroğlu

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

tum blogu okumaya oldukca iyidir

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*