Devrimlerden önce bizde çok konuşulan az bilinen, “Manda” ve Sevr’i aradan çıkaralım (8)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Tarihimizle ilgili Osmanlı-İngiliz arşivleri açılmamıştır. Bu nedenle, Kurtuluş savaşımız, paylaşımı ve hesapları birbuçuk yıl evvel bitirilmiş bir ülkede, biraz ders vermek için” mi yaptırıldığı!” Henüz karanlıktadır. Kimseyi şoka sokmadan! Üzeri örtülü tarihimizi kısa notlarla biraz açıyoruz.

Kısa özetini vereceğimiz aşağıdaki bilgiler kişisel kanaatimizdir. Evvelce bu şekilde bir bütün olarak böyle bir bilgiye rastlamadık…

Yapılan, ulaşabildiğimiz küçük parçaların amatör bir bakışla resim haline getirilmesidir.

Bu konu tarihçiler tarafından araştırılmalı ve gerekiyorsa onlar bir hükme varmalıdır.

Önce konunun anlaşılması adına kısa bir bilgi…

-Sevr Antlaşması, “ I. Dünya Savaşı sonrasında İtilâf Devletleri ile Osmanlı İmparatorluğu hükümeti arasında 10 Ağustos 1920’de Fransa’nın başkenti Paris’in 3 km. batısındaki Sevr banliyösünde bulunan Seramik Müzesi’nde imzalanmış fakat uygulamaya konmamış barış antlaşmasıdır. “

-“Manda sorunu, Milli Mücadele başında Türk aydınlarının tartıştığı önemli konulardan biri olmuş, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının kararlı tutumu,  ABD’nin isteksiz olması nedeniyle gerçekleşmemiştir.

-Manda ve himaye sistemleri, “Birinci Dünya Savaşı sonunda Paris Barış Konferansı’nda gündeme gelen manda sistemi Güney Afrikalı General Jean Chiristiaan Smuts tarafından 16 Aralık 1918’de sunuldu.

Buna göre, yenilen merkezi devletlerden ayrılacak ülkelerin yönetimi Milletler Cemiyeti’ne bırakılacaktı. Henüz “bağımsız olma” yeteneğine sahip sayılmayan uluslar Milletler Cemiyeti tarafından bu “yeteneğe” erişinceye kadar eğitilecekti.

Ancak kurum bu işi kendisi yapmayacak ve “büyük” bir devleti görevlendirecekti… Manda sistemi halkın gelişme derecesine, ülkenin coğrafi durumuna, iktisadi şartlarına bağlı olarak üç gruba ayrılmıştı.

-A mandası,  Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrılacak topraklar üzerinde düşünülmüştü. Bu gruba bağımsızlık tanınıyor, ancak geçici olarak mandater ülkenin de yönetimi öngörülüyordu.

B mandası, Almanların Orta Afrika sömürgelerini kapsıyordu.

– C mandası iyice geri kalmış Güney BatıAfrika ile Güney Pasifikteki Alman sömürgelerine aitti.

ABD Başkanı, “…Woodrow Wilson’un Türkiye’nin doğusunda bir Ermenistan kurmak çabalarının olmayacak duaya amin demek olduğunu, dağılan Osmanlı Devleti topraklarının hepsinin ya da bir bölümü üzerinde manda üstlenmenin, Türk tepki ve direnişinden başka ABD bütçesi için büyük masrafları ve askeri birlikleri bulundurmayı gerektireceğini çabuk anlamış ve bu heveslerden vazgeçmişti. (http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/45/800/10216.pdf)

(Konunun meraklıları detaylar için yukarıda belirtilen web adresine bakabilirler.)

Ve işte hikâyemiz;

-Yaklaşık yüzelli yıl evvel Batı Avrupa’da Sanayi Devrimi’nin ilk adımı tamamlanmış sıra, tüketerek-üretebilen sanayiler için gerekli hammadde ve pazarların bulunmasına gelmiştir.

-Osmanlının toprakları bu iş için en ideal yerlerdir.

-Ancak,  Osmanlı lokması çok ama çok büyüktür. Bu nedenle hiç kimse tüm hazırlıklarını yapmadan paylaşım işine girmeye, hatta önayak olmaya cesaret edememektedir.

-Bu nedenle, bu konu ne zaman ortaya gelse masada anında,“Britanya, Fransa, Rusya, Avusturya ve Prusya” –beş devlet – yer almaktadır. )

-Osmanlı bu anlayışla, Milliyetçilik hareketleri ve  isyanlarla yıpratılmaya başlatılır.

-Bu arada Osmanlı da güzellik uykusunda değildir,  Avrupa ile arasının açıldığının, geri kaldığının farkındadır.  O da boş durmaz, öncelikle askeri alanda reform hareketlerine başlar…

-Ancak, Osmanlının toparlanmasına izin verilmesi halinde en azından bir 300-500 yıl daha iştah kabartan bu bölgeler, Avrupalılara kapalı kalacaktır. Bu da kolay hazmedilir bir olay değildir.

“Büyük oyun” Gereği, Osmanlı sürekli olarak –uydurma- savaşlarla meşgul edilir, tüm gelirinin orduya –asker-silaha- yatırılması sağlanır ve sanayileşmesine fırsat verilmez…

-1900’lü yılların başına gelindiğinde, Osmanlı hanedanı, İttihat-Terakki hareketi ile tamamen etkisiz hale (üzülerek ifade ediyoruz,  oyuncak haline) getirilir.

-“1908 ittihatçı darbesi “İle belki de iyi niyetlerle, ancak, kurtların oyununun farkına varılmadan tuzağa düşülür ve affedilmez bir hata yapılır. Tüm diğer darbelerimizde olduğu gibi

-Her ne kadar İttihatçılar da, imparatorluğun Kurtuluşunu önceden, İngiliz-Fransızların yanında yer alarak sağlamayı düşünmüşlerse,  onlara yüz verilmemiş, belki de, “Büyük Oyun” gereği Almanların yanına itilmişlerdir.

-Sultan Vahdettin ile son sadrazamlar da, son çırpınışta kurtuluş, çare olarak, İngiliz-Fransızlara  gitmişler, ancak, Onlara da kapı gösterilmiştir.

-Özetle, Sultan 2.Abdülhamid ile birlikte Osmanlı hanedanlığı –karar vericiliği- büyük devletlerin gözünde bitmiş, daha doğrusu bitirilmiştir.

-1914’de gelindiğinde paylaşım için artık başta Almanlar olmak üzere taraflar bir savaşa hazırdır. İngilizler kendilerini dünyanın süper gücü ve denizlerin yenilmez hâkimi olarak görmektedirler…

-Osmanlı Almanların yanında zoraki olarak yer alır ve Sultan –birazda- Almanların zorlaması ve bir halife olarak tüm islam dünyasına seslenir, vakit “Cihad” vaktidir.

-Birinci dünya savaşı, 28 Temmuz 1914’de başlar ve 12 Kasım 1918 Tarihleri arasında resmen sona erer.

İttifak Devletleri; Almanya,  Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Osmanlı İmparatorluğu ve Bulgaristan Krallığı…

– İtilaf Devletleri; Britanya İmparatorluğu, Fransa ve Rusya İmparatorluğu önderliğindeki Sırbistan, Karadağ ve Belçika devletleridir.

-Savaşa sonradan, İtalya, ABD, Japonya, Yunanistan, Portekiz ve Romanya da katılacaktır.

(Burada okuyanın dikkatini, İngiltere-Fransa ve Rusya’nın kankalığına! çekmek isteriz.  Bunlar, 1853 Kırım savaşı ile birlikte paylaşma oyununun (zaman zaman göstermelik olarak karşı karşıya da gelselerde) değişmez ortaklarıdır.

– Ve I.Dünya savaşı, 12 Kasım 1918’de resmen bitecektir,  bitmesine de…

-İngiltere başbakanı Lloyd George’un 5 Ocak 1918’ de, İşçi Sendikaları Kongresi önünde deklare ettiği İngiliz savaş amaçları, (Türkiye konusunda ABD Başkanı Wilson ile hemen hemen aynı) görüşleri paylaşır:

-“Türkiye’yi başkentinden veya ırkça hakim unsuru Türk olan Küçük Asya ve Trakya’nın verimli topraklarından mahrum etmek için savaşmıyoruz […] Biz, Akdeniz ve Karadeniz arasındaki deniz trafiği uluslararasılasmış ve yansızlasmıs olmak kaydıyla, başkenti Istanbul ile birlikte Türk ırkının anayurdunda Türk devletinin varlığını sürdürmesine karşı değiliz. Ancak Arabistan, Ermenistan, Mezopotamya, Suriye ve Filistin’in ayrı ulusal statülerinin tanınmasını isteme hakları vardır. […] Rusya’nın çökmüş olması bütün koşulları değiştirmiş olduğundan, önceden yapılmış olan anlaşmaların Müttefikler arasında özgürlükle tartışılmasına bir engel kalmamıştır.(Bayur, a.g.e. c. III/4, s. 620-621.)

-ABD Başkanı Wilson’da, bunda üç gün sonra, 8 Ocak 1918’de  yenidünya düzenindeki yerimizi açıklar;

“Osmanlı Devleti’nin Türk olan kısımlarında egemenliği sağlanacak, Türk olmayan milletlere kendi geleceklerini tayin hakkı tanınacak, Boğazlar uluslararası trafiğe açık olacak ve uluslararası denetim altında tutulacak.”

-Bu iki açıklamadan anlaşılan, Osmanlı Devleti’nin milliyetler esasına göre bağımsız devletlere bölüneceği ve Türk çoğunluğun yaşadığı bölgelerde bağımsız bir Türk devletinin kurulacağıdır. Özetle, Dönemin büyükleri,

Birinci Dünya savaşının sonuçlanmasından yaklaşık on ay;

Kurtuluş savaşımızın değil bitmesine, başlamasına daha birbuçuk yıl varken;

-Hamile kadınının doğumunu yaptırmış,

Hatta çocuğun adını koymuş, onu anaokuluna göndermişler!

-Dedekilerinin hepsini doğru kabul edelim, edelim de bu durumda,

-Yunanlıların,”15 Mayıs 1919 PerşembeAtatürk’ün Samsun’a çıkmasından dört gün önce, Cennet ülkemizin bir parçası, güzel İzmir’imizin işgal etmesine ne diyeceğiz?

-“Senin tüm anlattıkların havada mı kalıyor?”

-İzmir’in İşgal edilmesi…

-İşgal olayı, “Öküzün böğürdüğü yer!” dir.

-Bunu Belki de ilk kez farklı bir pencereden görerek biz seslendireceğiz.

Devam edecek…

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*