Devrimler, “Yahu ver şunu da biraz da biz ölelim! Değişimidir. (Son)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

İngiliz ve Fransız Devrimlerinden sonra değişenler sadece ülkede geliri paylaşanlar olmuştur. Bizde?  Bizde mi, isterseniz bunun cevabını vermeyelim!  Deseler ki, “Ülke geliri, 3-5 aile arasında paylaşılmış.” Buna kargalar bile güler! Her doğru söylenmezmiş! Bu da aramızda sır olarak kalsın.

Ne denilmişti? Devletin yönetim anlayışını oluşturan CHP felsefesinin altı okundan üçü Fransız,  üçü de Rus devriminden alınmıştır.

Bir partinin programı bir ülkenin Anayasasına girebilir mi?

Girerse bu Ana-yasa mı, olur Parti-yasa mı?

Konuyu biraz açalım…

Şimdi yeni bir anayasa yapılacaktır.

Partilerimiz bu konuda ne demektedir?

“Halkın tüm kesimleri, renk ve beklentileri ile yeni yapılan anayasada yer almalıdır.”

Bu doğru bir istek, doğru bir ifadedir.

Halk, kendi renk ve anlayışlarının saygı gördüğü ve korunduğu bir anayasa istemektedir.

Neden?

Onlar, bu ülkenin toprağını işlemekte, ektikleri ve diktikleri ile ülkeyi bir gelin gibi süslemekte, üreterek, hizmet ederek devletini zenginleştirmekte, güçlendirmektedir.

Bunları yapanlar olarak anayasada kişisel ve topluluk haklarının teminat altına alınmasını istemeleri doğal haklarıdır.

Şimdi desek ki iktidardaki ABC Partisi kendi program ve hedeflerine göre bir anayasa yaptı ve bu anayasa halk meclisinde bir şekilde kabul edildi-ettirildi…

Olur mu?

Şimdi küçük bir hikâyemiz var…

1924 Anayasası, Kaynak; (http://www.anayasa.gov.tr/)

TEŞKİLÂTI ESASİYE KANUNU

Kanun Numarası : 491…..Kabul Tarihi : 20/4/1340 (1924)

BİRİNCİ FASIL

Ahkâmı esasiye

Madde 1.- Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.

Madde 2.-(Özgün hali) Türkiye Devletinin dini, Dini İslâmdır; resmî dili Türkçedir; makarrı Ankara şehridir.

Madde 2.- (İlk Değişiklik : 10/4/1928 – 1222 S. Kanun/md. 1)

Türkiye Devletinin resmî dili Türkçedir; makarrı Ankara şehridir.

Madde 2.- (Son Değişiklik : 5/2/1937 – 3115 S. Kanun/md. 1)

Türkiye Devleti,Cümhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, lâik ve inkılâpçıdır. Resmî dili Türkçedir. Makarrı Ankara şehridir.

Madde 3.- Hâkimiyet bilâ kaydü şart Milletindir.

Görüleceği üzere, CHP’nin parti programı anayasa girmiştir.

“CHP’nin altı oku anayasaya nasıl girdi?

Zamanın Başbakanı İsmet (İnönü) Paşa’nın 120 arkadaşıyla birlikte Meclis’e getirdiği teklif B.B.M’nin 9 Nisan 1928 günkü toplantısında görüşülmüş ve kabul edilen 1222 sayılı kanunla Teşkilat-i Esasiye Kanunu’nun (Anayasa’nın) bazı maddeleri değiştirilirken, ikinci maddedeki “Türkiye devletinin dini, din-i İslamdır” maddesi Anayasa’dan çıkarılmıştır ama 27 Mayıs 1960 hareketine (darbesine) karışan Cemal Madanoğlu’nun işbu değişiklikten haberi yoktur!…

Madanoğlu, 1961 Anayasasını hazırlayan ve “yüksek ilim ve hukuk heyeti” Diye anılan heyetin önüne günün birinde dikilmiş ve şu teklifte bulunmuştur:

-“Anayasadaki “Türkiye devletinin dini,din-i Islamdır” maddesinin hemen altına“Ezan Türkçe okunur” maddesini ilave ediniz.”

Anayasa’daki 1923 değişikliğinden haberi olmayan Madanoğlu, hükmü ile bazı dini tabirler Anayasa’dan çıkarılmış ve bu tarihten dokuz yıl sonra, ayni madde bir değişikliğe daha uğramıştır. Madanoğlu,

-“Anayasa’yı ihlal ettiler” diye 27 Mayıs’ta Demokrat parti iktidarının bir darbe ile devirenler arasındadır!.

İkinci madde, bu kere yine İsmet’in 153 arkadaşıyla birlikte Meclis’e getirdiği bir takrir (önerge) ile ele alınmış ve teklif kabul edilerek Anayasa’nın maddesi su şekilde değiştirilmiştir:

-“Türkiye Devleti cumhuriyetçi, halkçı, devletçi laik ve inkılapçıdır. Resmi dil, Türkçedir. Başkent Ankara’dır”

5 Şubat 1937’de kabul edilen bu değişiklik, merhum Ali Fuat Başgil’e göre:

“Anayasa bir parti programı değildir, bir milli (sözleşme-yemin) misaktır.Yalnız muayyen bir partinin mensuplarına ve yalnız, yaşayan nesille hitap etmez. Milletin her ferdine ve kanun olarak kaldıkça, her nesile hitab eder.

“Bir parti için yerinde ve münasip olan bir fikir, devlet için ve devletin kanunu olan Anayasa için münasip değildir.”diyen Ali Fuad Hoca, başka bir yazısında meseleyi daha geniş bir şekilde ele alıyor:

“Devletçilik nedir? Laiklik ve milliyetçilik nedir? İnkılapçılığın zaman içindeki hududu nedir? Bizde bunlar ne Anayasa’da ne de başka bir tatbikat kanununda tarif edilmemesi, hiçbirinin hududu ve şümulü gösterilmemiştir.

Meselâ, devletçilik şahsi temayüle göre değişik, hatta zıt mana olan bir tabirdir.

“Bizde bu prensibin kanunlarımızda bir tarifine rastlanmadığı gibi, hukukçularımız arasında da ilmi bir izahı yapılmış değildir.”

Laiklik de böyledir. Garp ilmine sorarsanız, laiklik din ve vicdan hürriyetinin teminatıdır ve laik olmayan bir devlette bu hürriyetin teminatı yoktur.

Bize gelince, maziyi yasayanlar bilirler ki, bizde laiklik sol ve sağ temayüller arasında bocalamış, iktidar adamlarının içtihadına göre mana almıştır.

Acı olan şudur ki, bu içtihat memleket realitesinden ziyade yanlış görüşlere saplanmaktan doğmuştur.

Şu da acıdır ki, Üniversitelerimiz, bu hususta efkârı aydınlatacak bir görüş vermemesi ayni fakülte hocaları bile bir anlayış birliğine varamamıştır.(1)

Fransız devrimi ile başladı, anayasa ile tamamladık.

Eğer, devlet yönetimlerinde, halk ve adına devlet dediğimiz kurumun gücü arasında bire bir denge yoksa, halk yöneticilerin insafına terkedilmiş demektir.

Biz bunu çok yaşadık.

Devlet, Kanun, asker-polis gibi yaptırım; kredi-ihale gibi yönlendirici unsurlarına sahiptir.

Halk, bu güçlü devlet kurumu karşısında, bağımsız medya ve yargı, güçlü sivil toplum kuruluşları-sendikalar ile seçim sandıklarına sahip olmalıdır. Ki, ezilmesin, horlanmasın…

Bizde yakın zaman kadar yapılan her şey dayatma ve korku-baskı unsuru altında yapılmış, adına da halk için halkın yararı için denilmiştir.

Bir taraftan halk yönetimi diyor, diğer taraftan dayatıyoruz..

Neden?

-“Halk cahil!”

O cahiller…

-Düşmanı kazma ve balta sapları ile kovalayanlar mı?

-Bebeğinin kundağına taşıdığı mermiyi ıslanmasın diye saranlar mı?

-Bir tanecik gözbebeğinin, kınalı kuzusunun alnına kına yakarak şehit olmaya gönderenler mi?

-Ekenler, sürenler, biçenler, vergi ödeyenler ve şehit olanlar mı?

(1) Mustafa Müftüoglu, Yalan söyleyen tarih utansın, cilt: 10, s. 220-221, İstanbul,

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*