Devlet adamı Süleyman Demirel’i tanır mısınız? Tanırız be ya!

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Biraderler için siyasi anlayış çokta önemli değildir. Ha sağ olmuş, Ha sol! Önemli olan vatandaşın kalesine olmalı Gol!

 

1960 Darbesinin lideri Cemal Gürsel (1) uzun bir koma döneminin ardından 14 Eylül 1966’da vefat ettiğinde Demirel başbakandır.  Bakanlar Kurulu’na aldırdığı sürpriz bir kararla Gürsel Paşa’yı Anıtkabir’e (2) defnettirir.

27 Mayıs 1960 “sabaha karşı” Silahlı Kuvvetlerin idareye el koymasıyla birlikte Demokrat Parti iktidarının Devlet Su İşleri Genel Müdürü Süleyman Demirel için de zor günler başlamıştı. Çok geçmeden ihtilalcilerin devlet dairelerini istilasıyla, kendisi bir yana makamı bir yana savruluyordu. Doğasındaki pısırık ve çekingen yapısından dolayı hayli tedirgin ve ürkek bir ruh halinin içerisindeydi.

Bu şartlarda kadere boyun eğmekten başka çaresi yoktu. Kendisinin de tahmin ettiği gibi darbenin ilk günü görevden alındı. Gelecek günlerde akıbetinin ne olacağını bir türlü kestiremiyordu.

Otuz altı yaşına bastığı halde bürokrasideki önemli konumundan dolayı henüz askerliğini yapmamıştı. Şube kayıtlarının yoklama listesinde asker kaçağı görünüyordu. Mevcut yasalara göre celp altına alınıp, askeri cezaevi’ne gönderilmenin tedirginlikleri içerisindeydi.

Başta Cumhurbaşkanı Celal Bayar olmak üzere Başbakan Adnan Menderes, kabine üyeleri, iktidar partisi’nin milletvekilleri ve önemli bürokratlar Yassıada’ya kapatılırlarken, mason locasının görünmeyen gizli eli Süleyman Demirel’i hiç beklemediği biranda tutuklanmaktan kurtarmıştı.

Korunup kollanmanın içyüzü o yıllarda tam olarak aydınlığa kavuşmasa da ihtilalin bir numaralı adamı Orgeneral Cemal Gürsel’in, farklı dünya görüşlerine rağmen Demirel’e kol kanat gerdiği dikkatli gözlerden kaçmayan bir durumdu…

O günlerde yakından tanıdığım emekli Süvari Albayı ve Bağkur Yönetim Kurulu üyesi Vacit Akkor’la aramızdaki yaş farkına rağmen dostane görüşmeler yapıyordum… Birgün, tarihi konulara dair koyu bir sohbete daldığımızda kapı çalındı içeriye giren şahsın resimlerinden tanıdığım kadarıyla Orhan Kabibay  (3) olduğunu anlamakta gecikmedim…

Nihayet konular derinleştikçe. Demirel’e ait sansasyonel meseleler gündeme gelmişti. Bunlar ihtilalde nasıl kollandığı, askerlik celbine dair imtiyazlar ve Cemal Gürsel’le yakın münasebetlerde bulunduğu hakkındaki özeleştirilerdi…

Bilgi edinmek kaydıyla Orhan Kabibay’a sorular yöneltmeye başladım:

– Efendim, sizin açınızdan mahsuru yoksa az önce bahsi geçen Demirel hakkında bilmediğim hususlarda bilgi edinebilir miyim.

– Peki, merak ettikleriniz nedir?

-1960 ihtilalinin ilk günlerinde fazla gündeme taşınmayan bir Süleyman Demirel hadisesi var. Demokrat Parti iktidarının Cumhurbaşkanı, Başbakan ve milletvekillerinin yanı sıra bürokratlarının büyük çoğunluğu tutuklandıkları halde Demirel’e neden ayrıcalık tanındı?       

-Hatırladığım kadarıyla 1960 ihtilalinin ilk günleriydi. Yapılan görev taksimine göre Milli Birlik Komitesi Üyesi olarak, iktidar partisinin bürokratlarının tasfiye işlemlerini büyük ölçüde ben üstlendim. Devlet Su işleri Genel Müdürü’nü görevden almama rağmen kendini tanımıyordum Bile! Üstelik adı da fazla duyulmuş birisi değildi.

Yaptırdığım Kısa bir tahkikat neticesinde Süleyman Demirel adındaki şahsın 36 yaşında olduğu halde askerlik yapmadığını öğrendim. Çok kızmıştım. Hiç beklemeksizin askerlik şubesi başkanını Arayarak, en küçük bir ayrıcalık yapılmaksızın doğu vilâyetlerinden birine derhal celp edilmesini emrettim.

Peki, yetkili bir konsey üyesi olarak bütün bu söyledikleriniz neden gerçekleşmedi albayım?

-Tam tatbikata koyacağım gün. Milli Birlik Komitesi’nin toplantısı vardı. Toplantı çıkışında Gürsel Paşa beni yanına Çağırarak, Süleyman Demirel’i askerlik meselesinden dolayı Tutuklatmamamı ve bu şahsın hergün evine gelip gidebilecek Şekilde Ankara garnizonlarından birisine sevkini yapmamı istedi. Biran için çok şaşırmıştım…

-Peki, o zamanlar hiç tanımadığınız asker kaçağı konumundaki Süleyman Demirel’i, Gürsel’in koruması altına neden aldığını hiç araştırdınız mı?

-Hemen dosyasını istettim. Açtırdığım geniş kapsamlı Tahkikat neticesinde Ankara Bilgi Locası’na kayıtlı refik (kalfa) seviyesinde bir mason olduğunu öğrenince, fazlasıyla şaşırdım. Aslında Alevi kökenli Cemal Gürsel’in, mason localarıyla en küçük bir bağlantısı yoktu. Daha sonra öğrendik ki Devlet Su işleri genel Müdürü iken Kara Kuvvetleri Komutanı Gürsel Paşa’yla bir yakınlık kurarak, ordunun su Meselesiyle ilgilenmiş. İşte bu nedenle Demirel’i ihtilalinin İlk gününden itibaren kanatlarının altına aldığı gibi, en küçük bir zarar görmesini istemiyordu…

-Az önce Demirel’in mason olduğunu öğrendiğinizde. Şaşırdığınızı söylediniz. Kusura bakmayın ama ihtilali yapan Komutanların arasında da masonlar vardı.

-Kimleri kastediyorsunuz?

-Refik Tulga Paşa, ihtilalden hemen sonra İstanbul Valiliği’ne getirildi. Onun 33 derece üstad bir mason olduğunu herhalde sizde biliyorsunuzdur?

-Bunlar istisnai durumlar. Türkiye’de her kurumun içerisinde masonların varlığından söz edilebilir. Ama ordunun içerisinde düşünülenden az sayıdalar…

-Albayım, biliyorsunuz Cemal Gürsel altı ay süren uzun Bir koma döneminin ardından 14 Eylül 1966’da vefat etti. Demirel de o günlerde henüz bir yıllık Başbakan’dı.  Bakanlar Kurulu’na aldırdığı sürpriz bir kararla Gürsel Paşa’yı devlet töreniyle Anıtkabir’e defnettirdi. Böylesine tuhaf bir gelişme siz de takdir edersiniz ki taraflı tarafsız, toplumun bütün kesimleri tarafından fazlasıyla yadırgandı.

Acaba bu durum Sözde maneviyatçı ve mukaddesatçı, aynı zamanda demokrasi havarisi geçinen Demirel’in. Cemal Gürsel’e geçmişin diyet borcunu ödeme hesabı mıdır?

-Orasını bilemem. Çünkü ben, o törende bulunmadığım gibi uzun süre devlet müşaviri olarak sürgünde kaldığım Brüksel’den henüz yeni dönmüştüm. Biliyorsun, bizler ihtilalin 14’ler grubu olarak 13 Kasım 1960’tan itibaren neredeyse beş yıla yakın herbirimiz farklı ülkelere gönderilmek kaydıyla Tecrit edildik….”(4)

**

“Kim bu Demirel, Bir Truva Atı mı?”

Cihad Baban (*), Politika Galerisi isimli kitabında Cemal Gürsel’den bir anekdot anlatıyor. Gürsel sıradan bir adam değil; 27 Mayısçıların başındaki general, cumhurbaşkanı. 1960’ta kurulan yarı demokratik ‘vesayet rejimi’nin mimarlarından. İşte bu Gürsel’in Demirel hakkında söyledikleri çok önemli.

1964 yılında Ragıp Gümüşpala’nın ölümü üzerine AP, yeni genel başkanını seçecek. Gürsel anlatıyor Cihad Baban’a:

-‘Bak Adalet Partisi kongresini yapacak... Eğer Demirel AP’nin başına gelebilirse bütün dertleri hallederiz. O başkan olsun diye ben çok çalışıyorum… Bir muvaffak olursam rahat edeceğim. Aydın adam, yobazlığa yüz vermez, demokratlara alet olmaz. Dünya görmüş. O zaman göreceksin, Adalet Partisi yola girecek. Benim gözüm arkada kalmayacak.’

Bunun üzerine Cihad Baban soruyor:

– ‘Siz kendisini yakından tanır mısınız?’ Gürsel’in cevabı; ‘Burada boş oturuyor değilim ya… Amerika’da tahsil etmiş. Laik, lisan bilir bir insan AP’nin başına geçerse, artık memleket kurtulur. Demirel’in Atatürkçülüğünden hiç şüphe etmiyorum.’ (s. 277)

İşte 1960 darbesinin başındaki Gürsel böyle diyor. Demirel, Kasım 1964’te muhafazakârların adayı Sadettin Bilgiç’i yenerek AP’nin genel başkanı oluyor. İyi de neden Demirel’i görmek istiyorlar AP’nin başında? Bunun bir sebebi olmalı. 1950’lerde üst üste üç seçimde tek başına iktidar olan bir partiye karşı darbe yapıp, başbakanını asanlar, bu partinin devamı olacak siyasi örgütlenmeleri ve tabanını boş mu bırakacaklardı?

Tabii ki hayır, çünkü bu, darbeciler için bir ‘varlık ve kişisel güvenlik meselesiydi‘ de. Böylece 1964’te yeni bir dönem başladı; vesayet rejiminin yerleştiği, toplumsallaştığı, adeta meşrulaştığı bir dönem. Demirel’in AP’si merkez sağ/DP tabanını elinde tutuyor, askerî vesayet rejiminin hakimleri de AP’yi.

Anlaşılan ‘indirebileceklerini’ çıkarıyorlardı merkez sağın tepesine. İki defa Demirel’i darbeyle indirdiler. İleri gittikçe durdurdular onu, ayar verdiler. DP çizgisinin başında onun yerinde başka birisi olsaydı belki de kolay olmayacaktı bütün bu darbeler, ayarlar, vesayeti içselleştirmeler. Şapkasını alıp gidecek bir lider arıyorlardı merkez sağın başına. Demirel’de buldukları buydu…

Cevap aradığımız soru şu: Demirel, merkez sağın içine yerleştirilen bir Truva atı mıydı? Benim için Demirel, 1960’ta kurulan askerî vesayet rejimini merkez sağ, muhafazakâr, dindar tabana çaktırmadan satan adamdır. (5)

**

Konu ile ilgili medyada çıkan haberler

Emniyet İstihbarat’a sızdırdığı gerekçesiyle yargılanan “Köstebek Davası”nın ünlü ismi Onbaşı Sarmusak’ 15 yıl sonra konuştu;

-“Beni Demirel ihbar etti,”

*

Gazeteci Nuray Mert’in “Merkez Sağın Kısa tarihi” isimli kitabında, 1966’nın 5 Haziran’ında yaptığı konuşma… Bakın Demirel, 27 Mayıs 1960 darbesi için ne diyor:

-“27 Mayıs’ı hiçbir şahsa, zümreye, hiçbir sınıfa karşı olmayan birleştirici bir hareket olarak kabul etmek gerekiyor.”

*

Recai Kutan, Fikret Bila’ya 28 Şubat sürecinde yaşananları anlatırken, Necmettin Erbakan’a yönelik, “Erbakan 28 Şubat’a direnmedi, istifa etti” eleştirilere de yanıt vermektedir;

-Koalisyon protokolüne göre 6-7 ay sonra Başbakanlık Çiller’e devredilecekti. Çiller,

-‘Siz istifa ederseniz ben Başbakanlığı devralırım böyle devam ederiz’ diye konuştu Erbakan, Çiller’e,

-‘Cumhurbaşkanı ya görevi sana vermezse?’ diye sordu. Çiller,

-‘Demirel görevi bana vereceğini söyledi’ dedi. Hoca, bu cevabı alınca istifa kararı aldı.

Ancak Demirel, Tansu Çiller yerine hükümeti kurmakla Mesut Yılmaz‘ı görevlendirdi.

*

Ergenekon sanığı Mehmet Haberal’ın milletvekilli adaylığı için  9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel dahil hiç kimsenin ricası olmadığını iddia eden CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Demirel’in Haberal için ricada bulunduğunu açıklaması üzerine zor durumda kaldı. (18 Haziran 2011, Gazeteler.)
**

Toparlanırsa;

-Darbe ve Cuntaların arka planının güzide medyamızın! Yazdığı gibi olmadığını,

-Darbeci ve kimi üst düzey komutanların masonlarla sıkı-fıkı olduklarını;

-Mason localarının ülke kaderinde ne kadar etkili olduğunu,

-İşadamları-medya ve asker işbirliğini,

-Askerin, işadamları ve medya olmadan yerinden kalkmadığı,

-Kaymak tabakanın ülke nimetlerinin kaymağını yediğini,

-Kaymağı yerken, Ülkeyi …….. Ancak; “Atatürk, Cumhuriyet, Laiklik” değerlerini özelce ve güzelce koruduklarını ifade etmektedirler.

Burada baş sorumlu sadece vatandaştır...

Okumamakta dolayısıyla öğrenememekte ve sorgulamamaktadır.

Ol hikâye budur.

Resim;ankaraport.net’ten alıntıdır.

Kaynakça ve Kim kimdir;

(1) Cemal Gürsel, 27 Mayıs Darbesi öncesinde Kara Kuvvetleri Komutanı olan Gürsel; 2 Mayıs 1960’da Millî Savunma Bakanı Ethem Menderes’e, Cumhurbaşkanı Celâl Bayar’ın istifasını ve Başbakan Adnan Menderes’in Bayar yerine Cumhurbaşkanlığına getirilmesini önerir. Ancak Bu önerisi nedeniyle üzerine emekliliğe sevkedilir.

27 Mayıs 1960’ta albay ve daha alt kademedeki subaylarca gerçekleştirilen darbe sonrasında 3. Ordu Komutanı Orgeneral Ragıp Gümüşpala’nın Milli Birlik Komitesi’ne (MBK) liderlerinin kim olduğunu sorması ve eğer başlarında kendisinden daha kıdemli bir asker olmadığı takdirde 3. Ordu ile birlikte Erzurum’dan Ankara’ya yürüyüp isyana son vereceğini bildirmesi üzerine, ihtilalciler zorunlu izindeki Orgeneral Cemal Gürsel’i askeri uçakla İzmir’den Ankara’ya getirdiler. Gürsel MBK’nın daveti ile başkanlık görevini üstlendi ve ihtilal lideri olarak kabul edildi.

Milletvekili gazeteci Cihat Baban (*),Politika Galerisi isimli kitabında Cemal Gürsel’in kendisine;

-“Eğer Süleyman Demirel Adalet Partisi’nin başına geçebilirse bütün dertleri hallederiz. Aydın adam, yobazlığa yüz vermez. Benim gözüm de arkada kalmaz. O başkan olsun diye ben çok çalışıyorum. Bir muvaffak olursam rahat edeceğim..” dediğini iddia eder.

Toplumda görme kaybı ve körlüğün önlenmesi için hayır yardımı amacını güden uluslararası Lion’s Kulübü’nün (**)Türkiye’de hizmete girmesi (1963 Cemal Gürsel’in idaresi altında gerçekleşmiştir.

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar ve Genelkurmay Başkanı Gen. Rüştü Erdelhun’a verilen hapis cezalarına af getirdi.

1966 yılında başlayan rahatsızlığının sürmesi, yurt dışında (ABD) tedaviye rağmen ağırlaşarak komaya dönmesi ve görevini engellemesi üzerine, Anayasa uyarınca Cumhurbaşkanlığı görevi 28 Mart 1966’da TBMM tarafından sona erdirildi. 14 Eylül 1966 günü vefat etti. Geriye hiçbir vasiyet ve kendisi ile ilgili dilek bırakmadı. Anıtkabir devrim şehitleri bölümünde toprağa verildi ve sonradan devlet mezarlığına nakledildi.

(*) Cihat Baban (1911-1984) Yeni Sabah ve Cumhuriyet Gazeteleri Yazı İşleri Müdürlüğü, Tasvir Gazetesi Sahipliği ve Başyazarlığı, VIII. ve 1. (XII) Dönem İstanbul, IX.ve X. Dönem İzmir, 2.(XIII) Dönem Çanakkale Milletvekilliği, Kurucu Meclis Cumhuriyet Halk Partisi Temsilciliği, Basın, Yayın ve Turizm Bakanlığı ve Dışarıdan Kültür Bakanlığı yapmıştır. (wikipedi)

(**) Lions Nedir? Uluslararası Lions Kulüpleri Birliği, 1917 yılında ABD’li bir işadamı olan Melvin Jones tarafından kurulmuştur. O günden bu yana, 196 ülke ve coğrafi bölgede kurulan kulüplerle, birlik tam anlamıyla dünyaya yayıldı. Halen 1,5 milyon üyesi bulunan 43 bin kulüplü birlik, dünya’nın en önemli sivil toplum hareketlerinden biridir.

Lions hareketi, 1963 yılında, o dönemin İstanbul valisi ve belediye başkanı olan, Ord. Prof. Dr. Fahrettin Kerim Gökay’ın  ( Ord. Prof. Dr. Fahrettin Kerim Gökay, 33.Derece Masondur. (Kaynak; Yazar Aytunç Aldındal) önderliğinde İstanbul Milletlerarası Lions Kulübünün kurulması ile ülkemizde de yaygınlaşmaya başlamıştır. Lions’un genel kuralı, kendi ulusumuz için özgür anlayışımız doğrultusundaki hizmetlerimizi ifade eder. (Kaynak; http://dikmenlions.org/lions_nedir.php)

(2) Anıtkabir, Türk Kurtuluş Savaşı’nın ve inkılaplarının önderi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün, Ankara Anıttepe’de (eski adıyla Rasattepe) bulunan anıt mezarıdır. Ayrıca dördüncü cumhurbaşkanı Cemal Gürsel de 1966 yılında devrim şehitleri bölümüne defnedilmiştir (6 Kasım 1981 tarihli Devlet Mezarlığı Kanunu 1.madde 2.fıkra gereğince, 27 Ağustos 1988’de çıkartıldı). 1973’den beri İsmet İnönü’nün kabri de Anıtkabir’dedir. (http://www.anitkabir.com.tr)

(3) Mehmet Orhan Kabibay; İstanbul-Üsküdar 1918, Harp Okulu-Harp Akademisi-Genelkurmay Harekât Başkanlığı Plan ve Harekât Dairesi Cento Şubesi Subayı, Kurmay Albay, Brüksel Büyükelçiliği Nezdinde Devlet Müşaviri-Milli Birlik Komitesi Üyesi (27.5.1960-13.11.1960)-2’inci Dönem Sivas, 3’üncü Dönem CHP İstanbul Milletvekili.

(4) Konu hakkında geniş bilgi için bakınız; ”İhtilalci ve Muhtıracı Paşalar”,  sahife, 16. Süleyman Yeşilyurt, 2008 Temmuz – Kültür Sanat Yayınları

(5) İhsan Dağı, Zaman gazetesi, 12 Mart 2010, Cuma.

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*