Derin devlet yok. Faşizm, soygun, ahlaki çürüme ve siyasi yolsuzluklar var (2)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Gelişmiş Batı, İslam ülkelerinde hiçbir zaman demokrasi istememektedir. Bu isteksizliğin altında; İslâm ülkelerinde halkın gerçek manası ile yönetim üzerinde irade ve ağırlıklarını hissettirmesi, bu ülkelerin sahip oldukları devasa boyuttaki yer altı kaynaklarının üzerinde batılıların mevcut denetim ve kontrollerinin zayıflayacağı endişesi vardır.  (1)

Dünyadaki tüm askeri darbelerin arka planındaki gerçek sebep budur. “Vatan, Millet, bayrak vb değerlerin tamamı birer maskedir.

Aynen, “Devletin bekası için “Derin devlet”  gereklidir.”  aldatmacası gibi…

Sömürgeciler için önemli olan, hammadde kaynaklarının kontrollerinde olmaları, onlardan ucuz ve kesintisiz yararlanmalarıdır.  Hedef ülkede demokrasinin olması veya olmaması umurlarında değildir. Yeterki işbaşındakiler beklentilerine, çıkarlarına dokunmasınlar…

Aşağıda konu ile ilgili bir gerçek hikâye anlatılmaktadır.

Bakalım olayın işleyişi bizlere tanıdık gelecek midir?

“Batılı yazarların bile en gaddar müstemlekeci olarak nitelendirdiği Fransa, 132 yıl süre ile işgal altında tuttuğu Cezayir’de, halkın sadece geleneklerini değil, dilini, kültürünü, hatta dinini de asimile etme konusunda yoğun çaba içerisine girmiştir.

Fransa tarafından 1867’de bu ülkeye dinî lider olarak gönderilen ve 20 yıl sonra bütün Kuzey Afrika’nın Başpapazlığına “Primate” getirilen Fransız “Lavigeire’, bu göreve getirildiği gün yaptığı daha ilk konuşmasında,

-“Cezayir, barbar kıtasına giriş için açık bir limandır. Tanrı Fransa’ya Cezayir’i büyük Hıristiyan milletinin beşiği haline getirmesi için bir fırsat vermiştir.. Müslümanları barbarlıktan (!) kurtarmak için Fransız Hükümetinin izleyeceği tek insanî politika, bunların Hıristiyanlaştırılmasıdır…” diyecektir.

Başpapaz “Lavigeire”, Cezayir’de bulunduğu süre içinde “White Fathers” “Ak Babalar” tarikatını da kurmuş ve Müslüman halkın Hıristiyanlaştırılması çabalarını büyük bir hızla sürdürürken, bu arada camileri de kilise haline çevirmiştir.

1830 da Fransa’nın işgal etmesi Osmanlı Devleti’nin elinden çıkan ve 1954-1962 yılları arasında güç şartlarda verdiği bağımsızlık mücadelesi sonucu özgürlüğüne kavuşmayı becerebilen Cezayir, bu bağımsızlık savaşında yarım milyona yakın evladını şehid vermiştir.

Nüfusunun tamamına yakını Müslüman olan 27 milyon nüfuslu Cezayir, bugün halâ yeni bir savaş içerisindedir.

Bu savaşta ölenlerin sayısının da Cezayir bağımsızlık savaşında kaybedilen insan sayısına yaklaştığı söylenmektedir. (2)

İşin en vahim durumu bu ikinci savaşta ölenle öldürülenin, yani iki tarafın da Müslüman olması, yani daha dünkü tarihte denilebilecek bir zamanda Cezayir’in bağımsızlığı için mücadele veren kişilerin bizzat ya kendileri, ya da evlatları olmasıdır.

Bu Müslümanlar birbirlerini öyleyse neden öldürüyorlar? sorusuna gelince:

Sri Lanka millî liderlerinin bağımsızlıktan sonra uyguladıkları politikaların bir benzeri de, halkın yoğun tepkisine rağmen, Cezayir’i istiklâline kavuşmasından sonra 29 yıl aralıksız yöneten iktidarda kalan “FLN” (Front de Liberation National) Milli Kurtuluş Cephesi liderlerince Cezayir’de uygulanmıştır.

Ve nihayet ülkenin mer’î kanunlarına göre “Islamıc Salvatıon Front” –İslami Kurtuluş Cephesi- adıyla kurulan ve kısa adı Fransızca olarak “FIS” olarak anılan bir parti Haziran 1990’da yapılan seçimlerde büyük çoğunluk kazanmış. Aralık 1991’de yapılan milletvekili genel seçimlerinin birinci turunda da 228 sandalyeden 188’ini elde etmiştir.

Bunun üzerine Ordu, Cumhurbaşkanı Chadli Bendjedid’in görevden alındığını ve Ocak 1992’de yapılacak seçimlerin iptal edildiğini, sıkıyönetim ilân edildiğini açıklayarak, 2. Turda da büyük ihtimalle seçimi kazanacak olan FIS’in önünü kesti ve demokratikleşme prosesini resmen durdurduğunu ilân etti.

Bu beklenmedik dayatma, geçtiğimiz zaman dili içinde, pek çok masum insanın kanının dökülmesine neden olan şiddet olaylarına dönüştü.

Cezayir’i kırıp geçiren bu şiddet olaylarının tasvip edilmesi ve hangi haklı gerekçeye dayanırsa dayansın onaylanması mümkün değildir. Siyasî bağımsızlığın beraberinde ekonomik ve kültürel bağımsızlığı getirememesi ve bunun arayışı içindeki toplumun ikiye bölünmesi ve kamplaşmalara ayrılması, Kuzey Afrika’nın önemli ülkelerinden birini oluşturan Cezayir’in bir kan gölüne dönüşmesine neden olmuştur.

Cezayir’de günümüzde gelinen olayların temelinde, yukarıda izah etmeye çalıştığımız psiko-sosyolojik olayların etkisi vardır.

Bu gelişme karşısında Batı’nın tavrının ne olduğuna gelince

News Week dergisine göre “Avrupa ve Amerika olayı nazik bir şekilde protesto etmiş. Ancak yavaş ve derinden nefes almıştır.”(3)

“Derin Devlet!” uygulamalarına ait bir küçük hikayemiz daha bulunmaktadır.

“Aşırı dinciler tarafında yapılan saldırılarda 40 kişi öldürüldü”

“İngiliz The Independent gazetesinde, 1997 yılının Ekim ayı sonlarında Liberation muhabiri François Sergeant’ın bir röportajı yayınlanır.

Bu röportaj, Cezayir’deki katliamlara karışmış Ömer ismindeki 22 yaşındaki bir askerin itiraflarıdır.

Yayınlanan röportajda yapılan katliamların Müslümanların üzerine nasıl yıkıldığı anlatılmaktadır.

Askerliğini komando olarak yapmış Ömer anlatır;

“Cezayir’de askerden kaçmaya imkân yoktur. Adım başı askerlik cüzdanınız kontrol edilir. Ülkeyi terketmeniz gerekirse ilk baktıkları evrak yine budur.

Barakalarımız yıkık dökük, Üniformalarımız sefil ve karavanamız da kokmuştu. Sıkı bir disiplin uygulanıyordu ve benim de birkaç dişim kırılmıştı.

Geçen haziranda bir akşam göreve çıkacağımızı söyleyip bize birer iğne yaptılar Bunun ne olduğunu sorduğumuzda, ‘Korkmamamız için’ yaptıklarını söylediler Kimilerine göre iğne kokaindi.

Önce uçakla gittik sonra kamyonla devam ettik. Sabaha karşı üçte bir köyün yakınlarına ulaştık. 120-130 kişiydik. Bize işaret fişeği atılmadıkça kımıldamamız söylendikten sonra 25 gönüllü asker gruptan ayrıldı ve uzaklaştı.

Giden grup sabah 5.30’da geri döndüğünde üstlen başları pistti. Takma sakalları vardı ve şeriatçılar gibi misk kokuyorlardı. Kıyafetleri sivildi. Bazılarının pantolonlarında ve kasaturalarında kan izi vardı. Onlara hiçbir şey sorulmadı Zaten orduda kimse kimseye bir şey sormaz.

Daha sonra, yakınına kadar sokulduğumuz ve bir gurup askerin o istikamete gittiği köyde o gece 30 kişinin katledildiğini öğrendik…” (4)

….

Bu katliamla, batı kamuoyuna ve Cezayir halkına verilen mesaj nedir?

Yobazlar, İrticacılar, “Müslüman teröristler!” halkı katletmektedir. Bu nedenle oralarda yapılacak işgal ve özgürleştirme oprrasyonları haklı nedenlere dayanmaktadır!

Cezayir, bir Fransız sömürgesidir.

Aynı oyun, Mezhep çatışması! adı altında Afganistan ve Irak’ta da oynamaktadırlar.

İngilizler, Fransızların icraatlarını-ayıplarını! yayınlar da onlar da herhalde boş durmazlar…

Amerikan askerlerinin Irak cezaevlerindeki işkence resimleri veya ABD’li askerlerin  Afganistan’daki Taliban cesetlerini üzerine i…..! gibi benzer resimler medyaya sızdırılır…

Birinci yazıda sorduklarımızı cevaplandırarak ve bir de itiraf ekleyerek konuyu noktalıyoruz.

“İstanbul Emniyet Müdürlüğü eski Bomba İmha Büro Amiri Başkomiser Nazmi Nuri Çelik, PKK’nın 1984’te Siirt’in Eruh ilçesinde gerçekleştirdiği patlamanın olduğu yere sabah 06.00’da ilk giden isimlerden biri.

Ona göre, terör örgütü PKK’nın ilk eyleminde Ergenekon’un parmağı var. Bu tespitini, olayın ardından yaşadığı ancak o dönem bir anlam veremediği gelişmelere dayandırıyor.

Çelik, teröristleri sorgularken, “MKE yapımı bombaları nereden aldınız?” diye sorduğunu, ancak idarî makamların, kendisini “Bombacı, sen böyle soru soramazsın!” diye uyardığını anlatıyor.

Genelkurmay’dan cevap alamadım;

Bu sürede sayısız bombayı patlamadan etkisiz hale getiren Çelik, güvenlik güçlerine devlet izniyle üretim yapan Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu’na ait bombaların nereden ve nasıl teröristlerin eline geçtiğini çözmek için defalarca kuruma yazı yazmış.

Bombaların seri numaralarını da eklediği resmî yazılarına cevap; “Genelkurmay Başkanlığı’na” diye geliyormuş.

Bu yazının kopyasıyla birlikte seri numaraları olan bombaların hangi birliğe verildiğine dair bir yazı da Genelkurmay Başkanlığı’na gönderen Çelik, “Bugüne kadar hiçbir yazıma cevap alamadım.

Örgüt mü gidip alıyor Makine Kimya’dan bu bombaları?” diyor. (5)

-Derin yapılanmalar kime hizmet etmektedir? Sadece kendilerini kullanan efendilerine…

-Derin yapılanmaların olduğu yerde cumhuriyet ve demokrasi var mıdır? Hayır, olan sadece faşizm, diktatörlüktür.

-Bu yakın zaman kadar da böyle olmuştur…

Bunları sorgulamaya, 1908 yılındaki ittihatçı darbesinden başlayabilirsiniz…

(1) 122 Keskin, a.g.e., s.41-42  (Türkiye’nin imaj sorunu isimli eser dip not)

(2)News Week, 2 Şubat 1994, s.7-8 (a.g.e)

(3)News Week, 7 Şubat 1994, s.7-8 (a.g.e)

(4) Türkiye’nin imaj sorunu, Dr. Osman Özsoy

(5) Gülizar Baki İstanbul/Zaman-30.01.2012

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*