Demirel’in, “Millet gerçeği öğrenmeye hazır değil” dediği, “Yeni Devlet” mayalanıyor (5)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
İngiltere Başbakanı Gladston'un, "Türklerin elinden Kurân-ı Kerimi almadıkça onları yenemeyiz." ifadesi ile de ünlüdür.

İngiltere Başbakanı Gladston’un, “Türklerin elinden Kurân-ı Kerimi almadıkça onları yenemeyiz.” ifadesi ile de ünlüdür.

Osmanlı Saltanatı’nın fiilen sonlandırıldığı, 31 Mart 1909, Yeni Devlet’in başlangıcıdır. Bu iddia, İngiliz Diplomat Blunt, Sultan 2.Abdülhamid ve (Binbaşı) Mustafa Kemal tarafından aşağıda onaylanmaktadır.

İddialar sırası ile aşağıda verilmektedir.

İngiliz Diplomat, Wilfred S. Blunt (1) Kurgulanan oyun doğrultusunda yaşanacakları neredeyse bir kehanet derecesinde yazdığı “İslam’ın geleceği” isimli eserde anlatır.

Diplomat Blunt Anlatmaktadır.

-“Türkiye’de bile bir Avrupa İmparatorluğu olarak Osmanlı’nın siyasal yenilenmesi fikri terk edildi ve şu an kimse Boğaz’ın miadının dolmasının birkaç seneyi geçeceğini düşünmüyor. Yirmi yıl, belki de beş yıl öncesinde bile durum böyle değildi, ancak şimdi vaziyet bundan ibaret…”(Sahife;56)

-“..Yalnızca bir zaman meselesi olacaktır. Bu yüzden inanıyorum ki İslam, sadece Avrupa ve Batı Asya’daki bir siyasal kayba değil, ayrıca Rusya’nın yutacağı Müslüman nüfusunun bulunduğu Osmanlı topraklarının kaybına hazırlıklı olmalıdır. Tabii Avrupa’nın bunca asırdır Müslümanlığın simgesi olarak gördüğü Osmanlı Türklerinin bir gün Müslümanlıktan çıkmaları tarihin ilginç bir intikamı olacaktır. Yine de bu, çocuklarımızın veya torunlarımızın yaşayarak görebilecekleri bir intikamdır. (Sahife;96)

-“…Dolayısıyla Osmanlı İmparatorluğunun çöküşünde, bu çöküş ne zaman gerçekleşirse gerçekleşsin, İngiltere’nin İslam’la ilgili rolü açıkça belirlenmiş bulunuyor. Hilafet –artık bir imparatorluk değil ama hâlâ bağımsız bir hakimiyet olarak- Britanya koruması altına alınmalı ve siyasal varlığı, Avrupa’nın başka saldırılarıyla rahatsız edilmeyecek şekilde resmen garanti edilmelidir. (Sahife;105)

Bunlar için bir yoruma gerek var mı?

Ne diyor, dönemin İngiliz Başbakanı Gladston’un da ahbabı diplomat Blunt,

-“…Tabii Avrupa’nın bunca asırdır Müslümanlığın simgesi olarak gördüğü Osmanlı Türklerinin bir gün Müslümanlıktan çıkmaları tarihin ilginç bir intikamı olacaktır. Yine de bu, çocuklarımızın veya torunlarımızın yaşayarak görebilecekleri bir intikamdır.” (Bu ifade, 1882’de not düşülmüştür.)

-“1907 İngiliz – Rus Antlaşması’ndaki İngiliz teslimiyetçiliğinin derinliklerinde yatan sırrı açığa çıkartan bir karardı.

-“Osmanlı Halifeliği, emperyalizmin önünde duran son büyük engeldi…”

1907 Antlaşması, bu engeli parçalayıp attı… İslam Halifeliği tahrip edilmişti ve şimdi Osmanlı İmparatorluğu’ndan arta kalan Türklere zorla kabul ettirildiği gibi çok az ülke, böyle enkaza çevrilecek kadar dövülüp hırpalanmıştır..”(2)

Yıl 1909…

Sultan 2. Abdülhamid,  zorla alınan ve “Seni millet azletti’ İfadelerini içeren bir fetva ile tahtan indirilmiştir. Olacakları önceden büyük bir isabetle tahmin eden Sultan daha sonra (31 Mart 1909 tarihinin önemini) anlatmaktadır;

-“Bundan sonra ne pâdişahlığın ve ne de hilâfetin ehemmiyeti kalmayacaktır…  Ben, (pâdişahların sonu) olacağım..”

Yaşananlar üzerine Başkâtip (Ali Cevat) Beye;

-“Bu gazetelerin makam-ı saltanat ve hilâfete bu kadar tecavüz etmelerine bakılır ise, bundan böyle ne padişahlığın ve ne de hilâfetin ehemmiyeti kalmayacaktır. Zan edersem ben hatem-ül mülûk  (son padişah ) olacağım” (3) Diyecektir.

Yıl 1911…

Olay, (Binbaşı) Mustafa Kemal’in, 1911-1912 Yıllarında İtalyanlarla yapılan (Libya) Trablusgarb Savaşı sırasında yaşanmıştır.

“…Bu kumsallarda savaşırken bir gün emrindeki kabile reislerinden biri kum üstünde fala bakmıştı. Bedevinin şu sözleri mühimdi:

-Ne görüyorum beyefendi, ne görüyorum!

Parmağındaki sigarayı asabî bir hareketle içen ve dumanlarını burnundan soluyarak savuran Mustafa Kemal, yüzünü buruşturarak sormuştu:

– Ne görüyorsun, aynen söyle!

– Aman beyim, bu olamaz, sizin bir gün bir taht yıkacağınızı görüyorum. Osmanlı hanedanı yıkılıyor, bu nasıl olur?

Mustafa Kemal o zaman bir kahkaha atmış:

Biz o tahtı 1909’da devirdik, buraya geldik… Sen maziden mi, yoksa istikbalden mi bahsediyorsun?

Bedevi, başını sallayarak ve Arapça fikirlerini ifade ederek itiraz etmişti:

– Hayır beyim, hayır, bundan sonra, bundan sonra, hem de Osmanlı hanedanının sonuncusunu demişti.

O günden sonra Mustafa Kemal bu vakayı dostlarına, arkadaşlarına sık sık tekrar etmiş, falcının bu hikâyesini de bana Beşiktaş’ta, Akaretlerde kaldığı annesi merhum Zübeyde Hanım’ın evinde bir gece anlatmıştı.

Ne dersin Hüsamettin, demişti, bu fala inanalım mı?

Doğrusunu söylemek lâzım gelirse Birinci Cihan Harbi’nin bitmek üzere olduğu günlerde. Veliaht Vahideddin’in yaveri bulunan Mustafa Kemal Paşa’dan, bir gün Osmanlı hanedanının bu sonuncu hükümdarını, yani yaveri olduğu Padişah’ı, bizzat devireceğini düşünmek bile hatırından geçmemişti. Fakat kendisine bu tarzda söylemek kabil değildi.

Kim bilir. Paşam, dedim, gün doğmadan neler doğar!

– İşte Hüsamettin, dedi, bir gün senin Teşkilât-ı Mahsusa mensuplarından, (Şimdiki ismiyle MİT) vaktiyle Trablusgarp’ta, çölde kumların üstünde elindeki hançerle kumları karıştırıp, bana bu sözleri söyleyen falcının rüyasını hakikat yapmak hususunda yardım bekleyeceğim!

– Hele o günler gelsin de Paşam, herhalde hizmetinizde bulunmaktan zevk duyacağız! (4)

“..1913 Yılında gerçekleştirilen bir darbeyle yönetime el koyan İttihat ve Terakki Cemiyeti, ülkede fiilen bir “Tek Parti Yönetimi” oluşturdu..” (5)

-“..Kardeşinin ölümü üzerine birkaç ay önce  (Temmuz 1918) tahta çıkmış olan yeni Padişah VI. Mehmet (Vahidettin) Büyük güçlüklerle yeni bir Sadrazam ve kabine buldu… Talat ve Jön Türkler hâlâ Meclis’e, polise ve orduya hâkimdiler ve yeni rejimi denetlemek için kabinede temsil edilmek istiyorlardı. Sultan’ın onaylayacağı ve Talat’ın koşullarını kabul edecek bir devlet adamı bulunması bir hafta sürdü. Sonunda itilaf devletlerince kabul edilebilir olacağı düşünülen Ahmet izzet Paşa, içinde ittihatçıların da bulunduğu yeni kabineyi kurdu. Talat ile nazırları resmen 13 Ekim’de istifa ettiler..”(6)

Bu ifadelerden anlaşılması gereken; 2. Abdülhamid’in azlinden (1909 Yılından) itibaren iktidar Osmanlıların elinde değildir.

“..Bir gün Talat’a (İttihatçı liderlerden Talat Paşa) dedim ki, ‘Biz bu ihtilal için ecnebi büyükelçilerden hayli teşvik gördük. İşte hürriyeti ilan ettik. . Gidelim bu elçileri ziyaret edelim, teşekkür edelim.’ Evvela İngiliz Büyükelçiliği’ne gittik. Galatasaray’daki o muhteşem binayı tam bir ölüm sessizliği içinde bulduk. Ben emin idim ki. Büyükelçi de dahil olmak üzere bütün Büyükelçilik erkânı içeride idi…Fakat bizi karşılayan Büyükelçilik kavası, kimi sordumsa ‘yok’ dedi. Çok kötü bir karşılama idi bu…Bir mana verememeden dönmüştük…”

Rıza Tevfik, Londra’da oturan oğlu Sait’i görmeye gittiğinde İskoç asilzadelerinden Lord Nikilson ile görüşme yaptığından bahisle şunları yazar:

“Sohbet sırasında İstanbul Büyükelçiliği’nin bize gösterdiği O soğuk davranışı hatırıma geldi. Lord cenaplarından sebebini sordum:

-‘Dostum Rıza Tevfik Bey…Biz Jön Türkler’i teşvik ettik. Çünkü onlardan büyük bir netice bekliyorduk İhtilal olacak, İstibdat ile beraber Sultan da ve özellikle Sultan’n temsil ettiği Hilafet müessesesi de alaşağı edilecek…Fakat aldanmış olduk. Beklediğimiz neticeyi alamadık. İhtilali yaptınız. Kanuni Esasi geldi. Fakat Sultan da hele Hilafet müessesi de yerinde kaldı.’

Lord cenaplarına tekrar sordum:

-‘İngiltere devleti fahimesini Hilafet müessesi neden bu kadar alakadar ediyor?

-‘Ha…Dostum Rıza Tevfik Bey…Biz Mısır’da ve bilhassa Hindistan’da İslâm kitlelerini idaremiz altına alabilmek için milyonlarca altın harcadık, fakat muvaffak olamadık. Bilhassa Sultan yalnız bir defa ‘selam-i şahane’ ve bir de ‘Hafız Osman hattı Kur’an-ı Kerim’ gönderiyor, bütün İslâm ümmetini hudutsuz bir hürmet duygusu içinde emrinde buluyor…  İşte biz ihtilalden ve siz Jön Türkler’den ihtilal sonunda, Sultan’ın da, Hilafet’in de, devrilmesini beklerdik ve aldandık…İşte siz bu sebepten soğuk karşılandınız.” (7)

Devam edecek…

Resim; Resim web ortamından alınmıştır.

(1) Wilfred Blunt, zengin bir İngiliz ailenin oğluydu. Din eğitimi aldı. Edebiyata ilgi duydu. Diplomat olarak çalıştı. Byron’ın torunuyla evlendi.  Ağabeyinin ölümü üzerine diplomatlığı bıraktı…Ancak 1875 yılında birden bire bu monoton hayattan sıyrıldı ve İspanya’dan Cezayir’e, Küçük Asya’dan Mısır’a, Mezopotamya’dan İran’a ve hatta Arabistan’ın ıssız Bedevi çöllerine kadar geniş bir coğrafyayı dolaştı. Buralardaki gözlemlerinin ilk meyvesi, bu kitaptır: İslam’ın Geleceği. Darwin’i okuduktan sonra Katolik inancından vazgeçen Blunt, İslam’ı kabul etme noktasına kadar geldi. Osmanlı İmparatorluğu’nun etkisinden kurtarılan ve Arapların egemenliğinde tesis edilen bir hilafet fikri geliştirdi. Edward Said’e göre Blunt, on dokuzuncu yüzyıl oryantalistlerinin en anlayışlısıydı….(İngiltere başbakanı)Gladstone, Cromer, Mısır Hidivi, Afgani, Abduh, Arabi gibi çok farklı isimlerle dostluğu olan ve Osmanlı Padişahı Abdülhamid’le birkaç defa yüz yüze görüşen bir İngiliz’in kendi kamuoyuna yabancı bir dünyayı anlattığı İslam’ın Geleceği adlı bu çalışma ilginç tartışmalara kapı açmaktadır. (Alıntı; http://www.idefix.com/kitap/islamin-gelecegi)

Diplomat Blunt,  bu kitabı 1882 yılında Kahire’de (Mısır) yazmıştır.  O tarihte Sultan 2. Abdülhamid’in tahta oturmasının (31 Ağustos 1876)üzerinden yaklaşık altı yıl geçmiştir. Blunt, Hem İngiltere başbakanı ile görüşmektedir, hem de 2. Sultan Abdülhamid’le.

(2) “Türkiye’nin Yeniden doğuşu” Clair Price, sahife, 110-121

(3)Değişmeyen gündem 31 Mart  05 Nisan 2011 06:33 ramazanblc@gmail.com

Ve bakınız; 31 Mart Olayı ile ilgili daha geniş bilgi için; “İkinci Meşrutiyetin İlanı ve Otuzbir Mart Hadisesi (2. Abdülhamid’in Son Mabeyn Başkatibi Ali Cevat Bey’in Fezleke’si), Faik Reşit Unat, Türk Tarih Kurumu Yayınları

(4) “İki devrin PERDE ARKASI”, HÜSAMETTİN ERTÜRK Teşkilât-ı Mahsusa Başkanı. SAMİH NAFİZ TANSU (Sahife.95-96

(5) Daha fazlası için bakınız; http://www.canmehmet.com/#sthash.e9Uwp3RH.dpuf

(6)Fromkin, Barışa Son Veren Barış, s.367. Bakınız; Osmanlının Tasfiyesi, Cengiz Yazoğlu

(7) Mustafa Müftüoğlu, Yakın Tarihimizde Siyasi Cinayetler, Yağmur Yayınları, İstanbul, 1977, s. 95-96, Cevat Rifat Atilhan, Türk İşte Düşmanın, Aykurt Neşriyatı, İstanbul, 1959, s. 55 Bunların kısaltılmış bir benzeri. Rıza Tevfik’in hatıra kitabı Biraz da Ben Konuşayım, s. 190’ da yer almaktadır. (Aktaran; İngiliz Tuzağı, Süleyman Koçabaş dip notu)

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*