Cumhuriyet’in on yıllık denemesi, özel teşebbüsün iflasını ilan etmiştir. (4)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Celâl Bayar dahi özel teşebbüslerden şikâyetçidir. Bayar, 1936 yılında endüstri Kongresi’nde şöyle konuşmaktadır: “Memlekette ileri sürülmüş iddiaların birisi de, devletin bütün kârlı ve büyük işleri kendi eline alarak hususi sermayeye iş bırakmamış olacağı endişesidir… Eğer sadece memleketin sanayileşmesini ve milletin muhtaç olduğu refahı, bazı hususî teşebbüslere ve bu teşebbüslerin dayandığı sermayeye bırakmak lâzım gelirse, laakal iki asır daha intizar devresi geçirmekligimiz lâzımdır… Hususî sermaye nedir? Hususî teşebbüse nasıl revaç vermek lâzım gelecektir?

Açık söylememe müsaadenizi rica edeceğim. Gördük ki, bunlar üç kısma ayrılıyorlar.

-Birinci kısım, muayyen sahalarda yerleşmeyi münhasıran kendi zaviyelerinden kârlı gören yabancı sermayeye paravandık edenlerdir. Burada normal şerait içinde ve Türkiye millî ekonomi kuruluşunun icaplarına uygun bir surette çalışan ve çalışacak olan ecnebi sermayesini kastetmiyorum.

-İkinci kısım, hükümet her yerde fabrika tesisini arzu etmiyor, biz bugün müsait görülen bir saha için müsaade alalım, bir sermaye gibi elimizde bulunsun, üzerinde spekülasyon yapalım, düşüncesini güdenlerdir.

-Üçüncü kısım ise, memleketin ulusal ekonomi icaplarını nazara almaksızın bütün alâkasını ve devletin yüksek himaye tedbirlerini, kendi şahsî ve gündelik menfaatleri için istismarı düşünenlerdir” (Bilsay Kuruç, İktisat Politikasının Resmî Belgeleri, SBF. Ankara 1963. S. 41)

Bayar, sanayici gibi, madenciden de şikâyetçidir. Bayar’a göre, madencilikte ruhsatname alanların birçoğu, madeni işletmektense, imtiyazı birkaç yüz bin liralık komisyonla devretmek için müşteri bekleyip madenleri âtıl bırakmaktadır.

Madenle fiilen ilgili ruhsat sahibi pek azdır. Özel kişilerin elindeki madenler, “memleket menfaatlerine, millî ekonomi icaplarına muhalif bir spekülasyon mevzuu Olarak tecelli etmiştir. Türkiye’de maden faaliyeti başlayalı asırlar olduğu halde, teknik ve sermaye kifayetiyle işleyen ancak bir iki müessese vardır. Hususî sermayenin maden işletme kapasitesi çok zayıftır” (Korkut Boratav. Türkiye’de Devletçilik, SBF, Ankara. 1962, s. 102)

Devletçiliği bir İktisat politikası olarak değil de bir sistem olarak savunan “Kadrocular”a göre ise, Cumhuriyet’in on yıllık denemesi, özel teşebbüsün iflâsını ilân etmiştir.

“Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk on yıllık tecrübesi ve özel teşebbüsün en geniş bir şekilde, en müsait şartlarla teşvikine rağmen, gayet yetersiz sonuçlar elde edilmesi, Türk İktisadî kalkınmasının özel teşebbüs eliyle yapılamayacağını göstermektedir.

Özel teşebbüs, Türk ekonomisinin her sahasında iflâs etmiştir. Tarımda özel teşebbüs İlkel ve geleneksel bir teknikten kurtulamamıştır… Ticarette, özellikle dış ticarette özel teşebbüs, müstahsili istismar etmektedir.

Dış ticaret gayrı millî unsurların elinde Olduğu için ticaret kanalıyla yapılan sermaye terakümleri, memleketimizde kalmıyor. Özel sanayi ise bütün himaye ve teşvik tedbirlerine rağmen, bir montaj sanayii olmaktan ileri gidememiştir.

İlkel teknik, şiddetli rekabetten doğan hileli imalât, cüz’i yatırım yüksek maliyet. sanayiimizin özelliklerindendir. Neticede özel sanayi, büyük sermayeye dayanan tesisler kuramamış ve Türkiye’nin sanayileşme temposu çok zayıf ve geri kalmıştır.” ( Korkut Boratav, Türkiye’de Devletçilik, SBF, Ankara. 1962, s. 114)

Bu cılız sanayi, iddiaya göre, bir de ittihatçıların inanılması güç bir sabotajına uğramıştır. İktisadî buhran üzerine Batı ülkelerinde görüldüğü gibi, Türkiye’de de üretimi kısmak için. 1933 yılında sürprodüksiyon (rekabeti önleme ) nizamnamesi çıkarılmıştır. Bu nizamnameye dayanarak, ithal edilen mallar için dahi İçeride üretim fazlası olduğuna hükmedilmiştir.

Tabiî ki, bundan ithalâtçılar yararlanmıştır. Şevket Süreyya, bu konuda şu bilgiyi vermektedir: «Sürprodüksiyon nizamnamesi bilhassa tatbikatında bilgisizlik, kaba ve sanayi gelişmelerini durduracak kadar zararlı neticeleri ile. İleride Türk iktisat tarihini yazacakları çok düşündürecektir.

Tatbikatın bu şekilde cereyanından o zaman kuvvetle iddia edildiği gibi, yerli sanayiin gelişmesini engelleyip çoğu azınlıklardan olan ithalatçıların çıkarlarını korumak gibi hileli yollara bittabi inanmıyoruz.

Fakat tatbikatta, hatta vahşî birtakım makine kırıcılıklarına kadar varan olaylar, kararlar ve tebliğler, cidden düşündürücüdür».

«Süprodüksiyon nizamnamesi… güya yatırım israfına meydan vermemek amacıyla, kurulacak özel teşebbüsler için İktisat Vekâlet’inden müsaade almak mecburiyetini koyuyordu. Bu müsaadeyi koparmak, çok kötü bir bürokrasi cihazı içinde bir mesele teşkil ediyordu.

Kaldı ki herhangi Bir sanayi kolunda istihsal fazlalığı olup olmadığı hiçbir suretle takip edemeyen vekalet hemen her müracaatta, bu iş kolunda istihsal fazlalığı olduğu ve yeni tesislere gidilemeyeceği şeklinde verdiği cevaplarla hala izah edilemeyen bir gaflet ve bürokratik alışkanlık içinde özel sanayiin gelişmesini önlüyordu.

Meselâ, memlekete büyük ölçüde “pamuklu sanayii mamulleri ithaline devam edildiği halde, ’iktisat Vekâleti radyolarla ‘memlekette pamuklu sanayii kolunda sürprodüksiyon olduğu’ gibi garip hareketlerde bulunuyordu.

“Bir defasında bir vapur dolusu makine, bir dokuma fabrikasının hemen bütün tesisatı, boşaltılacağı Mersin limanının kapılarını günlerce aşındırdıktan sonra, küskün ve şaşkın, başka memleketlerin yoluna çekip gitmişti”

Görüldüğü üzere, Cumhuriyet’in geniş devlet desteği ile özel sanayici yaratma politikası, zenginler, hatta Şeker Kralları yaratmış, ama büyük sanayiciler yaratamamıştır.

Müteşebbisler daha kolay ve garantili kazanç yollarını seçmişler ve ithalâtçı çıkarları, sanayici çıkarlarından ağır basmıştır. Bununla birlikte, geleceğin büyük, işadamları bu dönemde imal edilmiştir.

Anadolu’da iş hayatını ellerinde tutan Rum ve Ermenilerin tasfiyesi, millî müteşebbislere geniş olanaklar getirmiştir.

Meselâ okumayı bırakıp 1917 yılında, çocuk yaşta bakkallığa başlayan Vehbi Koç, zaferden sonra “inşaat malzemesi işi” ve yabancı firma mümessillikleri yoluyla Türkiye’nin 1 numaralı. İşadamı olmaya yönelmiştir.

Aziz Nesin’in,” Vatan Sağolsun” hikâyesine konu teşkil eden Şakir Zümre, Bulgar meclisinde milletvekilliği yaptıktan ve Kurtuluş Savaşına katıldıktan sonra, devlet desteği ile madenî eşya sanayiine girmiş ve bundan başarı sağlamıştır.

Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Paşa, Ordu siparişleriyle sanayici olmuştur. Bugün, cirosu itibariyle: İstanbul firmaları arasında dokuzuncu sırayı işgal eden Bezmen’lerin Mensucat Santral T.A.Ş. 1929 yılında kurulmuş ve büyük gelişme göstermiştir.

Ama yine de bu dönemde özel teşebbüs çok cılız kalmış ve sanayiden çok, ticaretle ilgilenmiştir. (1)

 Devam edecek…. Özel teşebbüsçü tekelcilik

(1)Türkiye’nin düzeni, Doğan Avcıoğlu

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*