Cumhuriyetin Kalkınmışlığa Ve Refaha Katkısı Yok (1)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Kapitülasyonlar kalktı, Dünya Savaşı bitti, yeni bir savaşa da girmedik. Ancak, kalkınmışlık ve refah bir türlü gelmedi. Peki, neden ?

Harvard Üniversitesi’nde görevli ve dünyaca ünlü bir iktisat profesörü bakınız ne demektedir :

“Otuz yılımı yatırım, istihsal (üretim) ve iktisadi gelişme meselelerine verdim ama sonunda şunu anladım ki, bütün bu meseleler bir toplumun sosyal yapısı ile orada çarpışan fikirlerle ve karşılıklı menfaatlerle karşı karşıya gelince hiçbir sonuç vermez. Bizim ekonomik dediğimiz meseleler, aslında sosyal ve kültüreldir.” (1)

Bu noktada sol dünya görüşüne sahip (Marksist) Kemal Tahir’den bir alıntıya yer vererek devam ediyoruz :

“…Aslında Türk burjuvalarının Atatürkçülüğe karşı olmaları için hiçbir gerçek sebep yoktur. Çünkü Atatürk, bütün davranışıyla tipik bir burjuva ıslahatçısıdır. Bizim burjuvalarımız geç kalmış olduklarından, bizzat burjuvalaşamadıklarından, sezgilerini olsun kullanamadıklarından; burjuva kanunlarını getiremedikleri gibi, gelenlere uymayı da çeşitli sebeplerle -ki bunların temelde bulunanı iktisadidir- beceremediklerinden, kendi ‘huzurlarını’ temin edecek toplumsal – toplayıcı fikri bulamamışlar, bu yüzden bütün toplumsal-toplayıcı fikir bulamayan toplumlarda görüldüğü gibi en hazır, fakat en işine yaramaz kalıplara, dine ve aşırı -Irkçı, Turancı- Milliyetçiliğe düşmüşlerdir.

Temelde Atatürk’le hiçbir çelişmeleri olmadığı halde Atatürk’e karşı çıkmaları, ana dünya görüşlerini savunamadıkları, savunmakta artık geç kaldıkları içindir.

Osmanlılıktan bu yana, devlet tarafından akıl almaz bir halsizlikle savunulan Türkiye burjuvaları, Avrupalı sınıfdaşları gibi karşılarında, feodalizme ve Kilise mülkiyetine dayanan zorlu düşmanlar olmadığı için, toplumsal hareketlerinin hiçbir çağında fakir köylüler ve işçilerle -geçici olarak dahi- işbirliği yapamamışlar, böylece millet çoğunluğuyla, kendileri 1960 yıllarında, dünyanın bütün diğer burjuvalarına göre millete daha yakın bulundukları halde, ilişki kuramamışlardır. Bu ana çelişme, Türk burjuvalarına, aslında kendilerini hiçbir suretle tehdit edemeyen ağalar, yobazlar ve ırkçılarla birleşmenin daha kolay olduğunu, ayrıca Atatürkçülükten bekleyecekleri hiçbir şey bulunmadığını anlatmıştır. Böylece bizde ağalık ve yobazlık, ırkçılık müesseseleri hiçbir temele dayanmadıkları ve aslında hiçbir sosyal zorunlulukları olmadığı halde, ‘artifisiyelman’ (*) yaşatılmıştır, yaşatılmaktadır…

Gene Osmanlılıktan arta kalmış (olan) mülkiyet hakkı anlayışının gevşekliği, burjuva kanunlarının burjuvalar tarafından da tutulmaması –yani kanun içinde memleketin tam istismarına gidilmemesi- sınıflar arasındaki sınırları kolay zorlanır ve kolay aşılır hâlde tutmuş, iktisat ve istihsal (üretim) temeline dayanan gruplaşmaları ve fayda arayışlarını zorunluluktan çıkarmış, karşılıksız büyük kazanç imkânlarının sürüp gitmesi, başka memleketlerde kişileri ve grupları karşılıklı boğuşmalarda her bakımdan ilerleten çekişmeyi önlemiş, durumun böylece sürüp gitmesinde fakirle zenginin fayda umması gibi ters, çıkışsız, batakçı bir statükoyu muhafazayı sürmüştür.

Böylece, sanayicilerin istihsal amaçları gibi banka sermayesi de istihsale döneceğine, yatırımları karaborsacılığa, arsa spekülâsyonculuğuna, çürük yapı alım satımına ve katmerli faizciliğe dökülmüştür.

Bütün bunlar, burjuvaların (sermaye sahiplerinin) burjuva gibi davranmamalarının olağan sonucudur. 

Bizdeki Avrupa’ya benzemezliği, iktisadi temeldeki mülkiyet anlayışı meydana getirmekte, Avrupa’dan aktarılan sağlı sollu fikir kalıplarıyla kopyacılıkların bunca yıldır neden sökmediğini, gene bu mülkiyet anlayışımızdaki özellik açıklamaktadır.

Gerçekten kaçmamızın sebebi de, herşeye alfabeden başlamanın, kendi derdimize, hiçbir yerden hazır derman bulamayacağımız gibi, ilâcı da keşfedecek gücümüzün bulunmadığını sezmemizin olağan sonucudur. Bunlar birbirlerini karşılıklı arttıran, çare bulmayı imkansızlaştıran ana dertlerimizdir.

Hangi sınıftan olursak olalım, Türkiye’nin dertlerine ancak, gerçekleri gerçekten görmeye başladığımız takdirde akıl erdirebileceğiz; çarelerine ancak, gerçeklere gerçekten akıl erdirebildiğimizden sonra yönelebileceğiz.

…Cumhuriyet’teki idareci kadrolar, ister istemez İmparatorluktan devralınmıştır. Osmanlılarda Türk unsurunun çoğunluğuyla köylü ve kalem-kılıç erbabı olup, kat’iyyen (burjuva) olmamış olması..” (2)

* * *

İngiliz İktisat Profesörü’nün ve Kemal Tahir’in iddialarını hatırlarsak :

İktisat Profesör : “…bütün bu meseleler, bir toplumun sosyal yapısı ile orada çarpışan fikirler, karşılıklı menfaatlerle karşı karşıya gelince hiçbir sonuç vermez. Bizim ekonomik dediğimiz meseleler aslında sosyal ve kültüreldir…”

Kemal Tahir : “…Bizim burjuvalarımız (sermaye sahiplerimiz) burjuva kanunlarını getiremedikleri gibi, gelenlere uymayı da çeşitli sebeplerle -ki bunların temelde bulunanı iktisadidir- beceremediklerinden… Türkiye burjuvaları, Avrupalı sınıfdaşları gibi, karşılarında, feodalizme ve Kilise mülkiyetine dayanan zorlu düşmanlar olmadığı için, toplumsal hareketlerinin hiçbir çağında fakir köylüler ve işçilerle -geçici olarak dahi- işbirliği yapamamışlar… bizde, ağalık ve yobazlık, ırkçılık müesseseleri hiçbir temele dayanmadıkları ve aslında hiçbir sosyal zorunlulukları olmadığı halde, “artifisiyelman “ (*) yaşatılmıştır, yaşatılmaktadır… burjuva kanunlarının burjuvalar tarafından da tutulmaması -yani kanun içinde memleketin tam istismarına gidilmemesi-… Böylece, sanayicilerin istihsal amaçları gibi banka sermayesi de istihsale döneceğine; yatırımları karaborsacılığa, arsa spekülâsyonculuğuna, çürük yapı alım satımına ve katmerli faizciliğe dökülmüştür… “

* * *

Özetle : Halkın sosyal ve kültürel dokusu ile uyuşmayan (ekonomik) sistemler başarılı olamazlar. Ya halkın sosyal-kültürel yapısını tamamen değiştirirsiniz ya da halkın sosyal dokusu ile uyuşmayan kapitalizmi kuramaz – işletemezsiniz. Eğer inat eder, halkın sosyal-kültürel dokusunu değiştirmeye kalkışırsanız; bunun anlamı ya iktisat kurallarını bilmiyorsunuzdur; ya da biliyor fakat sonucu önemsemiyorsunuzdur.

Örneğin; Kur’an faizi yasaklar. Kapitalizm ise faiz anlayışı ile çalışır. Siz bir İslam ülkesinde, “Kapitalizm-Faiz” sistemini nasıl kurar, çalıştırır ve başarılı olabilirsiniz ?

Devam edecek…

www.canmehmet.com

AÇIKLAMA VE KAYNAKLAR :

Resim: https://www.theguardian.com/global-development/2012/oct/22/resource-extraction-colonialism-legacy-poor-countries adresinden alınmıştır.

(*) “artifisiyelman” : Yapay, suni olarak üretilen.

(1) “OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE, KİMLİK VE İDEOLOJİ”. Prof. Dr. Kemal H. Karpat

(2) “NOTLAR / ÇÖKÜNTÜ”. Kemal Tahir. Sy.35-36.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SPAM ENGELLEME SORUSU

*

Next Post

Cumhuriyet-Refah İlişkisi: Sağırlar Ve Körler İçin Hikayeler (2)

Per Kas 14 , 2019
Önceki Yazı Sonraki Yazı Ekonomik meseleler sosyal ve kültürel kaynaklıdır. Değişen sosyal yaşam, beraberinde yeni ihtiyaçlar getirir. Yeni ihtiyaçlar yeni sorunlar getirirken, sorunlara çözüm geliştirmek de size kalır. Dolayısıyla bir toplumun sosyal dokusu ile oynamadan önce, bunun uzun vadeli yansımaları çok iyi hesap edilmelidir. 1789’da Fransa’da başlayan “Devrimci İhtilal” sonucunda “Yeni […]

Eğitim

↓