Cumhuriyet Yönetimleri Ülkelere Refah Sağlayabilir mi (5)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Gelir adaletinin olmadığı; halkın, emeğinin karşılığını tam olarak almadığı bir düzenin, Halk Egemenliği’ne dayalı olduğunu iddia etmek, sadece bir aldatmacadır.

Son bin yılda Orta – Yeni – Yakın çağları yaşamamız ve geliştirilen bunca araç-gereç dikkate alındığında; Derebeyliklerin / Mutlak Monarşi’lerin yıkılarak Cumhuriyet yönetimlerinin kurulması, toplumlara adalet, özgürlük ve gelir paylaşımında adalet sağlamış mıdır? 

Aşağıda son bin yılı, yönetim modelleri ile sorgulayacak; sonunda da karşılaştırmalı olarak bin yılın sade vatandaşa (halka) neler sağladığını aktaracağız.

* * *

Cumhuriyet : Halkın, egemenliğini kendi elinde tuttuğu ve bunu seçtiği milletvekilleri (Meclis) aracılığıyla kullandığı devlet biçimidir. Bu düzende yönetim, doğrudan halk tarafından değil; halkın seçtiği bir zümre tarafından yapılır. Cumhuriyette halk doğrudan iktidarda değildir. İktidar sahibi, halkın seçtiği temcilcilerdir. Birçok Cumhuriyet rejimi, parlamentoya (bir meclise) sahip olmasına rağmen demokratik değildir. Askeri darbelerin yapıldığı, yönetimde diktatörlerin olduğu birçok ülke buna örnektir.

1783 Amerika ve 1789 Fransız Devrimleri, bugünkü manası ile Cumhuriyet rejiminin gerekçelerini daha iyi tanımlamaktadır.

Meşruti Monarşi: Hükümdarın yetkileri, yazılı bir Anayasa ile tanımlanmış ve sınırlanmıştır. Bu monarşi şekli; genellikle “parlamenter”dir ve demokrasiye yakındır. Bu düzende kral, devletin simgesi olarak kalır; yürütme ise seçilmiş hükümet tarafından yerine getirilir. (İngiltere-Hollanda-İsveç vb.)

(Mutlak) Monarşi: Devlet başkanlığı ırsî olarak (babadan oğula) intikal eder. Siyasi güç bir kişinin (hükümdarın) elindedir. (Suudi Arabistan -mutlak-, Vatikan ise -seçimli-)

Feodalizm – Derebeylik: Asiller-Soylular sınıfı, üretim yapan serflerin çalıştığı toprağın sahibi olan ve serfler üzerinde askerî / yönetici sınıf olarak oturan sınıftır. Ortalama olarak soylu sınıf, feodal düzende yaşayan nüfusun onda birini oluştururdu. Üretim yapmaz, serflerin yaptığı üretimden pay alarak geçinirlerdi.

Feodalizm – Derebeylik düzeninde en alt ve en geniş tabakayı oluşturan serfler, soylunun toprağında üretim yapar ve tükettikleri çok az miktar haricindeki bütün ürünü soyluya verirlerdi. Serfler, siyasal haklara ve istediği zaman başka köylere göç etme hakkına sahip değildir. Serf, feodal beye bağlıdır ve beyliği terk etmesi yasaklanmıştır.

Feodalizm – Derebeylik, Avrupa’daki ekonomik dengelerin değişmesiyle yıkılmıştır. Avrupa’da 10. yüzyıl sonrasında yavaş yavaş güçlenmekte olan ticaret, feodal düzeni kıracak kadar dinamik olmuştur.

Roma düzeninin çökmesinin (395 yılında ikiye ayrılan İmparatorluktan, Batı Roma 476’da: Doğu Roma/Bizans 1453’te yıkılmıştır) ardından ise Avrupa’da ticaret yolları korumasız kaldığı ve güven unsuru yok olduğu için, ticaret yok olma derecesine gelmişti. Fakat, 9. yüzyıl sonrasında Avrupa’da feodal düzenin kurumsallaşmasıyla yerel beylikler güvenliği az da olsa sağlamış ve göçebe istilalarını durdurmayı başarmıştı. Bu gelişme, ticaretin tekrar gelişmesine zemin hazırlamıştır.

Ticaretin tekrar canlanmasında etkili diğer bir sebep Haçlı Seferleri’dir. Haçlı Seferleri ile doğuyla tanışan Venedik, Ceneviz, Pisa gibi İtalyan kentleri Akdeniz’de İslam uygarlığı ile ticarete başlamıştı. Akdeniz’e hakim olan ve Orta Çağ’ın ilk denizaşırı imparatorluklarını kuran bu devletler, ticaretten gelen artı ürün ile zenginleştiler.

Ticaretin canlanması Avrupa’daki krallara, bu ekonomik aktiviteyi vergilendirerek iyi bir gelire sahip olma imkânı sağlamıştı. Ticaret ile zenginleşen kentsoylulara, yani burjuva sınıfına sırtını dayayan krallar feodal beyler karşısında güç kazanmaya başlayacaktır.

Feodal beylerin ekonomik güç üzerindeki hâkimiyeti kalkınca, krallar feodal beyler karşısında güçlü duruma geçti. Artık Avrupalı krallar, ticaret vergileri ile merkeze bağlı bir ordu kurabilecek ve feodal beyleri daha sıkı denetleyebilecekti. Fakat feodal beylerin şatolarının alınması imkânsız yerler olarak kalması, kralların mutlakiyetçi yönetimi kurmasını geçici olarak engellemiştir.

Mutlak krallıkların ortaya çıkması ancak ateşli silahların savaş alanlarında kullanılmasından sonra olacaktır. İlk kez 1389 Kosova Savaşı’nda kullanılan topun, kaleleri ele geçirmek için mükemmel bir silah olduğu İstanbul’un fethinin ardından anlaşıldı. Top sayesinde kalelerin arkasında saklanma avantajını yitiren feodal beyler, krala bağlanmak zorunda kaldılar. Böylece feodalite siyasi örgütlenmedeki yerini güçlü ve mutlakiyetçi monarşilere bıraktı.

Serfliğin (toprak ağası adına çalışan köylülerin) Ortadan Kalkması:  Değişen ekonomik koşullar sonucunda para, yani taşınabilir servet olgusu tekrar önem kazandı. Serflerden vergi değil ürettikleri ürünü alan feodal beyler, bu değişim karşısında zor duruma düştüler. Ticaret yoluyla mal sağlayabilmeleri için paraya ihtiyaçları vardı ve bu parayı, yıllık vergi karşılığında serflere özgürlüklerini verme yoluna giderek temin etmeye çalıştılar.

Bu sebepten dolayı 15. ve 16. yüzyıllara gelindiğinde Avrupa’nın büyük kısmında hukuksal olarak olmasa da, fiilî olarak serflik kalktı.

* * *

Yukarıda tanımlanan yönetim şekilleri, özellikle son bin yıl dikkate alındığında halka (köylüye – işçiye – esnafa) saygıyı, adaletli paylaşmayı değil; ticareti ve büyük tüccarın servetini artırmış ve belirleyici güç olarak parayı öne çıkarmıştır.

Ticaretin artması: Toplanan vergilerle, krallara büyük ordular kurmuş ve bu imkanla derebeylik-feodalizm yıkılmıştır.

Derebeyliğin (Avrupa’da) sonlandırılmasında Osmanlılar’ın, 1389 Kosova Savaşlarından itibaren top kullanmalarının önemi büyüktür. Toplarla şatolar kolaylıkla yıkılmış: İstanbul’un (1453’de) fethi ile, Orta Çağ kapanarak yeni bir çağ başlamıştır.

Derebeyliklerin yıkılması ile önce mutlak, sonra da meşruti monarşiler kurulmuş; bu yönetimlerin bir kısmı günümüzde cumhuriyet rejimine dönüşmüştür.

Bu noktada sorulması gereken soru: Cumhuriyet yönetimi halkı – köylüyü – işçiyi sömürülmekten / ezilmekten kurtarmış, refaha kavuşturmuş ve gelirden adaletli bir pay almasını sağlamış mıdır?

1783 Amerika ve 1789 Fransız Devrimlerinin bugünkü manada Cumhuriyet yönetimlerinin (demokrasilerin) atası olduğu (kabul ve/veya) iddia edilmektedir. Ancak bu hareketler incelendiğinde görülecek olan, bu devrimlerin arkasında -çok açık olarak- sermaye sahiplerinin, kralların yüksek vergi toplama isteklerine karşı çıkmaları ve bunun devrimlerde itici güç olduğudur.

Cumhuriyet ile yönetilmelerine rağmen Amerika ve Fransa insanları yine ötekileştirmekte, sömürmek için terör olayları dahil her türlü hareketin içinde yer almaktadır. 

Bu durumda “Cumhuriyet”, hikâye ve şiirlerde başka, uygulamada ise daha başka olarak Derebeylere rahmet mi okutmaktadır?

Devam edecek…

– Cumhuriyet ve Meşruti Monarşiler demokratik midir, yoksa anlatılanlar “parlak ışıklar altında, vitrinlerde sergilenen, pasta görünümlü plastikler” midir ?

– Refah :
Bir yönetim düzeninin mi,
Bir üretim şeklinin mi,
Ya da Sosyal ve Kültürel bir anlayışın sonucu mudur ?

www.canmehmet.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SPAM ENGELLEME SORUSU

*

Next Post

Cumhuriyet Yönetimleri Ülkelere Refah Sağlar mı? (6)

Cts Kas 30 , 2019
Önceki Yazı Sonraki Yazı İnsanlar, artan ekonomik güç, ilim ve teknikteki büyük ilerlemeye rağmen giderek mutsuzlaşıyor, strese ve depresyona giriyor. Peki neden? Bu, “Parayı takip et” formülü ile aşağıda açıklanmaktadır : Gelişmiş (zengin) ülkelerdeki büyük harcama kalemlerine sırası ile baktığımızda : 1) Konut: %33 2) Ulaştırma: %16 3) Yiyecek: %16 […]

Eğitim

↓