Cumhuriyet Veya Monarşilerin Refah ile Olan İlişkisi (4)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Resimde; sömürgelerin, sömürgeci ülkeye, kendi kalkınmaları-gelişmeleri için kullanmaları gereken kaynakları sunulması gösterilmektedir.

Bir yönetim şeklinin (Cumhuriyetin), halkın refahı üzerinde doğrudan bir etkisi bulunmamaktadır. Ekonomik meseleler aslında sosyal ve kültüreldir. Bu konu ile ilgili çarpıcı örnekler aşağıda verilirken; Batılıların dayattığı ve sadece mutlu bir azınlığa sağlanan sahte “Kalkınma – Refah”; büyük sermaye ve onun özü olan haksız servet ediniminin bir sonucudur.

(Sözde) kendine gelişmiş ülkeler de dahil: Ülkelerin gelir dağılımlarına bakıldığında, gelirin büyük bir kısmının, nüfusun küçük bir kısmı tarafından paylaşıldığı açıkça görülmektedir.

İlk üç bölümde yazılanlar, hatırlanmak adına özetlenirse:

– Ekonomik meseleler aslında sosyal-kültüreldir.

– Kapitalizm – Sanayileşme : Halkın ve zayıf ülkelerin istismar edilmesi (sömürülmesi) ve bununla ilgili çıkartılan yasaların sonucudur. Kapitalist ülkelerde (Cumhuriyetlerde) en çok kazananlar; bankalar ve tekelleşmiş otomobil – telekomünikasyon – ilaç – enerji şirketleridir.

– İnsana duyulan saygı, onunla paylaşmayı gerektirir. Sömürü; insanların ötekileştirilmesi (kılıfı ile) ile daha kolay yapılmaktadır.

– Medeniyetler: “Gelirin adaletli paylaşımı, güçlünün zayıfı koruması ve ihtiyacı olana yardım” ile ancak, insani boyutta gelişebilmektedir.

– Fikir ve Vicdan Hürriyeti yoksa,  Adalet, Hakikat ve Hürriyet de yoktur.

Artık konuya girebilir ve “Cumhuriyet yönetimi halkın refahına katkı sağlayabilir mi ?” soruna cevap arayabiliriz.

* * *

Batı Avrupa’daki Miras Sistemi :

“…İncil açık olarak belirli bir miras sisteminden bahsetmiyor. Bu nedenle Batı Avrupa’da çeşitli miras sistemleri geliştirildi. Bunlar gerek zamana, gerekse mekâna göre değişiklik gösterebiliyordu. Bu sistemlerden birisi konumuzla özellikle ilgilidir : Mirasın bütünüyle en büyük erkek çocuğa verildiği (ve İngilizce’de “primogeniture” adı verilen) sistemde, ölen bir girişimcinin ortaklık hisseleri en büyük erkek çocuğa devredilmekteydi. Bu sistemin uygulandığı yerlerde, -ki bütün Kuzey ülkeleri bunlara dahildi-, bütün ortaklar, aralarından birinin ölümü durumunda yerini en büyük oğlunun alacağını bilirdi…”

İslâmi Miras Sistemi

İslamiyet’in doğuşundan sonra bölgede baskın olan miras sistemi, Kur’an’a dayalıydı. Bu sisteme göre bir terekenin(*) en az üçte ikisi akrabalara bırakılır. Kadınların payı erkeklerin payının yarısıdır. Örneğin, kız çocuğa erkek çocuğun payının yarısı, bir teyzeye ise amcanın payının yarısı verilir. Bir çocuk ya da bir akraba mirastan men edilemez.

Bu sistem, Orta Çağ standartlarına göre eşitlikçidir…” (1)

* * *

Yukarıdaki örnekte, Batı Avrupa’da aile (şirket) mirası büyük çocuğa verilirken, İslâm ülkelerinde miras, aile üyeleri arasında paylaştırılmaktadır.

“Kapitalizm”, (Büyük Sermaye ve Büyük Şirketler) Batı Avrupa’da bu anlayışla mı doğmuştur? Bu, ilerleyen bölümlerde sorgulanacaktır.

Sırası gelmişken… “Batı sevicileri (!)”, “İslâm anlayışında kadına, mirastan yarı pay verilerek ayırımcılık yapılıyor!” dediklerinde; büyük bir ihtimalle Batı’da kadınlara (ve çocuklara) yakın tarihe kadar olan bu büyük haksızlıklarından, ayrımcılıklarından hiçbir bilgileri yoktur.

* * *

Sermayenin, Cumhuriyet (Temsili Yönetim) ve Demokrasi ile Olan İlgisi

Birkaç ciltlik hacme sahip olan konu, başlıklar halinde aktarılmaktadır. Meraklıları dilerlerse, belirtilen kaynaklardan yazıların tamamını okuyabilirler.

Kimi akademik çevreler, İslâm ülkelerinin Batı’dan geri kalmasını, kurumsal firmaların yokluğu ile sermaye yetersizliğine bağlarlar.

Batı Avrupa, (İngiltere-Fransa) büyük birikimlerle Sanayi Devrimi yaparken, Osmanlı Devleti ve Özel Sektörü neden Batılılardan borç aldı ve bu sermaye-büyük birikim İngiltere-Fransa’ya nasıl ve nereden geldi ?

Bilinir ki, “Devletler için ekonomik güçsüzlük, politik güçsüzlüktür.”

Osmanlı’nın, 1853’te Kırım Savaşı nedeni ile İngiltere-Fransa’dan aldığı büyük dış borç (ve faizi) nedeni ile yıkıldığı, meraklılarınca çok iyi bilinir.

* * *

Batı’da Sermaye Birikimi : Borsalar, Bankalar ve Anonim Şirketler

“…18. yüzyılın sonlarında Batı Avrupa borsalar, bankalar ve anonim şirketler yoluyla pek çok birikimi seferber ederek seri üretime aktarmaya başladı. Batılı girişimciler büyük miktarlarda emek ve sermayeyi ömür süresi sınırsız (olan) işletmeler bünyesinde bir araya getirmekteydi…” (2)

* * *

Yukarıdaki açıklamadan anlaşılan şey, Sanayi Devrimi’ni (seri üretimi) gerçekleştirenin, büyük birikimler / servetler olduğudur.

Peki, halka açık şirketler (bunların hisselerinin satılması), halkın – tüccarın elindeki birikimi yatırıma, üretime nasıl çekti ?

Bu soruya en çarpıcı örnek olarak “İngiltere-Hindistan” ilişkisi gösterilecektir.

 * * *

” İngilizler Hindistan’a Nasıl Girdiler ?

.…1600 senesinde Kraliçe Elizabet, Doğu Hindistan Kumpanyası (şirketi)’nin (**) nizamnamesini onaylamıştır. Bu nizamname gereğince adı geçen kumpanya, İngiltere’de gönüllü asker toplayarak, kendi adına silahlandırmak ve donanma hazırlayarak, Hindistan’a askeri ve ticari seferler yapmak ayrıcalığını almıştı…

…İngilizler (oradaki) halkı, yerli prenslere karşı; prensleri de (diğer) prenslere karşı tahrik etmek ve ertesi günü (de) dost (göründükleri) prensi terk etmek, dini ihtilafları körüklemek, müslümanı mecusiye, mecusiyi müslümana karşı (hale) koymak, para ile adam satın almak ve yine para ile ihanet ettirmek (yolunu tutuyordu)…

‘İngiltere, Hindistan’ı Nasıl İşgal Etti‘ isimli kitabın yazarı, kumpanyanın faaliyetini şöyle tarif ediyor : Hint ve Atlantik denizleri üzerinde korsanlık yapmak, hacı kafilelerini soymak, kuzey avrupa ile doğu arasındaki ticareti tekel altına almaktan ibaret olan 80 senelik faaliyeti esnasında bu kumpanya, yıllık %174 kazanç temin etmiştir.

…1757 senesinden 1857 senesine kadar (100 yılda) kumpanya, sadece savaş tazminatı olarak 300 milyon ingiliz lirası temin etmiştir. Fakat alınanlar, sadece nakit değildir. Her türlü bahane ile her şeye el koyulmuştur. Mesela yerli prenslerden birisi ölür ve varis bırakmazsa, kumpanya kendisini onun varisi ilan etmiştir. Satari-Cansi-Tanjori eyaletleri bu şekilde ele geçirilmiştir. Fakat Hint servetinin İngiltere’ye geçişinin en esaslı ve daimi vasıtası vergi idi.

…Zamanın valisi, kumpanyanın Londra’daki merkezine bu konuya (toplanan vergiye) ait şu manidar raporu yazmıştır : ‘Halkın en az üçte birinin yok olmasına ve bundan dolayı ekinin de aynı oranda azalmasına rağmen bu sene vergi hasılatı geçen seneki 1772 yılının aynısıdır. Verginin tahsili konusunda uygulanan baskıya aynı şiddette devam edilmektedir’. Hayasızlığa varacak kadar açık olan bu sözler, hiçbir yoruma ihtiyaç duymamaktadır.

Vergi ile beraber, ticaret de Hindistan’ı soymak için önemli bir vasıtaydı. Kumpanya, ticarete de güç kullanma usülünü getirmiştir. Kumpanyanın acentaları eşyayı, kumpanya tarafından konulan cebri (zorunlu) fiyatla, yerlileri malların değiş-tokuş edilmesine zorlamışlardır.

Yetkinliği herkesce bilinen İngiliz yazarlarından meşhur Digby, ‘Mes’ut Hindistan‘ isimli eserinde, kumpanyanın bütün bu gasp ve yağma vasıtaları ile Hindistan’dan almış olduğu paranın miktarını, 1.000.000.000 (bir milyar) ingiliz lirası olarak tahmin ediyor.

Kumpanyanın gerçekleştirdiği yıkımlar bununla da kalmamıştır. Hindistan sanayisini de öldürmüştür. İngilizlerin Hindistan’a gelmeden önce Hindistan, sadece kendisini geçindiren değil, aynı zamanda Asya’ya ve Afrika’ya çok miktarda eşya sevk eden bağımsız ve zengin sanayiye sahipti. Hint dokumaları, Hint kumaşları, şalları, müslinleri bütün doğuda meşhurdu. Bunlar hem ucuz ve hem de dayanıklıydı. Hatta İngiliz hakimiyetinin ilk devrinde, Hindistan ürünleri Londra’yı ve İngiltere’yi bile istila etmiştirO derecede ki, İngilizler kendi ürünlerini korumak için önlemler almak zorunda kalmışlardır. Bu türden olarak, kumpanyaya verilen imtiyaz gereğince, Hint ihracatı kumpanyanın elinde toplanmış ve kumpanya da Hint ürünlerinin dışarıya çıkartılmasına engel olmuştur. Bu arada İngiltere’de makine usülü yayılmaya başlamış ve bunun sonucunda Hindistan sanayii ölmeye mahkum bırakılmıştır...” (3)

Yukarıdaki oyunların bire bir bir benzeri de biz de, Osmanlı Devletine yaşatılmıştır. 1838 Baltalimanı Antlaşması ile Osmanlı Sanayii öldürülmüş, Düyun-u Umumiye ile Devlet sistemi felç edilmiştir.

Bunlar öğrenilmeden: Ne Osmanlının yıkılışı ile Cumhuriyetin kuruluşu; ne de Fransız İhtilali-Cumhuriyet-laiklik gereği öğrenilemeyecektir. 

* * *

“Modern anonim şirketlerin anası, 1600’de kurulan İngiliz Doğu Hindistan Kumpanyası, 250 yıldan fazla süren varlığı döneminde elde ettiği büyüklük, günümüz bilişim ve petrol şirketlerinden onlarca kat fazlaydı.

Bu servet, Hindistan’ın içinin boşaltılıp, bir imparatorluk başkentine dönüşecek (olan) Londra’ya taşınması ve insanlık tarihinin en büyük ticari sır ve kültür hırsızlığına cüret edilip, Çin’in çayının çalınmasıyla elde edilmişti. Açlıktan, sefaletten, sömürüden ölen milyonlarca Hintli ile afyona alıştırdığı bir o kadar Çinli ise sadece teferruattı…

Rakipleri için yeterince caydırıcı olan 154.500 kişilik askeri gücü, sömürge savaşlarında Britanya İmparatorluğu’nun hizmetindeydi. Bir devletten farkı, sadece bir anonim şirket olmasıydı.” (4)

* * *

Yukarıda yazılanlardan ve aktarılanlardan çok açık olarak anlaşılan şudur : İngiliz Sanayi Devrimi (seri üretimi) için gerekli kaynak; açlıktan ve sefaletten ölen Hintli ve Çinlilerin mallarının “çalınmasıyla” elde edilmiştir.

Devam edecek…

– Her ne arar isen, “Fransız Devrimi”nde (Sermaye’de) ara !

www.canmehmet.com

AÇIKLAMALAR VE KAYNAKLAR :

Resim: https://slideplayer.com/slide/14504233/

(*) Tereke: ölen kişilerin mal varlığı, hak ve borçlarının tümüne verilen addır. “Tereke” ile “miras” terimi eş anlamlı olarak kullanılabilir.

(**) Orijinal adı British East India Company’dir. 31 Aralık 1600’de, Portekiz ve İspanya’nın tekelinde bulunan Uzakdoğu ve Hindistan baharat ticaretinden pay almak üzere İngiliz tüccarları tarafından krallık beratıyla kurulmuş, zamanla dünyanın en büyük ticaret organizasyonlarından biri ve İngiliz sömürgeciliğinin Asya’daki temsilcisi haline gelmiştir…XVIII. yüzyılın ilk yarısında ticaret hacminde büyük bir gelişme kaydeden şirket, İngiliz hükümetiyle ilişkilerini düzenleyerek ticaret yaptığı bölgelerde devlet adına hareket etme ve temsil imtiyazı aldı… (Daha fazlası için bakınız: Azmi Özcan: https://islamansiklopedisi.org.tr/ingiliz-dogu-hindistan-sirketi

(1 ve 2) ORTA DOĞU’DAKİ EKONOMİK AZGELİŞMİŞLİĞİN KURUMSAL KÖKENLERİ. Prof. Dr. Timur Kuran. (İstanbul, 24 Haziran 2010, MEEA Konuşması)

(3) 10 Temmuz 1929 tarihli Cumhuriyet Gazetesi. 2.sayfa, “İngiltere ve Hindistan” adlı yazı dizisi, 11 no.lu yazı. (Yazar : Ağaoğlu Ahmet). (Canmehmet : Günümüz Türkçesi ile, koyu renkli vurgulamalar tarafımızca yapılmıştır).

(4) DÜNYAYI DEĞİŞTİREN ŞİRKET – DOĞU HİNDİSTAN KUMPANYASI’NIN MODERN ÇOKULUSLULUĞU ŞEKİLLENDİRMESİ. Nick Robins. (kitap tanıtımından)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SPAM ENGELLEME SORUSU

*

Next Post

Cumhuriyet Yönetimleri Ülkelere Refah Sağlayabilir mi (5)

Per Kas 28 , 2019
Önceki Yazı Sonraki Yazı Gelir adaletinin olmadığı; halkın, emeğinin karşılığını tam olarak almadığı bir düzenin, Halk Egemenliği’ne dayalı olduğunu iddia etmek, sadece bir aldatmacadır. Son bin yılda Orta – Yeni – Yakın çağları yaşamamız ve geliştirilen bunca araç-gereç dikkate alındığında; Derebeyliklerin / Mutlak Monarşi’lerin yıkılarak Cumhuriyet yönetimlerinin kurulması, toplumlara adalet, özgürlük ve gelir paylaşımında adalet […]

Eğitim

↓