Cumhuriyet ve Demokrasi farkı: Neden “bilmediğini bilmemek” bir insan için ölümcüldür (3)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

kapitalizm2

 

İnsan zihni (*) Hafızasındaki bilgiler sahibini yanıltabilir mi? Bakınız, bu nasıl olmaktadır? “Zihin içinde sakladığını, kendine ait olanı, doğru olarak görebilir mi? Örneğin: Şeffaf olmayan kapalı bir kabın içindekini görebilir misiniz? Göremezsiniz değil mi? Görmeniz için onun kabın içinden dışarıya almanız gerekecektir.

Kendisinin ve çevresinin (akışın, akış şeklinin) farkında olamayanlara, “Bilinçli insan” diyebilir miyiz?

Sağlıklı insan: deneyimlerini, algılarını, öğrendiklerini hafızasında tutabilir-saklayabilir, bunların arasında bir ilişki kurarak, kendisi için yararlı olabilecek sonuçlara gidebilir.

Akıl, bir ölçme ve değerlendirme merkezi’dir. Bilgiler-yaşananlar arasında bir ilgi kurarak (mevcutlar arasından) doğruya ulaşabilir. Eğer, kendisine “doğru” bilgiler sunulmuş ve bunlar doğru olarak özümsenmişse.

Özetle: İnsan zihnindeki bilgiler, sorgulanmak, ışığa çıkarılmak zorundadır. Eğer, doğruya ulaşılmak, doğru bulunmak isteniyorsa.

İnsanlığın gelişmesinin tetikleyicisi, günümüz tabiri ile, “AR-GE” araştırma ve geliştirme faaliyetleri değil midir?

Kaba tabiri ile, (Bize verilen) Bilgi, eşek yüküdür. Eğer, ondan yeni bilgiler üreterek (teyit edemiyor) ve onu geliştirerek, bir adım ileri taşıyamıyorsak.

Peki, düşünceler (kendiliğinden) bir eyleme dönüşebilir mi? Bunun basit cevabı: “Hayır!” olacaktır.

Düşüncenin bilgiye dönüşmesinin yakıtı, duygulardır.

Cumhuriyet ve Demokrasi farkı

Okumayı, düşünmeyi, araştırmayı ve sorgulamayı çok sevmeyenlere başından özetleyelim.

“Cumhuriyet” ifadesinin bilincimizdeki karşılığı nedir?

-Halk Egemenliği, “Temsili Yönetim”, Padişah, Kral ve Diktatörlerden kurtulmak! Bilgilerimiz ve düşüncelerimiz böyle değil midir?

-Peki, Halkı temsil edilecekler: gerçekte, serbest bir seçimle seçilmiyor ve temsil de tercih edilecekler, yine halkın serbest iradesi ile seçim listelerine alınmıyorsa? Açık ifadesi ile, Ülkede özgür ortamlar, düşünce ve ifade hürriyeti, bağımsız medya, yargı yoksa: Temsili yönetim, “Cumhuriyet” anlamını bulacak mıdır? Yoksa, şeklen -aldatmaca- bir halkın temsili yönetimi mi olacaktır?

-Toparlanırsa: Ülkede özgür ortamlar, düşünce ve ifade hürriyeti yoksa, kastedilen manası ile bir “Cumhuriyet” yönetimi de  yoktur.

Cumhuriyet ve Demokrasi farkı

-Cumhuriyet yönetimlerinde, devlet daha ön plandadır. Demokrasilerde, kişi hak ve özgürlükleri.

-Cumhuriyet yönetimlerinde devlet, kimliklere biçimlendirebilir, çocukların eğitimine yön verebilir. Demokrasilerde, insanlar dilerlerse çocuklarını özel okullara verebilirler. Devlet eğitim içeriğinde fazla müdahaleci-hevesli değildir.

-Cumhuriyet’lerde, siyasal iktidar, bir aileye, sınıfa zümre ve şahsa ait değildir. “Tek Parti”, “Darbe yönetimi”, “Sermaye-medya-asker-yargı” baskısı, yönetimi yoktur. Demokrasilerde, insanlar anayasalarını kendileri yapar ve gerektiğinde yaptıklarını her zaman geliştirir, değiştirir veya farklı bir çizgiye taşıyabilirler.

-Cumhuriyetlerde: “Mutlak iktidar”, “Milli şef” anlayışı olabilir mi? Demokrasilerde, İktidar, halkın serbest oyları ile belirlenir ve azınlığa düşen şapkasını alır gider.

Ne kendisini dayatır, ne de anlayışını.

-Cumhuriyet yönetimlerinde devlet, bilgiyi, parayı, gücü tekeline alarak bunları halkın yönetiminde kullanabilir mi? Bunlar demokratik yönetimlerde mümkün değildir.

-Cumhuriyet yönetimlerinde, “düzen” ön plana çıkmaktadır. Demokrasiler ise, halkın (zaman uygun) istek ve talepleri.

-Cumhuriyet yönetimlerinde, “Mutlak doğru” olabilir. “Geniş anlamda demokrasi, toplumda mutlak doğrunun olmadığı varsayımına dayanır. Toplumsal konularda, anlam ve doğrular, toplumsal tartışma, değerlendirme ve çatışmalı karar alma süreçlerinden geçerek oluşurlar.”

Batı Avrupa, Sanayileşme dönemine halkın ve -özgür- düşüncelerinin öne çıkması ile girmiştir.

Bilgi toplumu olmanın tek bir yolu vardır. Ülkede özgür ortamlar ve “ama”sız düşünce ve ifade hürriyeti.

-Rusya ve Çin, “gelişmiş ülkeler” midir?

-Kesinlikle hayır!

-Peki, Neden?

-Bu iki ülkede de ne özgürlük vardır ne de bir adalet. Ana caddeleri ışıltılı, arkaları sefaletin şarkısıdır.

-Batı Avrupa, nasıl (ilk önce) Kendi halkını, devamında diğer (gelişmemiş) toplumları sömürerek bir refah toplumu olabilmişse; Çin ve Rusya’da, kendi halklarını acımasızca sömürmektedirler. (İlk başlarda Japonya’da buna dahildir.) Çin ve Rusya’ya düşünülen manada gerçek demokrasi-özgürlük gelmedikçe, onların (yeterli) yüksek teknoloji üretebilecekleri ham hayaldir. Bu iki ülke bu anlayışla (en azından kendi halkları için) doğru bir yere gitmemektedir.

Sonlandırırken, geçen bölümden bir paragrafı tekrar veriyoruz.

-“…Debray’e göre, cumhuriyetin köküne kibrit suyu dökenler arasında ilk sırada, medya demokrasisi (ve medyatik demokrasinin) aktörleri yer alıyorlar.

-“Medyatik demokraside, enformasyon profesyonelleri, kamuoyu ve insanlar arasında aracı işlevi görerek, siyasal iktidarla sivil toplumun arasındaki ilişkinin en önemli kısmını sağlıyorlar(4)

Medya ve para güçlerinin, -ki bunlar giderek birleşiyorlar- kamuoyu üzerinde kurdukları tahakküme Regis Debray’in yönelttiği eleştirilere, özellikle gösteri toplumunun aktörlerinin toplumun yeni elitleri olarak toplumsal değerleri ve kamuoyunun gündemini belirlemesini eleştirmesine, radikal demokratik bakış açısından katılmamak mümkün değil. Ama bu eleştiriden hareketle üretilen önerilerin, başka bir elitizmin önündeki taşları temizlemek için kullanılabileceğini de unutmadan…(Ahmet İnsel/Birikim)

Bu noktada Hürriyet gazetesinin eski sahiplerinden Erol Simavi’nin bir ifadesi aktarılmalıdır.

“Şimdi şekerim, basın doğruyu yazdığı sûrece, ona karşı her zaman tepki ve nefret vardır… ‘Ben, basını çok seviyorum,’ diyen insanların yüzde 99’u aslında sahtekârdır. Sanki bizler birer umacı imişiz gibi, bizimle korkudan ahbaplık ederler. Halbuki hepimiz, onlar gibi insanızdır. Basın için dünyada ‘Beş büyük kuvvetten biridir… Dördüncü kuvvettir.’ Derler. Bu söz, Türkiye için geçerli değil… Hakimiyet, elbette, ‘Kayıtsız şartsız milletindir’… O, başka… Ama birinci kuvvet, Türkiye’de ordu mu? Hayır… Basındır… ikincisi, ordudur… Çünkü orduyu, ihtilallere basın hazırlar…”

Askeri Darbelere, özellikle: 15 Temmuz’a giden yola taş döşeyenler (kimi iç-dış) Medya değil de nedir?

www.canmehmet.com

Açıklama: İçerikte yazılanların kaynakları bir evvelki yazımızda verilmiştir.

Resim: web ortamından alınmış, alt yazı tafafımızdan düzenlenmiştir.

(*) Zihin: “insanda anlayış, kavrayış, algılama yetisi. Yaşantıları, öğrenilenleri, bunların geçmişle olan bağlantılarını bilinçli olarak kafada saklama gücü, bellek.”

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*