Cumhuriyet Amaç mı, Araç mı (Son)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Hiçbir yönetim şekli, halkına doğrudan zenginlik ve refah sağlayamaz. Devletin amacı da bu değildir. Devlet; toplum içerisinde huzuru, adaleti ve adaletli bir gelir paylaşımı sağlayarak, ancak “hak ve halkın iktidarı (sesi)” olabilir. 

Geçen bölümlerde son bin yılın fotoğrafı çekilerek “Derebeyleri, Krallar, Parlamenter Monarşiler ve Cumhuriyet Yönetimleri”nin uygulamaları sergilenmişti.

Feodal düzende Derebeyleri, nüfusun %10’unu oluşturur ve üretmez, köylülerin yaptığı üretimden pay alarak geçinirlerdi. Bugün İngiltere – Amerika veya Almanya’da (soylu sınıf – fabrika sahipleri), yaklaşık olarak nüfusun %1’ini oluştururlar. Ancak toplam gelirin %50’sini almaktadırlar. Bu tabloya göre, gelir adaleti (demokrasi) yoktur.

Fransızlar 1789 Fransız İhtilâli ile “Eşitlik, İnsan Hakları ve Demokrasiye kavuştuklarını” iddia etmişler ancak, ihtilâlin hemen arkasından (o güne kadar yaşanan “sömürge kapma savaşı”ndan daha fazla) bir sömürge arayış dönemine girdiklerini gözden kaçırmışlardır. Gerçeğinde ihtilâl, kralın ek ve yeni vergiler istemesi sebebiyle çıkmıştır. Bugün de “Sarı Yelekliler”, akaryakıta ek vergi konulması nedeniyle isyan etmektedirler.

Fransız İhtilâli’nin fikir babalarına göre :

“Her insan doğuştan hürdür ve diğerleriyle eşittir, vazgeçilmez haklara sahiptir. Devlet gücü, millete ait olmalıdır. Sadece, ‘milletin seçtiği temsilcilerin’ yönetme hakkı vardır. Millet de bu temsilcileri denetleyebilir.”

Bakalım “Eşitlik – Adalet – Özgürlük sevdalısı (!)” Fransızların uygulamaları bu yönde midir ? Bu konuda bir kaynakla devam edelim :

* * *

“Cezayir, ilk kez 1830 yılında bir Fransız sömürgesi oldu. Cezayir halkının işgale karşı çıkması üzerine, Fransızlar ülkeye 400.000 asker yerleştirdi ve ayaklanmada onbinlerce insan öldü. Cezayirlilerin Bağımsızlık Savaşı boyunca da idamlar ve geniş çaplı tutuklamalar yapıldı. Köylüler havadan bombalandı ve denizden kruvazörlerle top ateşine maruz bırakıldılar. Bu saldırılarda amaç sadece ayaklananları cezalandırmak değil, Müslüman nüfusa yerini ve haddini bilmesini öğretmekti. Cezayir’in yerli halkının büyük bir bölümü, Fransız kolonel yönetiminin başlarında yok edilmişti, 1830’da 4 milyonun üzerinde, 1890’da ise 2,5 milyon kişi öldürülmüştü. Sistematik soykırım, Cezayir kültürel kimliğinin vahşice ezilmesiyle sürdürüldü… Cezayirliler, katı yasalara maruz bırakıldılar, hatta evlerini ya da köylerini terk etme konusunda bile kolonel (Sömürgeci Fransız) yönetimlerinin onayı gerekiyordu…” (1)

* * *

Bu noktada Orta Çağ / Derebeylik dönemine dönüyoruz. O dönemde de Köylüler / Serfler, siyasal haklara ve istediği zaman başka köylere göç etme hakkına sahip değildir. Köylü, feodal beye bağlıdır ve beyliği terk etmesi yasaktır.

Oysa, Fransızlara göre nasıl olmalıydı :

Her insan doğuştan hürdür ve diğerleriyle eşittir, vazgeçilmez haklara sahiptir…”

Üstelik de “her Fransız” değil, “her insan” doğuştan hürdür demektedirler. Bu durumda Cezayirliler – Müslümanlar, herhalde “İnsan” değildir (!).

Bugün Afganistan, Libya, Afrika Ülkeleri, Bolivya, Venezuela, Irak ve Suriye’de yaşananlar, kimlerin veya hangi amaçlarının sonucudur ?

Çevreciler (safları aldatmak için) “3-5 ağaç için yırtınıyor görüntüsü” verirken; onmilyonlarca yaşlı – kadın – çocuk; “hammadde – petrol sömürüsü için” çıkartılan iç savaşlar nedeniyle yurtlarından sürülürken, açık denizlerde boğulurken ve otomatik silahlarla katledilirken, “çevreciler” nerededirler ?

Bunlar için “Cumhuriyet, Demokrasi, İnsan Hakları“, sadece karşısındakini aldatmak için yaldızlı kağıtlara sarılmış birer taş parçasıdır.

Bu nedenle, Batılılar için “Kazanmanın ahlakı yoktur.

* * *

Cumhuriyeti örnek aldığımız Fransa’da uygulamalar böyle de, bizde nasıl ? Aşağıda kaynaklarıyla birlikte birkaç örnek vereceğiz.

Cumhuriyetin ve aynı zamanda da Fransız İhtilâlinin fikir babalarının sözlerini de hatırlayalım :

“Vicdan ve fikir hürriyeti Cumhuriyetin ruhudur… Her insan doğuştan hürdür ve diğerleriyle eşittir, vazgeçilmez haklara sahiptir” demişlerdir.

“Muallimler; Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister” (Mustafa Kemal Paşa).

* * *

Kaynak : 20 Mart 1929 tarihli Cumhuriyet Gazetesi, 3.sayfa.

Okuyucu Mektupları” köşesi :  “Şehrimizin okullarında 5.000 Türk çocuğu, çoğu şimdi içinde mesut yaşadığımız bu şehri (İstanbul’u) düşman ellerinden kurtarmak için can verenlerin bize emanet bıraktıkları 5.000 Türk yavrusu, vatanın 5.000 gelecek hazinesi açlıkla pençeleşirken, şehrimizin hastaneleri fakir hastalarımıza kapılarını kapatacak kadar yetersizlik arz ederken, Şehremanetinin (Belediye’nin) 200.000 lira harcayarak bir konservatuar yaptıracağını gazetelerde okudum. Allah aşkına, akıllara ziyan veren bu haber doğru mu ?”

(Cumhuriyet Gazetesi’nin Cevabı) “Evet, maalesef doğrudur…. İstanbul’un daha önemli, daha hayati, daha insani ihtiyaçları dururken; onlardan önce kâh Beyazıt’ta havuz, kâh Kadıköy’de hâl (binası), kâh da Şehzadebaşı’nda konservatuar yapılmaya kalkışılır…

Not 1 : 1929 yılı belediye bütçesi 6 milyon liradır (26.05.1929 tarihli Cumhuriyet Gazetesi)

Not 2 : İstanbul Eğitim Müdürü’nün açıklamalarına göre : İlköğretimde 42.000 öğrenci okuyor, azınlık ve özel okullar da dahil toplam 68.000 öğrenci mevcut. İstanbul’un nüfusu ~700 bin kişi (21.04.1929 tarihli Cumhuriyet Gazetesi.)

* * *

Kaynak : https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.3.671.pdf

“Şapka İktisası (Giyilmesi) Hakkında Kanun (Kanun Kabul Tarihi : 28/11/1925)

Madde 1 (günümüz Türkçesi ile) : Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleriyle genel, özel, mahalli ve her türlü idare kurumlarına mensup memurlar ve hizmetliler, Türk Milleti’nin iktisa etmiş (giymiş olduğu) şapkayı giymek zorundadır. Türkiye halkının genel başlığı şapka olup, buna aykırı bir alışkanlığın devamını hükümet yasaklar.”

* * *

Kaynak : TBMM ZABIT CERİDESİ. 25 KASIM 1925. 14.İçtima. (www.tbmm.gov.tr) (günümüz Türkçesi ile)

(s.223) “Konya milletvekili Refik (Koraltan) Bey : …Millet, çağdaş ve medeni hayatın gereklerinden olan şapkayı da, hiçbir telkine ta’bi olmayarak giymiş, bağrına basmıştır. Artık onu milletin başından alacak hiçbir el kalmamıştır ve bunu milletin başından alacak el hangi el ise, millet onu daima kıracaktır…”

* * *

Kaynak : ATATÜRK İHTİLÂLİ. Mahmut Esat Bozkurt. s.154-55. (Aktaran : Selâmi Kılıç. “Şapka Meselesi ve Kılık Kıyafet İnkılâbı, s.541”. Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, Cilt 4, Sayı 16, yıl 1995.)

“Atatürk bir gün, lütfen, bu husustaki (şapka inkılâbı hakkında) fikrimi sormuşlardı. O sırada Musul işi aleyhimize sonuçlandığı için, rahmetli hayli sıkıntılı idi.

Şu cevabı vermek cesaretinde bulundum : ‘Şapka giymek, bu millet hesabına bir Musul fethinden üstündür!’. Atatürk hafifçe gülümsedi ve başını birkaç defa eğerek beni taltif etti.”

* * *

Kaynak : TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NDE TEK PARTİ YÖNETİMİNİN KURULMASI (1923-1931). Mete Tuncay. s.151. Yurt Yayınları, 1981. (Aktaran : Selâmi Kılıç. “Şapka Meselesi ve Kılık Kıyafet İnkılâbı, s.542”. Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, Cilt 4, Sayı 16, yıl 1995.)

“…Yurtdışındaki Halide Edip (Adıvar) Hanım da, ‘Şapka Kanunu’nun bu dönemde girişilen devrimlerin ilki ve en göz alıcısı olmakla birlikte, aynı zamanda en beyhude (boş) ve sathisi (yüzeyseli) olduğunu söylemektedir. Ona göre, ‘devrimler arasında en ciddi muhalefeti yaratan’ bu yasaya sokaktaki adamın karşıtlığı, yasayı yapanlardan gerçekte ‘daha çok Batılıydı’ ”.

* * *

Kaynak : TEK PARTİ DÖNEMİNDE YAPILAN CUMHURİYET HALK PARTİSİ KONGRELERİ TEMELİNDE DEĞİŞMEZ GENEL BAŞKANLIK, KEMALİZM VE MİLLİ ŞEF KAVRAMLARI Doç. Dr. Hakan Uzun. Ahi Evran Üniversitesi. (Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi. IX/20-21, 2010/Bahar-Güz)

“(Sy.237)…Üçüncü dönem meclisinin milletvekillerini belirlemek amacıyla yapılacak seçimden önce 23 Haziran 1927’de CHF’de bir tüzük değişikliği yapılmıştır. Buna göre parti başkanı, milletvekili adaylarını tek başına belirleme yetkisine sahip olmuştur. Böylece Cumhurbaşkanı ve CHF Genel Başkanı Mustafa Kemal Paşa, parti adaylarını fiilen olduğu gibi resmen de doğrudan kendisi seçmeye başlamıştır…

…CHF’deki bu yenilikler, Mustafa Kemal Paşa’nın I. ve II. Meclislerdeki deneyimlerinden sonra, meclise seçilecek milletvekillerinin seçiminde daha hassas davranmak istemesinden kaynaklanmaktadır. Böylelikle Mustafa Kemal Paşa, belirlediği amaçlarını gerçekleştirmeye çalışırken, artık kendisinin engellenmesinden yana değildir.

(Sy.239-240) …Cumhuriyetin ilk yıllarında yaşanan hızlı ve radikal değişim hamleleriyle, yeni rejime uygun, yeni bir insan ve toplum modelinin yaratılması hedeflenmişken, 1930 yılına gelindiğinde ülkede iki önemli sorunla karşılaşılmış; CHF’nin ekonomik sorunları çözme ve inkılâbın halka benimsetilmesi konusunda yetersiz olduğu anlaşılmıştır…

…1930’lu yıllarda… Türk Hava Kurumu, Çocuk Esirgeme Kurumu, Kızılay, Spor Kulüpleri CHF’nin kontrolüne girmişlerdir. Tüm toplumsal katmanları kontrolü altına almaya ve kendine bağlamaya çalışan CHF, işçi ve esnaf cemiyetlerini de kendi bünyesinde örgütlemeye çalışmıştır. Üniversitenin özerkliği de 1933 yılında çıkarılan bir kanunla son bulmuştur. 1935’deki Kongre’de Parti Genel Sekreterlik görevi ile İçişleri Bakanlığı görevi birleştirilmiş, illerdeki parti başkanlığı görevi valilere bırakılmıştır…

(Sy.245) Kemalizm kavramı, ilk baskısı 1932’de, ikinci baskısı ise 1933’te yapılan ve liselerde tarih derslerinde okutulan, ‘Tarih IV’ kitabında da dile getirilmiştir. Kitapta CHP’nin, 1931 tarihli Büyük Kongresi’nde oluşturulmuş olan parti programındaki altı ilke açıklandıktan sonra, ‘…İşte yabancı yazarların Büyük Millî Reis’in adıyla ilişkili olarak ‘Kemalizm’ dedikleri Türk devrim hareketinin temel prensipleri bunlardır. Bu prensiplere dayanan devlet sistemi Türk milletinin tarihine, ihtiyacına, toplumsal bünyesine ve ülküsüne en uygun olduğu kadar, bütün dünyadaki sistemler içinde de en sağlam ve en mükemmel olanıdır” (*)

(*kaynak içindeki alıntı) “Tarih IV, Kemalist Eğitimin Tarih Dersleri (1930-1941)”. s.188. Kaynak Yayınları, İstanbul, 2001)

* * *

Yazı dizimizin 12 bölümünde aktardıklarımızdan anlaşılanlar :

– İnsanlığın kısa (son bin yıllık dönem) tarihine bakıldığında, karnedeki “insanlık” ders notunda bir iyileşme olmamıştır.

– İnsanı refaha götüren, onun kişisel çabasıdır. Devlet, insanına refah değil; huzur, adaletli bir düzen ile hakça gelir paylaşımı sağlamaya çalışmaktadır.

– Devrimler ve ihtilallerin geleceğe yansımaları ve neleri getireceği veya götüreceği çok iyi hesaplanamadığı (öngörülemediği) için heyecan kaybedildiğinde, ortaya (bazen) bir yıkım görüntüsü çıkmaktadır.

– “Cahil Halk” ifade ve iddiasını kullananlar bilmelidir ki halk asla cahil değildir. Bu noktada karıştırılan şey, insanların eğitimi ile öğrenimi (yani bilgilendirilmesi) arasındaki farktır. İnsan yavrusu iki yöntemle bilgilenir :

a) Bir öğretmenin verdiği (okuldan aldığı) bilgiler,

b) Anne – baba – büyükanne – büyükbaba ve yakın çevreden sözlü aktarılan bilgiler ile izledikleri davranışlar modelleri ve kendi deneyimleri.

Halk, sözlü edebiyatla (bilgiyle) ve deneyimle beslendiği için, teorisyene göre daha öndedir. Hatta daha basiretlidir. Doğruyu daha iyi görebilir.

Yaşam ormanına yabancı bir insanın (ki bu, bir ilim adamı da olsa) çöl veya ormandaki yaşamı, bir yerliye göre çok daha zor olmaktadır.

* * * 

Sonsöz :

İnsan, düşünerek değer kazanan bir varlıktır.

Elbette ki bu; “bilgi – deneyim ışığında, aklını ve özgür iradesini kullanarak bir düşünce üretebildiğinde” gerçekleşir…

* * * 

www.canmehmet.com

* * *

DİĞER KAYNAKLAR :

(1) Yazının tamamı için bakınız : https://www.yeniasya.com.tr/ahmed-akgunduz/fransizlar-cezayir-de-dunyanin-nadir-gordugu-bir-katliam-ve-soykirim-uygulamislardir_204577

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SPAM ENGELLEME SORUSU

*

Next Post

Kadın Ve Erkek Birbirlerini Neden Anlayamaz (1)

Cts Ara 14 , 2019
Önceki Yazı Sonraki Yazı Kadının “Beni anlamıyorsun!” iddiasının arkasının ne kadar boş olduğu, aşağıdaki açıklamalarda açık olarak görülmektedir. Bununla birlikte kimsenin üzerinde anlaşamadığı ve nerede ise insanlık tarihi kadar eski olan konuyu açmak adına  aşağıdaki listenenler arasında, dünyanın en zeki insanı kimdir ? Sorusunu soralım: 1. Prof. Nadia Camukova, “199,37” IQ ile […]

Eğitim

↓