“Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal, Mustafa Kemal Paşayı öldürdü!” (3)

Önceki Yazı
Düşünerek bir sonuca gidebilen insanın en belirgin özelliği; Farkında olabilmek'tir.

Düşünerek bir sonuca gidebilen insanın en belirgin özelliği; Farkında olabilmek’tir.

 

Bir Medeniyetin yazılı bilgilerini tercüme ederek, onun felsefesini kavramadan; O Medeniyetten nelerin alınacağını; kendisinin hangi değerlerini koruyacağını hesap etmeden, hazırın üzerine konacağını düşünenler; hızlı bir şekilde yapılan bir inkılabın, yarardan çok zarar getireceği bilmelidir.

Peki, iki yüz yıldan beri bir üyesi olmaya çalıştığımız “Batı Medeniyeti” nedir?

Batı Medeniyeti’nin dört özelliği vardır:

-Skolastiği (Din temellerine dayanmasını) yıkmak,

-Reform ve laiklik,

-Tecrübi akım evrenselleşmesi ve nihayet

-Diğer unsurların yarattığı buhran.

“Buhran!” Batı medeniyetinin dördüncü unsurudur. Ve manevi değerlerin itibardan düşmesini ifade eder. (1)

Batı medeniyeti bugün kendi gelişmesinin sonucu olarak bizzat dayandığı insanı dahi tanımaz hale getirmiş; akıl-insan arasında bir uçurum yaratmıştır. Özeti ile bugün Batı Medeniyeti – duraklaması dikkate alınarak denilebilir ki- tehlikededir.

Başlamadan ilk iki yazı içeriği özetlenirse;

Her düzen, uygulandığı ülkenin insanının yapısına, değer yargılarına, davranışlarına uygun düşmelidir. Bu ifadeyi açmak adına şu örnek verilebilir; “Bir atı zorla su içmeye götürebilirsiniz, ancak ona zorla su içirtemezsiniz.

Her düzenin buna uygun (uyumlu) bir insan tipi var. Örneğin; “Kapitalist düzenin insanı, bencil, daha çok kişisel çıkarlarını düşünen, ekonomik dürtülerle hareket eden, acımasız, sömürücü… “ anlayışa sahiptir.

Bu manada “Kul Hakkı” na saygılı bir Müslüman, Kapitalist Sistemin acımasız, zayıfı görmezden gelen ve “kazanmak” üzerine kurulu anlayışı ile başarılı olabilir mi veya bir Müslüman’dan başarılı bir kapitalist olur mu?

-Özetle; Türkiye’nin başarılı olabilmesi, Devlet düzeni ile insan malzemesinin karakterinin uyumlu olmasına bağlıdır.

Bu son bölümde “Batı Medeniyeti” sorgulanarak; (Yazının sonunda Avrupa’nın geleceği ile ilgili bir tespite yer verilmiştir)(*) Bir Medeniyeti, sadece onu taklit ederek başarılı olamayacağımızı; Gelişmiş Batı’nın ayak izlerinden-arkasından giderek onları, “Gelişmişlik” yarışında geride bırakamayacağımız gerçeğinden hareketle bu konuda meraklısına bir kapı açmaya çalışılacaktır.

Batı medeniyeti sırf teknik değildir. Batı medeniyeti ne baraj, ne de elektrik süpürgesidir… Onu almadan önce, anlamak gerek…

-Batı Medeniyeti, sahip olduğu refah ile değerlendirildiğinde; bu refahın “sömürü” üzerine inşa edildiği açık olarak görülecektir.

-Batı Medeniyeti, bir bütündür. Bu bütünün ana yapısı kendi “ahlaki değerleri” üzerine kurulu olmasıdır.

-Deniliyor ki; “Batı Medeniyeti, ‘Tercüme inkılapçılıktan, telif inkılapçılığa, hazıra konuculuktan yaratıcılığa, I930’dan beri kurulan teknik devletten kültür devletine’ ulaşılacaktır..” Ancak; taklit ederek, sürekli  birilerinin ayak izlerini takip ederek nasıl öne geçilecektir?

Bizler her zaman bir “takipçi” mi olacağız? Arka planda istenen, “takipçi“olmamız mıdır?  Bu nedenle mi bir bilgi toplumu olamıyor, AR-GE çalışmalarında başarılı olamıyoruz?

-Bizler, Islahat ve İnkılap dönemlerinde kendi değerlerimizden hareketle bir “Türk Düşüncesi-Tezi” oluşturduk mu? Veya oluşturduğumuzu bilen birileri var mıdır?

-Batı Medeniyeti, Maddeci‘dir. Bizler bir Müslüman olarak, ve Bir Müslüman kimliği ile bu medeniyetin -maddeci– gereğini nasıl yerine getireceğiz?

-“Batılılaşmak, modern ve demokratik bir devlet ve idarenin kurulması demektir.” Denilmektedir.

-Denilmektedir de; bizler, son doksan yılda ne zaman “Demokratik ülke” olarak, bir Sivil Anayasa yaptık ve ülkede “ama”sız bir düşünce-ifade hürriyeti’ne, demokrasiye ulaştık?

-Ülkede bugün dahi sansür yok mudur?

Sansür olan bir ülke halkının, bilgi üretmesi, AR-GE çalışmaları yapması “Ham hayal!” değil midir?

Bu konuda aşadaki iki ayrı görüşle konuyu kapatıyoruz;

Birincisi, Thomas A.Stewart;

-“İçinde yaşadığımız yeniçağda, zenginlik bilginin ürünüdür. Bilgi, ekonominin başlıca hammaddesi ve en önemli ürünü haline gelmiş bulunuyor. Günümüzde zenginlik yaratmak için gerek duyulan sermaye varlıkları arazi, bedensel emek, imalat ve fabrikalar değildir. Bunların yerini bilgi almış durumdadır.” 

İkincisi; 1878 yılındaki Paris Sergisi ile ilgili anıları ile Sadullah Paşa;

-“Ana kapının önünde bir hürriyet heykeliyle karşılaşıyorsunuz; heykelin elinde bir asa vardır ve bir sandalyede oturmaktadır. Görüntüsü ve tavrı izleyenlere şu mesajı verir: “Ey kıymetli ziyaretçiler, insanlığın bu büyüleyici gelişimine baktığınızda, şunu aklınızdan çıkarmayın ki, tüm bu mükemmellikler hürriyetin eseridir.Ancak hürriyetin koruması altında, insanlar ve milletler mutluluğa erişir. Hürriyet olmaksızın güvenlik olmaz; güvenlik olmadan gayret olmaz, gayret olmadan, zenginlik olmaz; zenginlik olmadan, mutluluk olmaz!…  

Yıl 2015…

-“Gelişmek Hürriyet’siz olmaz..” dediğimizin (1878 yılının) üzerinden 137;

-“Egemenlik Milletindir” dememizin, (1923’ün) üzerinden 92 yıl geçmiş…

-Geldiğimiz yerde hala halkı baş tacı eden, özgürlükçü Sivil  Anayasa’mız;

-Sivil bir Anayasamız olmadığı için de, bilgi (teknoloji) üretmek için şart olan “Ama”sız bir düşünce-ifade hürriyeti ortamı yoktur.

Bugünde gücü eline tutanlar, bir şeyleri gizlemenin, üzerini örtmenin, halk ile gerçeklerini bir araya getirmememin derdindedir.

İşte bizim (çoğunun bilmeden, kimilerinin de bilerek kendimizi kandırdığımız) hikâyemiz…


Resim; https://born4rthis.wordpress.com/tag/motivation/ Alt yazı tarafımızdan düzenlenmiştir.

(*) Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Avrupa’nın göbeğinde, uzun yıllar Bern Büyük elçisi bulunduktan sonra,  (Avrupa geleceği görüşleri) Avrupa hakkındaki ihtisasları:

“…Hıristiyan Batı âlemi de kendi hırslarının, kendi günahlarının kurbanı olarak ve akrep gibi, kendi kendini kemirerek paçavralar içinde, yalın ayak başı kabak tarihe göçmek halindedir. Avrupa’nın can çekişmesi belki, çok uzun sürecektir; (zira Atina ile Roma’nın kaç yüzyılda battığını tam bildiğimiz Avrupa’nın aynı mahiyet ve vasıflarla bir kere daha baş kaldıramayacağıdır. İki asırdır dünyayı kolonize eden, her bahiste dünyaya ders veren ve manevi alanda olsun, maddi alanda olsun dünya üzerinde hüküm süren Avrupa, ergeç ya Amerika’nın, ya Asya’nın hegemonyası altında sönük ve yarım bir hayata mahkûm olacaktır… Son söz ya en sağların, ya en sollarındır.(Yaşar Nabi: Yakup Kadri ile bir konuşma. Varlık No: 32 -1 Nisan 1947 s. 4) Gene bk. Yakup Kadri, Atatürk’ün gerçek siması Varlık No: 412-1 Kasım 1954 s. 3-4) (Alıntı; TÜRKİYE’NİN SİYASÎ HAYATINDA BATILILAŞMA HAREKETLERİ Il, Prof. Dr. TARIK ZAFER TUNAYA (Kitap; Cumhuriyet GAZETESİNİN OKURLARINA ARMAĞANIDIR. 1999)

Kaynaklar;

(1)TÜRKİYE’NİN SİYASÎ HAYATINDA BATILILAŞMA HAREKETLERİ Il, Prof. Dr. TARIK ZAFER TUNAYA (Cumhuriyet GAZETESİ Eki, 1999)

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*