Çöken dünya ekonomisi değildir. Türkiye ile bir ilgisi bulunmamaktadır.

Sonraki Yazı

“Amerika ve beraberinde kapitalizm çöküyor. Oh olsun! Komünizm de çökmüştü! Kaldık mı (1-1) berabere. Yeni bir maçta biz kesin kazanırız.”

Meraklısı sadece şunun cevabını verirse konu kısa yoldan aydınlanacaktır. Yılda dört mevsim yaşanan ülkemizde; Cumhuriyeti takip eden (devletçi) ilk 30 yılda, ülke (ekonomi) ve halk (eğitim) açısından nereden nereye gelmiş? Peşinen uyarayım, hayal kırıklığına uğramayın. “He…” Dediğinizde ortada açık ve uçuşan bilgi yok. Biraz terlemeniz gerekecek. Ancak arayan her zaman bulmaktadır.

Size bir ipucu; “Devlet idaresi A’ dan Z’ ye bozuktur, “

-“Aaa… Bunu şimdi mi öğrendin?”

– Hayır! Gözüm, beni yanlış anladın, şimdiki zamanı söylemiyorum.

-Yıl 1939, Söyleyen Türkiye Cumhuriyet’inin 4. Başbakanı, İbrahim Refik Saydam. (1)

* * *

Ne iyi olurdu, ekonomi konularında da kulağa hoş gelen, şiir gibi yazılar yazsak, yazılarımızda, birilerini (kağıt üzerinde) batırsak, sağ kalanlara da akıl versek, yol göstersek. Ancak ekonomi ve hayal hiç bir arada olmuyor.

-“Olsun! Biz içimizi döküp rahatlıyoruz ya!”

Ekonomi ve siyasette; Söylemek bir, düşünmek iki, başarılı şekilde uygulamak yüz ayrı marifet ister. Önemli olan bir işin uygulanmasında elde edilen başarıdır. Lafı, sohbetinin güzelliği değil!

Ekonomi tek kelime ile değiştirmektir (takastır) Bu nedenle önce değiştirecek bir şeyleriniz olmalı, sonrada değiştireceklerinizden daha fazlasını kazanmak anlayışı.

Günümüzün ifadesi ile iş, mevcudu (verimli) yönetmeye gelmeli.

Adam Smith, döneminde sanayileşme yolunda epey yol alan ve makineleşen piyasanın işleyişi için bazı önerilerde bulunmuş…

Sonrasında Karl Marx bakmış ki, ortada bir işçi, bir işveren sınıfı var. Ancak işçiler, çalışanlar sahipsiz! “Bunlar için de bir düzen kurulmalı.” Ve bildiğimiz komünizm…

Denildi ya; söylemek bir, düşünmek iki, uygulamak, başarılı sonuç almak yüz kıymetindedir.

Ortada; ekonomi, üretim, tüketim, para, emek ve bunların takası, değişimi yoksa, olmayan bir şeylerin üzerinde düşünmek ve düşünceler ifade etmenin de pek bir anlamı olmayacaktır.

* * *

-Ekonomi için ortada, üretim, hizmet ve bir değer olmalı…

-Sonra; bunlar pazara, satışa çıkarılmalı yani bir satıcısı ve alıcısı olmalı…

-Sonra; satın alma veya karşılıklı değişim için ortaya bir karşılık konabilmeli…

-Sonra; sıra değiştirmenin, takasın karşılıklı çıkarlara uygunluğuna (adaletli değişimine) gelecektir,

-Sonra; sıra düşünen insanlardadır ve yukarıda sayılan konular için sistemlerin geliştirilmesindedir.

-Özetle; önce ortada bir değer ve bunun bir alıcı, satıcısı. Sonra takas için araçları. Daha sonra; bunların verimliliğini, adaletli uygulamalarını ortaya koyabilen bilim insanları.

-Olmayan su için baraj, taşınması için kanal veya taşıma aracı yapılmamaktadır. Yapılsa da bir anlam ifade etmeyecektir.

-Öncelik; mal, değer üretimdedir.

-Sonra, üretimini yapacaklar insanlar ve makineler,

-Sonra, müşteriler, pazar, piyasa…

-Sonra, değişim araçları; para, ithalat, ihracat vb,

-Sonra; adaletli uygulamalar için bir düzene (kapitalizm-Komünizm vb) sıra gelecektir.

* * *

-Üretim olan her yerde insan vardır.

-İnsan olduğu yerde de akıl.

-Akıl deneyim ve bilgi ile evlenir.

-Beraberce, el ele, gönül gönül’e doğru konfor ve kaliteye giderler.

-“Dur bir bakalım” derler; “nasıl daha iyi üretebilir, tüketebilir, yaşamımızı güzelleştirebiliriz?”

– Sonra (bir gün zeka) der ki; paramızı, servetimizi nasıl daha fazla çoğaltabiliriz?

-“Aaa… Banker ve bankalar ne güne duruyor?”

-Eyvahhhhhh… Eyvah ki, eyvah!

-“Ne oldu?”

-İşte şimdi kıyamet koptu!

* *

25.000 dolar değerindeki bir ev, kredili ve uzun vadeli (15 -25 yıl) olarak 100.000 dolara satışa çıkarılır ve birileri de bunu alırsa;

Veya; 100.000 liraya mal edilen bir ev, 400.000 liraya vadeli olarak satılırsa;

Ve sonra bu anormal durum sıkıntıya girdiğinde birileri de döner;

”Aaa… Finans sistemi çöktü!”

Derler ki; Kendinizi gidin bir üfürükçüye okutun!

-“Niye?”

-Anlatacağız;

-Ekonomi; mal ve hizmet üretmektir. Üretilenlerin değişimi, takasıdır.

-Diyelim ki, yüz adet yumurta sattın, karşılığında bir kilo Bal aldın.

-Bir kilo Bal verdin, karşılığında bir ilaç (sağlık hizmeti) aldın. Yani bir değer (ürün) verdin ve (bir hizmet) bir değer aldın.

-Bankadan bir ev satın almak uzun vadeli kredi aldığında; Bankaya ne adına ve ne kadar fazla bir ödeme yaptığını herhalde baştan biliyorsundur? Yani; almadığın bir malın veya hizmetin bedelin ödediğini…

-Üstelik bankalardan alınacak kredi; gerçek bedelin yaklaşık dört kat fazlası ile geri ödenmesi demektir.

-Bu ödemeyi yapabilmen için, kazancının yıllar içerisinde, net olarak dört kat artmalı ve bankaya (sanal) hizmeti karşılığı, 100.000 lira yerine 400.000 lira ödeyebilmelisin. Dönem sonunda da ödediklerinin karşılığını elinde bulabilmelisin.

-Peki, bunun, mevcut banka ve finans yapısının bir doyum noktası (her barajın bir su tutma kapasitesi) olduğunu Anlı-Şanlı Harvard’lı ekonomistler, deneyimli yöneticiler bilmezler mi?

-Elbette bilirler. “Peki, bilirler de, bu olanlar nedir?”

-Onlar öncelikle memur; elleri taşın altında değil. Ekonomiyi gerçeğinde çok iyi bilseler di, zengin olan Microsoft’un patronu Bill Gates değil, onlar olurdu!

-Bu iflas ve yıkımlarda, sistemi kuranların ve patronların olayda bir kuruş zararı olmamaktadır. Ne diyorlardı?

-“Ey devlet, sen bu paraları bizden vergi olarak aldın, şimdi; Dede, yediklerini öde!”

-Sonuçta dışarıdan farklı görüldüğü gibi kimse, babasının hayrına kimseyi kurtarmıyor. (Devlet) Peşin aldığını taksitle geri ödüyor.

-Uzun lafın kısası; çöken ekonomi (üretim, tüketim, değişim) değil, çöken, fahiş derecede alınan faizin, finans sistemidir.

* * *

-Türkiye’de kredi kartlarının cazip şartlarla pazarlanmasını ve alt yapısının ne kadar hızlı ve kusursuz kurulmasını kavrayanlar, ne anlatılmak istenildiğini (finans sistemini) daha iyi anlayacaklardır.

Meselenin sistemle değil, soygunla (yüksek faizle) ilgisi vardır.

* * *

Sıradan bir vatandaş olarak acizane diyebileceğim, günümüzde bir olayı anlamak için, ne yapın edin, alem mersine giderken siz tersine gidin. Akıntıya kürek çekilmemeli, rüzgara kapınılmamalıdır.

Özetle; tüm mesele, bakkal Hamdi Amca’mın anlayacağı şekilde budur.

Gelelim koparılan kıyametin Türkiye ile ilgisine;

Türkiye’nin (yerli sanayisinin) rekabet edebilirliği, piyasa değerinde satabilecek malı (Üretimi) hizmeti (cazip turizmi) olduğu sürece hiç bir şey olmaz.

-“Aaa… Öyle bol kepçeden atıyorsunda, sanayiciler diken üstünde! Bağırıyorlar, Ona ne diyeceksin bakalım?”

Hiç dikkatinizi çekti mi, bağırıyorken ne demektedirler? Hele dediklerine bir tekrar bakın sonra cevabını veririz.

Ülke ekonomisi ile ilgili olması gerekenler bizde mevcutsa, korkmamıza gerek yok, bizi 105’lik havan topu bile yıkamaz! Değilse, ülkenin başı sık sık derde girecektir. İlla ki ithal bir krize ihtiyacımız yok.

Gerçeğinde ülkemizde uzun süredir bankalar sanayiciye (normal) kredi vermemektedir. Çok çok ne olur? Ev ve otomobil (kişisel) kredilerini alanlar azalır.

İyi ya işte, o zamanda Amerikan bankalarının başına gelen bizim başımıza gelmez.

Nereden baksanız, keyifler keka! Haydi yaşadınız…

12.10.2008

(1) Vikipedi

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*