Çin Nasıl Süper Güç Oluyor, Nobel Alıyor da; Biz Olamıyoruz? Farkımız Nedir (2)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Büyük devletler, köklü geçmişleri ile büyük devlettir.

 

Çin’de,1600 yıl evvel, şifalı otlarla ilgili bir çalışma yapılır. Kısa süre önce de bu çalışmalar geliştirilir ve Çin, bu çalışmalardan elde ettiği sonuçlarla, 2015’te Nobel Ödülü kazanır.

ŞİFALI OTTAN NOBEL ÖDÜLÜNE

Çin Halk Cumhuriyeti kurucularından Mao Zedong, 1969’da, Youyou Tu’dan sıtmaya tedavi bulmasını istemişti.

Sıtmaya yol açan, sivrisineklerden bulaşarak kan dolaşımına karışan, Plasmodium parazitidir. Hastalığı yenmek de paraziti öldürmekten geçer. O dönemde araştırmacılar pek çok kimyasalı paraziti öldürmek için test ediyor, fakat başarısız oluyordu. Tu, farklı bir bakış açısı yakalayarak, Çin kültüründe geleneksel olarak kullanılan şifalı otları denemeye karar verdi.

Eski Çin yazılı kaynaklarında ateş, baş ağrısı, titreme nöbetleri gibi sıtma belirtilerine çözüm gösterilen karışımları araştırmaya başladı. Grubuyla birlikte 2000’den fazla tarif buldu ve 380 tane ot ekstresini, farelerde sıtmayı tedavi edebilmek için denemeye başladı.

Bitkisel tedavilerden bir tanesi, 4. yüzyılda Jin hanedanından kalma kaynaklarda, ateş düşürmek için önerilen Artemisa Annua bitkisiydi. ‘Peygamber süpürgesi’ veya ‘sıtma otu’ olarak da biliniyor. Bu bitkiden izole edilen kimyasal, fareler üzerinde ilk defa test edildiğinde kandaki sıtma parazitleri azaldı. Fakat, araştırmacılar tekrar denediklerinde aynı başarıyı yakalayamadılar. Böyle olunca eski kaynaklara geri döndüler. Anladılar ki sorun, bitkiden kimyasalları çıkartma esnasında sıcak su kullanılması ve sıcağın aktif bileşeni bozmasıydı. Eski kaynaklarda yazıldığı gibi, soğukta izole edilince ilaç işe yaradı ! Ve 1971’de, çok düşük dozlarda bile verildiğinde sıtmaya karşı etkili olan “artemisinin” ilacı bulunmuş oldu.

O dönemlerde insanlarda klinik ilaç testleri yapmak zor olduğundan ve Tu, projeyi kendi sorumluluğu olarak gördüğünden, önce kendi üzerinde test etti.

Böylece “artemisinin”, bir sıtma ilacı olarak piyasaya sürüldü. Yalnız, parazitlerin ilaçlara karşı direnç geliştirme riski vardır. Bu sebeple 2005’te Dünya Sağlık Örgütü elimizdeki en iyi silah artemisinin’e karşı direnç gelişmesin diye başka ilaçlarla birlikte kullanılmasına karar verdi (Artemisinin Kombinasyon Tedavisi). 2013’te Kamboçya’nın batısında artemisinine karşı dirençli sıtma mikrobu bulundu. Yine de bu ilaç, milyonlarca hayat kurtararak 2015’te Nobel Tıp Ödülü’nü hak etti.” (1)

* * *

İbn-i Sina’nın “El Kanun Fi’t-Tıbb” Eseri ilk kez Türkçe’de

Dünya tıp tarihine damga vuran İbn-i Sina’nın bin yıllık eseri “El Kânun Fi’t-Tıbb”, ilk kez günümüz Türkçesi ile beş ciltlik takım halinde yayımlanacak.

Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Başkan Yardımcısı Şaban Abak, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kurumun destekleriyle hazırlanan beş ciltlik esere ilişkin, “İbn-i Sina’nın beş kitap halindeki bu büyük tıp eseri, bir doktorun bilmesi gereken tüm bilgilerin özetidir, tüm temel tıp bilgileridir. A’dan Z’ye, insan vücudunun bütün organları ve bunların hastalıkları, ilaçları ve ilaçların hazırlık yöntemleri tek tek anlatılmıştır. Biz bunu ilk kez günümüz Türkçesine tam metin olarak tercüme edip bastırıyoruz. Birinci, ikinci ve üçüncü kitaplar basıldı. Üçüncü kitap 2 ay içinde, dördüncü kitap ise 2015’te yayımlanacak” diye konuştu.

Abak, Türk bilgin ve hekimi İbn-i Sina tarafından 1014 yılında kaleme alınan El Kânun Fi’t-Tıbb’ın yazılışının bininci yılı dolayısıyla ,19 Aralık’ta Prof. Dr. Hayrani Altıntaş’ın oturum başkanlığında Prof. Dr. Esin Kahya, Doç. Dr. Ahmet Acıduman ve Doç. Dr. Hasan Basri Çakmak’ın katılacağı bir panel düzenleneceğini bildirdi.

“İBN-İ SİNA TIBBIN KRALI”

Prof. Dr. Kâhya da bir bilim insanı olarak İbn-i Sina’ya büyük değer verdiğini vurgulayarak, “İbn-i Sina, çağını aşmış bir bilim adamı. Sadece tıpla değil matematik, astronomi ve fizikle de ilgilendi. Çok iyi bir gözlemciydi. Bugün görmeyi bilimsel olarak nasıl açıklıyorsak bin yıl önce de kitabında onu o şekilde ifade etmiş. Dönemindeki diğer bilim adamlarıyla mukayese edilirse, İbn-i Sina, 11. yüzyıla değil daha çok 19. yüzyıla yaraşan bir bilim adamı olarak değerlendirilebilir. Bunun en açık delili de yazdığı tıp eseri ancak bunun yanı sıra kalp, üriner sistem ve muhtelif hastalıklarla ilgili 150’ye yakın tıp eseri var” değerlendirmesinde bulundu.

“Bu eserden dolayı 14. yüzyıl Avrupası’nda İbn-i Sina’ya ‘tıbbın kralı’ gözüyle bakıldığını” söyleyen Kahya, o zamanlarda yapılan resimlerde İbn-i Sina’nın ortada, iki yanında da Hipokrat ile Galen veya Aristo’nun resmedildiğini, hatta, adının ilk kez 14. yüzyılda Paris’teki bir hastaneye verildiğini anlattı.

Kâhya, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İbn-i Sina, bütün Avrupa ülkelerinde çok iyi tanınıyor. Bizde ve Müslüman ülkelerde ise bu kadar ayrıntılı bilinmiyor. Bu belki İbn-i Sina’nın verdiği klasik bilgilere dayanmalarından olabilir. Halbuki kitapta İbn-i Sina, bunun dışında kendi gözlem ve önerilerini de aktarıyor. Bunun dışında İslam dünyasındaki hekimler çok fark etmemiş ama yüzyıllar sonra Avrupa’da bulunup çıkarılan akciğer, kalp ve iç organların yapısıyla ilgili bilgiler yani anatomi bilgisi, kitapta verilmiş. Öyle ki, böbrek ve görmeyle ilgili bugünden hiç farklı olmayan bir açıklamayla karşılaşıyoruz. Medikal olarak da bugünkü bir patoloji kitabının sistematiğiyle bilgi veriyor.”

Günümüzdeki teknolojinin de yardımıyla, İbn-i Sina’nın verdiklerinden daha ayrıntılı bilgiye ulaşıldığını söyleyen Kahya, “Teknoloji, tıp, fizik, kimya, biyoloji ilerledi ama günümüzde şifalı bitkilere dönüş var. İbn-i Sina buna ışık tutabilir, çünkü deneyerek anlatmış kitabında. Örneğin yüzünüzde akneler var, İbn-i Sina gül suyunu öneriyor. Bugün gül yağı ve suyunu bütün merhemlerde bulabilirsiniz. İbn-i Sina, Kanun’un ikinci cildinde basit ilaçlar altında tek tek bitki ve hayvansal maddeleri ele alarak açıklıyor. Birçok hekimle eczacıyla görüşün, bunları doğruluyor, hayret ediyorlar.” (2)

**

Dil ve Dil’in, Milletlerin Zenginliğindeki Yeri :

Çince : Çin’de ve çevresinde yaşayan bir milyardan fazla kişi tarafından konuşulan, binlerce ufak dilin tümüne birden verilen addır ve bunlar tek bir dil sayılırsa, Dünya’da en çok konuşulan dildir.

Dünyadaki her beş kişiden birinin anadili olarak konuştuğu Çince, tamamen ayrı birer dil olarak kabul edilebilecek kadar farklı “dilcik”lerden oluşmuştur. Bu yüzden Çincenin bir dil değil, bir dil ailesi olduğu iddia edilir. En çok konuşulanı olan Mandarin, yaklaşık 850.000.000 kişi tarafından konuşulur.

Çince, dünyanın en çok konuşulan dili olduğundan, Birleşmiş Milletler’in aynı zamanda resmî dillerinden biridir.

Çin yazısı bu dile has bir yazı sistemidir. Bu sistemin 3500 yılı bulan bir tarihi vardır. (3)

* * *

Çin, Japonya, Kore, Hindistan, İran neden Harf devrimi yapmadı, hatta İsrail eskiye döndü de, biz (devrim) yaptık?

“…Tartışma, harf devrimi karşıtları ve gerçek harf devrimi, kısa zamanda bütün milleti okuryazar kılmak için yapıldı. Osman Bahadır çok uzun bir zamandan beri 1928 harf devrimine karşı açık olarak dile getirilmeyen, içten içe bir karşı tavır sürdürülüyordu. Ancak son zamanlarda bu muhalif tutum, çeşitli ortamlarda ve düzeylerde artık açık olarak ifade edilmeye başlandı. Ben bu yazımda, son günlerde yayınlanan iki yazıyı temel alarak harf devrimiyle ilgili yanıltmalara cevap vermeye çalışacağım. Ayşe Kadıoğlu, “Türk Ulusal Kimliğinin Üç Ötekisi” başlıklı yazısında şunları söylüyor : 

“Tasvip edilmeyen bir geçmişi unutmanın zirveye çıktığı anlardan biri, 1928’de yapılan harf devrimidir. Bu devrim ile Feroz Ahmad’ın ifadesiyle ‘bir gecede bütün bir millet okuyamaz yazamaz kılınmıştır’.

Bu iki cümlede söylenenlerle gerçek tümüyle saptırılmaktadır. Öncelikle söylenmesi gereken şey şudur; harf devrimiyle bütün bir millet okuyamaz yazamaz kılınmamıştır. Çünkü o tarihte milletin hemen tamamına yakını zaten okuyamaz yazamaz durumdaydı. Erkeklerin % 80’den fazlası, kadınların ise % 98’den fazlası okuma yazma bilmiyordu.

İkincisi, harf devrimi, birçoklarının iddia ettiği gibi geçmişi unutturmanın bir aracı olarak yapılmış değildir (Cumhuriyet, Bilim, Teknik). (4)

Peki, iddia edildiği gibi :“ Erkeklerin % 80’den fazlası, kadınların ise % 98’den fazlası okuma yazma bilmiyordu. iddiası doğru mudur?

Rakamlarla, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemindeki eğitim çalışmalarının karşılaştırılması :

Kaynak için bakınız (*)

Osmanlı dönemi için sadece Müslümanların nüfus sayıları verilmiştir.

Cumhuriyet dönemi için bu ayrım yapılmamıştır.

Osmanlı (1897)

Cumhuriyet (1935)

7-14 Yaş Arası

İlkokul Çağında Olduğu Hesaplanan

Çocuk Sayısı

~ 2.000.000      ~ 2.900.000
İlkokul’da Okuyan Öğrenci Sayısı 848.943            647.360
İlkokul’da Okuyan

Öğrenci Sayısına Göre

Okullaşma (okula kayıt) Oranı

~ % 42,4            ~ % 22
İlkokul’da Okuyan

Erkek Öğrenci Sayısına Göre

Erkek Okullaşma (okula kayıt) Oranı

~ % 57        ~ % 27,8
İlkokul’da Okuyan

Kız Öğrenci Sayısına Göre

Kız Okullaşma (okula kayıt) Oranı

~ % 26        ~ % 16,2

Yukarıdaki rakamların açıklanmaya muhtaç bir yanı var mıdır?

* * *

Devletler, Toplumlar ve Zenginlikler  

– Milletlerin zenginliği neye bağlıdır? a) Bilgi-Tecrübe edinimine,  b) Ekonomik birikimlerine,  c) Rekabetçileri kadar ihtiyacı olan teknolojilerin üretimine,  d) Hepsine.

– Yeteri kadar “devlet yönetimi ve halk idaresi birikimlerine” sahip olmayan toplumlar nasıl tanımlanır ?   a) Kabile,  b) Aşiret.

Köklü bir devletin kültür değerlerini sıfırlamak ne anlama gelir?

Çinli araştırmacılar, 1600 yıl evvel yapılan çalışmaları geliştirerek Nobel Ödülü aldılar. (Gazeteler)

* * *

-Kültürel ve Sosyal Faktörler, toplumların kalkınmasını etkilemekte ve bunu hızlandırmakta mıdır?

– Bazı ülkelerin diğerlerinden daha fakir olmalarının arkasında, “geçmiş birikimleri”nin bulunmaması mı vardır?

Güçlü (kökleri ile) geçmiş ve birikim, servetin kaynağı mıdır?

www.canmehmet.com

Resim : Web ortamından alınmış ve tarafımızca düzenlenmiştir.

Açıklama ve Kaynaklar

(*) Osmanlı Dönemi İstatistikleri için kaynak : “Osmanlı Devleti’nin İlk İstatistik Yıllığı – 1897” (T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü).Tarihi İstatistikler Dizisi, Cilt 5. Hazırlayan : Prof. Tevfik Güran.

Cumhuriyet Dönemi İstatistikleri için kaynak : “TÜİK – İstatistik Göstergeler (1923-2009)”

(1) Daha fazlası için bakınız: http://www.haberturk.com/yazarlar/beste-mutlu/1542240-alternatif-degil-tamamlayici-tip

(2) 19.10.2014.  https://www.sabah.com.tr/kultur-sanat/2014/10/19/ibni-sinanin-el-knun-fittibb-eseri-ilk-kez-turkcede

(3) Vikipedi’den alıntı.

(4) Yazının tamamı için bakınız: Osman Bahadır, Cumhuriyet Bilim Teknik, “Harf Devrimi Karşıtları ve Gerçek”, 19 Kasım 2005, sayı: 974, s.16. Kaynak : http://www.cumhuriyetarsivi.com/katalog/4199/sayfa/2005/11/19/16.xhtm

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*