CHP’nin Ateşli Milliyetçiliği ile İrtica’ya olan düşmanlığının kaynağı

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

27 Mayıs’ın önde gelen isimlerinden Cemal Madanoğlu, darbeciliği meslek edinen askerlerdendir. Bir söyleşide Madanoğlu, “Biz hükümetten emir almayız.” Dediğinde, “Kimden emir alırsınız” der muhatabı, “Biz devletten emir alırız oğlum!” Peki devlet kim? Cevap çok manidardır: “Devlet biziz oğlum.” (1) Madanoğlu Paşa, “devlet” olunca, geride kalanlar da Büyükanıt Paşa’ya göre; “Teferruat!” olmaktadır. Ki, yıllarca böyle olmuştur.

Ateşli Milliyetçilik ile İrtica düşmanlığının altında yatanlar

“Güncel siyasi problemlerin anlaşılmasının olmazsa olmaz şartı sosyal arka planın ana hatlarıyla incelenmesidir.

Cumhuriyet kurulduğunda çoğunlukla kasabalarda yaşayan üç aile tipi sosyal hiyerarşide fiilî bir üstünlük sağlamış durumdaydı.

-Birinci grupta geleneksel dinî üstünlükleri temelinde kültürel yaşamı kontrol altında tutan Ulema aileleri vardı.

-İkinci gruptaysa hükümet ve devletle kurduğu ilişkiler sayesinde statü ve ekonomik güç elde etmiş aileler bulunmaktaydı.

-Üçüncü grup da feodal atalarından miras kalan veya devletten bir ödül ya da rüşvet olarak alınmış veya doğrudan güç kullanarak elde edilmiş geniş topraklara sahip hâli vakti yerinde gruplardan oluşmaktaydı.

Aşiret reisleri de bu üçüncü gruba dâhildi. Bu üç grup hep bir şekilde birbirleriyle çatışma hâlinde oldu.

On dokuzuncu yüzyılın sonunda toprak üzerinde miri –devlete, padişaha ait- mülkiyetin çözülüp özel mülkiyetin gelişmesiyle birlikte üçünün de ekonomik güçleri arttı.

Kasabanın köy üzerinde mutlak bir ekonomik denetim kurduğu ve kırsal kesim üzerindeki üstünlüğünü kesinleştirdiği döneminin on dokuzuncu yüzyıl olduğu söylenebilir.

Bölünmüş olmakla birlikte kurulu düzene ve toplumun geleneklerine bir tehdit oluşturduğunu düşündükleri ve kendileri üzerinde ekonomik bir yük olarak gördükleri modernist bürokrat aydınlara ve genel olarak merkezî hükümete karşı birleşmekteydiler.

Merkezî hükümet örgütlenme ve büyüme sürecindeydi ve din karşıtı pozitivist bir felsefe geliştiriyordu.

Bütün bunlar kasaba eşrafının dolaylı olarak kırsal kesim üzerindeki maddi ve manevi etkisini pekiştirmesine yardımcı oldu. Öte yandan devlet aygıtı tamamen bağımsız ve bilinçli bir sosyal grup hâline gelen bürokrat-aydınların elinde bir araca dönüştü.

İttihat Terakki döneminde aydınlar devlet aygıtını reformdan geçirip şatafatlı bir modernist ve milliyetçi söylem altında millî bir güç hâline getirerek kendi statülerini korumak için bu mekanizmadan faydalandı.

Bu iki grubun arasında köylüler ve diğer düşük gelirli gruplar vardı ve gerek aydınlar gerekse eşraf, ilki iktidarı ve ilerleme vaadini, ikincisiyse geleneği ve cemaat hislerini kullanarak bunlar üzerinde hâkimiyet kurmaya çalıştı.

Toplumsal tabakalaşma gitgide derinleşti ve 1923’te cumhuriyetin kurulmasının ardından yeni özellikler kazandı. Esasen Rum ve Ermenilerden oluşan ve Osmanlı İmparatorluğu’nda orta sınıfı teşkil eden iki milyonun üzerinde kentli ve köylü Hristiyan azınlık mensubunun mülkleri devletin eline geçti ve Balkanlardan ve Yunan adalarından gelen Türk muhacirlere dağıtıldı.

Bu mülklerin önemli bir kısmı, farklı zamanlarda, mahallî eşraf ve Kurtuluş Savaşı’na aktif olarak katılan kimi gruplar tarafından tapu sistemindeki yetersizlikler istismar uygunsuz yollarla ele geçirildi.

1926’da İsviçre Medenî Kanunu’nun kabul edilmesi, durumu daha da kötüleştirdi. Çünkü yeni kanun Türkiye’de olmayan özel tapu kadastro işlemlerine dayanıyordu.

Böylece, cumhuriyetin getirdiği değişikliklerle, yeni aileler ekonomik üstünlük kazandı ve anlaşılabilir bir şekilde ateşli milliyetçi ve CHP’li oldular.

Gerek bu tip mülklerin ele geçirilmesi gerekse azınlıkların Türkiye’yi terk etmesiyle birlikte ortaya çıkan ekonomik ve ticari fırsatlar sayesinde bir millî orta sınıf oluştu.

1922 yılında, yabancı işgale karşı direnişi örgütleyen Müdafa-i hukuk Cemiyetleri’nin yerine Cumhuriyet Halk Partisi kuruldu.

Parti, bilhassa taşrada, halk üzerinde nüfuz sahibi olan ve gerek kendi çıkarlar, için gerekse inancından dolayı Yeni Rejimi destekleyen unsurlara dayanmak zorundaydı.

Devletçiliğin yürürlüğe konması ve yoğunlaşmasıyla birlikte ekonomi ve siyaset arasındaki karşılıklı etkileşim daha belirgin hâle geldi. Devlet tekelindeki ürünleri ve nadir bulunan malları dağıtma ve devlet kuruluşları tarafından üretilen şeyleri satma ayrıcalığı, partinin üye ve sempatizanlarına bahşedildi.

Çeşitli bankaların idare heyetleri ve diğer kamu kuruluşlarının danışmanlık kadroları da benzer bir şekilde dolduruldu.

Böylece şehirlerde devlet destekli sınai veya yâri-sınai faaliyetler sayesinde ekonomik güç elde etmiş yeni bir sosyal tabaka doğdu.

Bu grup hızla büyüdü ve yüksek faiz oranlarından faydalanarak toprak satın alıp kırsal kesimde güçlendi.

Zamanla diğer toprak sahibi gruplarla ortak çıkarlara sahip oldu, onlarla işbirliği yaparak toprak sahibi bir tüccar sınıf hâline geldi.

Becerilerini değerlendirecekleri yer bulamadıkları için birikimlerini toprağa yatıran ve toprak sahipleriyle ortaklıklar kuran profesyonel sınıflar da bu gruba dahil edilmelidir.

Bu yeni aileler genel olarak CHP’nin modernist hedeflerine, laikliğe ve kültürel ilerleme fikrine bağlıydı, ama bir yandan da toplumsal olarak ultra-muhafazakâr bir grup oluşturmaktaydı. Bu durum kültürel ilerlemeye yönelik adımlara sekte vuruyordu.

Ayrıca söz konusu grup, karşılaştığı birkaç örnekten şu sonucu çıkartmıştı ki köylüler artık gözlerini açıp kendilerini kentli grup’lara bağlayan ekonomik ilişkilerin aleyhlerine işlediğini fark etmeye başlamıştı.

Yine de bu yeni sosyal grup ekonomik olarak üstündü ve üstünlüğünün farkına varacak ölçüde aydınlanmıştı. Emri altında bol işgücü vardı.

Tekelci piyasa koşullan ve partideki sağlam bağlantıları sayesinde halka bağımlı olmayacak kadar güçlüydü.

Bu nedenle halka karşı küçümseyici bir bakışa sahip olmaya başladı ve gitgide kendisi halktan bağımsız bir sosyal grup hâline getiren otoriteye dayanarak daha kibirli bir pederşahî tutum geliştirdi.

Bu yeni grup teoride eşitliği, halkçılığı ve kardeşliği savunuyordu ama gerçek bundan epey farklıydı.

Tarımsal ürünleri düşük fiyattan satın alan ve genel olarak devlet tarafından belirlenen kamu mallarını fahiş fiyattan satan ve bu devlet destekli burjuvazi köylülerinin ve küçük üreticinin bütün öfke ve düşmanlığını üzerine çekti.

Bilhassa sanayide ve ihracatta kullanılan ve bu nedenle özel krediler gerektiren ürünlerin üretildiği arazilerde köylülerin topraklarının hızla ele geçirilmesi bu düşmanlığı daha artırdı.

Mensupları hem işadamı hem siyasetçi olan bu yeni grup gitgide ticarete siyasetten daha çok zaman ayırmaya başladı.

Bununla beraber, sahip olduğu ekonomik güçle kutsanan ve değeri daha da artan şüphe götürmez vatanseverliği nedeniyle parti ve hükümet çevrelerinde nüfuzu hissedilmeye devam etti.

Yeni rejimin bel kemiği olarak kendisine yönelen eleştirileri,

-Alt sosyal tabakalardan geliyorsa irtica,

-Aydınlardan geliyorsa yıkıcı faaliyet olarak damgaladı.

Öte yandan, büyük çoğunluğu milliyetçi ve laik fikirlerle yüklü olan aydınlar, birkaç büyük şehirde, devlet işlerine bağımlı ve kırsal kesimdeki gelişmelerin anlamından bihaber olarak yaşan benimsemekle birlikte, bunların sosyal ve ekonomik yönlerini göz ardı etmekteydiler.

Köyle temasları olmadığı için köylüleri değişime ve reforma doğuştan karşı bir kitle olarak görmeye başladılar.

Hâlbuki köylüler pratik faydasına akıl erdiremedikleri ve sonuçlarından faydalanamadıkları bütün bu reformların ekonomik yükünü taşımaktaydı.

Köylüler açısından reformun anlamı hâkim grupların daha da güçlenmesi ve kendi yaşam tarzlarına daha fazla müdahale etmesiydi.

Kentle köy arasındaki uçurum bu dönemde daha da genişledi.

Bu sebeplerden dolayı, CHP’nin üst düzey kadroları, reform ve modernleşme politikasına bağlı olan, ancak bu politikanın sosyal ve ekonomik yönlerinin pek farkında olmayan aydınlardan oluşmaktaydı.

Buna karşılık alt seviyedeki kadrolar, yani partinin ve ilçe teşkilatları devletçi (etatiste) bir burjuvazinin elindeydi.

İlki, siyasal üstünlüğünü sürdürmek ve kültürel modernleşme projesini yürütmek; ikincisi, ekonomik ayrıcalıklarını ve toplumsal statüsünü korumak için bir araya geldiler.

İki grup da CHP’yi destekliyordu ve belli sebeplerden dolayı alt tabakanın dikey sosyal hareketine karşı birleşmişlerdi.

Köylülerin gündelik yaşamlarım etkileyen sosyal ve ekonomik koşullardan kaynaklanan şikâyetleri, bu gruplar tarafından rejime karşı yönelmiş irticai eğilimler olarak yorumlanıyor, köylülerin kötü durumlarını dini bir terminolojiyle ifade etmeleri bu yorumu daha da keskinleştiriyordu.

Yerleşmiş bir Ortadoğu geleneğine göre hareket eden toplumun alt tabakası ekonomik ve sosyal problemlerini dinî terimlerle ifade etmekteydi ve Allah’ın gazabı veya lütfunun çoğu zaman kullarının gelip geçici hevesleri ve çıkarlarına göre değiştiğinin pekâlâ farkında olmasına karşın bütün bu meseleleri Allah’ın işi olarak açıklıyordu.

Özetle; Masa başında düşünülmüş, insanla, toplumla ilgisini aramadan birkaç ekonomik teorinin, birkaç kararın ve bu kararları idare edecek bir teşkilatın her şeye deva olacağına inanmak sorunların kaynağı olmuştur.

“Ekonomik bir kararın başarısını tayin eden, bilhassa bizim gibi az gelişmiş bir memlekette, o kadar çok ‘’meta-ekonomik” etkiler vardır ki bunları inceden inceye hesaba katmak zorundayız.

Bu konuda, Dünya çapında şöhret salmış Harvard Üniversitesi’nde bir iktisat profesörünün görüşü;

-“Otuz yılımı yatırım, istihsal ve iktisadi gelişme meselelerine verdim ama sonunda şunu anladım ki bütün bu meseleler bir toplumun sosyal yapısı ile orada çarpışan fikirlere, karşılıklı menfaatlerle karşı karşıya gelince hiçbir sonuç vermez.

Bizim ekonomik dediğimiz meseleler aslında sosyal ve kültüreldir.” (2)

Bu iddialar inandırıcı olabilmeleri için çeşitli provokasyonlarla süslenmiş ve yıllarca tekrar edilmiş, edilmektedir.

Bunların en ünlüleri;

-Menemen, Kubilay hadisesi,

-Ticaniler tarafından Atatürk büstlerinin kırılması,

-Çorum ve Kahramanmaraş olayları,

-Müslüm Gündüz-Ali Kalkancı’nın kullanılmaları,

-Danıştay saldırısı,

 

(1) Yeni Şafak, 24.02.2010

(2) “Kimlik ve İdeoloji”, Prof. Dr. Kemal H. Karpat

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*