CHP siyasi parti olmadığı için mi seçim kazanamamıştır?

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Siyasi partilerin, benzer siyasî görüşleri paylaşan kişilerin bir ülkenin yönetiminde söz sahibi olmak amacı ile bir araya gelmeleriyle oluştuğu bilinmektedir. İnsanlar çok eski tarihlerden itibaren kendilerini yöneten liderlere muhalefet etmişler ve bu amaçla gruplar oluşturmuşlardır. Dolayısıyla siyasi partilerin kuruluş amaçlarında farklı düşünceler ve mevcuda muhalefet vardır. Bu pencereden bakıldığında CHP bir siyasi parti midir?

“Pek çoğu da ondan kişisel olarak hoşlanmıyordu. Yabancı işgalcilere karşı savaşta, yanında yer almışlardı. Şimdiyse onu yöneten, hatta önder olarak pek azı kabul ediyordu. Padişah’ın yurt dışına çıkarılmasıyla ülkede yasal bir hükümdar kalmamıştı.

Yeni Türkiye’nin hükümet biçimine bundan sonraki birkaç hafta içinde karar verilecekti. Halk, yüreğinin derinliğinde tutucuydu.

Meclis bir tür anayasal monarşiden yanaydı, Diktatör olmak girişiminde bulunduğu dakikada ona karşı çıkacaklardı. Devrimci reformlarının en ılımlısı bile bir fırtına koparacaktı. Kararını ağır ağır verip hazırlandıktan sonra, darbesini ancak emin olduğu zaman indirmek, onun alışkanlığıydı.

Padişah’a karşı eyleme geçmekte acele etmiş ve henüz hazır olmadan elini göstermişti. Artık oturmalı ve bu kez planı iyice düşünerek hazırlamalıydı. Rauf’la ittifak yapabilirdi; ne ki, bu en iyi ihtimalle sadece anayasal hükümetin ismen başkanı olması anlamına gelecekti. Bunu denemeye hiç niyeti yoktu. O, diktatör olacaktı.

O sırada onları zorlayabilmişti; ama bunun pek bir anlamı yoktu. Ordu şimdilik kendisine sadıktı, fakat kısa bir süre sonra, ilerdeki barış ve yoksulluk günlerinde zaferleri unutulacaktı.

Bir avuç yandaşı revolverleriyle yanında hazır bekliyorlardı; ama Meclis’i ve milleti sonsuza dek korkutarak durdurması mümkün değildi.

Zordan başka bir şeye sahip olması gerekiyordu. Silah olarak siyasal savaş makinesi yaratmalıydı; böyle bir makine elinde hazır bekliyordu zaten Rauf ve Refet’le birlikte 1919’da yarattığı yerel direniş komiteleri (Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri) zamanla tüm ülkeyi saran büyük bir örgütlenmeye dönüşmüştü. Bu cemiyetler, Yunanlıları ve İngilizleri sürüp çıkaran ve Türkiye’yi zafere götüren milliyetçi örgütün belkemiğini oluşturmuştu.

Cemiyet hâlâ varlığını koruyordu. Bu askeri bir örgüttü. Hâlâ ateşli bir yurtseverlikten esinleniyordu. Cemiyet, Başkumandan olarak doğrudan onun emri altındaydı.

Bu örgütü sıkı disiplinli ve doğrudan kendi denetimine bağlı bulunacak ve Türkiye’nin gerçek yöneticisi olacak bir partiye dönüştürmeye karar verdi. Ona “Halk Fırkası” adını verecekti.

Parti yöneticilerinin maaşlarından ayrı bir gelirleri olması, kendi alanlarında güç ve memuriyete atama hakkı bulunması gibi özel ayrıcalıkları olacaktı.

Bir kasaba ya da köydeki Halk Fırkası komitesi, resmi dairelerde görev yapmak üzere kimin belediye başkanı, Muhtar, imam, mal müdürü, polis, postacı, çöpçü, gündelikçi kadın olarak çalıştırılması gerektiğine karar verecekti.

Böylelikle komiteler kişisel olarak kendisine bağlanmış olacaklardı; kendi başarısı ya da başarısızlığı onları da doğrudan etkileyecekti.

Planlarını yaptı ve bir yurt gezisine çıktı. Her yerde alkışlarla karşılanıyordu: Gazi, Vatanın Kurtarıcısı olarak selamlanıyordu. Kahramanlarını görmekten dolayı halk sevinçten çılgın gibi çılgın gibi onu selamlıyordu. Bir yönetici olarak idealdi: Güçlü bir erkek ve başarılı bir kumandan; kaba olması veya sefih bir yaşam sürmesi durumu değiştirmiyordu, halkı onu anlayışla karşılıyordu.

Ülkede dolaştıkça, tasarladığı örgütün kalıntılarını da bir araya getiriyordu. Her yerde duruyor, direniş komitesini çağırtıyor ve onlara büyük bir saygıyla davranıyor, fikirlerini ve dileklerini dikkatle dinliyordu.

Onlara “Cemiyetinizi dağıtmayın. Yabancı düşman gitti, fakat savaş henüz sona ermedi. Ülke vatan hainleriyle dolu, cemiyetinizi genişletin; beni destekleyin, bana itaat edin.

Birlikte olursak, yeni Türkiye’yi –kanınız pahasına geri aldığınız Türkiye’nizi- içerideki ve dışarıdaki tüm düşmanların saldırılarına dayanabilecek kadar sağlam temeller üzerine kurabiliriz. Sizler, Halk Fırkası’nı oluşturacaksınız.

Bütün sadık Türkleri cemiyetinizin çatısı altında toplayın. Türkiye’yi yönetecek olan sizler, yani halk, yani Halk Fırkası’dır” şeklinde açıklamalar yaptı.

Kafasındaki devrimci dönüşümlerden söz etmekten özenle kaçındı: Bu yalın, sadık, tutucu köy halkını, özellikle dine yapılacak bir hücumdan söz etmesi, fazlasıyla ürkütebilirdi.

Zaman ve fırsat elverdiği sürece, bu insanları kamçılayacak konuşmalar yapmaktan geri durmadı.

Cemiyetler, onun isteklerini memnuniyetle kabul ettiler. Köylüler son ferdine kadar onun yanındaydı. Ona bağlılık yemini ettiler. Halk Fırkası’na katıldılar ve köylülerin bağlılığı, makul bir ücret ödenmesi şartıyla sadık bir ordunun varlığı anlamına geliyordu.

Böylece kişisel nüfuzunu yerleştiren Mustafa Kemal, halkın duygularını sezerek, cemiyetin sağlam desteğini almış ve temsilcilerini de atamış olarak düşmanlarıyla hesaplaşmak üzere Ankara’ya döndü. (1)

Yukarıda siyasi partiler nasıl tanımlanmıştı? “Benzer siyasî görüşleri paylaşan kişilerin bir ülkenin yönetiminde söz sahibi olmak üzere amacı ile bir araya gelmeleri…

Seçimleri Jandarma kazandı…

-“Yıl 1930, Belediye seçimleri yapılır.
Ali Fethi Okyar liderliğinde Serbest Cumhuriyet Fırkası, daha ülkenin her yerinde teşkilatını kuramadığı halde, birçok yerde seçimi kazandı.
Ama sandıktan çıkamadı!
Bu olguyu seçim sonrası, Halk Fırkası Antalya Milletvekili Rasih Kaplan’ın;
-“Paşam, fırkamız seçimleri kazandı!” Sözüne karşılık,

Atatürk’ün acı bir tebessümle verdiği yanıt en güzel şekilde açıklar;
-“Seçimleri jandarma kazandı!” (2)

CHP’nin cuntacılarla bir ilişkisi var mıdır?

12 Mart 1971’de Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç, Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur, Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler ve Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Celal Eyiceoğlu’nun imzasını taşıyan bir muhtıra verirler.

CHP lideri İsmet İnönü askerlerin muhtırasını destekler, ancak, CHP Genel Sekreteri Ecevit tepki göstererek, Genel Sekreterlik görevinden ayrılır.

Sonrasında, 12 Mart’ın Hava ve Deniz Kuvvetleri Komutanları Muhsin Batur ve Kemal Kayacan emekli olduktan sonra CHP’den milletvekili olurlar…

CHP ve Mehmet Haberal’ın milletvekili adaylığı..

“Tarih: 10 Temmuz 2002. Yer: Bülent Ecevit’in Oran Sitesi’ndeki evi. Emrehan Halıcı, Recai Birgün, Rahşan Ecevit ve Bülent Ecevit bir değerlendirme yapıyor…

Ecevit’e 1 gün sonra Başkent Hastanesi’nde yapılacak olan kontrole gidip gitmeme konusu değerlendiriliyor.

Çünkü Ecevit, rahatsızlığının ardından götürüldüğü Başkent Hastanesi’nden kontrollerine gelme şartıyla taburcu edilmiş. Ama o henüz kamuoyuna Rahşan Ecevit tarafından kaçırılırcasına çıkarılmış gibi bir bilgi mal olmamış.

Ancak eve getirildikten ve Dr. Mücahit Pehlivan’ın tedaviyi üstlenmesinden sonra hızla iyileşmeye başlaması zihinlerde soru işaretlerinin oluşmasına neden olmuş.

Tam o sırada DSP Genel Merkezi’ne gelen bir istihbarat ise kuşkuların büsbütün artmasına sebep olmuş.

İstihbarat, Başkent Hastanesi’nde Ecevit’e iş göremez raporunun verilerek, Başbakanlıktan uzaklaştırılacağı yönünde

Bu yaşananlarla gelen istihbarat alt alta konulunca, kuşku daha da büyümüş.

Yapılan değerlendirme sonucunda Başkent Hastanesi’ndeki kontrole gidilmemesi ve bu durumun kamuoyuna açıklanması kararı alınıyor…

Kemal Kılıçdaroğlu dün Ecevit’le özdeşleşen şehir, Zonguldak’taydı.

Ecevit’e iş göremez raporuyla gündeme gelen Mehmet Haberal’a destek istedi.

Yanında Mehmet Haberal’ın Ecevit’e iş göremez raporu vererek Başbakanlıktan uzaklaştırılacağı iddiasını kamuoyuna açıklayan, bu nedenle de Haberal tarafından hakkında tazminat davası açılan Emrehan Halıcı vardı.

Kılıçdaroğlu, Zonguldak meydanında, (ne demektedir?) “Haberal bu milletin onurudur” (3)

Adını CHP siyasetiyle” yan yana yazdırmış olan (eski bakan) Orhan Birgit anlatmaktadır;

“27 Mayıs darbesine zemin hazırlayan öğrenci olaylarını biz başlattık.” (Birgit’in “biz” dediği, CHP’liler.)

“Ben o sırada CHP Beyazıt İlçe Başkanıydım. Öğrenciler (Nurettin Sözen falan da vardı içlerinde) başka birtakım arkadaşlar geldiler, yardım istediler, ‘Ne yapabiliriz?’ diye sordular. Bizim yaptığımız şu, öğrenciler üniversite bahçesinde oturup direnç gösterecekler, miting yapacaklar tahkikatların kurulmasına karşı. Ancak olaylar kontrolden çıktı.” (4)

Başkent Hastanesi’nden kaçmıştı

Başbakan Bülent Ecevit 2002 yılında Mehmet Haberal’a ait Başkent Hastanesi’ne yatmıştı. Hastanede bir türlü iyileşemeyen Ecevit’in durumunun hastaneden çıkınca iyileştiği iddia edilmişti. Başbakan Ecevit eve gittikten sonra hastane randevularına gitmeyerek orayla bağlantısını kesmişti.

Ecevit’in Başkent Hastanesi’nden adeta kaçmasının sırrını dönemin DSP Grup Başkanvekili Emrehan Halıcı açıklamıştı.

Çürük raporuyla başbakanlığı düşürülecekti

Hüsamettin Özkan ve Başkent Hastanesi’ni suçlayan Halıcı, “O randevuya gitseydi, kendisine ‘çürük’ veya ‘iş göremez’ raporu verilecek ve Başbakanlıktan düşürülecekti” demişti. O günlerdeki iddialara göre bu tezgahı Ecevit’e Hüsamettin Özkan hazırlamıştı.

Haberal koruma müdürüne dava açmıştı

O dönemde Ecevit’in koruma amirliğini yapan DSP İzmir Milletvekili Recai Birgün, o gün yaşananları, şu sözlerle açıklamıştı:

-“Dünyada tedaviyi kesip de ayağa kalkan tek insan Sayın Bülent Ecevit’ti.

Ne zaman tedavi kesildi, ayağa kalktı. O gün yaşananlara da 57. Hükümet’e yapılan operasyonun bir parçası olarak baktık. 57. Hükümet’in iktidardan düşürülmesi için yapılan bir operasyondu.

Bu operasyonun ayaklarından birisi de Sayın Ecevit’in devre dışı bırakılmasıydı. Bunun için ilk fırsat Sayın Ecevit’in rahatsızlanmasıydı. Bu da iyi kullanıldı ve değerlendirildi bu güçler tarafından.” Gözaltına alınan Haberal’ın daha önce iddialarından ötürü DSP’li Birgün’e yönelik dava açtığı ve davayı kaybettiği de ortaya çıktı. (5)

CHP bir siyasi parti midir?

Bunun cevabını okuyanlar vermelidir.

 

(1)“Bozkurt”

(2)Hasan Basri Bilgin; “Son Çorba” Tarih ve Politika 2002 Sahife; 115

(3)Abdülkadir Selvi, Yenişafak, 26.04.2011

(4)İtirafların tamamı Aksiyon dergisinde Orhan Birgit’le yapılmış röportajı

(5) (http://www.habervitrini.com)

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*