CHP dosyasını açıyoruz. Cami ve Kışlada siyaset yapmak CHP’nin genlerinde, geleneğinde mi var (5)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Cami de siyaset yapılır mı? İçeriği okuyunca siz karar vermelisiniz

Camide siyaset yapılır mı? İçeriği okuyunca buna  siz karar vermelisiniz

 

Esnafın pazar tezgâhındaki domatesler albenilidir. Vatandaş aldıklarıyla evine gelir. Bakar ki, domatesler ezik ve çürük. Işıklar altında verilen sözler! Artık pazarda kalmıştır.

Siyaset mesleği böyle midir?

Pastalar, vaatler hep ışıklı, albenili ve iştah açan vitrinlerde mi sergilenmektedir?

Konu, bir sonraki yazıda, önceden verilenlerle birlikte, meraklılarına arşiv olacak şekilde toparlanacaktır.

Şimdi Karabekir Paşa anlatmaktadır?

-“7 Şubat’ta Balıkesir Ulucami’de (*) öğle namazını kalabalık bir cemaatle kıldık. Sonra mevlüt okundu. Bundan sonra da M. Kemal Paşa minbere çıkarak mükemmel bir hutbe okudu...” (1)

 

“Tarihi hutbeyi aynen veriyorum:

-“Ey millet, Allah birdir, şanı büyüktür, Allah’ın selameti, atıfeti ve hayrı üzerinize olsun. Peygamberimiz efendimiz hazretleri, Cenab-ı Hak tarafından insanlara hakayık-ı diniyeyi tebliğe memur ve resul olmuştur. Kanun-u esasisi, cümlenizce malumdur ki, Kuran-ı Azimüşşan’daki nusustur (açıklık). İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz son dindir, ekmel (eksiksiz) dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa ve hakikate tamamen tevafuk ve tetabuk ediyor. Eğer akla, mantığa ve hakikate tevafuk etmemiş olsaydı, bununla diğer kavanin-i tabiiye-i ‘lahıye beyninde tezat olması icap ederdi. Çünkü bilcümle kavanin-i kevniyeyi (dünya ve ahret yasaları) yapan CenabHak’tır.

 Arkadaşlar;

Cenab-ı peygamber, mesaisinde iki dara (ev, yer), iki haneye malik bulunuyordu. Biri kendi hanesi, diğeri Allah’ın evi idi. Millet işlerini, Allah’ın evinde yapardı. Hazret-i peygamberin eser-ı mübareklerine iktifaen bu dakikada milletimize, milletimizin hal ve istikbaline ait hususatı görüşmek maksadıyla bu dâr-ı kudside Allah’ın huzurunda bulunuyoruz. Beni buna mazhar eden, Balıkesir’in dindar ve kahraman insanlarıdır. Bundan dolayı çok memnunum. Bu vesile ile büyük bir sevaba nail olacağımı ümit ediyorum. Efendiler, camiler birbirimizin yüzüne bakmaksızın yatıp kalkmak için yapılmamıştır.

Camiler, itaat ve ibadet ile beraber din ve dünya için neler yapılmak lazım geldiğini düşünmek yani meşveret için yapılmıştır.

Millet işlerinde her ferdin zihni başlı başına faaliyette bulunmak için elzemdir. İşte biz de burada din ve dünya için, istikbal ve istiklalimiz için, bilhassa hâkimiyetimiz için neler düşündüğümüzü meydana koyalım. Ben yalnız kendi düşüncemi söylemek istemiyorum. Hepinizin düşündüklerinizi anlamak istiyorum. Amal-i milliye, irade-i milliye yalnız bir şahsın düşünmesinden değil, bilumum efrad-ı milletin arzularının, emellerinin muhassalasından ibarettir. Binaenaleyh benden ne öğrenmek, Ne sormak istiyorsanız, serbestçe sormanızı rica ederim.” (2)

 Gazi minberden indi ve mihrabın önünde, namaz kıldığımız yerde yanıma geldi. Halkın sorularına cevap verirken şu sözleri ile, hutbe-i sena ile izah etti:

“Biliyoruz ki, hazret-i peygamber, zaman-ı saadetlerinde hutbeyi kendisi irat ederdi. Gerek peygamber efendimiz ve gerek hulefa-i raşidinin (ilk dört halife) hutbelerini okuyacak olursanız, görürsünüz ki, gerek peygamberin gerek hulefa-i raşidinin söylediği şeyler, o günün meseleleridir. O günün askeri, idari, mali, siyasi ve içtimai hususatıdır. Ummet-i İslamiye tekessür (çoğalma) ve memalik-i İslamiye tevessüe başlayınca cenab-ı peygamberin ve hulefa-i raşidinin hutbeyi her yerde bizzat kendilerinin irat etmelerine imkân kalmadığından halka söylemek istedikleri şeyleri iblağa birtakım zevatı memur etmişlerdi. Bunlar herhalde en büyük rüesa (başkanlar) idi. Onlar cami-i şerifte ve meydanlarda ortaya çıkar, halkı tenvir ve irşat için ne söylemek lazımsa söylerlerdi. Bu tarzın devam edebilmesi için bir şart lazımdı. O da milletin reisi olan zatın halka doğruyu söylemesi, halkı dinlemesi ve halkı aldatmaması. Halkı ahval-i umumiyeden haberdar etmek son derece haiz-i ehemmiyettir. Çünkü her şey açık söylendiği zaman halkın dimağı hal-i faaliyette bulunacak, iyi şeyleri yapacak ve milletin zararına olan şeyleri reddederek şunun veya bunun arkasından gitmeyecektir.” (3)

 Diyerek padişahların hutbeyi Arapça okumalarının istibdatlarını idame için olduğunu, bunun için hutbenin Türkçe olması lüzumunu bildirdi.

Lozan’daki sulh müzakerelerinden de biraz bahsettikten sonra (Halk Fırkası) hakkındaki suale geçti:

“Bu milletin siyasi fırkalardan çok canı yanmıştır. Şunu arz edeyim ki, memalik-i sairede fırkalar behemahal iktisadi maksatlar üzerine teessüs etmiş ve etmektedir.” (4)

Diyerek bizim gibi zengin olmayan ,

-“Balkan Hükümetleri’nin nasıl kurulduğundan ve halkın siyasi ve iktisadi terbiye aldığından haberi yok”,(5gibi ifadelerde bulundu.

Şu sözleri ilerisi için düşüncelerini göstermek itibariyle dikkati çeker:

-“Halk Fırkası halkımıza terbive-i siyasiye vermek için mektep olacaktır. Beni çok seven ve hayatımı düşünen bazı arkadaşlarım bana böyle bir fırka-i siyasiye teşkil hitamında köşeye çekilerek istirahat etmekliğim benim için bir menfaattir. Bunu yapabilmek için şimdiye kadar istihsal olunan neticelerin tespit olunduğu gibi devam edeceğine itimat etmek icap eder. Fakat bu hususta henüz biendişe olamam. Hiçbirinizin de biendişe olmamanızı tavsiye ederim. … işte bu nokta-i nazardan milletin içinde bir fert olarak ve Tekrar milletin intihabına nail olursam Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde aza sıfatıyla çalışmayı vazife telakki ediyorum. Efendiler, ne ben ve ne siz şahıslarımız üzerinde vaziyetler İhdasına kalkışmayalım. Biz hepimiz o suretle çalışalım ki, kuracağımız şey milli bir müessese olsun. Bu da millete terbiye-i siyasiye vermekle olur.”(6)

M. Kemal Paşa, minberde mükemmel bir hutbe okumakla bu tarzdaki mesaisine taraftar olmadığım hakkındaki beyanatıma halk huzurunda verdikleri cevap apaçık da,

“beni çok seven ve hayatımı düşünen bazı arkadaşlarım böyle bir fırka-i siyasiye teşkil etmemekliğimi tavsiye etmişlerdir” (7)

Beyanatıyla da benim 17 Temmuz 1921 münakaşalarımda Şark’tan yaptığım teklifi  “bendeniz zat-ı samilerinin bu kabil siyasi fırkalara … iştiraktan beri kalmasına hasseten taraftarım”

ve bu kerre Halk Fırkası meselesinde dahi sulhun takarrürüne kadar olsun başkomutan sıfatıyla bu kabil cereyanlara girişmemesini tavsiyeme de kati cevabını vermiş oldu.

Gerek mutaassıp bir dil ve eda ile İslamcılığı ele alması ve gerekse siyasi bir fırka teşkiline ve onun başına geçmeye karar verdiğini ilan etmesi bende şu kanaati tamamladı:

Napolyon, vaktiyle başkomutanlıktan (muhalif fırka yapan bir diktatör başına neler geldiğini görür) fikrine dayanarak nasıl bir fırka ile imparatorluğa çıkmışsa, şimdi Mustafa Kemal Paşa da aynı surette başkomutanlıktan tek fırka ile önlemekliğime rağmen- hilafet ve saltanatı almak mefküresine yürüyecektir.

Bu yolda benim vatan ve millete karşı vazifem de şimdiye kadar olduğu gibi şimdiden sonra da bu tehlikeli yolu önlemek olacaktır. Şüphesiz ki, samimimiyet ve ikna ile sonuna kadar uğraşmak ve mümkün olmazsa cephe almakla.”

 

Asla Camilerle Değil!

M. Kemal Paşa, Balıkesir’de verdiği hutbeden sonra Kâzım Karabekir’in düşüncelerini öğrenmek ister

“Akşam M. Kemal Paşa bugünkü beyanatını nasıl bulduğumu sordu. Ben de kendilerine olan samimi bağlılığım kadar kendilerinden aynı karşılığı gördüğüme dayanarak fikrimi söyleyeceğimi bildirdim ve dedim ki:

-Dünya işlerini camilere soktuğumuzun acısını çektiğimiz yetmez mi paşam? Milli işlerimizi neden yine camilere sokuyoruz? Ve neden siz başkumandan olduğunuz halde dinle, hilafetle bir din adamı gibi hatta daha ileri giderek meşgul oluyorsunuz?

-Münevverlerimiz haklı olarak bu gidişi iyi telakki etmeyeceği gibi bu yol da esasen tehlikelidir.

1921 Şubat’ında Şark’tan teklifimde birtakım muhafazakârların yine işe karışarak teceddüt (yenilenme) hareketlerinden mahrum kalacağımız endişesini arz etmiş ve memleketin yüksek mütehassıslarıyla esaslı programlar yapılarak bunların tatbikinde sebat ve sadakat lüzumunu bildirmiştim.

Paşam, görüyorum ki, siz din ve hilafet kuvvetlerine çok ehemmiyet veriyorsunuz; şu halde muhafazakârlara dayanmak istiyorsunuz.

Size bu vesile ile bir daha o eski teklifimi arz edeyim. Yanımda bir sureti var –cep cüzdanımdan çıkardım verdim-, bir daha lütfen okuyunuz.

Türk milleti teceddüde muhtaçtır. Ve bunu da mütehassıslarla başarabiliriz. Asla camilerle değil, asla muhafazakârlarla değil.

Din, vicdan kanaatidir; münakaşaya gelmez. İlim adamı olan bizlerin ve hele sizin bunu ele almanızı katiyen doğru bulmuyorum. Bunu tamamiyle mühmel bırakmalısınız. Bu mütalaalarımı daima size açık kalbimle söyleyeceğim.

M. Kemal Paşa mütalaalarımı samimi karşıladı. Ertesi gün yaverlerinden naklen benim yaverim, Gazi’nin şu ifadesini bildirdi:

Ben, Karabekir’in bana bu kadar samimi olduğunu zannetmediğimden çok çekişeceğimizi tahmin ediyordum. Halbuki o çok açık yürekli ve candan insanmış. Beraber çalışacağımızı görerek memnun oluyorum.(8)

İlk dört yazıda verdiklerimiz, özetle; İttihat ve Terakki mensuplarının kurduğu  Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, önce, “Halk Fırkası’na; arkasından  da,“Cumhuriyet Halk Fırkası (Partisine) dönüşür.

 

Devam edecek

Mustafa Kemal Paşa’nın Masonlar ve İttihatçılarla olan ilişkisi

– Elverdi Paşa kitabında; “…Harp Okulu’nda kapatıldığım odada karşımda iki tane Harbiyeli vardı. Tüfeği bana çevirmişlerdi. İşte bunlardan birisi bugün CHP İzmir milletvekili olan Süleyman Genç’ti. O’nun yüzünü hatırlıyorum..” Demektedir.

 

Açıklamalar; (Ulu Cami mi, –  Zağnos Paşa Cami’si mi?)

(*) “Nitekim, 7 Şubat 1923 günü öğleyin Paşa Camii’nde okunan mevlidden sonra minbere çıkarak yaptigi konuşmada da bu konulara değinmiştir.”Balıkesir Hutbesi” diye anılan bu konuşmasında “Allah birdir, şanı büyüktür. Allah’ın elameti, atıfeti ve hayrı üzerinize olsun” diyerek söze başladı ve kurulacak yeni devletin temel esasları ile devrimler ve cumhuriyete ışık tutan mesajlar verdi. Atatürk, Zagnos Pasa Cami Hutbe’sin de cemaata söyle seslenmistir: http://www.balikesirturizm.gov.tr/belge/1-69218/ataturkun-balikesir-hutbesi.html

(**) Karabekir Paşa anlatmaktadır; “7 Şubat’ta Balıkesir Ulucami’de öğle namazını kalabalık bir cemaatle kıldık. Sonra mevlüt okundu. Bundan sonra da M. Kemal Paşa minbere çıkarak mükemmel bir hutbe okudu…”

Kaynaklar;

(1) “KAZIM KARABEKİR ANLATIYOR”, UĞUR MUMCU, 25. Baskı: Aralık 2009, Ankara, 1500 adet, sahife 55-67

(2-3-4-5-6-7-8-) A.g.e.

 

799 Toplam Ziyaretçimiz 1 Günlük Ziyaretçimiz

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*