CHP Cumhuriyeti: Atatürk, muhalefetin artması karşısında soruyor : “Bu vefasızlık neyin nesi?” Cevap: “Halk dışarıda kaldı.” (2)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

 

demokrasi-1

 

 

Demokrasi ile Cumhuriyet farkını biliyor muyuz? (yaygın manada) Bilindiğini sanmıyoruz. Yazılanlar, ilkokulda ezberletilenler ve onların süslenen tekrarları’dır.

Cumhuriyet, “Temsili Yönetim’dir. Eğer: seçimler serbest, seçilenler halkın tercihi, temsilciler de halkın özgürlüğünün/haklarının savunucusu ise.

Seçimleri güdümlü, seçilenleri tercih, yasalar halkın rızası hilafına yapılmış, öne çıkan temsilciler de halkın çıkarlarına uzak, halk ta doğal olarak dışarıda mıdır?

a) Cumhuriyet (Temsili Yönetim) ile Demokrasi (Halkın egemenliği) arasındaki fark

-Kraliçesinin İngiltere’sinde veya İmparatorun Japonya’sında demokrasi, 

-Başkan Putin’in Rusya’sı ile Esad’ın Suriye’sinde Cumhuriyet var mıdır?

-21. Asrın gelişmiş ülkeleri neden Cumhuriyetten çok demokrasiyi daha ön plana çıkarırlar?

Bu soruların cevabını, aşağıdaki açılamaları okumadan önce kendinize verebilir, cevaplarınızı aşağıda verilenlerle karşılaştırabilirsiniz.

Konu ile yakın ilgisi dolayısıyla geçen bölümün sonunda verilen bilgiyi tekrar edelim:

-(“Serbest Cumhuriyet Fırkası”nın) Partinin kapatılması: Serbest Fırka’nın kurulmasının üzerinden çok geçmeden Limancı Hamdi (Ahmet Hamdi Başar) Ankara’ya giderek Atatürk’e gerici unsurların destek olduklarını, partiye akın ettiklerini, buna hâkim olamayacağını, bu hareketin Atatürk’ün kendisine de karşı olduğunu anlatarak partinin kapatılmasını talep etti. Ahmet Hamdi Başar’ın anılarında, Atatürk, -“Bu vefasızlık neyin nesi? diye sorduğunda, Atatürk’e büyük bir nezaket içinde “Halk dışarıda kaldı.” (1) yanıtını verdiği yazılıdır.

İçerikten anlaşılan: Ülkede yönetim şeklinin “Cumhuriyet” olmasına karşılık, çok kısa süre önce (Üstelikte M. Kemal Paşa’nın isteği ile) kurulan Muhalefet Partisi’nin, Mevcut iktidara seçenek olarak (seçilecek ölçüde) büyük taraftar topladığı ile, “halk dışarı kaldı” ifadesinin haklılığı mı vardır?

Temsili yönetimlerde (Cumhuriyetlerde) “Halkın dışarıda kalması” nedir? Demokrasi olmadan, Cumhuriyet ne anlama gelmektedir?

b) Cumhuriyet ile Demokrasi farkı

Cumhuriyet rejiminde devlet, toplumun içinde eski rejimlerdeki konumdan daha farklı ve daha aktif bir yer işgâl eder.

-Cumhuriyet devleti, eski rejim devletlerinden daha fazla toplumun içinde yer alır, topluluğun üyelerinin kimliklerini biçimlendirir, toplumun iç düzenine müdahale eder. Demokrasi ilkesiyle cumhuriyet devletinin dengelenmesi gereği, esas olarak bu müdahale yetkisi konusunda ortaya çıkar.

-Demokrasiyi, dar anlamda, bir özgürlükler rejimi olarak tanımlayabiliriz. Demokrasi, cumhuriyet kavramının içinde barındırdığı eşitlikçiliği reddetmeden, mümkün olan en geniş özgürlük alanının toplumsal yaşamda yürürlükte olduğu rejimdir. Seçme-seçilme özgürlüğünün ötesinde, insanın düşündüğünü ifade etmesi, istediği inanç ve kültürel değerleri yaşaması gibi hakları da içerir. Demokrasi kavramında çoğulluk ilkesi mündemiçtir; cumhuriyet ise vurguyu, kurumsal bütünlüğe yapar. (2)

Bu ifadelere göre Cumhuriyet ile Demokrasi’den anlaşılan:

– Cumhuriyet devleti, daha fazla toplumun içinde yer alır, topluluğun üyelerinin kimliklerini biçimlendirir, toplumun iç düzenine müdahale eder.

-Demokrasi ilkesiyle cumhuriyet devletinin dengelenmesi gereği, esas olarak bu müdahale yetkisi konusunda ortaya çıkar. Demokrasiyi dar anlamda, bir özgürlükler rejimi olarak tanımlayabiliriz. Seçme-seçilme özgürlüğünün ötesinde, insanın düşündüğünü ifade etmesi, istediği inanç ve kültürel değerleri yaşaması gibi hakları da içerir…

-Basit anlamı ile: Cumhuriyet, devleti; Demokrasi kişiyi öne çıkarmaktadır. (3)

c) Cumhuriyet ile Demokrasi farkı

-Cumhuriyetin dar tanımı, siyasal iktidarın bir aileye, bir sınıf, zümre veya şahsa yasal olarak ait olmadığı bir rejimi belirtir.

Monarşizm (*) karşıtlığı, cumhuriyetçi yaklaşımın genel özelliğidir. Monarşizmden sadece biçimsel olarak bir hükümdarın iktidarın en üst mevkiini işgâl etmesi değil, hükümdarın mutlak iktidarı elinde tutmasını anlamak lazım gelir.

Bu nedenle, cumhuriyetçiler için, İngiltere’de yürürlükte olan meşruti monarşinin, cumhuriyet ilkeleri açısından büyük bir sakıncası yoktur. Esas olan, mutlak iktidarın ya da mutlak tahakkümün toplumun ufkundan savuşturulmuş olmasıdır.

Bu bağlamda, cumhuriyet biçimine sahip olmakla birlikte, cumhuriyetin mutlak olmayan iktidar ilkesine aykırı düşen örnekler için fazla uzağa gitmeye gerek yok. 1925-1946 arası Türkiye’sini veya Franco İspanya’sını bir biçimde monarşik cumhuriyet olarak tanımlayabiliriz.

Cumhuriyet rejiminde akrabalık, sınıf ve kabile ilişkileri, hukuki bir ayrıcalık sağlamazlar.

Cumhuriyet, iktidarın meşrûiyet kaynağını gelenekten…toplumun içine yerleştirilmesidir. Bu anlamda, cumhuriyet siyasetli toplum anlamına gelir.

Ama cumhuriyet rejimi içinde siyasetli toplumun fiilen varoluşu için cumhuriyet gerekli olmasına rağmen yeterli koşul değildir.

Meşrûiyet kaynağının toplum içine inmesi, bunun tüm toplum katmanlarının katılabilecekleri bir siyasal karar alma sürecine dönüşmesi anlamına gelmeyebilir.

Toplum içinde bir zümrenin bu meşruiyet mercii konumunu tekeline alması ve toplum içinde yer almaya devam etmesi mümkündür. Askerî diktatörlükler bu durumun en anlamlı örnekleridir.

Teknokrasinin bilgiyi tekeline almasıyla siyasetin son tahlilde meşruiyet kaynağı konumunu kendi tekeline alması da mümkündür.

Bu açıdan cumhuriyet rejimi içinde siyasetli toplum olmanın tamamlayıcı ve vazgeçilmez koşulu, demokratik siyasal karar alma süreçlerinin gerçekten yürürlükte olmasıdır.

Cumhuriyetin dar anlamında, süreçten çok düzen ön plana çıkar.

…Bireysel özgürlüklerle ne demokrasi ne de cumhuriyet arasında olmazsa olmaz bir ilişki vardır.

Berlin’in belirttiği gibi, “beni kim yönetiyor?” sorusuna verilen cevap, “hükümet nereye kadar benim işlerime karışıyor?” sorusuna verilen cevaptan mantıken farklıdır.

Geniş anlamda demokrasi ise, pozitif özgürlükleri kapsar. Pozitif özgürlükler, müdahalenin olmamasının ötesinde, insanların kendilerini ilgilendiren konularda egemen olmalarıdır.

…Dar anlamda demokrasinin statik ve muhafazakâr yapısına karşılık, geniş anlamda demokrasi, geçmişten devralınan yapı, düzen ve hiyerarşinin tartışılabilir olduğu, hakların bir kısmının ya pazarlık ya da toplumsal güç dengesiyle sınırlarının daraltılıp ya da genişletilebileceğini kabul eder…

Geniş anlamda demokrasi, toplumda mutlak doğrunun olmadığı varsayımına dayanır. Toplumsal konularda, anlam ve doğrular, toplumsal tartışma, değerlendirme ve çatışmalı karar alma süreçlerinden geçerek oluşurlar.

Bu nedenle özgür özneler topluluğu olarak tanımlanan toplum, yaptığını bozmaya ve yeniden, başka biçimde yapmaya yetkilidir. Geniş anlamda demokrasi, “iyi” ve “ kötü” her türlü gelişmeye açık bir rejimdir. Çünkü iyinin ve kötünün anahtarları esas olarak, özgür özneler topluluğunun içindedir.

Dar veya geniş anlamları içinde, demokrasi kavramı, yaşam ilke ve anlamlarının var olan veya olabilecek çoğulluğunu kabul eder.

Demokrasi, kurumların tayin edici rolünün karşısına, bireyleri çıkartır. Cumhuriyet ve demokrasi kavramlarını iki ayrı uca oturtunca, ortaya iki farklı özgürlük anlayışı çıkar.

Merkezinde cumhuriyet kavramı olan yaklaşımda, yurttaş olarak özgürlük söz konusudur. Klasik Yunan felsefesine hâkim olan özgürlük anlayışı, topluluk içinde, topluluk üyesi olarak sahip olunan hakların kullanımı özgürlüğünü tanır. Topluluk aslî unsurdur.

Buna karşılık modern olarak tanımlanan özgürlük kavramı, sadece yurttaş olarak değil, insan olarak özgürlüğü tanımlar. İnsan olarak özgürlük, öznelliğin topluluğunkine indirgenemez gereklerini, sürekli genişleyen bir özerklik arayışını ön plana çıkartır.

Cumhuriyetle demokrasinin kesiştikleri asgari zemin ise, iktidarın serbest seçim ve genel oyla belirlenmesi ilkesidir. Genellikle bu asgari zemine gönderme yaparak, demokrasinin cumhuriyette mündemiç olduğu savunulur. Bu son derece dar birliktelik ilişkisi içinde, cumhuriyet kısmi olabileceği gibi, dar anlamda demokrasi de, negatif özgürlükleri bile güvence altına almayan, fiilî iktidarın meşrûlaşmasından başka anlamlı bir işlevi olmayan biçimsel bir demokrasi olarak işlev görebilir.

…Debray’e göre, cumhuriyetin köküne kibrit suyu dökenler arasında ilk sırada, medya demokrasisi (ve medyatik demokrasinin) aktörleri yer alıyorlar.

“Medyatik demokraside, enformasyon profesyonelleri, kamuoyu ve insanlar arasında aracı işlevi görerek, siyasal iktidarla sivil toplumun arasındaki ilişkinin en önemli kısmını sağlıyorlar(4)

Medya ve para güçlerinin, -ki bunlar giderek birleşiyorlar- kamuoyu üzerinde kurdukları tahakküme Regis Debray’in yönelttiği eleştirilere, özellikle gösteri toplumunun aktörlerinin toplumun yeni elitleri olarak toplumsal değerleri ve kamuoyunun gündemini belirlemesini eleştirmesine, radikal demokratik bakış açısından katılmamak mümkün değil. Ama bu eleştiriden hareketle üretilen önerilerin, başka bir elitizmin önündeki taşları temizlemek için kullanılabileceğini de unutmadan…(Ahmet İnsel/Birikim)

Yazılanlar toparlanırsa:

Cumhuriyetin dar tanımı: siyasal iktidarın bir aileye, bir sınıf, zümre veya şahsa yasal olarak ait olmadığı bir rejimi belirtir.

Monarşizm karşıtlığı, cumhuriyetçi yaklaşımın genel özelliğidir. Monarşizmden sadece biçimsel olarak bir hükümdarın iktidarın en üst mevkiini işgâl etmesi değil, hükümdarın mutlak iktidarı elinde tutmasını anlamak lazım gelir. (Ancak, İngiltere’de olduğu gibi Parlamenter Monarşi’de, Kral tek yetkili değildir. Ülkede bir meclis ve onun alacağı kararlar vardır. Ki: Ülke yönetiminde bu kararlar uygulanır.Canmehmet)

Bu nedenle, cumhuriyetçiler için, İngiltere’de yürürlükte olan meşruti monarşinin, cumhuriyet ilkeleri açısından büyük bir sakıncası yoktur…

Bu bağlamda, cumhuriyet biçimine sahip olmakla birlikte, cumhuriyetin mutlak olmayan iktidar ilkesine aykırı düşen örnekler için fazla uzağa gitmeye gerek yok. 1925-1946 arası Türkiye’sini veya Franco İspanya’sını bir biçimde monarşik cumhuriyet olarak tanımlayabiliriz.

Cumhuriyet rejiminde akrabalık, sınıf ve kabile ilişkileri, hukuki bir ayrıcalık sağlamazlar.

Ancak, ülkede bir diktatörlük kurulmuş ve bir sınıf diğerlerine üstün konuma getirilmiş ise, Cumhuriyet, bir temsili yönetim olarak halkı mı, öne çıkan sınıfı mı (çıkarlarını mı) koruyacak, temsil edecektir?

– “Beni kim yönetiyor?” sorusuna verilen cevap, “hükümet nereye kadar benim işlerime karışıyor?” sorusu önemlidir.

…Debray’e göre, cumhuriyetin köküne kibrit suyu dökenler arasında ilk sırada, medya demokrasisi (ve medyatik demokrasinin) aktörleri yer alıyorlar.

“Medyatik demokraside, enformasyon profesyonelleri, kamuoyu ve insanlar arasında aracı işlevi görerek, siyasal iktidarla sivil toplumun arasındaki ilişkinin en önemli kısmını sağlıyorlar (A.g.e: Sahife:104).

Medya ve para güçlerinin, -ki bunlar giderek birleşiyorlar- kamuoyu üzerinde kurdukları tahakküme Regis Debray’in yönelttiği eleştirilere, özellikle gösteri toplumunun aktörlerinin toplumun yeni elitleri olarak toplumsal değerleri ve kamuoyunun gündemini belirlemesini eleştirmesine, radikal demokratik bakış açısından katılmamak mümkün değil. Ama bu eleştiriden hareketle üretilen önerilerin, başka bir elitizmin önündeki taşları temizlemek için kullanılabileceğini de unutmadan.

Bu noktada Hürriyet gazetesinin eski sahiplerinden Erol Simavi’nin bir ifadesi aktarılmalıdır.

“Şimdi şekerim, basın doğruyu yazdığı sûrece, ona karşı her zaman tepki ve nefret vardır… ‘Ben, basını çok seviyorum,’ diyen insanların yüzde 99’u aslında sahtekârdır. Sanki bizler birer umacı imişiz gibi, bizimle korkudan ahbaplık ederler. Halbuki hepimiz, onlar gibi insanızdır. Basın için dünyada ‘Beş büyük kuvvetten biridir… Dördüncü kuvvettir.’ Derler. Bu söz, Türkiye için geçerli değil… Hakimiyet, elbette, ‘Kayıtsız şartsız milletindir’… O, başka… Ama birinci kuvvet, Türkiye’de ordu mu? Hayır… Basındır… ikincisi, ordudur… Çünkü orduyu, ihtilallere basın hazırlar…” (5)

Devam edecek…

-Rekabetçi devletlerimiz, Sanayileşme çağı‘nı da geride bıraktılar. Bugün, Bilgi-iletişim/Nükleer Çağ’dayız. Bu çağda düşünce-ifade hürriyeti bir fantazi, keyfiyet değil, zorunluluktur. Bugün en büyük kaynak, insan ve onun düşünsel üretimidir. Bu sağlanmadığında, ülkenin gelişmesi ve gelişmesi için çalışacak kimse olmayacaktır.

www.canmehmet.com

Resim:  http://www.shutterstock.com/pic-230539363/stock-vector-type-of-government-democracy-dictatorship-republic-aristocracy-monarchy-anarchy-stick-figure.html   (alt yazı tarafımızdan düzenlenmiştir.)

(*) a) Monarşi: krallık ve hükümdarlık yönetimine verilen addır. Bir monarşiyi diğer yönetim biçimlerinden ayıran en önemli özellik, devlet başkanının bu yetkiyi yaşamı boyunca elinde bulundurmasıdır. Cumhuriyetlerde ise devlet başkanı seçimle işbaşına gelir. Monarşi, bir sultanın, hükümdarın veya padişahın tek başına egemen olduğu sisteme denir.

b) Parlamenter Monarşi veya Meşrutiyet:Hükümdarın yetkilerinin anayasa ve halkoyuyla seçilen meclis tarafından kısıtlandığı yönetim biçimine denir. Meşrutiyet, bir hükümdarın başkanlığı altında parlamento yönetimine dayanan yönetim biçimidir. İngiltere’de 1215 yılında Magna Carta ile kurulan siyasi düzen tarihteki ilk meşruti monarşi rejimi olarak anılır. Fransa’da 1830 Devrimi’nden sonra kurulan Anayasal Monarşi, cumhuriyet ile mutlak krallık arasında bir “orta yol” olarak benimsenmiştir. Osmanlı Devleti’nde anayasa (Kanun-ı Esasî) ve parlamenter rejim (Meclis-i Mebusan) tartışmaları 1830’larda başlayıp 1860’larda yoğunlaşmış ve nihayet 23 Aralık 1876’da Meşrutiyet ilan edilmiştir. 1878’de II. Abdülhamit tarafından, 93 Harbi’nin çıkmasına neden olduğu için Meclis kapatılmış ve Anayasa’nın bazı bölümleri askıya alınmış ise de teorik olarak Meşruti rejimin devam ettiği kabul edilmiştir.
24 Temmuz 1908’de yapılan ihtilalle Kanun-ı Esasi’nin yeniden yürürlüğe konması İkinci Meşrutiyet döneminin başlangıcı sayılır. Bu dönem Osmanlı Devleti’nin sona erdiği 1 Kasım 1922 tarihine kadar sürmüştür.” (Daha fazlası için bakınız: http://parlementer-monarsi.nedir.org/

Kaynaklar:

1) Daha fazlası için bakınız:http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=111374

2)Daha fazlası için bakınız: Ahmet İnsel | (Sayı : 115 – Kasım 1998) http://www.birikimdergisi.com/birikim-yazi/6365/cumhuriyet-ve-demokrasi#.WBhMFSSwS2k

3) A.g.e:(Dip Not:Sahife,104).

4)A.g.e:

(5) Babıâli Tanrıları: Simavi Ailesi, İrem Barutçu, Birinci Basım: Aralık 2004

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*