‘Büyük Kürdistan’ın kurulması, Ortadoğu’daki Müslüman-Yahudi Savaşı’na, Arap ve Kürtlerin de katılmasıdır (3)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Midyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmamak...

Midyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak!

 

İsrail ve Kürdistan düşüncesinin arkasında; “Doğunun zenginliğinin Batıya aktarımı” vardır. İsrail Devleti’nin kuruluşu nasıl, Müslüman-Musevi Savaşı’nı başlatmışsa; Olası “Büyük Kürdistan” Devleti ’de, Kürt-Arap Savaşı’nı başlatacaktır. Hem de asırlar boyu sürecek olan savaşlara…

Bu savaşların kazananları;

-Rusya,

-İngiltere,

-Çin,

-Fransa,

-Amerika,

-Almanya,

-İtalya,

-İspanya vb.

 

Bu savaşların kaybedenleri;

-Müslümanlar,

-Yahudiler (Museviler)

-Araplar,

-Kürtler,

-Ve Elbette Türkler olacaklardır.

İsrail Devleti ile “Büyük Kürdistan” ilişkisi

İsrail Devleti’ni ilk kimler seslendirmişlerdir?

Mısır’da kaldığı zor durumdan kurtulmak için yapacakları yardıma karşılık Yahudilere Filistin’de ilk kez, “Bir Devlet” sözünü veren (1798-1799) Fransız komutan Napolyon’dur. (1)

Bu söz, bu olaydan yaklaşık yüz elli yıl sonra, (1950’de) İngiliz-Fransız-Rus- ABD ortaklığınca yerine getirilecektir. Görünen sebepler arasında her ne kadar, “Hristiyan Avrupalıların Yahudilerden Kurtulmak!” isteği olsa da, gerçek; Sanayi devriminden sonra gerekli olacak hammaddelerin temini ile Hindistan yolunun açık tutulmasına destek sağlayacak olmasıdır.

İsrail Devleti‘nin bugün kimlerin amacına hizmet ettiğini, akıl-bilgi-deneyim sahiplerine bırakıyoruz.

Ancak…

Hristiyan Batı ekonomik gerekçelerle bu bölgeden yakın tarihte çekilecektir.

Onlar çekildikten sonra Yahudiler (tekrar ayağa kalkan) Araplar ile baş başa kalacaklardır.

Kimse zannetmesin ki, İsrail elindeki silahlarla bu bölgede yaşayabilecektir.

Bu bölgede yaşaması, silahlarına değil, bölge halkı ile birlikte yaşamanın bir yolunu, formülünü bulmasındadır.

Meraklıları bilmektedir. Haçlı Seferlerinde Yahudiler, Müslümanlarla birlikte Hıristiyanlara karşı savaşmışlardır.

Eğer, Tarih tekerrür ediyorsa, bu bilgi  bir tarafa not edilmelidir.

“Büyük Kürdistan!” Hikayesi nasıl başladı?

Batılılar bir “Kürt Meselesi! Oluşturuyor

“…1897’de Fransa’da yayınlanan Les Kurdes adlı antropoloji kitabının yazarı Ernest Chantre, Dr. Beddoe, Yüzbaşı Barry, Barry Isabella Bird, Gertrude Bell ve Philip Price ve Lynch gibi İngiliz, Fransız, Alman fotoğrafçılar, turistler, gazeteciler bölgeye adeta akın ettiler. Kürtlerin tarihini, antropolojiyi araştırmaya ve fotoğraflarını çekmeye, yüz ve vücut ölçülerini almaya ve kitaplar yayınlamaya başladılar…

..Nitekim 1892’de Irak’a “seyyah ve arkeolog” olarak giden ingiliz Gertruide Bell daha sonra Ünlü İngiliz casusu ve “Arap uzmanı” T. E. Lawrence ile birlikte İngiltere hükümetine önemli raporlar hazırlayacak ve 1921 yılında da yani Osmanlı imparatorluğu çöktükten sonra, İngiltere’nin mandası altında kurulan Irak Krallığı’nın İngiltere Yüksek Komiseri Sir Percy Cox’un Siyasi Sekreterliğini yapacaktı. (2)

 

Kürtleri Keşfetmek

Avrupalılar artık “Kürtleri keşfetmişlerdi”. Daha doğrusu bu hassas ve çıkarların çatıştığı bölgede Türklere karşı kendi çıkarları için kullanabilecekleri bir “halkı” bulmuşlardı. Yapılacak şey bu halkta veya halklarda bulunmayan milliyetçilik ve kimlik duygularını telkin etmek, canlandırmaktı. İngiliz ajanı Yüzbaşı Barry şöyle diyordu:

-“Türklerden farklı olan bu kavmi kendi tarafımıza çekmeliyiz.”

Amerikalı misyonerler de Amerika’daki merkezlerine,

-“Kürtleri Hıristiyanlığa daha kolay kazandırabiliriz.” Mesajını gönderiyorlardı. Problem, o zamana kadar birbirlerine düşman Ermenilerle, Osmanlı’ya sadık Kürtleri uzlaştırabilmekti!..

Miss Gertrude Bell o sırada, o bölgede hem Ermenilerle, hem Kürtlerle ilgili araştırmalar ve çalışmalar yapmakta olan Amerikan misyoner Dr. Joseph Cochran ile de yakın temastadır.

Dr. Cochran’nin dostu Gertrude Bell sonraları, 1921’de Lawrence ile birlikte. Kahire’de “Kürt” konusunu konuşmak için yapılan Winston Churchill’in başkanlığındaki toplantıda başlıca SÖZ sahiplerinden olacaktı… (3)

 

“Yeni Simalar…

20. yüzyılın başlarında bölge sahnesine sonra adları daha fazla duyulacak kişiler çıkıyor. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Orta Doğu’nun “Barışları Önleyen Barış”ın, yani Eski Osmanlı topraklarının sonra büyük bunalımlara yol açacak hatta bugünkü İran problemini de üretecek olan sun’i paylaşılmasında Fransız Picot ile birlikte başrolü oynayacak Arap yanlısı Sir Mark Sykes, ünlü T. E. Lawrence ve Kürtlerin Lawrence’i diye tanınan Binbaşı E. W. C. Noel, 1919’da Anadolu’da Bedirhanlar gibi bazı Kürt aydınlarını da yanına alarak Kürtleri Türkiye’ye ve milli mücadeleye karşı tahrik ederken Mustafa Kemal’in karşısına çıkan ve sonraki Kürt isyanlarında sadece parmağı değil, kolu bulunan Binbaşı E. W. C. Noel!. (4)

 

Kürtlerin zaman zaman Osmanlıya başkaldırıları

“..Osmanlı döneminde aşiret ağalarının, vergi vermemek ve askere gitmemek gibi sebeplerle, zaman zaman başkaldırmalarına rağmen, belirgin bir bağımsızlık hareketi yoktu…diğer unsurlarla birlikte düşmana karşı kahramanca çarpıştılar. Çanakkale’deki mezar taşları bunun en çarpıcı kanıtı!

Kürtler, özellikle Sünni kökenli Kürtler, Müslüman kimliğine bağlı kalıyorlardı. Ancak, daha fazla Dersim (Tunceli) bölgesindeki Alevi aşiretlerde ve Süryanilerde devlete sadakatin derecesi biraz daha düşüktü. Sünnilerin duyarlı oldukları yabancı, Ermeni, Rus tehlikeleri Alevilerce daha az algılanıyordu. (5)

 

“Seçkinlerin İkilemi…

Ancak Kürtçülük ve Kürt bağımsızlığı hareketleri, Balkanlardaki milliyetçilik hareketlerinden etkilenerek, Doğu’daki kıpırdanmalardan daha bilinçli olarak, Osmanlı’nın nimetini görmüş Kürt aydınları ve Devlet erkanı arasında da 19. Yüzyılın sonlarında başlıyordu… İstanbul’daki, hatta devletin yüksek kademelerindeki Kürt seçkinleri de kavramlar ve sadakatlar arasında sıkışmış gibi idiler.

Bir taraftan Müslüman ve Osmanlı üst kimlikleri ile Padişaha ve Halife’ye bağlılıkları; diğer taraftan Batı’dan gelen telkin ve fikirler doğrultusunda milliyetçilik ve kimlik arayışları bunları etkiliyordu.

Devletin ekmeğini yemiş Bedirhanlar, Büyükelçiliğe kadar yükselmiş Şerif Paşa, Şurayı Devlet başkanlığına kadar yükselmiş olan Abdülkadir, Kürtçülük ve bağımsızlık hareketlerinin başını çekmeye başlamışlar ve bu yolda Batı devletleri ve ajanları ile temasa geçmişlerdi.

Bu kimlik ikilemleri arasında bocalayanlar da vardı. Jön Türk hareketine katılan İttihat ve Terakki’nin ilk yıllarında bu saflarda bulunan Kürt kökenli kişiler mesela Abdullah Cevdet ve Ishak Sükuti, Hikmet Baban, daha sonra İttihat ve Terakki’den ayrılacaklar; Adem-i Merkeziyetçiliği, Merkezi Hükümet yerine bölgelere yetki devrini savunan Prens Sabahaddin’e katılacaklardı.

Diğer taraftan Kürt asıllı olup sonuna kadar Osmanlı kimliğini savunan kişiler (Süleyman Nazif gibi), gene aslen Kürt oldukları halde Türk milliyetçisi olanlar da yok değildi. Baban ailesinin bazı fertleri gibi, Türk milliyetçiliğinin, Türkçülüğün ideoloğu Ziya Gökalp gibi.

Bazı Kürt kökenlilerin ilk arayışları, Osmanlı Devleti ve Osmanlılık içinde devletin ıslahatı yönünde idi…(6)

“Kürt Meselesi”, İngilizler’e  1918’de nasıl görünmektedir?

“…Britanya Donanması istihbarat Servisi tarafından 1918’de yayınlanan gizli raporun sonuç bölümünde şöyle deniyordu:

“Türkler tarih sahnesine çıkalı beri, daima savaş ile kaba kuvvet ifade etmişlerdir… Eğer bu ırkın çeşitli kolları gençleşmiş bir Türkiye’nin liderliği altında birleşir ve etkin bir şekilde örgütlenirlerse, bu birlik daimi huzursuzluk kaynağı ve özellikle Hint İmparatorluğu için büyük bir tehlike oluşturur.” (7)

..

“Kürt Meselesi”,  İngilizler’e 1919’da ne ifade etmektedir?

Kurdistan

“…Türk egemenliğinin kalkacağı otonom Kürt bölgesi, yukarıda anlatılan Ermeni bölgesinin güneyidir. Bu bölgenin doğu sınırı, Türk-Iran sınırıdır. Batı sınırı, yaklaşık olarak Muş ve Diyarbakır’ın güneybatısıdır, ama Fransa’ya bırakılacak manda topraklarının doğu ve kuzey sınırlarına bağlı olacaktır. Ayrıntılar uzman komisyon tarafından belirlenecek. Bölgenin güney sınırı, İngiltere’nin güvenliğine ve idari işlerine göre Mezopotamya’nın kuzeyi için belirlenecek alan ve sınırlara bağlı olacaktır. Bu sorun geçenlerde Doğu Komitesi’nde ele alındı ve haritada üç olası sınır tespit edildi. Görüleceği gibi otonom Kürt devleti, bu sınırların son biçimine bağlıdır ama bu savaşın deneyimlerinden sonra Büyük Zap Suyu’nun yukarısındaki Nesturi topluluğunun güvenliği (ki Müttefiklerin bunlara karşı bazı sorumlulukları vardır) otonom Kurdistan içine alınacaksa istikrarsızlığa neden olur. Bazı tercihler Kuzey sınır çizgisine bağlı olacaktır. (8)

Fransızlar ve Ortadoğu (halkları ile ilgili) politikaları

“…1900’lerin başlarında Osmanlı İmparatorluğu ulusçuluk akımlarıyla parçalanırken, bugünkü Lübnan ve Suriye’yi kapsayan topraklarda da Arap milliyetçileri hareketlilik içindedir.

1916’da Müslüman ve Hıristiyan 33 Arap aydını Beyrut’taki Fransız konsolosuna mektuplarla başvurarak bağımsızlıklarına kavuşmaları yahut da bir nevi koruma altına girmeleri arzusuyla ‘medeni’ diye andıkları ülkelerden yardım talep ederler. Osmanlı ile Fransa savaşa tutuşunca konsolosluk kapatılır, o vakitler ‘tarafsız’ konumdaki ABD’nin korumasına verilir.

Fransız konsolosu, Mısır’daki ikametgâhına taşınırken, diplomatik teamüller icabı bütün belgeleri yok eder; 33 Arap aydının mektupları hariç…

Fransız konsolosuna tercümanlık yapan şahsiyet ise Şam’da zindana düşmüştür. Kurtulmak için Cemal Paşa’ya konsolosluğa gizlenen mektupları eleverir.

Cemal Paşa, Arapların bu ‘ihanetleri’ karşısında adeta çılgına döner. Hepsini bir bir evlerinden toplattırır ve işkenceden geçirttikten sonra Beyrut’taki meydanda astırır.

O gün bugündür bu meydana Şehitler Meydanı denmesinin sebebi hikmeti budur.”

Mektupları bilinçli olarak geride bırakan şahsiyet Fransız konsolos François Georges Picot’tan başkası değil.

Son Arap aydınının asılmasından birkaç gün sonra Sir Mark Sykes ile Osmanlı İmparatorluğu’nun paylaşılmasını içeren gizli Sykes-Picot anlaşmasını imzayan Picot yani…

Cemal Paşa, ulusçuluk akımlarının giderek gaz almasıyla bağımsızlık arzuları doruğa çıkan Arap aydınlarından böylelikle hıncını almıştır.

Eh bu esnada İngiliz ve Fransızlar da Ortadoğu’nun haritasını yeni baştan çizmekle iştigal etmektedirler. (9)

Tarih kimler için tekerrür etmektedir?

“…İngilizler, Araplar’a bağımsızlık vaat ediyorlardı. Ama “Bağımsızlık” kavramına biraz farklı bir anlam yükleyerek: “Osmanlı’ya karşı bağımsızlık.” Yani, Araplar’ı Osmanlı’dan koparacaklar, kendilerine bağlayacaklardı.

Fransa ise Levant’taki nüfuz alanını genişletme hesapları peşindeydi: Fransa’nın mandası altında bir “Büyük Suriye” yaratmak…

İngiltere’nin denetimindeki Arabistan ile Fransa’nın denetimindeki Suriye’nin sınırları nasıl çizilecekti?

Bu sorunun yanıtını bulma görevi İngiltere Dışişleri Bakanlığı danışmanı Mark Sykes ve Fransız diplomat François Georges-Picot (Not: Fransa eski Cumhurbaşkanı Valery Giscard d’Estaing’in büyük amcası) ikilisine verildi.

Ve uzun, çetin pazarlıklardan sonra, Sevr Antlaşması’na da temel oluşturan o ünlü Sykes- Picot Anlaşması doğdu:

Fransızlar, Lübnan’dan İskenderun’a kadar uzanan sahil bandı ile Adana’dan Malatya’ya, Antep’ten Mardin’e kadar uzanan bölgeyi doğrudan yönetecekler, Şam’dan Musul’a kadar uzanan bölgede de manda yönetimi kuracaklardı.

İngilizler, Bağdat-Basra bölgesini doğrudan yönetecekler, Kerkük’ten Amman’a kadar uzanan bölgede de manda yönetimi kuracaklardı.

Filistin’de ise uluslararası statüde bir yönetim kurulacaktı. Yani, İngilizler ve Fransızlar birlikte yöneteceklerdi.

…13 Ekim Cumartesi günü Paris’te, Millet Meclisi’nin Victor Hugo Salonu’nda bir konferans düzenlendi.

Konusu: Batı Kürdistan’daki durumla ilgili ulusal danışma konferansı.

Konferansın ev sahibi: Kürdistan Ulusal Kongresi. Yani, kendilerinin ifadesiyle, “Sürgündeki Kürt Parlamentosu”.

Konferansta Fransa temsilcisi Büyükelçi Bernard Dorin

Dorin’in ilgi alanı Kürt sorunu. Hatta bu konuda kitap bile yazdı:

“Les Kurdes – Destin heroique, destin tragique”. Türkçe’ye “Kürtler: Destansı kader, trajik kader” diye çevirebiliriz.

Kitapta, Ortadoğu’daki kargaşanın Kürtler’e geleceklerini inşa etme fırsatı yarattığı savunuluyor.

Büyükelçi Dorin, Fransız parlamentosunun çatısı altında düzenlenen “Batı Kürdistan”, yani “Suriye Kürtleri” konferansını açış konuşmasında da görüşlerini olanca açıklığıyla dile getirdi:

Suriye Kürtleri ulusal mücadelelerinde sonuna kadar haklılar. Onların birlik ve dayanışma çabalarına tam destek veriyorum. Suriyeli Kürtler sadece kültürel taleplerle yetinmemeli, Güney’deki (Not: Kuzey Irak’taki) Kürtler gibi yönetim özerkliği için mücadele etmeliler. Kürtler artık başkalarının idaresi altında yaşamaya son vermeli, kendi kendilerini yönetecek duruma gelmeliler...”  (10)

Geçmiş zaman olur ki!

Hırsları ve deneyimsizlikleri ile bir imparatorluğun dağılmasına neden olanlardan

Enver Paşa şöyle demiştir Mersinli Cemal Paşa’ya:

…Paşam, bütün ef’âlimin (eylemlerimin) hesabını vermeye hazırım. Biz Turan yapmak istedik, viran olduk. Bizim asıl mes’uliyetimiz. Sultan Hamid’i anlamamak ve Siyonizme alet olmaklığımızdır. Acıdır, fakat hakikat budur. (11)

Akıl ne işe yarar?

-Hiçbir işe yaramaz.

-Eğer, kendi gerçeğini öğrenememiş ve yaşanmışlarından bir ders alamamışsa.

 

Biz bilinenleri bir açık büfe misali sergileyerek meraklılarına bir kapı açtık,

Su her ne kadar döküldüğü kabın şeklini alsa da…

 

Resim; http://www.theguardian.com/world/2008/oct/27/iraq

Kaynaklar;

(1) Konu ile geniş bilgi için;  http://www.canmehmet.com/anglosaksonlar-mukemmel-bir-zamanlama-ile-yahudilere-devletlerini-kurarlar-3.html

(2-3-4-5-6-7) “BÜYÜK Kürdistan Küçük TÜRKİYE”,  Altemur KILIÇ

(8)Osmanlı nın tasfiyesi, Cengiz yazoğlu, S.522)

(9) Yazının tamamı için bakınız; http://ceydakaran.com/tr/yazilar_detay.asp?yazi=1

(10) Yazının tamamı için bakınız; (Erdal Şafak-Sabah gazetesi) http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/safak/2012/10/16/picot-ve-dorin

(11) Aktaran: Vehbi Vakkasoğlu, “31 Mart oyunu”. Köprü, Sayı: 61, Nisan 1982, s. 25. (Abdülhamidin kurtlarla dansı-1, Mustafa Armağan)

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*