Bunları öğrenen paşalar darbeci olur muydu? Amerika “Bizim çocuklar!” başardı! (2)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

 

Kural 1; Rekabetçi devletleriniz kadar (ekonomik manada) güçlü değilseniz masada yerinizi olmayacaktır.

Rekabetçi devletleriniz kadar (ekonomik manada) güçlü değilseniz masada yerinizi olmayacaktır.

 

2011 Şubat’ta, ABD İstihbarat Komitesi’nden Senatör Udall; “Türkiye’nin 100 yıl önce gördüğü gibi, gerçekten -Mısır’da- bir Atatürk’e ihtiyacımız var.” Bence Türk ordusu, Mısır ordusunun bu durumda oynayabileceği rol için iyi bir örnekdedi.(1-2)

Şimdi biraz gerilere giderek Amerika ve Amerikalıların niyetlerini gelişleri ile birlikte tanıyalım;

-Yıl 1838;  Cyrus Hamlin, ABD’li bir misyoner ve eğitimcidir. 1837 yılında  “Bangor Theological Seminary” okulundaki eğitimi tamamlar ve American Board isimli kuruluş adına misyoner olarak ABD’den ayrılır… Misyoner Hamlin, Ocak 1839’da görevli olduğu Osmanlı İmparatorluğu’na ulaşır.

Peki, Misyoner Cyrus Hamlin kimdir? Hamlin, Ünlü! Robert Koleji’ni kurmuştur. Ve 1876 yılına kadar da Müdürlüğünü yapmıştır. Ecevitler ve Tansu Çiller Bu kolej’den mezundur. “Türkçü!” Halide Edip Adıvar gibi.

ABD’li özel görevli Misyoner Hamlin’in bir sözünü hatırlatarak 1920-1923 dönemine gidelim.

-“Hamlin, okulunu kurduğu Boğaziçi Rumelihisarı’na çıkıp,

-’Fatih’in İstanbul’u aldığı surlardan bu milletin kültürünü fethedeceğim’ dediğini, “kaleyi içerden ele geçirme davası güttüğünü”, Türkiye’nin yetiştirdiği önemli fikir adamlarından Nurettin Topçu bir eserinde’ ifade eder.(3)

Burada (Yabancı Okulların ne amaçla açıldığı hakkında)  bir hususun açıklanması gereklidir;

Bu okullar;

Sömürgeciliğin ön keşif mekanizması,

Toplumsal kontrol mekanizması,

-Ekonominin işlemesi için (kendi tesislerinde çalışacaklar için) Personel Fabrikası”,

-Elitlerin her türlü detay ve sınırını belirlediği modern eğitim!

-Diğer devlet ve toplumları da uzun planda etkilemek, onlara nüfuz etmek aracı.

İlginç değil mi?

Yıl 1920-1923; (ABD Columbia Üniversitesi hocalarından Edward Mead EARLE (1923) bakınız bize herhalde ibret almamız için ne anlatmaktadır;

-Amerikalılar, Yakındoğudaki bu durumdan iyi bir ders almalıdırlar. Mustafa Kemal Paşa, Anadolu’da Demiryolu yapımı için Amerikan sermayesini, Sultan Hamit’in Bağdat Demiryolu’nu yapmak üzere Alman bankerlerini davet etmesine benzer sebeplerle çağırmıştır, 1888’de Sultan Hamit Almanya’nın iktisadı bakımdan güçlü fakat siyasî bakımdan tutkusuz olduğuna inanıyordu. Bugün de Mustafa Kemal Paşa, Amerikan müteşebbislerinin, mühendislerinin ve sanayicilerinin Anadolu’yu kalkındıracak ve modernleştirecek imkânlara ve bilgiye sahip olduklarına inanıyor. Ve Türkler açısından Amerika’nın, Yakındoğuda temiz bir geçmişi var.

Amerika hiçbir Türk toprağını koparıp almamıştır; AmerikaTürk topraklarında nüfuz bölgeleri kurmaya yeltenmemiştir; Amerika hiçbir zaman Düyunu Umumiye’ye katılmamıştır; Amerika’nın sahip olduğu topraklarda Müslüman yoktur, onun için Türkiye’nin siyasî gücünden çekinmemektedir; Amerika, Türkiye’ye savaş ilan etmemiştir; Amerika, nefret edilen Sevres Antlaşmasına imzasını koymamıştır; yalnız Amerika Batı Devletleri arasında Türkiye’nin samimî ve çıkar peşinde koşmayan bir dostu olabilecek kanısını uyandırmaktadır.

Amerika’nın diş politikası da, Türklerin bu inanışını doğrular bir görünüşteydi. Amerikalılar için de. Amerika dünyanın siyasî sorunlarına bulaşmamalı, kabuğuna çekilmeli, dışarısı ile yalnız tatlı tatlı ticaretini yapıp para kazanmalıydı. Fakat böyle bir politikanın, Amerika’nın iktisadî gerçekleri ile bağdaşması imkânsızdır. (4)

Burada bir hususun açıklanması gerekmektedir; Amerikalı ilim insanı ne demektedir?

-Amerika’nın Yakındoğu’da temiz bir geçmişi vardır;

Amerika Batı Devletleri arasında Türkiye’nin samimî ve çıkar peşinde koşmayan bir dostu olabilecek kanısını uyandırmaktadır.

-Amerika dünyanın siyasî sorunlarına bulaşmamalı…yalnız tatlı tatlı ticaretini yapıp para kazanmalıydı. Fakat böyle bir politikanın, Amerika’nın iktisadî gerçekleri ile bağdaşması imkânsızdır.

Öyle diyorlar da….

1920’lerde Ülkemize Amerikan Muhripleri gelmişti, 1950’lerde de NATO’nun üsleri, Irak işgalinde de askerleri…

İlginç değil mi?

Söylemler ve Eylemler uyuşmamaktadır!

Buradan, 1923’den, 1974 ve 1980 Yılına geçiyoruz;

-14 Ağustos 1974 ; Türk Ordusu’na bağlı birlikler (“Kıbrıs Barış Harekatı” kapsamında)  başkent Lefkoşa’ya girdiğinde Yunanistan, NATO müttefiki iki ülke arasındaki çatışmayı NATO’nun durduramadığı gerekçesiyle NATO nun askeri kanadından ayrıldığını açıklar.

-12 Eylül 1980; Askerler Türkiye’de darbe yaparak yönetime el koyarlar. Şimdi Bir alıntı;

O dönemlerde bizimkiler, özellikle MİT ve CIA ilişkileri nasılmış?

Çok sıkı fıkı… Öylesine ki, eski Dışişleri Bakanı İhsan sabsi Çağlayangil’in anlattıklarına göre,

MİT diye bilinen ulusal güvenlik örgütü istihbaratçılarının maaşlarını 1973 yılına kadar CIA ödermiş. Böyle göbekten bağlılar. İki kardeş örgüt gibi…

Her darbede bu adamlar ortada yani..

Darbe sonrası da, 7-24 görevdeler… 1980 darbesinden sonra da Kenan Evren’in yanında Sir Peter Laurence var.

EVREN’İN DİZİNİN DİBİNDE

Tek harfi değişse Arabistanlı Lawrence olacak neredeyse… Bu da ajanın İngilizi anlaşılan…

İngilizi, Amerikalısı hepsi burada… Bunun hikayesi çok önemli aslında. Türkiye’nin başını ne dertlere soktu bak…

Darbeden sonra Kenan Evren’e çok yakın bir diplomat vardı, sonra bakan olmuştu.
Evren’in dizinin dibinden ayrılmazdı…

O günlerde İngiltere,Türkiye’de görevi biten büyükelçisinin yerine yeni bir atama yapacak. Ortaya bu isim çıktı; Sir Peter Laurence.

Adam Avrupa’da İngiltere’nin en iyi istihbaratçısı olarak tanınıyor.

Ne istihbaratçısı düpedüz ajan… Başka ne olacak? Ama köklü bir İngiliz ailesinden geliyor. Yunanistan’da savaşan İngiliz birliklerini yöneten subaylardan biri.

Prag’da görev yaparken casus olarak tutuklanmış. 1980’de, darbeden sonra büyükelçi olarak Türkiye’ye atanması gündeme geliyor…

Kenan Evren’in dizinin dibinden ayrılmayan bakan arkadaşın bu işte ne rolü var?

Bizim bakan Mason, Sir Peter Laurence de…

Bunlar çok önceden de arkadaş… ‘Biraderler’ dayanışması gündeme geliyor.

Bizim bakan, Evren’in ağzından giriyor, burnundan çıkıyor, onu ikna ediyor ve Laurence’in atanmasını sağlıyor.

Peki bu adam bize ne yaptı ki?

Sir Laurence kaçın kurası… Hemen cuntanın başındaki Evren’le samimiyeti kuruyor. Evren, bu iltifatlı, kendini pohpohlayan ilişkiden çok memnundu…

Laurence, ne elde etmek istiyor, çatlatma insanı?

O dönem Türkiye’nin vetosuyla Yunanistan NATO dışında. Buna verilen görev ise şu;

-“Ne yap et Evren’i ikna et, şu vetoyu kaldırsın ve Yunanistan tekrar NATO’ya dönsün…”
Tezgah müthişmiş!

Ama bak daha bize nelere patlayacak. Bizim bakanın da desteği ile Sir Laurence, Evren’i ikna ediyor. Evren Yunanistan için vetoyu kaldırıyor ve Yunanistan yeniden NATO üyeliğini kazanıyor. Sir Peter Laurence görevinin tamamlamış olmanın rahatlığıyla emekliye ayrılıyor. Veee…

Eeeeee!

Yunanistan Kenan Evren’in kaldırdığı Türk vetosuyla NATO’ya girer girmez, Türkiye’nin AB üyeliği için veto’yu koyuyor. Eeee’si bu.

ABD’Lİ CASUS TÜRKEŞ’E DARBE BİLDİRİSİNİ OKUTTU

O zaman kadar atı alan Üsküdar’ı geçmiştir herhalde…

Adamlar bizzat Türkiye’yi yönetmiş.

1958’de Amerikan Deniz kuvvetleri Türkiye’ye bir askeri ataşe gönderiyor.

Gerilla ve kontrgerilla uzmanı bu ajanın adı Fred Haynes.

Çoğu zaman sivil geziyor. 27 Mayıs 1960’daki askeri darbenin mimarlarından. Amerikan Elçiliği ile Milli Birlik Komitesi arasında irtibatı sağlıyor. En yakın ilişkide bulunduğu kişiler ise General Sıtkı Ulay ile o günlerde albay olan Alpaslan Türkeş…

’60 ihtilalinin ardındaki Amerikalı’ gibi bir durum çıkıyor ortaya…

Ta kendisi… Rahmetli Türkeş bana bizzat anlatmıştı. Bu Fred Haynes, 27 Mayıs’ta sabaha karşı, o meşhur bildiriyi okuması için bizzat kendisi götürmüş Türkeş’i radyo evine. (5)

Yıl 1980….”Bizim Çocuklar Başardı!”

Paul Bernard Henze, CIA Ankara Bürosu şefliği yapmıştır. Ülkemizde Kenan Evren gibi cuntacıların yaptığı darbeyi kastederek söylediği;  “bizim çocuklar başardı” sözü ile tanınmıştır.

Peki, 12 Eylül darbecileri, ABD’li başkanını heyecanlandıracak kadar  önemli olan neyi başarmıştır?

a) Yunanistan’ın NATO’ya dönmesini mi?

b) Türkiye’ye (aslında bölgeye) yeni bir düzen verilmesi için, ülkenin  kontrol edilebilecek noktaya getirilmesine mi?

Okuyanın kafasını fazla karıştırmadan bu bölümü de burada noktalayalım.

Devam edecek…

Ölmüşüz de ağlayanımız mı yok?

 

Resim; web ortamından alınmıştır.

Kaynaklar;

(1)Daha fazlası için; http://www.cnnturk.com/2011/dunya/02/11/abdli.senator.misirda.bir.ataturke.ihtiyac.var/606434.1/index.html

(2)Daha fazlası için bakınız; Bakü, 11 Şubat, 2011, Salam News.)

(3) “Büyük Türkiye”, Nurettin Topçu, İstanbul-1962, s. 48 Daha fazlası için bakınız;http://www.canmehmet.com/robert-kolej-dosyasi-fatihin-hisar-taslarindan-tersine-fetih-icin-yapilan-bir-okulunun-hikayesi-1.html

(4)BAĞDAT DEMİRYOLU SAVAŞI”, Edward Mead EARLE, Columbia Üniversitesi, Haziran, 1923; Sahife;371 (Türkçesi; MİLLİYET YAYIN LTD. ŞTÎ. YAYINLARI, Birinci baskı: Nisan 1972

(5) Daha fazlası için bakınız; http://www.takvim.com.tr/yazi_dizisi/2010/10/02/mitin_maasini_1973e_kadar_cia_odedi

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*