Bu cemaat o cemaat değil! (1)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

“Hocam hayırdır?” İş başa düştü, bunlar beceremeyecekler bu işi!

Bir Cemaat, son 350 yılımıza yön verebilir; Osmanlı Hanedanlığının Cumhuriyete dönüşmesinde, yeni devletin kurulmasında belirleyici olabilir,  devleti çok uzun yıllar görünmez eliyle yönetmiş olabilir mi?

İlk bölümde okuyanı bilgilendirmek adına konu başlıkları verilecek ilerleyen bölümlerde detaylandırılacaktır.

Cemaat…

Cemaat, dinde ibadet etmek için bir araya gelen topluluklara verilen isimdir.

Topluluk…

Topluluk genellikle ortak değerleri paylaşan ve sosyal uyuma sahip bir ev daha büyük bir sosyal birim anlamına gelir. Topluluğun üyeleri birbirlerine ihtiyaç duyulan her alanda yardımcı olurlar.

İnsan topluluklarında ortak paydalar; niyet, inanç, kaynaklar, tercihler, ihtiyaçlar, risk ve diğer koşulların varlığı olabilmektedir.

Topluluklar, özgürlük, güvenlik ve paylaşmayı sağlamasının yanında, topluluk üyesini geleceğe de hazırlamaktadır.

Günümüzde bir Cemaat ülke yönetiminde etkili olabilir mi?

-Ülke genelinde gündemi belirleyecek ve değiştirecek kapasitede güçlü medyası,

-Ekonomiyi taşıyacak Sermayesi,

-Sistemin devamlılığında ve sahiplenmesinde koruyucu olma adına Kuruluşta imzası,

-Karşılaştığı önemli sorunları aşmada Uluslararası Bağlantısı,

-Uluslararası güçlerin desteğini alabilmesi için onlarla örtüşen çıkarlar varsa etkili olabilir.

Güven duygusu Cemaat ve Topluluklar

Güven duygusu temel bir insani ihtiyaçtır. Bu nedenle insan doğduğu günden itibaren güvenebileceği birilerini arar.

Bir an;  anne-babamıza, eşimize, çocuğumuza, ortağımıza, çalışanımıza, öğretmenimize, polisimize, askerimize, devletimize güven duygumuzu kaybettiğimizi düşünelim…

Kendinizi böyle bir ortamda, böyle bir dünyada nasıl hissederiz?

İnsanlar duyguları olmadan yaşayamaz, yaşasalar da insan taraflarını koruyamazlar.

Güven duygusu, her ne kadar maddi açıdan önemli ise de, onun asıl önemi, manevi açıdan’dır.

***

Sabetay Sevi

Sabetay Sevi, (d. 1 Ağustos 1626, İzmir – ö. (muhtemelen) 17 Eylül 1676, Ülgün (Bugünkü Ulcinj, Karadağ)

Sabetay Sevi 17. yüzyılda Osmanlı Topraklarında İzmir, Agora’da doğdu. 22 yaşında Mesihlik iddiasında bulunan Musevi din adamıdır. Dünyayı kötülüklerden arındıracağına tüm Yahudileri mukaddes İsrail’e götürerek orada yeniden tapınağı inşa edeceğine inanıyordu.

Yahudiliği ikiye böldü. Her kıtada binlerce mürit edindi. Mahkemeye çıkarıldı, kerhen Müslüman oldu. İnananların çoğu peşini bıraktı ufak bir grup onu takip ederek Müslüman oldu.

Bunlar dış görünüşte Müslüman veya Hristiyan, gerçekte Kabbala Musevi inancına sahip günümüze kadar gelen bir cemaattir.

Halk arasında Sabetaycılık adı ile bilinir. İnananları ona Amira derler.

İzmir’li hahamlar Sabetay Sevi’nin Dinlerini bozduğu gerekçesiyle öldürülmesine karar verdiler, ama bu kararı uygulayamazlar ve onu Osmanlı sarayına şikayet ettiler. Osmanlı yönetimi en başta olaya ilgisizdi.

Daha sonra Yahudi din adamlarının artan şikayetleri üzerine Seviyi tutuklayarak Sultan IV. Mehmet’in huzuruna çıkarıldı.

Sevi Sultandan Mesih olarak tanınma talep etti, ayrıca İsrail toprağını kendisine vermesini de istedi. (İsrail’in resmi olarak kuruluşundan Yaklaşık 300 yıl evvel)

Sultan onu Çanakkale’de bir kaleye hapsetti. Faaliyetleri burada da devam eden Sevi’yi yine Yahudi hahamlar Saray’a şikayet edince, Osmanlı bu talepler karşısında kayıtsız kalamadı. Ortaya çıkan kargaşayı gidermek için Fazil Ahmet Paşa, işin esasını öğrenmek için, Sevi’nin derhal İstanbul’a gönderilmesini istedi.

Edirne sarayında, Padişahın iktidarına meydan okumakla suçlanan Sabetay için Sadaret Kaymakamı Mustafa Paşa, Şeyhülislam Minkarizade Yahya Efendi ve Padişah’ın imamı meşhur Vani Efendi’den oluşan bir divan kuruldu, Padişah Sultan IV. Mehmet de divanı ‘paravan’ın arkasından’ izledi.

Divanda, Türkçe konuşamayan Sabetay için Padişah’ın hekimbaşısı Yahudilikten dönme Hayatizade Mustafa Fevzi Efendi tercümanlik etti…

Divan reisi:

– Karıştırmadığın halt kalmadı. Uyandırmadık fitne bırakmadın Sabatay Efendi. Haydi bakalım şimdi göster mucizeni!

Deyince Sabatay Sevi afallar. Ne yapacağını, ne diyeceğini şaşırır. Mucize göstermesi beklenmektedir. Tercüman, mucizenin şeklini de anlatır:

Sabatay soyunacak, vücudunu en maharetli okçular nişangâh yapacaklardır. Attıkları oklar vücuduna işlemezse o zaman Osmanlı Padişahı da onun mesih olduğunu resmi olarak tasdik edecektir.

Çünkü Yahudiler, ona kılıç, ok, tüfek, kurşun işlemez, hatta onu ateş yakmaz, suda boğulmaz diye itikat etmektedirler.

Divan heyetinin teklifi karşısında Sabatay Sevi “Adiyo santo!” diye titremeye başlar. Teklifin dehşetinden beti benzi atar, artık her şey bitmiştir. Can havliyle son bir hamle yapar. Her şeyi inkâr eder. Ayrıca mesihlik davasının bazı Yahudiler tarafından ortaya atıldığını, kendisinin asla böyle bir iddiada bulunmadığına dair yemin üstüne yemin çeker, teminat üstüne teminat verir. Dökmedik dil bırakmaz.

Ancak, ulema ve padişah bu cevaplardan tatmin olmaz. Bunun üzerine Hekimbaşı Hayyâtîzâde (Terzizâde) Mustafa Fevzî Efendi, Sabetay’a Müslüman olma teklifi götürür.

Önce Sabetay bunu kabule yanaşmaz. Ancak, Hekimbaşı, ona bunu kabul etmediği takdirde türlü, türlü işkencelerle öldürüleceğini Ladino diliyle uzunca anlatır.

Sevi, dönme Hayatizade’nin tavsiyesi üzerine, canının bağışlanması karşılığında, “Bu can bu bedende kaldığı sürece…” diyerek kendisine söylenen kelime-i şehâdeti tekrarlar.

Müslüman olmanın etkileri

Sevi’nin Müslüman olmasi bütün Yahudi dünyasında şok etkisi yarattı. Hahambaşılık olayı sevinçle karşıladı ve Müslüman olan Sevi’yi dinden çıkmış saydı. Büyük çoğunluk onun Mesih olmadığına inanarak ortodoks Yahudi inancına geri döndü, ikiyüz ailelik bir topluluk ise İslamiyete geçerek onun yolundan gitti.

Bu tarihten sonra da ‘Avdeti‘ ya da ‘Dönme‘ olarak adlandırıldılar. Bunlar onun büyük bir hikmete binaen zahiren Müslüman olduğunu, Mesihliğinin bir gereği olduğu yorumunda bulunurlar…

Sevi, bu olayla taraftarlarına “Karanlık bir” dönemin başladığını ve bunu “Aydınlık günlerin” takip edeceğini söyleyip, aydınlık dönemin başlaması için karanlığın şart olduğunu dile getirir.

Sabetaycılar “Aydınlık Günler” gelinceye kadar gizlenmeye devem edeceklerdir. Din değiştirme sonrası Sevi’de kendini bırakan Musevi kitlelere karşı bir öfke dönemi başlar. Onları “kendisini anlamamak” ile suçlar. (1-2)

***

“Osmanlıyı yıkmak Yahudi krallığını kurmak…

-GERSHOM Scholem’in “Sabbataî Tsevi, Le Messie Mystique, 1626-1676” adlı kitabının (Lib, Verdier, Paris, 1983.969 s.) 612’nci sayfasında,1666 İstanbul’undan bahsediliyorken deniliyor ki:

-“Sahnede beklenmeyen propagandacılar da zuhur etti: Birçok derviş, Türk imparatorluğunun çökeceğine, hükmün (krallığın) Yahudilere geçeceğine dair kehanetlerde bulundular. (3)

***

İnsanlar içinde bir insan olmak!

Türkiye 2001 yılı Ocak ayında acı bir olay yaşadı. Daha önce faili meçhul cinayetlerin işlendiği, vatandaşın devlet adamından uzak durduğu, belki kendini yeterince güvende hissetmediği Diyarbakır’da, emniyet müdürü hunharca öldürüldü.

Ertesi gün Valilik önünde cenaze töreni yapılacaktı. Çeşitli semtlerden gruplar halinde harekete geçen halk, sabahın erken saatlerinde on binlerce kişilik bir kalabalık halinde tören alanında toplandı.

Onlar ölen emniyet müdürleri için ağlıyor, babalarını kaybetmiş gibi üzülüyorlardı.

Ne değişmişti de halk bu devlet adamına sahip çıkıyordu?

Ne idi onu “sevilen müdür” yapan?

O ne yapmış da kazanmıştı insanları?

Kendisi şunları söylüyor, ölümünden önce yapılan bir röportajın satır aralarında:

-“Vatandaşla bire bir temas kurduk. Sosyal ve sportif faaliyetlerde yanında olduk.”

Ve devam ediyor,

-“Herkesi dinlerim. Herkesle konuşurum. Bakkal Atilla’nın yanına giderim, o müsait değilse, bakkal Ahmet’e uğrarım. Şuradaki bakkalın gösterdiği samimiyet, dünyanın en güzel samimiyetidir. Yani ben halkın yanındayım. Bana görev verilirken deniyor ki, git Diyarbakır’daki insanın malını, canını, ırzını koru. Görevimiz bu. Emniyet müdürü olmak bir şey değil. Hepimiz insanız. Biz keyfî muamele yapamayız. İnsanların sevgiye, saygıya ihtiyacı var.

Diyarbakır eğer bana saygı duyuyorsa ve ben ona sevgi saygı duyuyorsam yapılacak bir şey yok.

İnsanların da Diyarbakır’da aradığı şey bu.”

İşte güven sağlamanın sırrı budur.

İnsanlarla iç içe olmak.

Bire bir münasebet kurmak.

Makamını ve rütbesini bir ayrıcalık; insanlardan uzak durma, onları hor görme, hiçe sayma, itip kakalama ve dikkate almama vesilesi yapmamak.

Kendini insanlardan bir insan olarak görmek.  Yaşı, cinsiyeti, ırkı ne olursa olsun.. Herkese sevgi, saygı, şefkat ve samimiyetle muamele etmek.

Hz. Ali ne güzel demiş:

-“İnsanlar içinde bir insan ol.”(4)

İnsan, güven duygusu, topluluk, cemaat  ve devlet…

Devam edecek…

Resim;web ortamından alıntıdır.

(1-2) “İki kimlikli, gizli, esrarlı ve çok güçlü bir cemaat Yahudi Türkler yahut Sabetaycılar. “Mehmed Şevket EYGİ ve Vikipedi

(3)GERSHOM Scholem’in “Sabbataî Tsevi, Le Messie Mystique, 1626-1676” adlı kitabının (Lib, Verdier, Paris, 1983.969 s.) 612’nci sayfasında dikkatimi çeken bir pasaj var. 1666 İstanbul’undan bahsediliyorken deniliyor ki:

“Sahnede beklenmeyen propagandacılar da zuhur etti: Birçok derviş, Türk imparatorluğunun çökeceğine, hükmün (krallığın) Yahudilere geçeceğine dair kehanetlerde bulundular. Her ne kadar De la Croix’nın raporları [o asırda yaşamış ve Sabatay Sevi’yi yazmış bir müellifi hayalî l vak’alar ve kurgu konusunda bereketli ise de, Amsterdam’dan gönderilen bir mektup bu özel ayrıntıyı doğrulamaktadır.”

Hottinger yazmalarının 30’uncu cildinin 349 numaralı yaprağında bu konu ile ilgili bilgi bulunduğu kaydediliyor.

De la Croix ise eserinin 365-69’uncu sayfalarında konuyu uzun uzadıya beyan etmektedir. Vâiz-derviş, Sabatay Sevi tarafından, Türklere sokaklarda propaganda vaaz etmesi için tutulmuş. Epeyce dayak yemiş ve kadının huzuruna götürülmüş, sapıklıkla suçlanmış. Kadı bu adamı tımarhaneye koydurtmuş, lakin onu muayene eden tabip serbest bırakılmasını istemiş. Sonunda, kendisine değer verilmeyen bir deli olarak serbest bırakılmış. Fakat, başkent Yahudileri onun kehanetlerinin hayli tesiri altında kalıp irşad edilmişler. (Scholem’in aynı kitabının aynı sayfasındaki dipnotundan) (a.g.e)

(4)http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/insan-iliskilerinde-en-guclu-duygu-guven.html İnsan İlişkilerinde En Güçlü Duygu: Güven. Prof.Dr. Harun AVCI   havci@sizinti.com.tr

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*