Boston’daki bombalamanın İslam, Müslüman toprakların işgalinin terörle bağlantısı (1/4)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Resimdeki ünlü Amerikalı Devlet adamını tanıyabildiniz mi?

Faruk 1984 yılında okuldan eve dönerken polisler tarafından zorla bir arabaya bindirilerek götürüldüğünde daha 16 yaşındadır. “Beni yakaladıklarında ana caddeden eve doğru yürüyordum. Onlara öğrenci olduğumu söyledim ve öğrenci kimliğimi gösterdim. Polisler sadece güldüler ve kimliğimi yırttılar…

Tıpkı (orta yaşlı) Sultan Muhammed gibi ortaokul öğrencisi Faruk da Host’ta bir çarpışmada mücahitlere esir düşmüştür. Küçük Faruk anlatmaya devam ediyor:

“Ben askerdeyken orta yaşlı bir adam getirdiler. Adamı hastanede yatan karısına kan almak için sokağa çıktığında yakalamışlar. Karısı üçüncü çocuğunu doğurmak üzereymiş ve kan gerekiyormuş. Adam askerlere kendisini bırakması için yalvarıyor, onlara aceleyle hastaneye geldiği için çocuklarına bakacak kimse bulamadığını, bu yüzden de iki ve üç yaşındaki çocuklarını eve kapatıp karısını hastaneye getirdiğini anlatıyordu. Askerler onu dinlemediler. Adam sekiz gün boyunca sürekli ağlayarak kendisini bırakmaları için yetkililere yalvardı ve çocuklarının kendisini beklediğini anlattı. Ancak kimse ona kulak asmadı.

Sonunda adam kaçtı. Kabil’e gittiğinde karısının hastanede öldüğünü öğrenmiş. Bunun üzerine büyük bir telaşla eve koşmuş. Eve geldiğinde de iki çocuğunun da açlıktan öldüğünü görmüş. Bir süre sonra yetkililer adamı yakalayıp tekrar bizim yanımıza getirdiler.

Ama adam bu sefer kendinde değildi, artık keçileri kaçırmıştı.” (1)

Bu yazı dizisinde;

Batılı insaf sahibi kimi yazarlar gibi, Irak’taki insanlık dışı muameleleri, katliamları, işkenceleri bütün çıplaklığı ile ortaya koyan, İngiliz independent Gazetesi’nin Pulitzer ödüllü yazan Robert Fisk;

-“İslam ve terör arasında bağlantı yok. Artık Müslüman topraklarını işgalden vazgeçin” uyarısında bulunarak, devamla;

-“İslam’la terör arasında bir bağlantı yoktur. Ama bizim Müslüman topraklarını işgal etmemizle terör arasında bir bağ vardır. “ (2)

Dediği gibi, batılı gelişmişlerin sömürü adına insanlığı nasıl aldattıkları örnekleri ile anlatılacaktır.

Taliban örneğinde olduğu gibi medyada 7/24 işlenen, gerçeğinde hayali ve içleri kof örgütlerin nerede ise tamamı dışarıdan kurularak ve kukla misali oynatılarak, yönlendirilmektedir.

Hesap, kendi çıkarlarına bir taşla beş kuş vurmaktır.

Taliban 27 Eylül 1996 tarihinde Kâbil’i ele geçirdikten birkaç saat sonra bir açıklama yaparak başkentin Molla Muhammed Rabbani başkanlığındaki altı üyeli bir konsey tarafından yönetileceğini belirtti…

Başkente tek bir grubun hâkim olmasıyla özledikleri, yıllarca hasret kaldıkları barışa nihayet kavuşacaklarını sanıyorlardı. Eski Devlet Başkanı Necibullah’ın Hindistan’a kaçmayı başaran yardımcısı Abdürrahim Hatip bu konuda şöyle diyordu:

-“Mücahit döneminde Kâbil’de her örgütün kendi kuralları ve yasaları vardı. Şimdi ise tek bir yasa, tek bir düzen olacak. Bugün Afgan halkının en tatlı hayali barış ve huzurdur.  Ülkeyi hangi örgütün yönettiği kimsenin umurunda değil. Yeter ki barış olsun.

Taliban’ın Kâbil’e hâkim olmasından sonra başkent tekrar barış ve huzura kavuştu. Ancak Afgan başkentinde esen iyimser hava yerini karamsarlığa bırakmakta gecikmedi. Taliban yönetimi iktidarının ilk günlerinden itibaren bildiriler yayınlayarak yeni kurallar ve yasaklar koymaya başladı.

Taliban’ın ilk kararları kadınlarla ilgiliydi. Buna göre, kadınların dışarıda çalışması, okula gitmesi, başı açık dolaşması yasaktı.

Taliban yönetimi kadınların özgürlüklerini tamamen ellerinden alıp onları eve kapattıktan sonra erkeklere yöneldi.

Taliban lideri Molla Muhammed Ömer Kâbil radyosundan bir bildiri yayınlayıp tüm erkeklere sakal bırakma mecburiyeti getirildiğini, tıraş bıçağı satışlarının yasaklandığını, sakal bırakmayanların veya sakalını kesenlerin en sert biçim de cezalandırılacağını açıkladı.

Molla Ömer’in sözlerine göre sakal yasası Kâbil’de yeni kurulan İslam Polisi tarafından denetlenecekti. İslam Polisi sakalsız erkekleri kırbaçlarken, sakal tıraşı yapan berberlerin de iki parmağını kesecekti.

Molla Ömer köselerin de sakal yasasına uymak zorunda olduklarını söylüyordu. Onlar da takma sakal kullanacaklardı…

Kadınları eve kapatan, erkeklerin özgürlüklerini de büyük ölçüde kısıtlayan Taliban çocukları da unutmamıştı.

Artık çocukların oyuncaklarla oynaması, uçurtma uçurması, futbol, bilye gibi oyuncaklar la oynaması yasaktı.

1 Ekimde uçurtma yasağını çiğneyen dört çocuk, önce İslam Polisi tarafından kırbaçlanmış, sonra da evlerine baskın yapılarak tüm oyuncakları toplanıp yakılmıştı…

Diğer yasaklar: içki içmek, satmak, satın almak, futbol oynamak, müzik dinlemek, televizyon seyretmek. Sağlık ve jimnastik kulüpleri ile güzellik salonlarına gitmek, çocukların oyun oynaması, uçurtma uçurması yasaktır.

Ezan okunduğu zaman bütün motorlu araçlar duracak ve içindeki erkek yolcular en yakın camiye gidecektir.

Otobüslerde kadınlar ile erkeklerin oturacakları yerler zincirle ayrılacaktır. Hırsızlık yapanın eli kesilecektir.

Üzerinde yazı olan kâğıt torbaları kullanmak yasaktır. Yazı kutsal olduğu için üzerinde yazı olan torbaları kullandıktan sonra fırlatıp atmak doğru değildir. Herkes pencerelerini karartacaktır, çünkü yoldan geçenler ya da karşı binalardakiler evdeki bir kadını görebilir.

Taliban yönetimi uygulamaya koyduğu kararlar ve yasaklarıyla Kâbil halkına hayatı çekilmez hale getirmişti. Bu uygulamalardan en çok zarar görenler kuşkusuz kadınlardı.

Taliban’ın kadınlarla ilgili 25 Ekim 1997 tarihli son kararı şöyleydi: “Kadınların artık hastanelerde tedavi görmesi yasaktır.” Bu son yasağın yürürlüğe girmesinden sonra Kâbil’deki bir hastanede komada yatmakta olan bir kadın apar topar evine gönderildi.

Taliban hareketinin lideri Molla Ömer, Kandehar’daki karargâhında yaptığı açıklamada bütün bu uygulamaları İslam adına yaptıklarını söylüyor ve kendilerinden önceki mücahit yönetimlerinin “iyi Müslüman” olmadıklarını iddia ediyordu.

Oysa Taliban’ın uygulamaya koyduğu birçok kararın İslam’da yeri yoktu.

Örneğin İslam’da kadınların çalışması, eğitim görmesi yasaklanmamıştı. Şeriatla yönetilen Suudî Arabistan’da veya Şii bağnazlığın hâkim olduğu İran’da bile kadınlar çalışabiliyor veya eğitim görebiliyordu.

Londra’daki London School of Economics’te öğretim üyesi olan Afganistan uzmanı Prof. Fred Haliday, ‘Taliban’ın uygulamalarının birçoğunun, bırakın İslam’la ilgili olmayı, insanlıkla bile uzaktan yakından bir ilgisi yoktur” diyordu.

İngiliz bilim adamı İslam’ın “güzellikler ve iyilikler dini” olduğunu belirtiyordu. Öyleyse hasta kadınları ölüme terk etmenin İslam diniyle bir ilgisi olamazdı.

Taliban liderleri ise “ülkede saf İslam sistemi”ni hayata geçirdiklerini, uygulamalarından hiçbirinin şeriata ters düşmediğini iddia ediyorlardı.  (3)

Taliban

Taliban’ın ortaya çıkışı

Şu sırada Afganistan’ın büyük bir bölümüne egemen olan Taliban’ın Kâbil’de kurduğu terör rejminin uygulamalarını anlatmadan önce, bu grubun nasıl ortaya çıktığını ve arkasında hangi güçlerin olduğunu ele alacağız.

1994 sonbaharında ortaya çıkan Taliban’ın üç yıl gibi kısa sürede Afganistan’daki en büyük rakiplerini teker teker tasfiye ederek ülkenin yüzde 90’ına hâkim olması pek çok kişiyi şaşırtmıştı.

Taliban aslında mücahit grupları arasında sonu gelmek bilmeyen mücadelenin bir sonucuydu.

Mücahitler 1992 Nisanında Kâbil’de iktidara geldikten kısa bir süre sonra koltuk kavgasına başladılar. Silahlı grupların çatışma alanına dönen Kâbil üç yıl içinde yerle bir oldu.

Kâbil’de çatışmalar sürerken, Afganistan’ın diğer bölgelerinde. Özellikle de Peşturlar’ın yoğun olarak yaşadığı güney illerinde terör ve anarşi hâkim olmuştu. Her bölge yerel bir komutanın kontrolü altındaydı. Silahlı gruplar yolları keserek halkı soyuyor ve konvoyları yağmalıyorlardı.

Dünün kutsal savaşçıları artık yol kesen eşkıyaya dönüşmüştü.

Halk, üç yıl içinde Afganistan’ın güzelim başkenti Kâbil’i yerle bir eden ve ülkenin geri kalan bölgelerini de terör ve anarşi yuvası haline getiren mücahitlerden bıkmıştı. Mücahitler Sovyet istilasından kurtarmak için on yıl boyunca savaştıktan, uğrunda kan döktükleri ülkelerini cehenneme çevirmişlerdi.

Afganistan’ın ikinci büyük kenti Kandehar birçok silahlı grubun denetimi altındaydı. Bu grupların yolları keserek otobüsleri haraca kesmesi ve yük taşıyan kamyonları yağmalaması halkın büyük tepkisini çekiyordu.

Bazı silahlı gruplar daha da ileri giderek gözlerine kestirdikleri kadınları otobüslerden indirip karargâhlarına götürüyor ve âlem yapıyorlardı… (4)

 Devam edecek…

-Taliban’ın inanılmaz yükselişi…

Resim;www.anvari.org’dan alınmıştır.

(1) Esedullah OĞUZ , “HEDEF ÜLKE AFGANİSTAN”,

(2) Yaşar Yazıcıoğlu, Bitmeyen Hesap, s.106,

(3) Esedullah OĞUZ , “HEDEF ÜLKE AFGANİSTAN”,

(4) A.g.e.

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*