Bir devlet, yönetim biçimi ile değil, Paylaşımdaki adalet ölçüleri ile değerlendirilir (4)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Batı Medeniyeti önermektedir;  "Herkes kendi çıkarını korumalıdır." Elbette, gücü varsa... Olmayanlar için öneriniz?

Batı Medeniyeti önermektedir; “Herkes kendi çıkarını korumalıdır.” Elbette, gücü varsa… Olmayanlar için öneriniz?

 

Allah, Güneş, Toprak, Su ve Tohumları bedelsiz vermemiş midir? O halde kimin malı kime pazarlanmakta, verdikleri üzerinden haksız devasa servetler edinilerek, “Zengin-Fakir” sınıflar oluşturulmaktadır?

İnsanların birlikte barış ve refah içerisinde yaşamaları;

Neden Devlet Yönetim Biçimleri’yle değil,

Ülke gelirlerinin paylaşımında adalet olması ile ilgilidir?

Buna cevap vermeden evvel devletlerin yönetim biçimlerine kaynaklık eden ekonomik-siyasal tercihleri sorgulanmalıdır. Bu anlayışlar sırası ile,

Siyasal tercihlerden;  Mutlakıyet, Meşrutiyet, Cumhuriyet ;

-Ekonomik tercihlerden; Kapitalizm, Komünizm (Sosyalizm), Liberalizm açıklanacaktır.

Toplumların Siyasal Tercihleri;

-Mutlakıyet (Monarşi); Devletin temel güç ve yetkilerinin tek kişide toplandığı (Yönetimin babadan oğula-kardeşe- geçtiği) yönetim;

Meşrutiyet (Anayasal Monarşi), Hükümdarın yetkilerinin anayasa ve halkoyuyla seçilen meclis tarafından kısıtlandığı yönetim;

Cumhuriyet (Temsili yönetim) Hükûmet başkanının, halk tarafından belli bir süre için ve belirli yetkilerle seçildiği yönetim biçimidir. Cumhuriyet’le, Milletin egemenliği” kastedilir. Ülke yönetiminde söz sahibi; “Sivil Parlamento’dur. Gerçeğinde ise Cumhuriyet; “Halkın Yönetimi” değil, “Halktan birilerinin yönetmesi”dir. Elbette bu noktada; “Halk kimdir?” sorusu da cevap bulmalıdır.

Demokratik Cumhuriyet; “Demokrasi ile cumhuriyet kavramı arasında kesin bir çizgi olmamakla beraber; demokrasi kavramı seçimi ve hukukun üstünlüğünü, cumhuriyet kavramı herhangi bir soylunun, kralın olmamasını ve bir parlamentonun gerekliliğini öne çıkarır. İngiltere’de cumhuriyet yoktur, ama demokrasi vardır. Veya Türkiye’de cumhuriyet vardır, ama demokrasi zayıftır.”

-Buraya kadar yapılan tariflerde, Ülke gelirinin paylaşımı ile ilgili bir kayıt-niyet gördünüz mü?

-Biz görmedik?

-Demek ki mesele ne imiş?

-Ülkeyi kimin yönetecek olması…

-Öyle de, Yetki Kraldan (Mutlak söz sahibi’nden), Halka, meclise geçmiyor mu?

-Öyle mi oluyor?

-Siz, Mutlakıyetlerin veya Meşruti Monarşilerin elbiselerin kimlerce değiştirildiğini hatırlıyor musunuz? Örneğin, İngiltere’de, Fransa’da, Rusya’da veya Türkiye’de?

-Yönetimler birinden diğerine nasıl geçmişti?

-Ortada Halk iradesi mi vardır, yoksa Güç Sahipleri‘nin iradeleri mi?

-Ve değişikliklerden sonra kurulan yönetimde kimlerin iradesi geçerlidir? Halkın mı;

-Fransa, Rusya veya Suriye’de olduğu diktatörlerin mi?

Sorgulandığında ortaya anlatılanlardan farklı uygulamalar çıkmamakta mıdır?

Ve Toplumların Ekonomik Tercihleri;

Kapitalizm; Bu ifadeler, arkasında yatan gerçeklerin anlaşılmaması için anlatımlarında süslenir, ve ne olduğu değil, ne sağladığı konusu öne çıkarılır. Kapitalizm; Belirli zihniyetteki bir toplum yapısı anlayışıdır. Bu anlayış; Üretim araçlarının özel mülkiyetini, karlılığı, rekabeti ve işgücünün bir mal gibi alınıp satılmasını dikkate almaktadır. Üretim; Karlı olacak; Üretimde Rekabet olacak ve Üretim, Akılcılık esası üzerine yapılacak.

Kısaca Kapitalizm, bir üretim tarzıdır. Kastedilenler birlikte, “İdeolojik ve kurumsal bir üst yapı modelidir.”

Komünizm; (Marks ve Engels’in kaleminden)

-“Özgür insan ile köle, patrisyen (elitler, soylular) ile pleb ( köylü, işçi), bey ile serf ( topraksız köylü, ), lonca (sanatkâr) ustası ile kalfa, tek sözcükle, ezen ile ezilen birbirleriyle sürekli karşı-karşıya gelmişler, kesintisiz, kimi zaman üstü örtülü, kimi zaman açık bir savaş, her keresinde ya toplumun tümüyle devrimci bir yeniden kuruluşuyla, ya da çatışan sınıfların birlikte mahvolmalarıyla sonuçlanan bir savaş sürdürmüşlerdir…”

-“Feodal toplumun yıkıntıları arasından uç vermiş olan modern burjuva (sermaye, toprak sahibi) toplumu, sınıf karşıtlıklarını ortadan kaldırmadı. Yeni sınıflar, yeni baskı koşulları, eskilerin yerine yeni savaşım biçimleri getirmekle kaldı. “

-“Sınai üretimin kapalı loncalar (sanatkarlar) tarafından tekelleştirildiği feodal sanayi sistemi, yeni pazarların büyüyen gereksinmelerine artık yetmiyordu. Onun yerini manüfaktür (alet, tezgah yardımı ile yapılan üretim) sistemi aldı. Lonca ustaları imalâtçı orta sınıf tarafından bir kenara itildiler; farklı lonca birlikleri (sanatkarlar) arasındaki işbölümü, tek tek her atölye içindeki işbölümü karşısında yok oldu. “

-“Bu arada, pazarlar durmaksızın büyümeye, talep durmaksızın yükselmeye devam etti. Manüfaktür (atölyeler) bile artık yeterli değildi. Bunun üzerine, buhar ve makine, sınai üretimi devrimcileştirdi. Manüfaktürün yerini dev modern sanayi, sanayici orta sınıfın yerini, sanayici milyonerler, tüm sanayi ordularının önderleri, modern burjuvazi aldı.”

-“Modern sanayi, Amerika’nın keşfinin temellerini attığı dünya pazarını kurdu. Bu pazar, ticarete, gemiciliğe, kara ulaştırmacılığına büyük bir gelişme kazandırdı. Bu gelişme de, sanayiin yayılmasını etkiledi; ve sanayiin, ticaretin, gemiciliğin, demiryollarının genişlemesine orantılı olarak, burjuvazi de aynı oranda gelişti, sermayesini artırdı ve ortaçağdan kalma bütün sınıfları geri plana itti. “

-“ Böylece, modern burjuvazinin kendisinin, nasıl uzun bir gelişim yolunun, üretim ve değişim biçimlerindeki bir dizi devrimlerin ürünü olduğunu görüyoruz. Burjuvazinin gösterdiği her gelişmeye, bu sınıfın buna denk düşen bir siyasal ilerlemesi eşlik etti…”

-Feodal (toprak sahipleri, derebeyler) soyluluğun egemenliği altında ezilen bir sınıf, ortaçağ komününde silahlı ve kendi kendini yöneten bir topluluk olan; şurada bağımsız kentsel cumhuriyet (İtalya ve Almanya’da olduğu gibi), burada monarşinin vergi mükellefi “üçüncü katman” olan (Fransa’da olduğu gibi), daha sonraları, asıl manüfaktür döneminde, soyluluğa karşı bir denge unsuru olarak ya yarı-feodallere, ya da mutlak monarşiye hizmet eden ve, aslında, genel olarak büyük monarşilerin temel taşı olan burjuvazi, en sonunda, modern sanayiin ve dünya pazarının kurulmasından bu yana, modern temsili devlette siyasal egemenliği tamamıyla ele geçirdi…”

“Modern devletin yönetimi, tüm burjuvazinin ortak işlerini yöneten bir komiteden başka bir şey değildir…”

-“Burjuva sınıfın varlığının ve egemenliğinin esas koşulu, sermayenin oluşması ve çoğalmasıdır; sermayenin koşulu, ücretli emektir. Ücretli emek, bütünüyle, emekçiler arasındaki rekabete dayanır. Sanayiin, burjuvazinin elde olmayarak teşvik ettiği ilerleyişi, emekçilerin rekabetten ileri gelen yalıtılmışlıklarının yerine, birlikteliklerinden ileri gelen devrimci dayanışmalarını kor…”

-“Demek ki, modern sanayiin gelişmesi, burjuvazinin ayaklarının altından bizzat ürünleri ona dayanarak ürettiği ve mülk edindiği temeli çeker alır. Şu halde, burjuvazinin ürettiği, her şeyden önce, kendi mezar kazıcılarıdır. Kendisinin devrilmesi ve proletaryanın zaferi aynı ölçüde kaçınılmazdır. BÜTÜN ÜLKELERİN İŞÇİLERİ, BİRLEŞİNİZ! (1)

Kurucu babalarına göre Komünizm; “İşçiler Birleşiniz” Güzel… Birleşelim de, İşveren kim olacak ve işçiler için ne değişecek, sadece patron mu?

Midyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmayalım!

Yazılanlardan anlaşılan,

-“Kimse size karşı değildir, herkes kendi yanındadır”.

-Bal tutanlar parmağını, tutamayanlar avucunu yalamaktadır.

-Neticede yapılanlar nedir? Kaynağın (Gücün) başına geçesiye kadar, “Sureti haktan” görünmek; Ya sonra? Ona da yazı bitince siz karar verirsiniz.

Devam edecek;

Kapitalizm ve Komünizm ’den sonra geldik liberalizm’e

 

 

(1)Kaynak; Aralık 1847 – Ocak 1848’de Marx ve Engels tarafından yazılan bildirge. Daha fazlası için bakınız; http://blog.milliyet.com.tr/islam-ve-ekonomi–3–komunizm-iscinin-dramindan-dogmustur–yigit-olecek–hakki-yenmeyecektir-/Blog/?BlogNo=141851

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*