Battı Medeniyeti! Silahları üretmek yetmez bunlara; Terör-Terörist-Savaş bulmak gerekir (3)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

cobralar

Koskoca ABD Başkanı Nixon, Tahran’daki toplantıda Şah’a Beni kurtar!” der. Bakalım Şah, ABD Başkanı’nı kimlerden ve nasıl kurtaracaktır? Şah’ın “Koskaca Başkan!”ı kurtarmasına geçmeden önce gelecek bölümde anlatılacak konu ile ilgili bir ipucu verelim.

Bir –Savaş helikopterleri üreticisi- Sikorsky sözcüsü…Türkiye anlaşmasını, sanki ikinci Körfez Savaşı geliyormuşçasına sevinçle karşılandığını, anlatır. (1)

Helikopter üreticinin temsilcisi Helikopterlerin satışının nasıl anlamlandırmaktadır?

Bu –Türkiye anlaşması- sanki ikinci Körfez Savaşı geliyormuşçasına sevinçle karşılanır…

İlginç bir ifade değil mi?

-“İkinci Körfez Savaşı geliyormuşçasına sevinçle karşılamak!

Bakalım devamında ne var?

-“.Birkaç gün içinde Sikorsky işçileri beş Kara Şahin’i, Ankara’ya uçacak bir C-5 Galaksi kargo uçağına yerleştirdi. Kara Şahinler oraya 23 Aralık günü, yani Türk parlamentosunda Çekiç Güç’ün süresinin uzatılmasının oylandığı gün vardılar. Birkaç hafta içinde on Kara Şahin daha gelecekti. Ocak ayının ortasında, Kara Şahinler Güneydoğu semalarında isyancı Kürtlere karşı görevdeydi..”

Anadolu Haber Ajansı’nın bildirdiğine göre,

-“Resmi yetkililer, yeni satın alınan Sikorsky Kara Şahinler de dahil olmak üzere, savaş helikopterlerinin Serik’teki PKK kampına karşı kullanıldığını söylediler.”

Baskında yüz elli kişi ölmüştü. (2)

Silah satışında tezgah nasıl kurulmaktadır?

-PKK ve benzeri maşa terör örgütlerine, (Batılı İstihbaratçıların) Çin ve Mısır’da yaptırdıkları  kaleşnikoflar;

-“Stratejik ortak, Müttefik!” Türkiye’ye Amerikan üretimi, ‘Savaş canavarları!’ Cobralar, Sikorsky Kara Şahinler…

Bunu anlatacak en güzel misal, Tavşan-Tazı hikayesi olabilir mi?

-İşlerine gelmedi mi, sattıkları uçakların lastiklerini, ambargo koyarak satmazlar,

-İşlerine geldi mi, Lastiklerini vermediği süper uçakları ortak (montaj) üretirler…

-Her gün bir avuç fındık iyi gelir… Eğer, yerseniz!

Galiba çok uzattık! Artık Başkan Nixon’ı kurtaralım!

(Konunun açılması; –İran’da yaşananların kavranılması, Şah-İngiltere-Amerika ilişkilerini örten perdenin aralanması- adına birazca uzun olan hikayeyi kesmeden-bölümlere ayırmadan veriyoruz.)

*

… İran’ın her tarafı Müslüman’dı. Şii İslam’ın başlıca ileri karakolu haline geldi. Müslüman alemi Muhammed’in ölümünden hemen sonra halef rakip kabileler elinde parçalandı.

Halifeler tarafından yönetilen Sünniler, Peygamber’in asıl varislerinin kendileri olduklarını iddia ettiler ve Arap yarımadası, Doğu Akdeniz ve Kuzey Afrika’nın büyük bir bölümünde denetimlerini genişlettiler.

Bir fetih ganimeti olarak Osmanlı sultanlarının gücüne güç katan halifelik İstanbul’da kuruldu.

On iki imam Şiiliği, Sünni hegemonyasına nadiren kafa tutsa da, 16. Yüzyılda İran ve Irak’ta başlıca mezhep haline geldi.Bu İslam mezhepleri arasındaki fark, verasete ilişkin anlaşmazlıktan ve bazı doktriner meselelerden kaynaklanıyordu: mesihçi vizyon ve Şiiliğin ruhani önderi olarak imamın ilahiliği.

…On iki imam Şiiliği ve İran’ın ulusal kimliği neredeyse bir ve aynı şey haline geldi. Geçici iktidar Qajar hanedanlığının eline geçti ve Batılı güçlerin İran üzerine daha hassas bir ilgi örgütlediği 19. Yüzyıl boyunca da bu durum devam etti.

Britanyalılar, üzerine titredikleri büyük sömürge Hindistan’ı korumaya kararlıydı; Ruslar güney komşularına gitgide büyüyen bir iştahla gözlerini dikmişti.

Bu iki emperyal güç arasındaki Büyük Oyun, entrikaların, müdahalelerin, ticari çekiciliğin ve diplomatik manevraların devrede olduğu bir oyundu.

İran’da, Şii din adamları ulema tarafından kışkırtılan ve yönetici Şah’a karşı çıkan halk ayaklanmalarının hedefi, zaman zaman bu yabancı etkisi oluyordu…”

Bir ara vererek bir not düşmek gerekmektedir;

-İngiltere ve Rusya İran’da ne yapmaktadır? Sık sık destekledikleri grupları belki de onlar hiç farkına varmadan kendi yönetimlerine karşı kışkırtmaktadırlar.

Devamla;

“..Yabancıların egemenliği sırf ulusal gurur için bir tiksinti kaynağı değildi, aynı zamanda yerel ekonomik faaliyetlerin de altını oyuyordu; çünkü, İran’ın zanaatı, ziraatı ve ulusal kaynakları hızla Britanya, Rusya ve diğer Avrupalıların hizmetine giriyordu.

İran yalnızca lafta bağımsız form veya diplomasi ile ilgili bir karar almaya cesaret edemezdi. Bu çift yanli himaye ve bu nedenle beslenen öfke 20. Yüzyılda da devam etti…

1908’de İran’da petrolün keşfi, Büyük Oyun’a yeni bir aciliyet kazandırdı ve doğal olarak İran’ın Batı’nın gözündeki değerini ikiye katladı.

Britanya Kraliyet Donanmasi’nin ilgisi, 1911’de Churchill’in aldığı bir kararla, İrlanda kömüründen İran kaynaklı petrole yöneldi. (Churchill “Egemenliğin kendisi cüretkârlığın ödülüydü”, demişti.)

O sıralar Rus orduları kuzeydeki beş eyaleti İşgal etmişti ve Britanya da güneyde, önceden “tarafsız bölge” olan bir petrol üretim alanına çoktan yerleşmişti.

…I.Dünya Savaşının ortaya çıkışı karışıklığı daha da arttırdı: Alman Kayzeri’nin giderek artan etkisi, Rusya’daki Bolşevik ihtilali, Osmanlıların yenilgisi, İran içinde çalan savaş çanları – bunların hepsi merkezi hükümetteki zayıflamaya ve Britanya’nın koşulsuz hakimiyetine ivme kazandırdı.

Savaşı, Britanya’nın denetimi elinde tutmak için çevirdiği baş döndürücü dolaplar izledi; bütün bunlara Basra Körfezi’ndeki petrol zenginliği yön verdi ve Batı’nın Bolşevizmi bölgeden uzak tutma kararlılığı hız kazandırdı.

Britanya’nın yardımıyla, istikrarlı bir merkezi otorite kurabilecek ve Britanya çıkarlarını kollayabilecek güçlü bir adam ortaya çıktı: 1925’te kendini Şah ve Pehlevi hanedanlığının kurucusu ilan eden bir general, Rıza Han, Yeni hükümet, Qajar şahlarının durumuyla karşılaştırıldığında, dış etmenlere o borçlu görünmüyordu, ama her zamanki gibi Britanya’nın çıkarları güvence altına alınmıştı..”

Burada bir not daha düşülmesi gerekmektedir;

Britanta (İngiltere), 20 Asırda İran’da mutlak egemendir. ve  Ülkemizi de MKemal Paşa döneminde ziyaret eden İran Şah’ını kontrol etmekte-desteklemektedir.

Devamla;

19. yüzyılın sonlarından başlayıp 20. Yüzyıl boyunca da devam edeceği üzere, yeni despota meydan okumaların iki kaynağı vardı: Şii “ulema” ve sosyal demokrat reformcular.

..Şah’ın Nazilere duyduğu gözle görülür sempati onu güvenilmez biri haline getirdi ve Britanya ile Sovyetler ülkeyi Ağustos 194rde işgal ettiler. Şah Rıza’yı da derhal tahttan indirip yerine genç oğlunu geçirdiler.

Birinci Rıza üç yıl sonra sürgünde öldü.

Tarım topraklarının sahipleri (İran 1960’lara kadar bir tarım ülkesiydi); politik olarak baskındı; hükümet tüm toprak sahipleri arasında en büyüğüydü, çünkü Şah Rıza kendisi ve destekçileri için hırslı bir şekilde topraklara el koymuştu.

Arazi sahipleri ve petrol üreticileri yeni bir desteğe sahipti; Amerikan çıkarları ilk kez İran’da güçlü bir şekilde devreye girmişti.

Soğuk Savaş başlıyordu ve Sovyet talepleri her solcu harekette görülüyordu. Fakat reformcular temelde komünistler değil ulusalcılardı ve onları harekete geçiren mesele her şeyden önce petrolün denetimiydi.

Ulusal parlamento – Meclis – yabancı petrol şirketlerine karşı muhalefetin yuvası haline geldi. Özelde 1909’dan beri İran’da petrol üretip satma konusunda başlıca “imtiyaz” sahibi olan Anglo-Iranian Oil Company (sonradan Britanya petroleum ismini almıştır.

Başlıca “imtiyaz” sahibi olan Anglo-Iranian Oil Company (sonradan British Petroleum ismini almıştır), muhalefetin hışmını üzerine çekiyordu.

Reformcular 1950’de popülist Muhammed Musaddık’ın liderliği altında Meclis’te Güvenilir bir taban edindiler ve Britanya ile yapılan ve Başbakan tarafından (General Ali Rezmara) imzalanan yeni bir anlaşmaya karşı çıktılar.

İran politikasının uzun süredir geçerliliğini koruyan işleyiş biçimi – ulusalcı reformclar ve İslamcı militanların muhalefet ettiği Batı yönelimli devlet başkanlığı yeni bir krize doğru sürükleniyordu.

Başbakan Rezmara 1951’de aşırı İslamcılar tarafından katledildi. Meclis tercihini Musaddık’tan yana yaptı.

Başbakan Musaddık popülist gündemin bir ilkesini hayata geçirdi: Britanya’ya tazminat ödemeye ve geliri yan yanya paylaşmaya söz vererek, petrol endüstrisini ulusallaştırdı.

Britanya’nın tepkisi çok sert oldu. Kararın iptali için Dünya Mahkemesi’ne başvurdular; bununla da yetinmeyip İran petrolüne karşı dünya çapında bir boykot başlattılar.

Musaddık Birleşik Devletler’e başvurdu, hatta davasını savunmak için Washington’i ziyaret etti. Kendisinin komünizme karşı bir güvence olduğu hususunda uyarıda bulundu, ama kesin bir şekilde reddedildi. Birleşik Devletler, Britanya’ya arka çıktı.

Boykot petrol ihracatında sert bir düşüşün yaşanmasına neden oldu ve bu Musaddik’in hükümetini felce uğrattı.

Bazı yeni reformlar uygulamaya kondu ve politik iklim daha özgür hale getirildi; bir zamanlar yasaklanan politik güçler, Örneğin Marksist yönelimli TUDEH* partisi ve sıkı İslamcı Ayetullah Kaşani İran politikasimn önemli oyunculan haline geldi.

Yine de Batılı petrol boykotunun bedeli ödendi ve zayıf ekonomik koşullar Musaddık’ın arkasındaki halk desteğini aşındırdı.

1953’te Birieşik Devletler ve Britanya’da değişen ve her ikisi de sağa kayan hükümetler, Musaddık’ı yerinden etmek için Britanya’nın uzun süredir beklettiği planın uygulanmasına elverişli bir ortam yarattı.

Plan İngiliz’di, ama eylemi Amerikalılar gerçekleştirdi. Muhammed Musaddık’în devrilmesini Merkezi Haber Alma Servisi (CIA) uygulamaya koymuştu; bu özel olarak zor bir görev değildi.

Musaddık’ın İran’ın politik lideri olarak düşüşü boykot, boykotun yarattığı büyük yıkım ve İran’ın Whitehall** ve Foggy Bottom ***  tarafından politik olarak tecrit edilmesiyle önceden hazırlanmıştı.

Hükümet darbesi aslında nihai darbeydi. Şah’ın hanedanlık karşıtı gösterilerle yüz yüze kaldığında kaçıp gitmesinden sonra, önemli politikacılara dağıtılan görece az bir parayla Musaddık karşıtı kitlesel gösteriler tırmanışa geçirildi..”

-Burada bir not düşmemiz gerekiyor; Demek ki, batılılar istediklerinde ne yapıyorlarmış? “Az bir parayla kitlesel gösteriler!” ve darbeler…  Saf Geziciler’in kulakları çınlamış mıdır?

Devam edelim;

“..Musaddık ile Şah arasındaki çekişmede kimin tarafından denetleneceği öncelikli konu haline gelmiş olan ordu başbakana karşı harekete geçti. Önemli politik liderlikler – TUDEH Partisi ve birçok Ayetullah – onu yüzüstü bıraktı.

Karşı karşıya kaldığı düşman güçler Musaddık’ın baş edemeyeceği kadar kalabalıktı ve sonunda kaderine boyun eğdi. Yargılandı ve idam cezası almaktan kıl payı kurtuldu; dostlarından bazıları onun kadar şanslı değildi.

Şah geri döndü, gücü büyük ölçüde arttırıldı. Bile bile böyle bir rakibin iktidarına kafa tutmasına bir daha da asla izin vermedi.

..Pek çok çevreden protesto sesleri yükseliyordu. Önemli muhalif odaklardan biri ruhani lider Ayetullah Humeyni’ydi.

…Soğuk Savaş’ın en ateşli savunucuları Eisenhower ve Kennedy, Sovyetler’i tahdit etme stratejisine uygun bulmadıkları için Şah’ın askeri donanım talebini geri çevirdiler.

Petrol yine manzarayı değiştirdi. Şah’ın petrol bakanı, petrol zengini Ortadoğu üreticileri için daha yüksek petrol fiyatlarını kışkırtanlar arasında ilk sırada yer almıştı ve bunu 1974 krizinden dört yıl önce yapmıştı.

Şah ısrarla İran için daha büyük pay ve yıllık fiyat artışı talep ederek, gelirin Batılı petrol firmaları ve ihracat yapan ülkeler arasında eşit paylaşıldığı 20 yıllık işbirliğini bozdu.

Yeni pakt, yani Tahran Anlaşması, fiyat artışlarının ve Petrol İhracatçısı Ülkeler Örgütü (OPEC) lehine sürekli büyüyen zenginlik paylaşımının önünü açtı. Şah’ın gambitinin**** içinde yer almış bir kişi şöyle demişti:

“Bu OPEC için gerçek bir dönüm noktasıydı. Tahran Anlaşması’ndan sonra OPEC hayli güçlendi.” Birleşik Devletler’in yeni düzenlemeyi tereddütsüz kabul etmesi esaslı bir gelişmenin meydana gelmesine zemin hazırladı: ambargo ve Ekim 1973’te İsrail ile Arap komşuları arasında yaşanan savaşın ardından 1973-1974’te beşe kadanan petrol fiyatları, fiyat patlamasıyla İran’a akan büyük miktarda petro-dolarlar Şah’a yeni ve daha büyük bir jeostratejik rol kazandırdı.

1971’de  Britanya Körfez’de yüzyıldır devam eden güvenliği sağlama rolünü bırakacağını ilan etti; Batı’nın çıkarlarını koruma sorumluluğunu artık Birleşik Devletler üstleniyordu.

Batı Avrupa, Japonya ve Birleşik Devletler’in OPEC petrolüne bağımlılığı hayli ciddi boyuttaydı: tüketimlerinin neredeyse yüzde 40’ı.

Önemli bir istisna olarak Irak dışarıda bırakılacak olursa, Körfez’deki Arap devletlerinin Batı ile ilişkileri dostaneydi, ama güvenilir değildi.

İsrail’in Haziran 1967’deki savaşta güle oynaya kazandığı Altı Gün zaferi Arapları utanç dolu bir acıya boğduğunda ve İsrail, Batı Şeria, Gazze ve Sina’yı işgal ettiğinde. Birleşik Devletler bu duygu yüklü meselede Araplann karşısında yer almıştı.

İsrail ile dostane ilişkileri olan ve İslam’a bağlılık iddiaları güçlü olmayan Şah, ABD’nin bölgedeki güvenliğini sağlamak için en uygun adaydı.

“Washington açısından, Şah’a verilen rolün ağırlığının yeni bir şekilde arttırılması, Vietnam’daki ABD savaşı nedeniyle de anlamlıydı. Güneydoğu Asya’daki Amerikan gücünün sınırları acı bir biçimde gözler önüne serilmişti.

Basra Körfezi’nde yığınağı arttırmak gibi yeni askeri taahhütlerde bulunmanın  tutar tarafı yoktu.

Öyle görünüyordu ki, Şah şık bir alternatif sunuyordu:

İran’a akan petro dolarlar karşılığında, bu ülkeye son model askeri teknoloji, eğitim ve lojistik destek temin etmek ve Pehlevi rejimine bölgesel jandarma rolünü vermek.

Anlaşma, 1972’de Tahran’da gerçekleşen bir buluşmada, Şah, Nixon ve Kissinger arasında bağlandı.

Nixon Şah’a

-“Beni kurtar” demişti.

-Amerika’nın Batı Asya’daki askeri temsilcisi olma teklifimizi kabul ederek beni Körfez’de polislik yapma ve Batı’nın çıkarlarını koruma yükünden kurtar.

Şah bu teklifi büyük bir hevesle kabul etti.

O andan itibaren İran, nükleer cephanelik dışında, tüm Amerikan silahlarına erişme imkanı kazandı…

Petrol fiyatlarının dört katına çıkmasının hemen ardından, Şah büyük ve oldukça gelişmiş bir hava kuvvetleri çapında bir sipariş verdi:

-Grumman yapımı 80 adet savaş jeti;

-General Dynamics tarafından henüz üretilmeye başlanan 100 adet F-16 savaş uçağı;

-McDonnell-Douglas yapımı 108 adet F-4 savaş uçağı.

Sonraki birkaç yıl içinde, İran’ın ABD silahları için yaptığı siparişler on milyarlarca dolara ulaştı.

..Daha önce hiç görülmemiş bu silah akışı, Basra Körfezi bölgesi için “ikiz sütunlar” olarak bilinen stratejiyi hayat geçirdi. Bir politik görevli stratejiyi şöyle tarif ediyor:

-“Strateji, ABD’nin Basra Körfezi’ndeki çıkarlarının koruyuculuğunu yapma konusunda güvenilecek iki kilit isim olarak İran ve Suudi Arabistan’ı gösteriyordu. Her ne kadar politik bildirge her ikisine de eşit davranılmasi gerektiğini ilan etse de, İran’ın daha önemli ortak olduğu belliydi. Bu önem, İran’ın jeostratejik konumundan ileri geliyordu: Sovyetler Birliği, Irak, Pakistan ve Afganistan ile komşuydu; Hürmüz Boğazı üzerinde fiziki bir denetimi vardı; varlığı ispatlanmış petrol rezervleri vardı; günlük üretimin ve OPEC’in liderliği elindeydi; büyük bir nüfusa sahipti; ve Şah Amerikan çıkarlarını, tehditle karşılaştığı her yerde, yırtıcı bir biçimde savunma yönünde gönüllüydü..”

Şah bir diktatör, tipik bir Doğulu despot, dünyanın en kötü insan hakları İhlallerini yapan biri olarak biliniyordu. Amerika’da politik çevrelerdeki yaygın görüş şöyleydi:

-“O bir piç kurusu, ama bizim piç kurumuz.” (3)

Yazılanlar özetlenirse;

-Önce Batılı istihbaratçılar terör örgütlerine silah vererek -savaş- ortamı hazırlamakta;

-Arkasından da ilgili ülke yönetimlerine, terör örgütleri ile savaşmak, “kendi halklarını öldürtmek” için gelişmiş, üstelikte çok pahalı silahlar, “Savaş Canavarları! vermektedir.

-İşte Modern Çağ’ın insanlığa getirdikleri! Ve işte, modern çağın devlet anlayışı! Batı medeniyeti’ndeki felsefesi nedir?

“Kazanmanın ahlakı mı olur?

-Öyle ise, doldur, boşalt öldür!

 

Devam edecek…

-Yoksul ülkeler, içine düşürüldükleri, “Terör-örtülü savaş- oyunundan kurtulmak için gelirlerinin yarısını silahlara, kalan yarısını da silahları kullanacak insanlarına maaş olarak vermekte ve bir türlü yoksulluk çemberinden dışarı çıkamamaktadırlar…

www.canmehmet.com

Resim; Web ortamından alınmıştır.

Açıklamalar;

* Sovyet yanlısı iran Komünist Partisi —y.h.n.

** Whitehall; Londra’da başlıca hükümet binalarının, bakanlıkların bulunduğu yer. –y.h.n.

*** Foggy Bottom Washington’da, Dışişleri Bakanlığı’nın bulunduğu bölge. –y.h.n.

**** Satranç, beride üstünlük sağlamak için açılış hamlesinde bir taşı feda etmeyi göze alacak şekilde oynama. –y,h.n.

Kaynaklar;

(1-2-3)“Savaş Ganimetleri” Sahife:234

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*