Batının kalkınmasındaki gerçekler: Atom Bombası, Afyon Savaşları ve Yağmalar (17)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
"Aydınlanma Çağı.. Çağdaşlık!" ifadeleri, Kastedilen manası ile Gelişmiş bir Medeniyet'i tanımlıyorsa bir yerde hata vardır?

“Aydınlanma Çağı.. Çağdaşlık!” ifadeleri, Kastedilen manası ile Gelişmiş bir Medeniyet’i tanımlıyorsa bir yerde hata vardır?

 

 

Batı ile aramızın açılmasındaki ana nedenler hep gözden kaçırılmış, gelişmeler iki ayak üzerine temellendirilmiştir. Bunlar: “Aydınlanma Felsefesi” (1) ile “Laik Anlayış”dır.(2)  Gerçeğinde sayılanlar ana etkenler midir, gizlenen bir şeyler var mıdır?

Aşağıda Batı Avrupa’nın sanayileşmesi ile Osmanlının yıkılmasındaki gerçeklerin nasıl ters yüz edilerek tarihe not düşüldüğüne dair iki çarpıcı örnek verilmektedir. Arkasından, “Osmanlı İmparatorluğu’nun, hangi olaylar ve tarihlerden sonra Hristiyan Batı ile arasının açılmaya başladığı”:Cumhuriyetin ilanından bugüne nerede ise bir asır geçmesine rağmen mesafenin neden hala kapatılamadığı” sorularına cevap aranacaktır.

Birinci örneğimiz; Tarihçilerin bir savaşı, sebeplerinden ve sonuçlarından bağımsız verdiğinde, okuyanın nasıl yanlış bilgilenerek kanaat oluşturmasına;

İkinci örneğimiz; İlim insanlarının, değerlerinin ve duygularının etkisinde kalarak nasıl taraflı kitap yazabildikleridir.

Batı’nın Sanayi Devrimi için ihtiyaç duyduğu altyapı ve sermayenin oluşturulmasındaki gerçek hiçbir zaman doğru olarak dillendirilmemiştir. Ne Çin’lilerin uyuşturucuya alıştırmak için ile yapılan, “Afyon Savaşları”, Ne İngilizlerin, Hindistan’da 40.000 (kırkbin) dokuma ustalarına ne yaptıkları, ve ne de Latin Amerikalı ve Afrikalı yerlilerin sermaye birikimi adına nasıl sömürüldükleri ve katledildikleri…

Bir Savaşı, diğerleriyle irtibatlandırırsanız bakınız ortaya nasıl bir tablo çıkmaktadır?

..Almanya gibi milli birliğini geç tamamlayan İtalya sömürgecilik yarışına geç katılmıştır. Bu döneme kadar dünyanın en iyi bölgeleri İngiltere ve Fransa başta olmak üzere, büyük devletler arasında paylaşılmıştır.

Sömürgecilikte geride kalmak istemeyen İtalya, büyük devletlerle yaptığı bir dizi antlaşmadan sonra, Osmanlı Devletinin K. Afrika’daki toprağı Trablusgarp ve Bingazi’ye göz dikmiştir. Buraların kendisine bırakılması için 28 Eylül 1911’de Osmanlı Devletine bir nota veren İtalya, bu isteğinin reddedilmesi üzerine Trablusgarp ve Bingazi’ye asker çıkartmıştır…

Osmanlıların ve yerli halkın direnişi karşısında başarısız olan İtalyanlar,  savaşı Osmanlı Devletinin başka topraklarına yaymak suretiyle isteklerini Osmanlı Devleti’ne kabul ettirme yoluna gitmişlerdir.

Kızıldeniz’deki Osmanlı limanları topa tutularak, savaş gemileri batırılmış, Beyrut bombalanmış, Rodos ve 12 Ada işgal edilmiştir. Daha sonra Ege’ye çıkarak Çanakkale Boğazını geçmeye çalışan İtalyanlar başarılı olamamışlardır.

Bütün bunlar Osmanlı Devletinin tavrını değiştirmesinde etkisiz kalmışken, Balkan Savaşının patlak vermesi Osmanlı Devletini Trablusgarp’ı feda etmeye mecbur etmiş ve 1912 yılında İtalyanlarla Quchy (Uşi) Antlaşması yapılmıştır.

Bu antlaşma ile İtalyanlar; Trablusgarp ve Bingazi’yi alacak, Osmanlı Devleti buradaki bütün askeri ve sivil memurlarını çekince, İtalya işgal ettiği adaları Osmanlı Devletine iade edecektir. Yapılan gizli bir antlaşma ile bu adaların savaş bitinceye kadar İtalyan kontrolünde kalınması istenmiştir. Ancak savaşın bitiminden sonra bu adaların Türk yönetimine kazandırılması mümkün olmamıştır…

Balkan Savaşları (1912-1913): Osmanlı Devleti’nin İtalya ile uğraşmasını fırsat bilen Balkan Devletleri, Rusya’nın kışkırtmasıyla aralarında bir ittifak oluşturmuşlardır. Bu çerçevede 13 Mart 1912 Sırp-Bulgar; 29 Mayıs 1912 Bulgar-Yunan; Ağustos 1912 Karadağ-Bulgaristan; 6 Ekim 1912 Karadağ-Sırbistan ittifakı gerçekleştirilmiştir. 8 Ekim 1912’de bu ittifaklar zincirinde yer alan Karadağ’ın Osmanlı Devletine savaş ilan etmesi ile I. Balkan Savaşı başlamıştır. Karadağ’ın Balkan Savaşını başlatmasından iki hafta sonra Bulgaristan, Sırbistan ve Yunanistan’da Osmanlı Devletine savaş ilan etmiştir.

…Osmanlı ordusunun seferberlik ve tahkimat işlerini zamanında yapamaması, yönetimden kaynaklanan hatalar ve ordu içindeki ittihatçı subayların iktidarı yıpratmak için görevlerini yapmamaları gibi sebeplerden dolayı bütün cephelerde Osmanlı Devletinin yenilgisiyle sonuçlanmıştır.

I.Balkan Savaşı sonunda Osmanlı Devleti Makedonya’yı, Batı Trakya’yı, Edirne’yi, İtalyan işgali dışında kalan Ege adalarını kaybetmiş, 1912 yılında Londra Antlaşmasını imzalamak zorunda kalmıştır..(3)

Özetle; İtalya, Osmanlı Topraklarını işgal etmeden önce büyük devletlerle anlaşır, büyük devletler anlaşma gereği İtalya’nın işini kolaylaştırmak için Balkanları yangın yerine çevirir ve Osmanlı devleti’ni İtalyanlarla anlaşmaya zorlarlar. Ordunun içerisindeki (İttihatçılar) kimi subayların görevlerini gereğini gibi yapmamaları da ayrı bir tartışma konusudur.

Bu olay neticede sadece bir İtalya-Osmanlı savaşı değil, Osmanlıyı sona götürecek,  “Şark Meselesi”nin son uygulamalarından birisidir.

Bu olayda da Osmanlı, her zaman olduğu gibi sadece (savaştığı devletle) İtalyanlarla değil, örtülü olarak aynı anda, İngiliz-Fransız-Rus-Avusturya vb. ile savaşmıştır.

1095’de başlayan ve 1923’te Lozan Antlaşması ile (Hıristiyan Batı için) biten Şark Meselesi‘ni öğrenmeden yapılan her değerlendirme eksik kalacaktır. Osmanlı Devleti, hiçbir zaman Hıristiyan devletlerle birbirlerinden bağımsız olarak savaşmamıştır. Karşısında her zaman bir “Haçlı –anlayışı-Seferi” olmuştur.

“Lozan Antlaşması”, bu pencereden (Şark meselesi kapsamında) anlatılmadığı sürece “Batı ile aramızdaki mesafeyi neden kapatamıyoruz?” Sorusu hiçbir zaman anlamlı bir cevap bulamayacaktır.

İlim Adamları ve gerçeklerin tahrif edilmesi…

Sermaye olmadan gelişmek, kalkınmak, Sanayi Devrimi yapmak mümkün müdür?

Bir konuda bilgi edinmek çok zahmetli/masraflı değildir. Örneğin, ilgili konuda bir kitap satın alarak, bir atölyede kopya bir Tüfek üretebilirsiniz. Ancak, (henüz üretilmemiş) bir Makineli Tüfek için ciddi manada zaman ve sermayeye ihtiyaç olacaktır. Bu nedenle Türkiye geldiği noktada dahi bir (yerli) otomobil üretememektedir.

Üretilecek bir yerli otomobil için yüzlerce nitelikli ve deneyimli teknik elemanların çalışacağı Araştırma ve Geliştirme (Ar-Ge) merkezlerine, yeni teknikle üretilecek her bir parça için, onlarca belki de yüzlerce test laboratuvarlarına ihtiyaç duyulacaktır.

Bu nedenle hiçbir (montajcı) otomobil üreticisi, (riskli gördüğü) için sıfırdan yerli bir otomobil üretimine girmemektedir.

Amerika, o günün değerleri ile (1940’lı yıllar) iki buçuk milyar dolar harcayarak atom bombasına son şeklini verir.  Ancak, o sırada II.Dünya Savaşı’nın sonuna  gelinmiş ve kaybeden Japonya ile teslim şartları görüşülmeye başlanmıştır. Açık ifadesi ile artık Atom bombası veya benzeri bir kitle imha silahının kullanılmasına gerek kalmamıştır.

Üretilen Atom Bombası ile ne yapılacağı, ilim insanları, askerler ve siyasetçilerin de bulunduğu  bir toplantıda tartışılır; “Bu kadar büyük masraflarla meydana getirilen silahın kullanılmaması durumunda meclise hesap verilemeyeceği…” düşünülerek bombanın Japonya’nın üzerinde patlatılmasına karar verilir.

Neticede bombalar atılır. Şimdi ortada önceden bitmiş bir savaş ve savaşla doğrudan ilgisi olmayan çocuklar ve kadınlar dahil yüzbinlerce ölü vardır.(4)

Özetle, Sanayi Devrimi ve devamındaki buluşların arkasında, “Aydınlanma Felsefesi” veya “Laik anlayış”tan öte, Sermaye vardır.  Bu sermayenin, (Orta Amerika ve Hindistan’dan) nasıl sağlandığı önceki bölümlerde detaylı olarak açıklanmıştır. Bu yağmalara ek olarak meraklılarına batı gerçeğini görmeleri için  İngilizlerin Çin ile olan “Afyon Savaşları”nın hikayesini araştırmalarını öneririz (5)

Bizlere, Batı Medeniye’ti ve üzerinde yükseldiği ayaklardan “Aydınlanma Felsefesi” ile, İnsanlığa sağlanan; “İnsan Hakları, Kadın Hakları, Çevrenin korunması!” ile ilgili masallar anlatılırken, katliamlara ve katledilenlere gözler kapatılmaktadır.

İlim -insanlarının- ahlakı ve “aydınlanma!” çağdaşlık bu mudur?

Bugün görünürde “Çevreci! ve “Greenpeace” (*) örgütünün de kurucularından olan İngilizler, kendi ifadeleri ile ilgili dönemde, Maden ve Cam ocaklarına enerji elde etmek için yakılan ağaçlar nedeniyle, “Londra’da adam asacak ağaç; kirli hava nedeniye ünlü Thames Nehri’nde zehirlenerek ölmeyen bir balık kalmamıştır.”

Bizde bu durumlarla ilgili bir söz vardır: “ele verir talkını kendi yutar salkımı”

Devam edecek…

-Neden geri kaldık ve arayı kapatamıyoruz?

Resim; http://www.arastiralim.net/ingiltere-cin-afyon-savaslari.html

(*)Green Peace: Dünyanın tabiat dengesini sağlamaya çalışan ve zaman zaman gelişmekte olan ülkelerin ekonomik yapılarına darbe vurmaya çalışan “Green Peace” (Yeşil Barış) örgütünün merkezi de Exeter Üniversitesi olup burada özel laboratuar kurulmuştur Green Peace örgütü elemanlarının hedefleri İngiltere’de tespit edilir ve bu örgüt dünyanın her tarafına yayılmıştır. Green Peace örgütünün İstanbul Boğazında yaptığı eylemler aslında İstanbul için değildir. Rusların çok büyük tankerlerinin petrol-doğalgaz taşımalarını engellenmesi düşüncesiyle Ruslara deniz taşımacılığında darbe vurulmak istenmiştir. Yani İngiltere’nin rakibi olan Rus ticareti engellenmeye çalışılmıştır. Her ne kadar büyük tankerlerin boğazdan geçmeleri tehlike arz etmiş olsa da Gren Peace’nin asıl görevi İngiltere lehine Rus deniz taşımacılığına darbe vurmaktı. Gren Peace’ın İstanbul boğazında yaptığı eylemler ile büyük Rus şilepleri ve tankerlerinin boğazlardan geçişi engellenmişti. Green Peace elemanları dünyanın hiçbir yerinde gerçek manada İngiltere aleyhine oluşacak bir eylem yapamazlar. (İngilizler ve Planlar -Stratejik Yaklaşımlar Dizisi. Mehmet Ali Bilgin, İskenderiye Basım Yayın. Sahife:54

Kaynaklar;

(1) Aydınlanma Çağı (Aydınlanma felsefesi): 18. yüzyılda doğup benimsenmeye başladığı dönemdir. Batı toplumunda 17. ve 18. yüzyıllarda gelişen, akılcı düşünceyi eski, geleneksel, değişmez kabul edilen varsayımlardan, önyargılardan ve ideolojilerden özgürleştirmeyi ve yeni bilgiye yönelik kabulü geliştirmeyi amaçlayan düşünsel gelişimi kapsayan dönemi tanımlar… Aydınlanmaya yol açan başlıca düşünsel gelişmeler Rönesans ve Reform hareketleridir. Aydınlanmanın ilk temsilcileri olarak genellikle Rene Descartes ve Gottfried Wilhelm Leibniz kabul edilir. Almanya’da Johann Gottfried Herder, Immanuel Kant, Christian Wolff; Fransa’da Denis Diderot, Claude Adrien Helvétius, Montesquieu, Jean-Jacques Rousseau, Voltaire; Büyük Britanya’da David Hume, John Locke ve Thomas Paine Aydınlanma çağının en önemli temsilcileridir.

(2) Laiklik: devlet yönetiminde herhangi bir dinin referans alınmamasını ve devletin dinler karşısında tarafsız olmasını savunan prensiptir. Fransızca’dan Türkçe’ye geçmiş olan “laik” sözcüğü, “din adamı olmayan kimse; din adamı dışında kalan halk” anlamına gelen Latince “laicus” sözcüğünden gelmektedir…Aynı terimin İngilizce karşılığı ise Secularity olup, din ve devlet işlerinin ayrı tutulması anlamına gelir. Latince bir kelime olan çağ anlamına gelen “saeculum” kelimesinden geçmiştir. Sekülerizm Türkçe’ye lâiklik, çağdaşlaşma veya dünyevileşme olarak üç farklı terimle çevrilebilmektedir. Fransa’da lâiklik için Laïcité (Laicisme) terimleri kullanılmaktadır. Kavramlar, her iki biçimde de cismi ve bilimsel olan ile soyut ve dinsel olanın birbirine karıştırılmamasını ifade etmektedirler.

(3) Daha fazlası için bakınız;  http://www.baskent.edu.tr/~ekisikli/not1.html

(4) daha fazla bilgi için: http://www.canmehmet.com/medya-halkin-haber-kaynagi-mi-yoneten-direksiyonu-mu-1.html

(5)Afyon Savaşı (1839-1842): İngiliz tüccarlar 19. yüzyılın başlarında Çin’e yasa dışı yollardan afyon sokmaya başladılar. Çin hükümeti 1839’da afyon ticaretini durdurma girişiminde bulunarak İngiliz tüccarların Guangzhou’daki (Kanton) tüm afyon depolarına el koydu. Birkaç gün sonra, sarhoş İngiliz denizcilerinin Çinli bir köylüyü öldürmesi ve Çin hukuk sistemine güvenmeyen İngiliz hükümetinin sanıkları Çin mahkemelerine teslim etmeyi reddetmesi üzerine taraflar arasındaki gerginlik büyüdü. Savaş patlak verdi ve küçük İngiliz kuvvetleri kısa sürede zafer kazandılar. 29 Ağustos 1842’de imzalanan Nanking Antlaşması ve 8 Ekim 1843 tarihli Bogue Ek Antlaşması’yla, Çin’in büyük bir tazminat ödemesi, ticaret ve yerleşim amacıyla beş limanın İngilizlere bırakılması ve İngiliz yurttaşlarının İngiliz mahkemelerinde yargılanması hakkı karara bağlandı. Öbür Batı ülkeleri de hemen istekte bulunup benzer ayrıcalıklar elde ettiler. (1-2 ve 5 sayılı notlarda Vikipedi’den yararlanılmıştır.)

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*