Batı’nın, İslam ve “Terör ve Terörist” iddiaları nereden kaynaklanmaktadır (4)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Tarihte hangi anlayış; "10 kişiye okuma-yazma öğreten esirler azad edilecektir." Demiştir?

ABD’nin eski Başkanlarından Richard Nixon, 1992 yılında yayınladığı bir eserinde İslâm dünyası için aynen şunları yazmaktadır: “Amerikalılardan çoğu, Müslümanları uygar olmayan, kirli, barbar, irrational (aklını kullanmayan) bir toplum gibi görme eğilimindedir.”

 

 

Hristiyan Avrupa, İslam’a ve Müslümanlara hangi pencereden bakmaktadır?

“Otu çek köküne bak!”

14’ncü asırda yaşamış olan İtalyan şair ve düşünür Dante, (1265-1321) Batı’da çok tanınan “İlahi Komedya”sında (*), Hz. Muhammed (sav) ve İslam hakkındaki Hıristiyan görüşlerini adeta özetlemiştir.

Bu ifadelerle, Hristiyan Batı’nın İslam’a hangi gözlerle baktığı’nın yanında, O dönemde yaşamış İtalyan düşünürün kaleminden, Müslüman ilim insanlarının, Avrupa’nın aydınlatılmasında ve (Rönesans’la) uyanmasındaki rolü de dolaylı olarak açıklanmaktadır.

…Eserlerinin hiçbirinde Dante müslümanlar hakkında hakaret teşkil edecek ifadeler kullanmadığı halde İlâhî Komedya’da Hz. Muhammed ile Hz. Ali’yi cehennemde göstermesi dikkat çeken bir husustur. Eserde üç müslüman daha (Selâhaddîn-i Eyyûbî, İbn Sînâ, İbn Rüşd) yer alıyorsa da bunlar a‘râfın eşiğinde ve azap çekmeyenlerin arasındadır. Bu durum, Haçlı seferlerinin bütün şiddetiyle devam ettiği o devirdeki katı İslâm düşmanlığının etkisini düşündürdüğü gibi, onları cehennemin en dibinde değil bölücülük yapanların bulunduğu sekizinci katta göstermesi de Hz. Peygamber’in yeni bir din kurarak bölücülük yaptığı şeklinde hıristiyan dünyadaki yaygın kanaatle ilgili olmalıdır…” (1)

Ve O döneminde bakınız Dante, Müslüman ilim insanlarını nasıl görmektedir?

İlahi Komedya, Sahife; 60;

*

Herkes ona bakıyordu, herkes saygı sunuyordu:

Sokrates’le Platon’u gördüm orada,

Ötekilerin önünde, daha yakın oturuyorlardı ona.

Dünya’yı rastlantıya bağlayan Demokritos’u,

Diogenes’i, Anaksagoras’ı, Tales’i,

Empedokles’i, Herakleitos’u, bir de Zenon’u gördüm.

Bitkilerin özelliklerini inceleyeni de gördüm,

Dioskorides demek istiyorum; Orfeus’u,

Tullius’u, Linus’u, ahlakçı Seneca’yı da gördüm;

Geometrici Euklides ile Ptolemaios’u,

Hippokrates’i, **İbni Sina’yı, Galienos’u,

Büyük yorumcu ***İbni Rüşt’ü gördüm.

*

Bu noktada konu ile ilgili bir bilginin  daha okuyanlara aktarılması yararlı olacaktır.

Carl Edward Sagan, (1934 – 1996) ABD’li gökbilimci, astrobiyolog. Bilimin popülerleşmesi için yaptığı çalışmalarla  tanınmaktadır. Bu ilim insanının, TÜBİTAK tarafından Türkçeye de çevrilen bir eseri vardır.

Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı”

Kitabın sekizinci sahifesinde;

İslam dünyasında tıbbın hızla ilerlediği sıralarda; Avrupa’da karanlık çağ yaşanıyordu.” Der.

Amerikalı ilim insanı, birçok inkarcı batılı ilim insanlarının aksine, 13’üncü asırda henüz ortaçağ karanlığından kurtulamayan Avrupada yaşamış, inkarcı ve itirafçı (ilahi Komedya’nın yazarı) Dante’yi onaylamaktadır.

Bu itiraflar, Hıristiyan dünyasının İslam’a olan  (kıskançlığının) Düşmanlığı”nın önemli nedenleri arasındadır.

İtalyan Dante ile Amerikalı Sagan’ın tespitleri,  Hristiyan Batı’nın (uyanışının- Rönesans’ın)  açık olarak, İslam Medeniyeti üzerinde yükseldiğinin kanıtları arasında sayılabilir.

Meraklıları, İslam Medeniyeti‘nin insanlığa ne büyük yenilikler getirdiğini çok çarpıcı delillerle ve detaylı olarak bu web adresinden öğrenebilirler;

http://www.canmehmet.com/bir-bilim-insani-prof-dr-fuat-sezgin-bati-uygarligi-islam-medeniyetinin-cocugudur.html

Şimdi günümüzde yaşanan, “Terör ve Terörist iddialarına dönmek için, 13’nci asırdan, 20’nci asra, 1979 Yılına geliyoruz.

Batı’nın aklı, (kısmen Suudi petrol gelirleri) parası, silahı ve eğitimi ile, belki de “Yeni bir Dünya Düzeni” için kendileri ile birlikte İslam Ülkelerine “hediye!” ettikleri,  El Kaide ve benzeri terör örgütlerinin doğuşuna kısaca bir göz atalım.

Sovyet işgalinde Afganlı Mücahitlere Batı’dan yapılan silah yardımları

“Mücahitlere 1 milyar doların üzerinde silâh yardımı yapıldığı halde cephedekiler yine de silâh yetersizliğinden yakınıyorlardı. Bu yardımların amaca uygun kullanılmadığının bir kanıtıydı. Tıpkı Pakistanlı memurlar gibi mücahit liderleri de yolsuzluk yapmaktan geri kalmıyorlardı. Örneğin, bu liderlerin birçoğu kendilerine dağıtılan silahlann büyük bölümünü cepheye göndermek yerine Darre kasabasındaki silâh pazarında satıyorlardı. Böylece hepsi kısa sürede dolar milyoneri olmuş ve Pakistan’da krallar gibi yaşamaya başlamıştı.

Aslında karışıklık ve yolsuzluklar, silâh sevkiyatım organize eden ve yöneten CIA’nın ilgili bölümlerinde başlıyordu. Yani balık baştan kokmuştu. Bazı Amerikalı gazeteciler. CIA’nın mücahitlere silâh yardımı projesi araştırıldığında, ABD tarihindeki en büyük yolsuzluğun ortaya çıkacağını iddia etmektedir.

Washington’daki bazı kaynaklar, Afgan cihadının ilk dört yılında mücahitlere silâh alınması için kongrenin ayırdığı 342 milyon dolardan sadece 100 milyon dolarlık bölümün mücahitlere ulaştığını, geri kalan bölümün ise “buhar olup uçtuğunu” söylemektedir.

Yine aynı kaynakların belirttiğine göre, Afgan mücahitleri için ayrılan ve kongrenin onayladığı resmî fonlar ile Nigaragualı gerillalar için kullanılan gizli fonlar birbirine karışmıştı.

Yani İran’a gizli silâh satışından sağlanan ve gerillalar için kullanılan paralar, İsviçre’de Afgan mücahitlerine silâh alımı için açılan resmî banka hesabına yatırılmış, böylece kongrenin onayladığı resmî fonlar ile silâh satışından sağlanan gizli paralar birbirine karışmıştı…” (2)

Bir görüşe göre, Sovyetlerin Afganistan’dan çekilmesindeki etkenlerin başında, ABD’nin Afganlı mücahitlere verdiği, Omuzdan ateşlenen ve hedefi şaşmadan vurabilen 100 adet Stinger füzesi vardır.

Afganistan’ın dış güçler tarafından nöbetleşe işgalin arkasında yatan…

Tek neden doğal kaynaklar mıdır?

Afganistan İslam âleminin en önemli, kilit ülkelerinden olmasının yanında Asya’nın ortasında stratejik önemi sahiptir.

Afganistan’ın haritadaki yeri; Çin, Hindistan, İran, Kafkaslar ve Türkiye ile birlikte değerlendirildiğinde anlamı daha iyi anlaşılacaktır.

Açık ifadesi ile, Stratejik konumu en az doğal kaynaklar kadar önemlidir.

Amerikalılar Afganistan’da…

11 Eylül saldırıları sonucunda ABD’nin ilk hedefi, terörizme destek verdiği iddia edilen Afganistan’daki Taliban yönetimi olmuştur. ABD, Afganistan odaklı bölgesel çıkarlarını hayata geçirmeye ve bu doğrultuda 2001 yılından beri bölgede süregelen istikrarsızlığı ortadan kaldırmaya çalışmaktadır.

Ancak, bu bölgeye ilişkin ABD’nin aşması gereken birçok engel bulunmaktadır. Öncelikle, Taliban Afganistan’ın büyük bölümünde kontrolü elinde tutmakta ve Pakistan’daki etkisini de artırmaktadır. Ayrıca, ABD’nin Afganistan’a yerleşerek ulaşmaya çalıştığı stratejik ve ekonomik hedefleri, bölgesel rakipleri olan Rusya ve Çin ile çatışmaktadır.

Bu bağlamda, tüm bu çatışan çıkarları ve Afganistan’daki dengeleri etkileme potansiyelleri ile İran ve Pakistan’ın ön plana çıktığını belirtmek gerekmektedir…

ABD, 1979 yılında Sovyet Birliği’nin işgaline kadar Afganistan’ı gündemine almamıştı. Bu işgalden sonra, ABD, Sovyetler Birliği’nin Basra Körfezi’ne ve dolayısıyla Hint Okyanusu’na inme tehlikesiyle yüzleşmek zorunda kaldı.

Afganistan’ın stratejik öneminin farkına varan ABD, Afganistan’da “komünizme karşı mücahit hareketi” başlatan Afgan direniş gruplarına yaptığı askeri ve finansal yardımları Suudi Arabistan’ı da yanına alarak, Pakistan üzerinden gerçekleştirdi.

ABD’nin 1980’lerin başında en büyük korkusu Sovyetler Birliği’nin Afganistan’dan sonra Pakistan’ı da hedef almasıydı. ABD’nin Afganistan’ı gündeme taşımasının önemli nedenlerinden biri de, 1979’daki İslami devrim ile bölgedeki en önemli müttefiki İran’ı kaybetmesidir.

ABD açısından bu gelişme, bölgede yeni bir müttefik! Yaratılmasını zorunlu kılmaktadır.

CIA tarafından eğitilen, birçok olayda piyon olarak kullanılan Usame Bin Ladin’in 1990’ların sonunda ABD karşıtlığıyla kontrolden çıkması, dünya gündeminde dönüm noktası olan 11 Eylül saldırılarına neden olmuştur.

11 Eylül 2001’de Dünya Ticaret Merkezi ve Pentagon’u hedef alan saldırıların Bin Ladin’in El Kaide’si tarafından düzenlendiği ilan edildikten sonra, George W. Bush’un yeni bir haçlı seferi başlattıklarını açıklama gafletine düşmesi, medeniyetler çatışması tezine kadar uzanan bir sürecin tetikleyicisi olmuştur.

George W. Bush ile süregelen temel hegemonik hedefler kapsamında olmasa da, bu hedeflere ulaşmada kullanılan araçlar açısından değişim yaşayan ABD dış politikasında, bazı devletler doğrudan hedef gösterilmiştir.

Bush yönetimi bunu, önce İran, Irak, Kuzey Kore gibi “haydut devletler”in kitle imha silahlarına sahip olduklarını ileri sürerek, sonra da teröre destek veren ülkelerden oluşan bir “şer ekseni” yaratarak meşrulaştırmaya çalışmıştır.

İşte bu ortamda gündeme gelen 11 Eylül olayı aslında zaten değişim geçiren ABD dış politika araçlarının kullanımı için mükemmel bir ideolojik alt yapı oluşturmuştur (3)

Yazılanlar özetle;

-Hristiyan Batı, İslam’ı; İslam’ın, Musevilik ve Hristiyanlık anlayışlarını, “Semavi din” olarak görmesine karşılık,

-Dante’nin  ifadesi ile, (Hristiyan Dünyası); Hz. Muhammed (sav) Bir “Bölücü” olarak görmektedir.

-Gerek, 2001’de Amerika’da; gerek, en son Paris’te yaşanan katliamlar ve gerekse, İslam ülkelerindeki Müslümanların, “Mezhep çatışmaları-İç Savaş!” adı altında birbirlerini yoketmelerinin arkasında, (görünürde) 1979 Afgan İşgali ve ardılları; görünmeyen planda; Petrol, Dogalgaz, Güç Savaşları ile, stratejik bölgelerin kontrolü vardır.

-“İslam Teşkilatı” ve benzeri isimler altında faaliyet gösteren birçok kuruluş, Hristiyan Batı’nın dolaylı kontrolündedir. Bu yapılanmalardan, İslam’ın ve Müslümanların hayrına bir uygulama beklemek belki de şimdilik ham hayal’dir.

Bunlarla birlikte Batılılara kızmamız yerine, Onların, İslam Medeniyeti’ndeki ilmi gelişmelerden hareketle  nasıl bir Rönesans/Uyanış gerçekleştirmişlerse,  bizlerde onlar gibi, Batı Medeniyeti’nin geliştirdiği ilmi zenginliklerden hareketle, çok okuyarak ve ilmi bulundupu noktadan alarak önceden olduğu gibi rekabet yarışında öne çıkabilmeliyiz.

Bunun için, Kuran’ın, “OKU/DÜŞÜN” emrini yerine getirmek bile tek başına yeterli olabilecektir.

Konuyu Hacı Bektaş Veli’nin sözleri ile noktalarsak;

Hararet nârda’dır, sac’da değildir,
Kerâmet baştadır, tâc’da değildir.
Her ne arar isen, kendinde ara,
Kudüs’te, Mekke’de, Hâc’da değildir.

 

Resim; Web ortamından alınmış, yazılar tarafımızdan düzenlenmiştir.

Açıklamalar;

(*) İlahi Komedya’da, (Yazarı, İtalyan şair Dante Alighieri, 1265-1321) Ahirete yapılan bir yolculuk (Cehennem, Araf, Cennet) anlatılmaktadır.

(**) İbni Sina, Ünlü İslam Hekimi  ve filozofu (X. yy) tıpla ilgili yapıtları Latinceye çevrilmiştir.

(***) İbni Rüşt,  Aristoteles’in yapıtlarını yorumlayarak Ortaçağ felsefesini ve bu arada Dante’yi etkilemiş olan İslam hekimi, Filozof.

Kaynaklar;

(1)TDV İslâm Ansiklopedisi – İLÂHÎ KOMEDYA, Cilt: 22; Sayfa:69; İLÂHÎ KOMEDYA – Mahmut H. Şakiroğlu. Daha fazlası için bakınız; http://www.tdvia.org/dia/ayrmetin.php?idno=d220069

(2) “Hedef Ülke Afganistan”, Esedullah OĞUZ

(3) Yazının tamamı için bakınız; Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Araştırma Görevlisi H. Önal

http://www.usak.org.tr/dosyalar/dergi/QF13kfpBBXa90YG7I5GfckcfOOTRUU.pdf

 

829 Toplam Ziyaretçimiz 3 Günlük Ziyaretçimiz

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*