Batılılı ilim insanları itiraf ediyorlar: İlim dini olan “İslam, Rönesans’sa kaynaklık etti ve tetikledi (2)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

donkişot-dante

İnkar, bir gerçeğin üzerini örtebilir mi? Bu mümkün olabilseydi, Bugün ne Tarih anlayışı olabilirdi, ne de Adalet” mefhumu. İşte sadece Hristiyan ilim insanlarının kendi kalemlerinden İslam’ın, Batının ilmine ve Rönesans’sına (Yeniden uyanış!) büyük katkısı.

Ve işte bu hakkı teslim eden batılı ilim insanlarının belgeli şahitlikleri;

Başlamadan evvel, batılı kaynaklara göre Kağıt” ve bu gelişmeye Müslümanların katkısı anlatılacaktır.

Çünkü bugünkü manada “Kağıt” olmasaydı, İlim de bu kadar hızla yaygınlaşmaz, insanlık dev adımlarla ilerleyemezdi.

Bu nedenle önce “Kağıt” ve Müslümanların buradaki rolü anlatılmaktadır.

Bir hususu daha belirtmekte yarar vardır.

İslam Medeniyeti, Çıkışı itibariyle, bir “Arap Medeniyeti olarak görülse de, verilecek misallerle bunun çokta doğru olmadığı görülecektir.

İslam Medeniyeti, “Arap Medeniyeti” değil, Tüm Müslümanların katkı sağlaması nedeniyle, bir “İslam Medeniyeti”dir.

Batı Medeniyeti” nasıl ki, bir Avrupa Medeniyeti“, İngiliz, Alman, Fransız  olarak adlandırılmıyorsa….

KÂĞIT: KÜLTÜRÜN TAŞIYICISI

İptidai (İlkel) ve karanlık Garp-Hıristiyanlığının umumî kültür bakımından biraz aydınlanmaya başlaması, Miladın MÖ-14. Asırları arasında dört yüz yıla yaklaşan uzun bir devri işgal etmiş şaşılacak bir vaziyettir.

Bunun sebebi, fikirle ilmin yegâne intişar (yayılma) vasıtası olan kâğıdın o zamanki Avrupa’da mevcut olmamasıdır.

İptidai Garp âlemi kâğıdı da, kâğıtçılık sanayiini de Şarktan almış ve ancak işte bu sayede o karanlık âlem biraz aydınlanmaya başlamıştır.

Hem medeniyet tarihinin, hem İslâm tarihinin bugünkü Garplı âlimleriyle mütehassısları (uzmanları) bu meselede müttefiktir.

Evvelâ şu noktayı tespit edelim: Asırlardan beri bütün dünyada kullanılan ve bütün ilimlerin teşekkül ve tekâmülünde âmil (esas) olan kâğıt, bir İslâm icadıdır.

Beşeriyetin (İnsanlığın) kültür tarihinde en büyük inkılap sayılan bu icattan evvel Sümer medeniyetinde “Tablet” denilen tuğla, eski Mısır’da kamıştan yapılmış “Papyrus” ve Yakın Şarkın diğer taraflarında da dana, koyun, keçi ve ceylan derilerinden istihsal edilen (üretilen) “Parchemin=Tırşe” kullanılmıştır.

Lisaniyat (Filoloji) âlimlerinden Albert Dauzat’nın “Dictionnaire Etymologique” ismindeki eserinin 1938 Paris baskısının 530. Sayfasında Yunancanın “Mısır Kamışı” manasına gelen “Papuros’ kelimesinin “Papyrus” şeklinde Latinceye geçmiş olduğundan ve Latincenin “Bergama Kâğıdı” manasına “Pergamena Charta” tabirinin de on birinci asırda Fransızcaya “Parchemin” şeklinde girdiğinden bahsedilir.

İşte bundan da anlaşılacağı gibi “Parşömen” eski Anadolu’da icat edilmiş ve başka memleketlere oradan yayılmıştır.

Fakat Mısır kamışıyla hayvan derisinden yapılan bu ilk kâğıt taslakları süs eşyası kabilinden pek nadir ve gayet pahalı şeylerdir; ilmin onlar üzerinde teşekkül ve intişarı ile bundan dolayı mümkün olamamıştır.

Uzak Şarkta Çinlilerin ipek kozasından istihsal ettikleri bir nevi kâğıt vardır: Miladın 105 tarihinde nispeten geç ortaya çıkan bir kâğıt da çok pahalı olduktan başka, ipek kozasıyla ipekçilik sanayii o zaman Çin’le Orta Asya’ya münhasır (özgü) olduğu için Garp memleketlerinde tamamıyla meçhul bir nesnedir.

Daha sonraları Semerkant Türkleri de ipek yerine ketenden kâğıt istihsal etmişlerse de, onlar da ucuza mâl edememişlerdir.

Bu vaziyete göre, İslâm medeniyeti ortaya çıkıncaya kadar beşeriyet düşündüğünü ve bildiğini kaydedecek bir vasıtadan mahrum yaşamış demektir.

İslâmiyet’in insanlığı öyle hayatî bir vasıtaya nasıl kavuşturmuş olduğunu Paris İslâm Enstitüsü Profesörlerinden Jaques Risler 1955’te neşredilen “La Civilisation Arabe” ismindeki eserinin 170-171. Sayfalarında işte şöyle anlatır:

-“İslâmiyet’in Avrupa’ya getirdiği en hayırlı nimetlerden biri de kâğıt olduğunda hiç şüphe yoktur. Dana vesaire derilerinden tirşe ile pars üzere keten dövme sanatını Arapların Semerkant’ta öğrenmiş oldukları malumdur.

Ondan sonra ketenin yerine el-Cezire ile Mısır’da pek bol yetişen pamuğun ikamesini (yer değiştirmesini) düşündüler. İşte bunun üzerine kâğıtçılık sanayii süratli ve fevkalade bir inkişaf (gelişme) gösterdi.

Bunun sebebi, ilmî malumat (bilgi) iktisabının (kazanımının) başlıca zarurî şartı olan kitap imalatını, kâğıdın son derece kolaylaştırmış olmasıydı.

Kâğıt, kültürün inkişaf aleti olmak itibariyle onun maddî şeraitini (şartlarını) temin etmiş olur; hakikate varmak için zarurî olan fikrî faaliyetin de daimi surette kendini taşıyacak bir nakil vasıtasına ihtiyaç vardır.

Parşömen yahut papirüsten yapılmış kitapların fiyatı, taammümlerini (yaygınlaşmasını) son derece tahdit edecek (sınırlandıracak) kadar yüksek olmak itibariyle, hiçbir mübalağa korkusuna kapılmamak şartıyla denilebilir ki, ucuz kâğıdın ortaya çıkması yeni bir devre başlangıç teşkil etmiştir.

Bununla beraber, yeni icadın Garba dayanması için çok zaman geçmesi lazım geldi, kâğıdın dünyaya dağılmasından bir mebde (başlangıç) noktası teşkil edecek olan Semerkant fethi 712 tarihindedir.

İlk imalathane ancak 794 tarihinde Bağdat’ta kurulabildi. Ondan sonra sıra Mısır’a geldi ve orada da 900 tarihinde imalata başlandı.

Onu da nihayet 1100 tarihinde Fas takip etti.

Avrupa’nın hakiki kâğıt üzerine yazılmış en eski vesikası Sicilya Kralı Roger’ın karısı tarafından 1109’da Yunanca ve Arapça yazılmış bir emirnamedir.

Hakikatte ise on ikinci asırda Garbı Avrupa’nın ihtiyacını, Endülüs’ün Xativa fabrikası temin ediyor ve Şarkî Avrupa da muhtaç olduğu kâğıdı doğrudan doğruya Şarktan alıyordu. Kâğıt imalatı usulü gittikçe İspanya’dan Fransa’ya ve Sicilya’dan İtalya’ya geçti.” (1) …

Medeniyet tarihi mütehassıslarından (uzmanlarından) Will Durant’in “Histoire de la Civilisation” külliyatının “L’age de la Fol=İman Çağı” serisinin Fransızca nüshası 1952’de Paris’te neşredilen birinci cildinin 304’üncü sayfasında İslâm icadı olan kâğıdın iptidai ve karanlık Garba hangi tarihlerde nasıl geçmiş olduğu işte şöyle anlatılır:

“İslâm âleminde ilk kâğıt imalathanesi Miladın 794 tarihinde Harun Reşid’in vezirinin oğlu olan El-Fazl tarafından Bağdat’ta açıldı.

İmalat usulü Araplar tarafından Sicilya ile İspanya’ya sokuldu ve oradan da İtalya ile Fransa’ya geçti.

Milattan sonra 105 tarihlerinden itibaren Çin’de kullanıldığını gördüğümüz kâğıdı 707 tarihinde Mekke’de, 800 tarihinde Mısır’da 950’de İspanya’da, 1100’de Bizans’ta, 1102’de Sicilya’da, 1228’de Almanya’da ve 1309’da da İngiltere’de görüyoruz.

Bu yeni icat her gittiği yerde kitap imalatını kolaylaştırdı.

Yakubî’nin izahına göre kendi devrinde, yani 891 tarihinde Bağdat’ta yüzden fazla kitapçı dükkânı vardı.

Bütün ilimlerle beraber kâğıtçılığın da inkişafı sayesinde İslâm âleminin umumî ve hususî kütüphaneleri içinde Avrupa’nın bütün kütüphanelerinin mecmuundan (toplamından) daha zengin olanlar bile vardı.”

Will Durant aynı sayfada bu mühim noktayı da şöyle anlatır:

-“Meşhur müverrih (tarihçi) El-Vakıdî öldüğü zaman 600 sandık kitabı kaldı; bunların her biri iki kişinin taşıyabileceği kadar ağırdı. Onuncu asırda yaşayan Sâhib ibni İbâd gibi ümeranın (üst düzey yöneticilerin) tekmil (bütün) Avrupa kütüphanelerinde bulunanların mecmuuna muadil (denk) sayıda kitapları vardı

Cezayir Üniversitesi Fransız profesörlerinden E. F. Gautier’nin “Moeurs et Coutumes des Musulmans” ismindeki eserinin Paris baskısının 249-250. Sayfalarında şu izahata (açıklamaya) tesadüf edilir:

“Ucuz kâğıt olan pamuk kâğıdını bizim Garba Müslümanlar sokmuşlardır. Miladın 12. Asrında Endülüs’ün Xativa fabrikası Garbı Avrupa’nın ihtiyacını temin etmiştir. Şarkî Avrupa ise “Charda damascena=Şam kâğıdı” tabirinin de delalet ettiği veçhile (gösterdiği gibi) ihtiyacını doğrudan doğruya Şarktan tedarik ediyordu (sağlıyordu). O devir, Arap kütüphanelerinin azamet (ihtişam) devriydi. (2)

Arap müelliflerini (yazarlarını) mehaz ittihaz eden (kaynak olarak kullanan) Gustave Le Bon der ki:

“Kurtuba’daki halife ikinci El-Hakem’in kütüphanesinde altı yüz bin kitap vardı ve bunların kırk dördü yalnız kataloğa aitti.(3)

Yine Le Bon sözüne şöyle devam etmektedir:

-‘O tarihten dört yüz sene sonra beşinci Charles, Fransa krallık kütüphanesinde dokuz yüz ciltten fazla eser toplayamamıştı.’

İşte bu muazzam kütüphanelerin mevcudiyeti İslâm medeniyetindeki ilmî vesaitin (vasıtaların) fazladan bir delilidir.

Yine aynı müellif 250. Sayfasında İslâm kâğıdının yeni bir medeniyet devri açmış olduğunu söyledikten sonra şu neticeye varmaktadır:

-“Hulasa (Özetle), parşömeni ortadan kaldırmış olan kitap kâğıdını Müslümanlar icat etmişlerdir. Eğer İslâm medeniyetinin kitap, barut ve pusula gibi mirasları elinin altında bulunmasaydı, bizim Rönesans’ın nasıl bir şey olacağını biraz göz önüne getirmeliyiz.”

Bundan sonra da Libri’nin Gustave Le Bon tarafından da iktibas edilmiş olan şu meşhur sözü kaydedilmektedir:

-“Tarihten Müslümanları silerseniz, ilmî Rönesans’ımız asırlarca geri kalmış olur.”

Devam edecek;

Kağıt gibi Matbaacılıkta İslam Medeniyeti’nden geçmiştir.

www.canmehmet.com

Resim; Veb ortamından alınmıştır.

(*) Dante’nin “İlahi Komedya’sı da on üçüncü asırdaki filozof ve mutasavvıf İbnü’l-Arabî’ye çok şeyler medyundur. Fazla olarak, bu ölmez manzumenin o esrarengiz Cennet ve Cehennem âlemlerine yapılan seyahate ait kısımları İslâm’ın edebî tasvirleriyle doludur.

İspanyolların külhanbeylik romanlarına gelince, tesir derecesi Le Sage’nin taklitlerinden kolayca anlaşılabilecek olan bu çığır da bir masal kahramanının maceralarını anlatarak ahlâk dersleri vermek için müsecca (seçili) Arap nesriyle yazılmış olan bir kıssanın aynı gibidir.

Don Kişot kıssası da İslâm menşeinden çıkmıştır: Cezayir’de mahpus (hapis) kalmış olan Cervantes bu eserinin aslı Arapça yazılmış olduğunu ikide bir tekrar edip durmuştur.

Daniel Defoe’nin Robinson Crusoe ismindeki kitabı da İbn-i Tufeyl’in “Hayy bin Yekzan” ismindeki felsefî romanından mülhemdir.

Profesör Hitti’nin “Precis d’Histoire des Arabes” ismiyle Fransızcaya tercüme edilen İslâm tarihinin 1950 Paris baskısının 144-146. Sayfalarında da bu hakikatler hemen aynen ve kamilen (tam olarak) itiraf edilmektedir. Bir zamanlar Avrupa Hristiyanlığını çok müteessir eden bu gibi itiraflar artık tabii görülmektedir.

Fransız Akademisi azasından Louis Gillet “Revue des Deux Mondes”un 1942 nüshasının 419-429. Sayfalarında çıkan ve meşhur Pascal’ın bizim Gazalî’yi nasıl istismar etmiş olduğundan bahseden “Pascal et Ghazzali” ismindeki yazısında bir münasebetle “Divine Comedie”den de bahsederken bu noktayı şöyle anlatır: (Alıntı; “Batı Kaynaklarına Göre îslam Medeniyeti”, İsmail Hami Danişmend, Derin Tarih Kültür Yayınları—31 Kasım 201

Kaynaklar;

(1) “Batı Kaynaklarına Göre İslam Medeniyeti” İsmail Hami Danişmend

Derin Tarih Kültür Yayınları—Kasım 2015 Sayısı, Sahife:18

(2-3) Sahife:19

(4) A.g.e.

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*