Batılılaşmak Gönüllü Sömürgeleşmektir (4)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

“Üçüncü Dünya Ülkeleri” veya “Geri Kalmış Ülkeler”, Sömürgeci Batı’nın bilinçli olarak uydurduğu ifadelerdir. Haksız şekilde yaftalanan bahsekonu ülkelerin, geçmişte birer “Büyük Medeniyet” sahibi oldukları inkardan gelinmiştir.

Batı tipi kalkınmayı (özellikle de IMF ve Dünya Bankası kontrolünde sürdüren), deneyen ülkelerde çok küçük bir kesim aşırı zengin olurken, büyük çoğunluk giderek fakirleşmektedir. 

Bugün, “Üçüncü Dünya” olarak bilinen kıtaların üçü de, son derece ileri medeniyetlere yataklık etmişlerdir. Kentlerinin büyük bir kısmının zenginliği dillere destan olmuştur. O günlerin Avrupalı ziyaretçileri, bu ülkelerde her şeyin kendi ülkelerindeki mütekabillerinden (benzerlerinden) çok ilerde olduğunu görmüşlerdir.

Araplar, Hintliler ve Çinliler arasında matematik son derece gelişmiş idi. Bu medeniyetlerin geri olduğunu söylemek hatalı olur. Ahlâki ve manevi değerler açısından Avrupa’nın çok çok önündeydiler.  (Kağıdı, Barutu icat eden, demiri işleyen, ipekçilik ve tekstil konularında Batı’ya örnek olan Çin ile; Tıp, matematik, Fizik vb. konusunda asırlardır  Batı’ya rehber olanlar, Müslüman İlim insanları değil midir? Canmehmet)

Avrupa’yı üstün kılıp, Üçüncü Dünya insanlarının Batı’nın önünde diz çökmeğe mahkûm eden bir tek sebep vardır: Avrupa, madde bilimlerinde emsallerinden çok ilerdedir. Bu sayede savaş teknolojisinde, denizcilikte üstünlük sağlamıştır. Bu üstünlük ise, askeri fetihlerin yolunu kendilerine açmıştır. Endüstriyel kapitalizm ile birlikte insanlara ve tabiata karşı mütecaviz saygısız bir tutumu geliştirmeyi başarabilmişlerdir. (1)

Yazarın kısmen haklı olduğu bu ifadelere bir ekleme yapılmalıdır. Sözü, İslam bilim ve teknoloji tarihi araştırmaları yapan, dünyanın önde gelen bilim insanlarından Prof. Dr. Fuat Sezgin’e bırakıyoruz.

“Bugünkü Avrupa medeniyeti, İslam medeniyetinin muayyen şartlar içerisinde, muayyen bir devirden sonra, başka iktisadi ve jeopolitik şartlar altında ortaya çıkan devamından ibarettir. Ben Avrupa medeniyetini, bazı adetleri bir tarafa bırakılırsa yabancı bulmuyorum. “

Prof. Sezgin’in anlattıklarına göre dünya bilimler tarihi yeniden yazılmalıdır…

“Çünkü yanlış yazılmış. Avrupalılar; Sicilya ve Endülüs’te tercüme edilen İslam bilginlerinin eserlerini kaynak göstermeden intihal (alıntı-kopya) etmişler.

Bu yüzden bugün Batı uygarlık ve biliminin temeli aradaki İslam bilimi atlanarak ondan önceki yüksek medeniyet olan Yunanlılara izafe ediliyor. Hâlbuki Yunanlılar ile Avrupa bilimi arasındaki dönemde bilimde diğer medeniyetlerle kıyaslandığında en hızlı şekilde bilimsel ilerleme dönemi mevcut ve bu İslam dünyasına ait.

Müslümanlar dünya sahnesine çıktıkları ilk on yıldan itibaren diğer medeniyetlerde görülmedik bir hızla bilimsel gelişmelere katkıda bulundu. Bugün bilinenin aksine çoğu modern bilimin kuruluşu bundan yüz, iki yüzyıl öncesine değil, 9 ile 16. yüzyıllarda yaşamış İslam bilginlerine dayanıyor.

Portekizlilere mal edilen modern denizcilik bilimi için Sezgin, “Yüzde yüz İslam bilginlerine ait. Bundan hiç şüpheniz olmasın. Modern denizcilik İslam dünyasının bir malı. İslam dünyasının bir başarısı ” diyor ve şunları anlatıyor:

Pusulayı iptidai bir cisim olarak Çinlilerden öğrenip aldılar. Denizcilik biliminin iki temel prensibi vardır: Biri engin denizde büyük mesafeleri ölçebilmek. İkincisi bulunduğunuz noktayı tespit edebilmek. Bu ikisi Avrupa ”da ancak 20. yüzyılın ilk yarısında mümkün olabildi. Müslümanlar 15. yüzyılda denizcilik ilminin bu iki temelini kurmuşlardı. Afrika ile Sumatra arasındaki mesafeyi 20 ila 30 kilometre bir hata ile ölçebilmişlerdi.

Bunun da ötesinde çok mühim olan bu ölçüler sayesinde Müslümanlar enlem boylam derecelerini gösteren ve bunlara dayanan dünyanın ilk haritalarını çizdiler. Bugün küçük tashihler dışında bu ölçüm ve haritaların doğru olduğunu görüyoruz.

Onlar kuzey ve doğu ölçümlerini, kuzey ve güney ölçümlerini ve en zoru da ekvatora paralel ölçüleri yapabiliyorlardı. Avrupalılar Müslümanlardan ilk iki ölçümü öğrendi. Ancak trigonometri bilgileri yeterli olmadığı için ekvatora paralel ölçümlerin nasıl yapıldığını bir türlü anlayamadılar.

Portekizliler esasında hiçbir şeyi keşfetmediler. İslam haritaları 15. asrın başlarında onlara ulaşmıştı. Bunu kendi tarih kitaplarından çıkarıyoruz. Hint Okyanusu kıyılarında çok miktarda altın, halı ve baharat olduğunu biliyorlardı.

Baharat etlerin kokmamasını sağladığından Avrupa için mühimdi. Hint Okyanusu’na denizden ulaşmaya çalışıyorlardı. Ama Portekizlilerden evvel bu yol Müslümanlar tarafından kullanılıyordu. Portekizlilerin modern denizcilik biliminin kurucusu olduğu bilgisinin yanlışlığını ispat ettim. Onu İslam İlimleri Tarihi’nin 11. cildinde bulabilirsiniz.

Müslümanlar Afrika”nın güneyindeki yolu kullanarak 9. yüzyılda Çin ile ticaret yapıyorlardı. Hint Okyanusu 15. asırda Müslümanların elinde bir İslam gölü gibiydi. Hindistan ve Java, Müslümanların elindeydi. Ummanlı denizciler İbn-i Macit ve Süleyman el Mehri 15. asrın matematikten astronomiye her ilmi bilen filozof iki denizcisiydi.”

Prof. Sezgin Frankfurt’a gittiğinde Avrupalıların beynelmilel bir komite tarafından İslam ilimleri tarihiyle ilgili bir kitap yazma çabasıyla karşılaşmış. Buna karar veren komite 1967 senesinde Sezgin”in ilk kitabı çıkınca kendini lağvetmiş.

Sezgin ilk cildin hikâyesi için şunları söylüyor:

“Komitede bir Müslüman veya bir Türk bu kitabı yazamaz. Kitabı gülünç olur diye konuşmuşlar. 1967 yılında kitabımın ilk cildi çıktı. Ondan sonra bir toplantı daha yapmışlar. Ve artık “Bizim devam etmemize lüzum yok” diyerek komisyonu lağvettiler. Bana UNESCO yardımını da vermediler.

Prof. Dr. Fuat Sezgin, bugünkü Avrupa medeniyet ve biliminin bilinenin aksine Yunan medeniyeti olmayıp İslam medeniyeti olduğunu söylüyor: “16. yüzyılın sonlarında İslam bilim ve medeniyeti duraklama içine girmeseydi insanlık 20. asırda yakaladığı bilimsel seviyeye 2 yüzyıl önce ulaşırdı. İnsanlık nükleer enerjiyle de 200 yıl önce tanışırdı. Ama atomun daha erken icadı insanlık için iyi mi olurdu kötü mü olurdu bilemem.”(2)

Prof. Sezgin özetle ne demektedir?

Batının sahiplendiği Keşifler-Buluşlar, gerçeğinde onlara ait değildir.

Peki, Batı’nın gücü, Çin, Hint ve İslam Medeniyetini geliştirerek ondan daha fazla yararlanmasından mı kaynaklanmaktadır? 

Cevabı Yazar Paul Harrison yukarda vermektedir: “İnsanlara ve tabiata karşı saygısızca bir tutum geliştirmişlerdir.

Bu manada Amerikanın Japonyaya attığı iki atom bombası nasıl izah edilmektedir? Biz söyleyelim: İzah edilemeyeceği için insanlara ve çevreye verdiği ağır tahribat gözlerden kaçırılmaktadır.

Batı’nın, Doğulu İmparatorluklarından en büyük farkı: Güç peşinde değil, kendinden zayıf ülkeleri sömürgeleştirmek/soymak için şeytani araçlar geliştirmiş olmalarıdır. Makineli tüfekler, toplu katliam araçları, nükleer (Atom) silahlar, insanlığa hizmet için değil, baskı kurmak ve bunu sürdürmek içindir.

Aşağıda dağılan Sovyetler Birliği’nin son devlet Başkanı Gorbaçov bakınız neleri itiraf etmektedir?

.-“Soğuk savaş döneminin bitmesiyle, gelişmiş ülkelerin silahlanma yarışı için harcadıkları dev paraların, kısmen de olsa, dünyadaki fakirliğin ortadan kaldırılması amacıyla kullanılacağını sanıyordum….Hristiyan değerler üzerine inşa edilmiş medeniyetler, dünya üzerindeki  800 milyon insanın aç, bir milyardan fazla insanın içecek sudan mahrum kalması, 2 milyardan fazla insanın elektrik şebekesiyle henüz tanışmamış olması ve dünya nüfusunun yarısı olan 3 milyar insanın da temel ihtiyaç maddelerinden yoksun durumda bulunmasına asla tepkisiz kalmazlar ve içlerine sindiremezlerdi…”(3)

Gorbaçov’un “sindiremezlerdi!” dedikleri bakalım neleri sindirmişler!…

-Dünya Bankası verilerine göre, dünya nüfusunun en zengin %20’si 1960 yılında, en yoksul %20’den 30 kat fazla gelire sahipti.

-Bu 30 katlık fark 1997 rakamlarına göre 82 kata çıkmıştır ve bu artış son derece ürkütücüdür.

-Bunun yanısıra dünya tüketiminin % 86 sını en zengin % 20’Iik nüfus yapmaktadır.

En yoksul %20’nin tüketimdeki payı ise yalnızca % 1-2 dir.

-Dünya nüfusunun yarısı -yani 3 milyar dolayında insan- günde 2 doların altında kazanıyor.

-Günlük geliri 1 doların altında olan toplam insan sayısı 1987’de 1.2 milyar iken, 10 yıl içinde 1997 ‘de bu rakam 1.5 milyara yükselmiştir.

2015 yılında, eğer bu gidişe dur denilmezse, 1 doların altında günlük gelire sahip insan sayısı 1.9 milyar olacaktır. (4)

Dünya genelinde (2017 yılı) elde edilen toplam yıllık gelir (GSYİH), yaklaşık 80 Trilyon dolar; Yine bu dönemde silahlanma için harcanan paranın tutarı ise, yaklaşık 1.7 trilyon Dolar’dır.

(Kendine) gelişmiş ülkeler, yoksul (savunmasız) ülkeleri silah almaya zorlamak için içlerinde çeteler kurup ve bunlara silah ve para vererek ülkelerin ve insanlığın başına bela etmek yerine :

Yoksul ülkelerin (Örneğin : Afrika’ya, kaliteli tarım yapabilmeleri için) yol, su, enerji sorunlarına katkı sağlasalar; Başta kendi halkları olmak üzere hem daha kaliteli beslenecek, hem herkesin karnı doyduğu için diğerleri huzurlu olacak, hem de dünya daha yaşanır bir hale gelecektir. 

Dünya üzerinde; “1.8 Milyar insan yeterli beslenemiyor, iki milyar insan fazla/yanlış beslendiği için obezite.” erken yaşta hastalıklarla boğuşarak ölüyor.

Gelişmiş ülkeler aslında haksız ve yüksek kazanç uğruna en büyük zararı kendi halklarına vermektedir.

Laboratuar ortamında genetiği değiştirilen (GDO) tohumların : Bugün ve gelecekte çevre ve toprak kalitesinde veya onu tüketen insanlarda nasıl bir tahribata neden olacağı henüz bilinmemektedir veya bilenleri açıklamamaktadır.  

Libya-Irak-Suriye-Nijerya-Sudan vb. ülkelerde, iç karışıklık çıkarmak için  oluşturulan çeteler; silahları ve hareket özgürlüklerini nasıl ve nereden, kimlerden elde etmektedir?

“DAEŞ, Boko Haram” vb. teröristler, savaşmak için silah-iletişim ve diğer araçlarla kimler beslemektedir?

Amerika, gözümüzün önünde Suriye’deki teröristlere binlerce TIR yükü silahları neden ve kime karşılık kullanılması için vermektedir?

Devam edecek

Batı, diğer ülkeleri nasıl Batılılaştırmakta ve bunu sürdürmektedir?

www.canmehmet.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SPAM ENGELLEME SORUSU

*

Next Post

Kapitalist İşgalciler Sömürü Düzenini Nasıl Kurdular Ve Sürdürüyorlar (5)

Pts Nis 15 , 2019
Önceki Yazı Sonraki Yazı Kapitalistler, işgal ettikleri topraklardan çekilmeden, çıkarlarını devam ettirecek sistemi kurmuş ve yerel halkın arasından kendilerine hizmet edecekleri sistemin başına çoktan yerleştirmişlerdir. Bugün ekonomik dengesizlik yaşayan birçok ülkede, işgalcilerin sömürü düzeni, yetiştirdikleri insanlar  ile kültürel kalıntıları vardır …  “Üçüncü Dünya’dan Batı çekilir, bu topraklar üzerinde yepyeni kentler […]

Eğitim

↓