Batılıların yükselmesinde bize “Laiklik” altında dayatıldığı gibi dinsizlik bulunmuyormuş (9)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

devrim-5

 

Hristiyan Batı’yı Sanayi Devrimi’ne götüren süreç, Kilise ve Devletin okuma-yazma baskısı ile başlamış, okumanın getirdiği sonuçların görülmesiyle birlikte, “okuma-yazma” çaresi olmayan bir hastalığa dönüşmüş ve bu alışkanlık artarak günümüze kadar gelmiştir.

Geçen bölümden devam:

Benzer şekilde XVII. Ve XVIII. Yüzyıl Amerikası, Protestan kitap alışkanlığının uzaktaki bir başka örneğidir. Okuma ve iman burada ayrılmaz şekilde birbirine bağlıdır ve tamamen Kitabı Mukaddes’le içli dışlılığa dayanan bir kültürü tanımlar.

Kitabı Mukaddes metni okunmadan önce işitilmiştir, çünkü gerek babanın ailesine gerek hizmetlilerin efendilerine yüksek sesle okuduğu durumlar yaygındır.

Boston’un ilk günlük gazetesinin editörü Joseph T. Buckingham, 1852’de yayınlanan Anıları’nda şöyle naklediyor:

-“Uzun yıllardır, her gün (hocalarımın yanında) en az bir, çoğunlukla da iki ya da üç defa Kitabı Mukaddes’ten bir bölümü okudum. Daha on altıma gelmeden önce kroniklerin dirsek çürüten (jazv-breaking chapters) bölümlerinden başka.Bütün Kitabı Mukaddes’i en az on iki kere okuduğuma eminim. En sık okuduklarım tarih kitaplarıydı ve içerikleri kadar dilleri de benim için, yemeklerden önce ve sonra okunan -dokuz yıldır kelimesi kelimesine aynı olan- dualar kadar tanıdık hale gelmişti.”

Demek ki bu kültürde okumayı bilmek son derece doğaldır; çünkü çocuk yazıyla karşılaştığında, orada daha önceden duyduğu ve hafızasında yer etmiş, çoğunlukla da ezbere bildiği metni hemen tanıyor.

Buckingham örneğin şöyle anlatıyor:

-“Okuyamadığım zamanlara dair bir anım yok. 1784 Aralığında, beş yaşına girdiğim ay okula gitmiştim ve hoca bana okumayı bilip bilmediğimi sorduğunda. Kitabı Mukaddes’i okumayı bildiğimi söyledim. Hoca beni sandalyesine oturttu ve Elçilerin İşleri kısmının beşinci bölümü açık şekilde Kitabı Mukaddes’i uzattı. Kısmının beşinci bölumu Açık şekilde Kitabı Mükaddes ı uzattı. Yalan söyledikleri için cezalandırılan Ananias ve Safira’nın hikâyesini okudum. Başımı okşayıp okuyuşumu övdü.

Okumak öyleyse Kitabı Mukaddes dışında sayıları pek az olan aynı kitapları okumayı ve bunları kuşaktan kuşağa aktarmayı ifade ediyor.

“Yoğun” olarak nitelendirilen bu okumaların radikal formülasyonları vardır – örneğin Quaker William Penn’inki şöyle:

“Üç beş kitabınız olsun, fakat onları iyi seçin ve iyi okuyun; dini ya da sivil konularda olabilirler. Çok sayıda kitap okumak tefekkür ruhundan uzaklaştırır insanı. Çok okumak zihne zulümdür.”

Uygulaması da var:

-“Kutsal kitabı okurken özenli olun: evvela, her sabah ve her akşam ya Kitabı Mukaddes’den ya da dini vaazdan bir bölüm okumalısınız ve okurken metni öylece takip edip sonra bırakmamalısınız – böyle okumaktansa okumamak yeğdir. Okurken okuduğunuza farklı bir özen göstermeli ve bitirdikten sonra okuduğunuz şeylere yeniden dönmelisiniz.”

1767’de Boston’da yayınlanan bir vaazda bulabileceğimiz tavsiyeler bu şekilde.

Dolayısıyla aynı metinleri döne döne okumak Protestan Amerikalılar için olağan bir alışkanlıktır. Yazar ve editör Samuel Goodrich 1857’de çıkan anılarında şöyle belirtiyor:

-“Aile Kitabı Mukaddes’imizden, babamın bu kutsal kitabı yirmi beş sene içinde on üç defa okuduğu anlaşılıyor.”

Ve Bostonlu Robert Keayne vasiyetnamesinde şöyle ilan ediyor:

“Küçük oğluma miras olarak, Korintliler, XI, 27, 28. Ayetlere hasrettiğim dolabındaki elyazması küçük kitabımı bırakıyorum. Kudas ayininin kutsallığı üzerine bir kitaptır. Deri ciltli bu küçük kitap tamamen benim elimden çıkmıştır, gözümde altından kıymetlidir; yüzlerce kez okuyup üzerinde düşünmüşümdür. Arzum ve dileğim, yaşadığı sürece oğlumun bu kitabı yanından asla ayırmamasıdır.”

Tekrar tekrar okunan dini metinler müminlerin zihninde yer ederek, başvuru ve huzur kaynağı olur; belli konuşma ve yazma şekilleri. Kutsal Kelam’a uygun bireysel ve toplumsal bir varoluş bahşeder. 1712 doğumlu tecrübesiz bir vaiz olan ve dini Büyük Uyanış, Great Awakening sırasında hidayet bulmuş Joseph Crosswell’in tecrübesi buna bir kanıttır:

-“Tanrı’nın kelamını okurken hissettiğimden daha büyük bir teselli hissettiğimi zannetmiyorum. Yüce ve rahmetli yaratıcısına şükürler olsun. O öğle üzeri, kutsal kitabın pasajlarını terennüm ederken Kutsal Ruh’un tanrısal soluğu tarafından tatlılıkla (sweetly) kuşatıldım”; veya:

-“O gün, bütün ilahi kitabını ezberden okudum”; veya yine: “İlahilerin son üç kısmını okuyarak ormanda dolaşırken, öğleye doğru güçlü bir duyguyla sarsıldım.”

Demek ki sömürge Amerikası’nın püriten kültürü, kitabın özelleşmesine yönelik en temel modeli sunuyor; kitap, aile hayatının merkezine yerleştiriliyor, tek başına ve başkaları için okunuyor, ezbere biliniyor, sürekli ve mahrem bir ilişki çerçevesinde birey tarafından “sindiriliyor”.

Elbette bu uç bir durum fakat genel hatlarıyla ne Püriten ne de Kalvenci olan diğer Protestan coğrafyalarda da -örneğin XVIII. Yüzyılın ilk yarısından önceki Alman şehirlerinde- karşımıza çıkıyor.” (1)

Yukarıdaki anlatılardan, Batının kalkınmasıyla ilgili bize verilen örneklerin, özellikle “Laiklik” konusu gündeme geldiğinde, “dinlerinden uzaklaştıkları için kalkındılar” iddiası, gerçeği yansıtmamaktadır.

Histiyan Batı, Modernleşmeye giden yola, din kitaplarını okuyarak, okuma alışkanlığı edindiği ve bunun sonucu olarak edindiği bilgiler ve bilgileri işlemesi sayesinde girdiğidir.

Devam edecek…

-Batı okuyarak ve arkasından da okuduklarından yazarak sanayileşme sürecine girecektir…

www.canmehmet.com

Kaynak: Özel hayatın tarihi,

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*