Batılıların Osmanlıları tekrar Türkleştirmelerinin şifreleri nelerdir? (4)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Kurtuluş savaşındaki İstanbul İngiliz İstihbarat yetkilisi Bennett’in bir sözünü not düşerek devam ediyoruz. “Sen kendi kendine göremezsen, sana kimse gösteremez!” 11’inci asrın sonunda Anadolu’ya gelen Türkler, üç kıta üzerine tarihin en büyük imparatorluklarından birini kurarlar. Batı, Osmanlının 20 Türk Beyliği arasından sıyrılarak hangi anlayışlarla bir Cihan İmparatorluğuna dönüşebildiğini uzun süre merak eder, araştırır ve şifrelerini çözer. Batı şifreleri çözdüğü noktada durmayacak uzun vadeli planlarla İmparatorluğu da çözerek, yok edecektir. Bunun için dünü bilmeyenin yarını da yoktur.

Selçuklu Hükümdarı Alparslan ile Bizans İmparatoru Diyojen arasında 1071’de gerçekleşen savaş, Alp Arslan’ın zaferi ile sonuçlanır. Türklere Anadolu’nun kapılarını açan ve Malazgirt zaferi olarak bilinen bu galibiyet, Anadolu’yu Türklerin yerleşimine açtığı için önemlidir.

Bu önemli zaferi kazanan Selçuklular, şehzadelerin aralarında geçen şiddetli taht kavgaları ve Moğol baskıları nedeniyle bir süre sonra yıkılacaktır.

Anadolu Selçukluları birçok yönleri ve çalışmaları ile Osmanlılara rehber olmuş; Türk dilini, sanatını, gelenek ve göreneklerini İslâmî değerlerle yoğurarak bu yeni coğrafyaya kendi damgalarını vurmuşlardır.

Selçuklular, Türklerin Oğuz Kınık; Osmanlılar, Oğuzların Bozok, Kayı boyundandır.

Osmanlıların, Selçuklarından aldıkları en büyük ders, taht kavgalarının bir devletin sonunu getirebildiğidir.

Osmanlı Beyliği’nin kuruluşundaki asıl hedefi önce Bizans daha sonra Rumeli ve Anadolu’nun fethidir.

Bu nedenle Osmanlı Beyliği Bizans sınırında kurulmuştur.

Bu konumu ileride adım adım yaşlanmış Bizans’ın sonunu getirecektir.

Osmanlıların Bizans’a karşı sağladığı her başarı, Birbirleriyle kıyasıya savaşan diğer Türk beyliklerden yorulan Türklerin gönlünü kazanmış ve onları kendi beyliklerinin topraklarına çekmiştir.

Beyliğe katılan Türklerin gözünde Osmanlılar, Allah yolunda cihad yapmaktadır.

Osmanlıların bir şansı da, kuruluş ve kökleşme dönemlerinde; siyasi, ekonomik ve askeri alanlarda iyi yetişmiş bürokrat ile çok yetenekli komutan, padişahlara sahip olmasıdır.

Kuruluş devrindeki Osmanlı padişahları, Anadolu’daki diğer Türk Beyliklerine mecbur kalmadıkça kılıç çekmemiş, zor kullanmamış ve barış içinde olmaya çaba harcamıştır.

Bu barışçıl ve hoşgörülü devlet yönetme anlayışı, birbirleri ile kıyasıya çarpışan Anadolu Beyliklerindeki halkın yanında, Tekfurların kötü yönetim politikasından bıkan Rumeli halkının da gönüllerini fethetmiştir.

Osmanlı şuna inanmaktadır. Kalıcı olabilmek; toprakların fethinden çok, halkların yüreklerin fethi ile olur.

Osman Gazi’nin gaza misyonu, Diğer Türk Beyliklerini kazanmasının, birleştiriciliğinin mıknatısı olmuştur. (1)

“Gaza Misyonu” nun ve öneminin ve ne olduğunun anlaşılması için Çanakkale savaşlarından bir örnek verirsek;

-“İtilaf Devletleri ise, önceleri mevcut küçük birliklerinin sayısını 500 bin askere kadar çıkarmışlardı. Bunların 400 bini İngiliz, 70 bini Fransız, geri kalanı da Avustralya, Yeni Zelanda ve Hint askerleri idi.

Gece yapılması kararlaştırılan çıkarmanın tarihi de 25 Nisan olarak belirlendi. Nihayet hazırlıklarını tamamlayan düşman kuvvetleri Boğazın en dar yeri olan “Seddülbahir” bölgesine çıkarma harekâtına başladı.

Çok üstün ateş gücüne sahip düşmanın cehennemi bombardımanı karşısında, Türk tabyaları bir müddet sustu.

Fakat birden hemen kıyıya yakın, denizdeki düşman toplarının dövemeyeceği kadar yakın bir tepenin ardından bir yaylım ateşi başladı. Bu, ilk çıkartma yapan düşmanın üç alayına, yani yaklaşık 6000 kişiye karşı 63 neferiyle karşı koyan Ezineli Yahya Çavuş bataryası idi.

Düşman komutanına, “Burası tam teçhizatlı bir tümenle korunuyor, buradan çıkartma yapmak, daha binlerce erimizin ölümüne neden olur, başka bir çıkış yeri arayalım” kararını verdiren bu insanüstü güçle yapılan direniş, sadece Yahya Çavuş ve 63 erinin eseriydi…

Dünyada hiç bir insan, ölümünü düşmana bu kadar pahalı ödetmemiştir.

Aziz hatıralarına dikilen anıtın kitabesinde şu satırlar yer almaktadır:

-“Bir kahraman takım ve de çavuştular

-Tam üç alayla burada gönülden vuruştular.

-Düşman tümen sanırdı, bu bir avuç askeri

-Allah’ı arzu ettiler, akşama kavuştular” (2)

14’üncü asrın ortalarına kadar sınır boylarında gaza’nın önderliğini Aydın ve Karesioğulları yapmaktadır. Bu saldırılardan korunmak isteyen Haçlılar kendi aralarında bir donanma oluşturarak Karesi donanmasını yener ve İzmir’i Aydınoğlularından alırlar.

Şehri geri almak için yapılan savaşta Aydınoğlu Umur Bey de şehit düşer ev Onun ölümü üzerine yerine geçen kardeşi Hıristiyanlarla anlaşma yaparak gaza siyasetini bırakır ve ticarete ağırlık verir.

Bu olayların sonucunda gaza ideolojisinin manevi sorumluluğu nerede ise tamamen Osmanlılara kalmıştır.

Batılıların çözdüğü Osmanlının siyaset ve yönetim şifreleri;

-Milletin, kendi irfanın (kültürü) içinde yaşasın.

-Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere dönersin.

-Ülke, idare edenin, oğulları ve kardeşleriyle bölüştüğü ortak malı değildir. Ülke sadece idare edene aittir. Ölünce, yerine kim geçerse, ülkenin idaresi onun olur.

-Müslümanlar birbirleri ile kardeştir. Kardeşlik, sadece bir anadan doğmadan ibaret değildir.

-İnsanlar arasında dayanışma ve yardımlaşma çok önemlidir. (Vakıf gerçeği).

-Beytü’l-mali koru! Devletin servetini çoğaltmaya çalış!..

-Sadakatle Allah rızası için çalışan devlet erkanını koru!… Vefatlarından sonra böyle kimselerin çoluk-çocuğuna bak, ihtiyaçlarını karşıla.!..

-Halkından hiç kimsenin malına tecavüz etme!..

-Hak edenlere yardım ile iltifat elini uzat, böylelerinin yakınlarını sıkıntıdan kurtar…

-Askeri erkanı iyi koru!.. Alimler, fazıllar, sanatkarlar, edipler; devletin bedeninin gücüdür.

-Allah’ın (c.c) hakkını ve kulların hukukunu gözet!..

-Ve adalet ve insafa riayet ile zulmü kaldırmaya devam ile her bir işe teşebbüs de Allah’ın yardımına güven…

-Halkını düşman istilasından ve zulme uğratılmaktan koru!.. Haksız yere hiç bir ferde layık olmayan muamelede bulunma!..

-Halkı taltif et, hepsinin rızasını kazan”.

Batının Osmanlıya olan bakışı Avrupa Topraklarına adım atması ile farklılaşır…

Bu nedenle Avrupalılar Osmanlılara düşmandır, Türklere değil…

Bunu ünlü bir İngiliz istihbaratçısının kaleminden verirsek…

“Osmanlı İmparatorluğu ölmüş ve gömülmüştü. İyi ki de ondan kurtulmuşlardı,

Çünkü gerçek Türklerin kemiğindeki iliği emiyordu.

-Beş yüz yıldır Türkler Irak’ta, Arabistan’da ve Afrika’da dövüşmüşler ve ölmüşlerdi; hiçbir kazançları olmaksızın Padişah tarafından arsızca sömürülmüşlerdi:

Artık yetmişti!

Osmanlı İmparatorluğu’nu diriltmeye filan kalkışmayacaktı….” (3)

Önemli olduğu için bir kez daha tekrar edersek;

Kurtuluş savaşında İstanbul’da görevli İngiliz İstihbaratçı Bennett ne demektedir?

“Sen kendi kendine göremezsen, sana kimse gösteremez.”

Devam edecek…

(1) “Osmanlı İmparatorluğunun Tarihi”, Halil İbrahim İnal

(2) “Çanakkale savaşları ve sonuçları” Prof. Dr. Metin AYIŞIĞI

(3) “Bozkurt”, H.C. Armstrong (Bu kitap ilginçtir, Türk Düşmanı olarak tanıtılmaktadır.)

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*