Batıda özel hayat: Kadın, kendi sorununda, Taraf mı, etken mi, mağdur mudur (11)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

kadın nedir

 

Cerrahpaşa Tıp Fakültesinin diğer kliniklerinde kadın ve erkek öğretim üyeleri olduğu halde, kadın-doğum kliniğinde hiç kadın öğretim üyesi yoktu. Bu durum öğrenciler arasında ciddi bir tartışma konusu oldu ve durumun niçin böyle olduğunu hocalarımıza sorduk. Aldığımız cevap oldukça düşündürücüydü:

-‘Eğer burada bir kadın doçent ya da profesör olursa, bütün hastalar ona gider”.

Demek ki aldıkları onca eğitimden sonra üniversite de profesör olan hocalar dahi kendi çıkarları için kadının sosyal gelişimini engelliyorlardı. (1)

Yukarıdaki gözlem ve tespitleri bir masaya yatırarak, sorunun kaynağına ulaşmaya çalışalım.

a) Kadın-Erkek ilişkisindeki dengesizlik-haksızlığın arkasında “Çıkar” vardır.

b) Kadın-Erkek ilişkisindeki dengesizlik-haksızlığın arkasında “Kadın” vardır.

c) Kadın-Erkek ilişkisindeki dengesizlik-haksızlığın arkasında “Egemenler/Erkek” vardır.

d) Kadın-Erkek ilişkisindeki dengesizlik-haksızlığın arkasında “Bilgisizlik/Eğitimsizlik/Talepsizlik” vardır.

e) Kadın-Erkek ilişkisindeki dengesizlik-haksızlığın arkasında “Kolaycılık” vardır.

Konuyu açmak adına bir örnek daha verelim.

Köy kültüründe kadın çok üretkendir.

…Hattâ Anadolu tipi ailelerimizde ona gereğinden fazla yüklenildiğini ve bu sebeple çabuk yıprandığını da söyleyebiliriz.

Kırsaldaki kadın hem tarlada işçidir, hem annedir, hem eştir. Kısacası erkekten daha ön plandadır ve evin direği hükmündedir.

Son yıllarda azalmış olsa da Anadolu’da kadınları kışlık yiyeceklerini yazdan hazırlayarak, meselâ kavurma yapıp erişte keserek ya da sebze kurutarak üretime katkıda bulunur. Ya da Karadenizli erkeklerin kahvede otururken kadınlarının çalışması gibi…

Demek ki kadının üretim konusunda topluma katkısı olmadığını düşünmek ve söylemek çok yanlış olacaktır.

Ancak kentleşmeyle beraber kadının sosyal konumu ciddi bir dönüşüm geçirmiştir. Bu değişim onu salon kadını rolüne büründürürken üretime olan katkısını da azaltmıştır.

Yalnızca şekil üzerinden gerçekleştirilmeye çalışılan çağdaşlaşmanın kadın ve toplum yararına neler getirdiğinin sorgulanmasına ihtiyaç duyulmuştur.

Modernizmin biçtiği tek elbise olan salon kadınlığı, kozmetik ve moda aksesuarlarıyla tamamlanmıştır.

Neticede kadın, tüketim ekonomisinin çıkarları için kullandığı hedef kitleye dönüşmüştür.

Bu hedef kitleye gönderilen ‘harca’ mesajı onu pazarlama malzemesine çevirdiği gibi cinsiyet kimliğini de yanlış taraflara yönlendirmiştir.

Kadının tüketim alışkanlıkları toplumun tüketim alışkanlıklarını da değiştirmiştir.

Meselâ, mutfak düzeninde kolaycılığı tercih etmesi şimdilerde sanık sandalyesine oturttuğumuz fast food tarzı yemek geleneğini, o da sonuçta obeziteyi netice vermiştir.

Esasında kadın yemek yapmaktan zevk alırken kültürün değişmesiyle çabuk pişirilen, sağlıksız besinlere itibar etmiştir.

Yemek sadece ağız tadına uygun bir şölene dönüştürülüp, sağlığa katkıları unutulduğunda hastalıkların baş göstermesi de hiç şaşırtıcı değildir.

Ancak yine de dünya ülkelerine bakıldığında bizim mutfak kültürümüzün çeşitliliği dikkat çekicidir.

Böylesine zengin ve sıhhatli bir yemek adabına sahip oluşumuzun inkar edilemez en önemli sebebi, kadınlarımızın bu konudaki gayret ve bilinçleridir. (2)

Yukarıdaki tespitleri de masaya yatıralım.

-Kadınlar erkeklerden daha üretkendir.

-Kadın değişirse toplum da değişmektedir.

-Yuvayı yapan dişi kuştur. Ailenin zenginliği kadınlardan kaynaklanmaktadır.

Şehirleşme kadını (istediği/istemediği dikkate alınmadan) değiştirmiştir.

-Kadın (doğru-yanlış) değişirken toplumu da değiştirmiş/dönüştürmüştür.

-Köylü/Üretken Kadın, “Salon Kadını” olmuştur. (İşine geldiği/gelmediği dikkate alınmadan)

-Kadınla birlikte beslenme alışkanlıkları, elbette de tüketim alışkanlıkları (doğru/yanlış) değişmiştir.

Bugünkü hastalıkların (Örneğin: Obezite) arkasında kadının sosyal değişimi vardır. (demeyelim de tartışarak doğruyu bulalım)

Konuya tartışma zenginliğine malzeme olabilmesi için biraz da tuz katalım:

Kadının kapitalizmdeki bunalımına, bu dönem farklı yaklaşımlar sergilenmiştir. Bunlardan ilki, 19.yy burjuva feminizmidir.

George Sand, koca otoritesine karşı aşk özgürlüğünü savunarak, serbest aşk hakkı gibi yeni görüşler ortaya koymuştur. “Hayatını yaşa!” sloganıyla hareket eder. Ortalama 14–15 saatlik iş günü koşullarında ise, aşkın hangi arada özgür kılınabileceği sorusunu orta yerde bırakmıştır.

Freud’un yaklaşımı ise, ele aldığı konu bakımından pek farksızdır. İki görüşte, kadının özgürlüğünü, cinsiyete ya da cinselliğe indirgemiştir. Kadını, salt doğurganlık özelliğine hapseden zihniyetten alır, ancak toplumsal ve ekonomik koşullardan soyutlayıp cinsiyete hapseder.

Kadının mutsuzluğuna deva olarak hiçbir şey gösteremez.

Psikanaliz, sadece, kadının bireysel gibi görünen sorunlarını bilince çıkarttığını savunur.

Batı feminizminin en temel isimlerinden biri olan Simone De Beauvoir ise, bir varoluşçu olarak, kadını erkeğin zıddına koyarak, aslında kadın olanı erkek olana göre tanımlar.

Erkek, sebep olan ve mutlak olandır. Kadının yazgısı üzerinde belirleyici olandır. Kadın ise, erkeğin ötekisi’dir. Ve kadın, ancak, bu bağıl tanımlılıktan kurtulduğu ölçüde özgürleşebilir. Bunun yolu da, bu ötekilik halinin zirve noktaya ulaşmasından geçmektedir.

Böylece kadın, erkek için değil, kendi için yaratıldığının farkına vararak, kendini bulacak ve gerçekleştirecektir. Bu feminist tez ise, kadını özgürlük mücadelesinde yalnızlaştırmakta, biraz daha uçlaştırırsak, onu, erkeğine karşı bireysel mücadeleye itmektedir.

Günümüze yaklaşırken, Avrupa’da, faşizm koşulları altında Hitler’in başını çektiği 3. Almanya parlamentosunun 3 K kadın tarifi ise, özgürleşme mücadelesinin tüm kazanımlarının gerisine düşüldüğünü ortaya sermektedir.

“Kirche, Küche, Kinder” – “Kilise, Mutfak, Çocuklar”.

Faşist diktatörlük şartlarında, kadınlar yeniden evlere hapsedilmeye çalışılmış, tüm politikleşme süreci unutturulmaya uğraşılmıştır. Faşizmin kadına yaklaşımı da bu şekildedir. (3)

Yukarıda anlatılanları da masaya yatırarak ve sorgulayarak anlamaya çalışalım:

Kadınlar, (Batıda gelinen son noktada) farklı yaklaşımlar sergilemiştir. Bunlardan ilki, 19.yy burjuva feminizmidir.

-George Sand, koca otoritesine karşı aşk özgürlüğünü savunarak, serbest aşk hakkı gibi yeni görüşler ortaya koymuştur.

-Freud’un yaklaşımı ise, ele aldığı konu bakımından pek farksızdır. İki görüşte, kadının özgürlüğünü, cinsiyete ya da cinselliğe indirgemiştir. Kadını, salt doğurganlık özelliğine hapseden zihniyetten alır, ancak toplumsal ve ekonomik koşullardan soyutlayıp cinsiyete hapseder. Kadının mutsuzluğuna deva olarak hiçbir şey gösteremez.

-Batı feminizminin en temel isimlerinden biri olan Simone De Beauvoir ise, bir varoluşçu olarak, kadını erkeğin zıddına koyarak, aslında kadın olanı erkek olana göre tanımlar. Erkek, sebep olan ve mutlak olandır. Kadının yazgısı üzerinde belirleyici olandır. Kadın ise, erkeğin ötekisi’dir. Ve kadın, ancak, bu bağıl tanımlılıktan kurtulduğu ölçüde özgürleşebilir. Böylece kadın, erkek için değil, kendi için yaratıldığının farkına vararak, kendini bulacak ve gerçekleştirecektir. Bu feminist tez ise, kadını özgürlük mücadelesinde yalnızlaştırmakta, biraz daha uçlaştırırsak, onu, erkeğine karşı bireysel mücadeleye itmektedir.

-Günümüze yaklaşırken, Avrupa’da, faşizm koşulları altında Hitler’in başını çektiği 3. Almanya parlamentosunun 3 K kadın tarifi “Kirche, Küche, Kinder” – “Kilise, Mutfak, Çocuklar”.

Tekrar olacağı dikkate almadan özetlenirse:

Kadın, Erkeğe karşı, onunla erkekçe mücadele etsin ve onu altetsin.

-Kadın, (sadece) “Aşk!” için aşk yapsın! (doğurmadığında ne olacaktır?)

-Kimse kadının mutsuzluğuna çare aramamakta, kafasındaki dünyaya (çıkarlarına göre) bir elbise biçmektedir.

Burada kadın kardeşlerimizle ilgili hekimlerin tespitini, onların hakkını yememek için tekrar ediyoruz.

-“…Eğer burada bir kadın doçent yada profesör olursa, bütün (kadın) hastalar ona gider”…”

Çok bilinen bir ifadeyi tekrar edersek;

Her ne gelirse sana senden gelir, sen zannetmeki o benden gelir.

Yukarıdaki anlatılanlara elbette;

-Kendisini iyi yetiştirmiş, ayakları yere basan, Bir meseleyi her iki taraftan da görecek basirete, akıl gözüne sahip değerli kardeşlerimiz, kadınlarımızın illaki söyleyecek bir sözleri olmalıdır.

Devam edecek…

-Kadın meselesini anlattıktan sonra konuyu toparlıyoruz.

   www.canmehmet.com

Resim: web ortamından alınmış, alt yazı ile birlikte tarafımızca düzenlenmiştir.

Kaynak;

(1)http://www.e-psikiyatri.com/Uretim-ve-Tuketim-Kulturu-Icinde-Kadin-22767

(2)Daha fazlası için bakınız: http://www.e-psikiyatri.com/Uretim-ve-Tuketim-Kulturu-Icinde-Kadin-22767

(3)Daha fazlası için bakınız: http://www.ozgurlukdunyasi.org/yazarlarimiz/528-fulyaalikoc

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*