Batı Türkler için tasarladığı “ Milliyetçilik” tezgâhını ne kadar da güzel anlatmaktadır (4)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

    Özelikle 21'nci asır bilgi çağında, Rekabetçileri kadar bilgi üretemeyen; üretmek için "Düşünce/İfade Hürrriyeti"ne sahip olmayanlara tek seçenek kalmaktadır; "ucuz işçi cenneti" olmak.

Özelikle 21’nci asır bilgi çağında, Rekabetçileri kadar bilgi üretemeyen; üretmek için “Düşünce/İfade Hürrriyeti”ne sahip olmayanlara tek seçenek kalmaktadır; “ucuz işçi cenneti” olmak.

Müttefikler, Türklere, ayaklanmaları için gerekli olan psikolojik şartları temin etmişlerdi; bu defa Ruslar da o şartların gerçekleşmesini kolaylaştırmak için silâh ve cephane verdiler.(1)

Bu ifadenin arka planında olanları anlamak için, buradaki, “Türklere” kelimesini değiştirerek yerine, örneğin,  “Araplara” koyalım.

-“Müttefikler, Araplara, ayaklanmaları için gerekli olan psikolojik şartları temin etmişlerdi; bu defa Ruslar da o şartların gerçekleşmesini kolaylaştırmak için silâh ve cephane verdiler..”

Peki, Türkler kime karşı ayaklanacaklar? Osmanlı Devleti’ne!

Bunu kim söylemektedir? Fransız gazeteci, siyasetçi ve Tarihçi yazar  Benoit Michen.(*)

Hepsi bu kadar mı?

Hiç olur mu?

Konunun açılması ve daha geniş bir pencereden görülebilmesi adına bir başka yazara, İngiliz İstihbarat görevlisinin ve (sözde) yasaklanması ile ünlü “BOZKURT” kitabına giderek oradan da bir bölüm aktarıyoruz.

-(Mustafa Kemal’e)“..Her taraftan Batı’ya karşı Doğu’nun şampiyonluğunu yapması için davetler geliyordu.

Fakat her ne kadar övgüye bayılıyor, bütün bu dalkavukluğu kana kana içiyor, sahnenin en ortasında kurumla geziniyor olsa da, Mustafa Kemal her zamanki akılcılığını, sağduyusunu ve berrak hedefler saptama alışkanlığını korudu. Hiçbir hayale kapılmadı.

Türklerin neler yapabileceğini tam olarak biliyordu. İmparatorluk ya da yeni topraklar fethetmek rüyalarını gerçekleştirmek gibi bir serüvene girmeyecekti.

Osmanlı İmparatorluğu ölmüş ve gömülmüştü. İyi ki de ondan kurtulmuşlardı, çünkü gerçek Türklerin kemiğindeki iliği emiyordu. Beş yüz yıldır Türkler Irak’ta, Arabistan’da ve Afrika’da dövüşmüşler ve ölmüşlerdi; hiçbir kazançları olmaksızın Padişah tarafından arsızca sömürülmüşlerdi: Artık yetmişti! Osmanlı İmparatorluğu’nu diriltmeye filan kalkışmayacaktı.

Ona gelenlerden bazılarına,

-“Hepimiz, bütün Müslüman kardeşlerimizin özgür olmasını dileriz. Ancak, dileklerimizin ötesinde onlara hiçbir şekilde yardım edemeyiz” cevabını verdi.Meclis’te de şunları söyledi:

-“Ben ne bütün İslam milletlerinin birliğine, hatta ne de Türk halklarının birliğine inanıyorum..” (2)

Bu noktada tekrar Fransız gazeteci, tarihçi Benoit Michen’in kitabına dönüyor bir alıntı daha yapıyoruz;

“..VI. Mehmed’in  (Sultan Vahdettin) doğuya gönderdiği adamın  (Mustafa Kemal Paşa) göreceği vazife, büsbütün başka bir şekil alacaktı.

Mustafa Kemal, Arif ve Refet, Samsun’a giden (19 Mayıs 1919)  bir küçük yolcu vapuruna binmişlerdi. Yeni vazifesinin verdiği canlılıkla general, yolculuk boyunca, yol arkadaşlarına, istikbale dair düşüncelerini izah etti. Manastır Askerî Mektebine gireliden beri fikrini hiç değiştirmemişti. Seneler birbirine eklendikçe, tecrübeleri artmış ve onu karar sahibi etmişti. Zaman, düşüncelerini kuvvetlendirmekten başka bir şey yapmamıştı. Daima Türkiye’nin acı talihini evvelden görür gibi olmuştu. Ve gençliğinden beri, talihinin kendisine hazırladığı vazifeyi, önceden hissetmişti.

Ona (Mustafa Kemal’e) göre de VI ncı Mehmed  (Sultan Vahdettin) gibi Türk ordularının bozulması, iki sebebe dayanıyordu: Türk kavminin mevcudiyeti ve padişahın imparatorluk üzerinde hükümranlığının devam etmesi. Fakat aksine, bir bütünlük teşkil eden Türklüğü kurtarmak uğruna, bir isimden başka bir şey olmayan padişah hükümranlığını feda etmeye karar vermişti.

Padişah hükümranlığı, soyut, keyfî ve modası geçmiş bir bina idi; diğeri ise istikbal ve hayatı kapsayan gerçek bir mevcudiyet idi. “Hasta adam” Türk milleti değildi, imparatorluk rejimi ‘Hasta adamdı, bu müessese Türk milletine sarılmış, onu, kendisiyle birlikte müşterek bir felâkete sürüklüyordu.”

Türk milletini kurtarmak için, onu Osmanlı imparatorluğuna bağlayan bağları, tereddüt etmeden, koparmak lâzımdı. Ona ulaşmak için, hiçbir şey, hiçbir teşebbüs gayrimeşru değildi; çünkü bu bağlar, hükümdarı tebaasına değil, celladı kurbanına bağlıyordu.

Türkiye, eskiden Bulgaristan ve Yunanistan’ın olduğu kadar, imparatorluğun esiri idi.

O da bir millî istiklâl hamlesiyle ondan kurtulmalı idi. Yalnız tam bir boşanma, onu, selâmete kavuştururdu. Padişahın şahsında vücut bulan Osmanlı İmparatorluğu, yalnız Arap ve Hristiyanların düşmanı değil, Türklerin de düşmanı idi.

Hatta daha da fazlası idi; çünkü, 600 senelik mevcudiyetinde Türkiye’nin bir millet olmasına engel olmuştu… Ve padişahlık ortadan kalktığı zaman bile her iş bitmiş olmayacaktı. Bir de hilâfet müessesini yıkmak lâzımdı. (3)

İstiklal Savaşı döneminde ülkemizdeki görevli İngiliz istihbarat subayı Armstrong ile Fransız siyasetçi ve tarihçinin düşüncelerini, yukarıda yazılanlardan alıntılarla eşleştiriyor ve yorumu okuyanlara bırakıyoruz.

Fransız Tarihçi’nin görüşleri:

-Müttefikler, Türklere, ayaklanmaları için gerekli olan psikolojik şartları temin etmişlerdi; bu defa Ruslar da o şartların gerçekleşmesini kolaylaştırmak için silâh ve cephane verdiler

Türk milletini kurtarmak için, onu Osmanlı imparatorluğuna bağlayan bağları, tereddüt etmeden, koparmak lâzımdı. Ona ulaşmak için, hiçbir şey, hiçbir teşebbüs gayrimeşru değildi; çünkü bu bağlar, hükümdarı tebaasına değil, celladı kurbanına bağlıyordu. Türkiye, eskiden Bulgaristan ve Yunanistan’ın olduğu kadar, imparatorluğun esiri idi. Ve padişahlık ortadan kalktığı zaman bile her iş bitmiş olmayacaktı. Bir de hilâfet müessesini yıkmak lâzımdı..”

Bu konuda İngiliz asker, istihbaratçı Armstrong ne düşünmektedir?

-“.. Osmanlı İmparatorluğu ölmüş ve gömülmüştü. İyi ki de ondan kurtulmuşlardı, çünkü gerçek Türklerin kemiğindeki iliği emiyordu. Beş yüz yıldır Türkler Irak’ta, Arabistan’da ve Afrika’da dövüşmüşler ve ölmüşlerdi; hiçbir kazançları olmaksızın Padişah tarafından arsızca sömürülmüşlerdi: Artık yetmişti! Osmanlı İmparatorluğu’nu diriltmeye filan kalkışmayacaktı.

Bunları kimler söylemektedir?

Osmanlıyı parçalamak için asırlardır uğraşan ve parçaladıktan sonra zengin Petrol Yatakları’nın üzerine oturan; Suriye, Libya, Irak ve Körfez’i sömürgeleştirerek sırtına binenler, İngiliz ve Fransızlar.

Fransız Devrimi ve ABD Başkanı Wilson ilkeleri ile, “her halk kendini idare etmeli, yönetmeli!” aklını verenlerin kendileri ne yapmıştır? Birleşik Amerika ve Birleşik Avrupa’yı kurmuşlardır. Bizlere ne önermektedirler, bölündükçe bölünün ki, lokmaları rahat yutalım!

Aslında burada Halide Edip ve Mustafa Kemal Paşa’nın destekledikleri mitingleri de anlatmamız gerekirdi. Ancak, önemli olmasına rağmen hacimli yazıları okumayı sevmediğimiz için burada kesiyor onu da başka zamana bırakıyoruz.

www.canmehmet.com

Resim:Web ortamından alınmış yazılar tarafımızdan düzenlenmiştir.

Açıklamalar;

(*) JacquesBenoist-Mechin, (Paris, 1901 – 1983) gazeteci, tarihçi, politikacı, Alman ordusu ve Arap dünyası uzmanı

(*) H. C. Armstrong, (1893-1943), “Bozkurt” (Grey Wolf),Yazarı, İngiliz asker ve istihbaratçı. 1932 yılında yazdığı bu kitap, Mustafa Kemal Atatürk’ün sağlığında yayımlanan ilk biyografisidir.  Mütareke yıllarında İngiliz Yüksek Komiserliği’nde Askeri Ateşe Yardımcısı olarak işgal altındaki İstanbul’da görevlendirildi. Türkiye’de kaldığı birkaç yıllık dönemde, Aralarında Mustafa Kemal’in de olduğu birçok şahsiyetle temaslarını sürdüren Armstrong, Türkiye ve yakın çevresiyle ilgili aralarında “Bozkurt”un da olduğu beş kitap yazmıştır.

Kaynaklar;

(1) “KURT VE PARS”, Beniot  Michen,

(2) Bozkurt, H.C. Armstrong,  Daha fazlası için bakınız;  http://www.canmehmet.com/turk-dusmani-bozkurt-kitabi-turk-dostu-ingilizlerin-pr-calismasi-midir-son.html

(3) “KURT VE PARS”, Beniot  Michen, Sahife;121

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*