Batı soslu hayat başlıyor: Bayar: Niçin NATO’ya girmediniz? İnönü: aldılar da girmedik mi? (12)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Ya bir güç olursunuz, ya da bir gücün bir parçası
Ya bir güç olursunuz, ya da bir gücün parçası

Yaklaşık 200 yıldır Batı ile olan rekabette neden kaybettiğimizin nedenlerini hep yanlış yerde aradık. Bugün de aradaki mesafenin kapatılamış olması bunu teyit etmektedir. Peki, bu konuda çok istekli olmamıza rağmen neden başarılı olamadık?

İnancımızın ve kültürümüzün ilim ve ilim insanlarına çok değer vermesine rağmen ne yazık ki okumayı seven bir halk değiliz. Bize ne kadar büyük bir yarar sağladığını kavrayamadığımızdan olmalı,  araştırmayı ve araştırmada bizlere rehber, ışık olacak Fen ve Tarih ilmine hak ettikleri ilgiyi gösteremedik. Bu iki ilim kolunun gelişmesine önem verebilseydik;

Matematik: Bize düşünürken doğru bir mantık zinciri kurmamızı;

Tarih: Geleceğe: geçmişten hareketle yapılan hataları bir daha tekrarlamadan, kazanılan deneyimlerle daha hızlı ve güvenle yol almayı sağlayacaktı.

Batılı ilim ve devlet adamları içerisinde bulundukları Ortaçağ karanlığından çıkabilmek için çözüm ararlarken: geri kalışlarının sebepleri ile, kalkınmada ihtiyaçları olacaklar konusundaki iki noktada doğru tespitlerde bulunmuşlardır.

Bu çıkış noktaları: Akıl/Bilgi veSosyal/Maddi Sermaye’dir. Bunları biraz açarsak;

Akıl (Bilgi) Sermayesi: Rekabetçilerinizden farklı olabilmek için mevcut bir bilgiden kendi ihtiyaçlarınıza göre yeni bir bilgi üretmek durumundasınız.

Sosyal Sermaye; Buna insan ve kültür/değerler sermayesi de denilebilir. Sosyal sermayenin, bir ülkenin rekabetçileri ile arasının ileriye doğru açılmasında ve bunun neticesi olarak kalkınma ve gelişmenin ilk tetikleyecisi olduğu ilmi çalışmaların tespitleri arasındadır. Ve “Her ot kendi kökü üzerine yeşerir”, Anlayışının ifade ettiği gibi “Her ağaç kendi meyvesini vermektedir.” Başkalarının köküne (kültürüne) sahip çıkanlar (çalışmaları/ürettikleri ile) başkalarına meyve vermektedirler. İngiltere’nin ilk Sanayi Devrimi yapmasının arkasında insanlarının kendi değerlerinden hareketle çalışmaları/birikimleri vardır.

Bu iki hususu özetlersek: Kalkınmanın motoru, İnsan (beden), Maddi kaynaklar (para) ve Bilgidir. Elbette edindikleri bilgilerden yeni bilgi üretebilen Aklını kullanabilen düşünürler.

Bu manada bizim yaptığımız ancak Batılıların asırlar önce yapmadıkları (hata) nedir?

-“…Bilimsel araştırma yapmak isteyip de çeviri yapıtların kendilerine ulaşmasını bekleyecek denli sabırlı olmayan bilim Adamları ve öğrenciler, aritmetik, müzik, geometri ve gökbilimi dörtlüsü (guadrivium) üstüne eğitim-öğretim yapan Avrupa kentlerinden biri olan Toledo’ya  (İslam Devleti/Endülüs’e) gidiyorlardı: “Bizim zamanımızda tümüyle guadrivium’a dayalı Arap öğretisini yığınlara sunan okullar Toledo’da yoğunlaşmıştı, Ben de bu dünyanın en bilge filozoflarının derslerini izlemek için bu kente koştum” diye yazan Daniel de Morley, dinsiz (*) Arapların (Müslümanların) öğretisinden hayranlıkla söz ederken ya da geçmişin bu inançsız filozoflarının düşüncelerine bel bağlarken hiç de rahatsızlık duymuyor:

-“Dünya’nın yaratılışı üstüne tartışırken kilisenin öğretisi yerine dinsiz (Müslümanların) filozofların görüşlerine yönelirsem, kimse beni kınamasın. Bunlar inanmış kişiler sayılmasalar da, öğretilerine, içtenliklerine güvenebildiğimiz sürece bilgilerinden yararlanmak durumundayız…” (1)

Bu ifadelerden çıkarılacak ders: Ortaçağ karanlığından çıkış yolu arayan yaşayan İngilizler, O dönem ileri devlet olan Endülüs İslam Devleti’ne gitmişler ve ilmi çalışmalarını, bilgilerini ülkelerine taşımışlardır. Ancak bunu yaparken, ne kendi geleneklerini değiştirmişler, ne de Müslümanların yaşayışlarını taklit etmişlerdir.

-“Her ot kendi kökü üzerine yeşerir”,

Hristiyan Avrupa değişiklikleri nasıl gerçekleştirmiştir?

Şaşırtıcı derecede süratli sınaî değişmeler – insanın toprağı, işleme, istihsal yapma, malları nakletme ve – haberleri ulaştırma metodlarındaki süratli değişmeler – ancak insanların büyük bir kısmına tesir eder ve onların çalışma, ulaştırma, istihlâk ve haberleşme itiyadlarında köklü değişmelere yol açarsa birer inkılâp sayılabilir…” (2)

Yukarıdaki açıklamalardan anladığımız, Avrupalıların içerisinde bulundukları karanlık çağdan; Toprağın işlenmesi ile elde edilen ürünlerin yeni tekniklerle değerlendirilmesinin yanında ulaştırma ve haberleşmede yeni anlayışlara sahip olmalarıdır.

Peki, sayılan bu yeniliklere nasıl sahip olmuşlardır?

Yukarıda Morley’in açıklamalarının yanında, Haçlı seferleri (1095-1270) sırasında Doğu’daki gelişmeleri yenilikleri ülkelerine taşıyarak

Bu kadar mı?

Elbette değil…

Onlar Endülüs (İspanya) İslam devletinden ve Haçlı Seferleri’nde gördüklerini geliştirmişler, diğer ifadesi ile, mevcut bilgiden yeni bilgiler üretebilmişlerdir.

Yukarıda Hıristiyan Avrupa’nın Ortaçağ karanlığından nasıl çıktığını gördük. Şimdi bir zamanlar çok ilerisinde olduğumuz Avrupa’nın, ne oldu da veya ne yapmadık ta gerisine düştük. Bunu sorgulayalım.

Osmanlı İmparatorluğu hükümdar olduğu üç kıtada zengin kaynaklara ve ciddi manada gelire ve çağının en ileri askeri teknolojilerine sahiptir.

Nasıl oldu da, Osmanlı Devleti kısa sürede girdiği her savaşta yenilmeye, kaybetmeye ve rekabetçisi olduğu devletlerin gerisinde kalmaya başladı?

Bunun nedenlerini, gelecek bölümden itibaren 18’nci asırdan başlayarak bulunduğumuz güne getirecek, “Neden geri kaldık?” sorusuna cevap vermeye çalışacağız.

Çalışacağız ki:

“…14 Mayıs 1950, Demokrat Parti ‘Milli Şefin CHP’sini silmiş süpürmüş; gazetelerde adam boyu manşetler, köylerde davullar çalınıyor. Celâl Bayar, yakında iktidarı devralacağı Ismet İnönü’yü, makamında gizlice ziyaret ediyor; ona en önemli sorusu şudur:

-“Paşam, niçin NATO’ya girmediniz?” İnönü’nün cevabı, son derece ilginç:

-“A Celâl Bey, onlar aldılar da, biz mi girmedik?”(3)

Devam edecek?

Bir dünya Devleti nasıl oldu da, sığınmacı konumuna düştü, düşürüldü?

-Batı ile aramızdaki mesafeyi kapatmak için yaklaşık iki yüzyıl da ne gibi ıslahatlar yapmış, kafamızı nerelere vurmuşuz?

-Açık ifadesi ile, aramızdaki mesafeyi kapatmak için neler yapmamışız?

Resim; egeninsesi.com’dan alınmış: yazılar tarafımızdan yazılmıştır.

(*) İngiliz düşünür Daniel Morley ( 1140 – 1210 ) Endülüs İslam Devleti’nin yaptığı ilmi çalışmaları İngiltere’ye aktaran ilim insanları arasında önemli yere sahiptir. Hıristiyanlar, kendi inançlarına bağlı olmayanlara –Müslüman da olsalar -“dinsiz” ya da “kâfir diyorlardı.)

(1) Jean Gimpel , ORTAÇAĞDA ENDÜSTRİ DEVRİMİ, sahife, 24; TÜBÎTAK POPÜLER BİLİM KİTAPLARI, 1996 Daha fazlası için bakınız; http://www.canmehmet.com/vatandasin-osmanli-tarihi-neden-bilgi-uretemiyor-ilim-insani-yetistiremiyoruz-131.html

(2) John U. Nef, “Sanayileşmenin Kültür Temelleri”, S.9-10

(3) “Hangi Laiklik”, Atilla İlhan.

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*