Batı Seviciliği Ve Nedenleri (2)

2
Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Gerçekler fikirlerimizi değiştirmez; çünkü kendimize kör(müy)üz ?

Gerçekler, olaylara başkalarının gözü ile bakılmadığı zaman görülebilir. Bu yapılmazsa, aklımız fikirlerimizi değiştirmeyecektir.

Örnek : ”Ortadoğu” tanımlaması, Avrupalıların (özellikle İngiliz-Fransızların) kendi konumlarını esas alarak uydurdukları bir isimdir. Coğrafi olarak bunun doğrusu “Batı Asya”dır. (1)

Şu andan itibaren “Batı Asya”yı, “Ortadoğu” yerine kullanmaya başlarsak, sizce toplumdan nasıl bir tepki alırız ?

Kaç kişi, “Acaba doğru olabilir mi ?” düşüncesi ile bu iddiayı, tespiti araştırır ?

Kaç kişi, “Ne Batı Asya’sı; tüm batılı / yerli medyada ve akademik kitaplarda, ‘Ortadoğu’ yazıyor, bunu yazan saçmalamış !” diyecektir ?

Özet : Çoğunluğun aynı tarafa yönelmesi, gidilen yerin doğru olduğunu ispatlamaz…

* * *

Neden “Batı Seviciliği”, neden “Batı Taklitçiliği” ?

Tarih sırasına göre Portekiz, İspanya, Hollanda, İngiltere, Fransa, Almanya, Belçika ve İtalya, yaklaşık 500 yıldır Lâtin Amerika başta olmak üzere Afrika, Hindistan, Çin, (ve Osmanlı’nın parçalanmasından sonra) Balkanlar ile Batı Asya’dan (Ortadoğu’dan) yağmaladıkları Gümüş-Altın-Pamuk-Petrol vb. değerli madenlerinin yanında, yaklaşık 100 milyon insanı da köleleştirerek (2), sanayi devriminin maddi kaynağını hazırlamışlardır.

Hazırlamışlardır ancak, ilahi adaletten olsa gerek, çaldıkları ve katlettikleri insanların ahı yüzünden iki dünya savaşında, kaybettikleri devasa zenginliklerinin yanında yaklaşık 100 milyon insanı da kaybederek ağır bir bedel ödemişlerdir (dışarıdan köleleştirdikleri ile kendilerinden kaybettikleri insan sayısı nerede ise eşleşmektedir).

Sömürü bugün de, suç ortaklığına Amerika’nın da dahil olması ile tüm dünyanın gözü önünde Afganistan, Irak, Libya, Suriye, Nijerya’da “hırsızlık” ve “maşaların üzerinden katliam”larla olanca hızı ile devam etmektedir.

Tüm bu olanlara rağmen Batılılar, kontrollerindeki medya üzerinden yaptıkları yoğun propaganda (beyin yıkama) sayesinde, “Modern Toplumlar” etiketi ile tanımlanmaya, yaşamaya devam etmektedirler.

Eğer Lâtin Amerika’da yapılan katliamları (3), Afrika’nın köleleştirilmesini, Hindistan ve Çin’de “serbest ticaret” adı altında yapılan zulmü, Fransa’nın Cezayir’de yapmış olduğu soykırımlarını…

ve Amerika’nın, nerede ise bitmiş bir savaşın sonucunda (sırf denemek için) Japonların tepesine iki nükleer (atom) bomba atarak (4), yüzbinlerce insanın derilerinin eriyerek ve yanarak ölmesini eğer İslâm ülkeleri yapmış olsaydı, kontrollerindeki medyada 7/24 bakalım neler neler yazdıracaklardı ?

* * *

Batı, kirli işlerini unutturmak ve örtmek için ne yapıyor ?

Paralı askerlerine ve ajanlarına kurdurdukları terör çetelerine, (sözde)  “İslam Devleti / DAEŞ / IŞİD (!)” (5) isim ve görüntüsü ile masum insanların kafalarını kestirerek, dünyaya :

“İşte bakın, Müslümanlar kafa kesiyor !” mesajı vermektedir.

Peki, tüm bunlara rağmen, neden halâ “Batı Seviciliği” ?

Hem de bu terör örgütlerini kendilerinin kurduklarını açıkça ilan etmelerine rağmen…

* * *

Gerçekler fikirlerimizi değiştirmez. Peki neden ?

– Kendimizden (ve bildiklerimizden emin olduğumuz), şüphe etmediğimiz için kör(müy)üz ?

– Meselelere başkalarının gözünden baktığınızda, onların doğrusu sizin de mi doğrunuz olmaktadır ?

“Doğru”ya ulaşmanın ilk adımı, anlatılanlara-yazılanlara şüphe ile yaklaşmak ve konu ile ilgili tüm tarafların anlattıklarında mevcut olan ortak noktaları bularak yeniden yorumlamaktır.

İnsanlar neden zor ikna edilmektedirler ?

– En zor ve karışık bir olayı anlattığınız kişinin, daha önce bu konuda bir fikri yoksa, bu kişi dünyanın en düşük zekalı insanı da olsa onu ikna edebilir, ona olayı açıklayabilirsiniz.

– Eğer en basit bir olayı, önceden bu konuda bilgisi olan bir insana, bu çok zeki bir insan da olsa, anlatarak onu ikna etmeniz zor olacaktır. Çünkü “Zeki İnsan (!)” önceden bilgi sahibidir ve daha da önemlisi, (zeki olduğunu düşündüğü için) bildiğinden şüphe etmemektedir.

İnsanın hayatta kalabilmek (toplum içinde yaşayabilmek) için bir fikre, görüşe ihtiyacı vardır.

– Sizin gerçeğiniz, ait olduğunuz toplumda kabul görmüyorsa, onlarla mücadele etmek zorunda kalırsınız.

– Bu anlayışla aklınız size doğru olanı değil, toplumda kabul göreceğiniz bir düşünceyi “doğru” olarak sunacaktır. Buna “uyum sağlamak” veya “sürüden ayrılmamak” da diyebilirsiniz.

– Bunun bir adım ötesi de “kabul görmek ve böylece düzenin nimetlerinden yararlanmak” cinliğidir.

Örnek: “Modern bir bayan dekolte giyer, sigara içer, âlkôl kullanır. Modayı takip eder !”. Bunları yapmazsanız dışlanırsınız. Yaparsanız kabul görür, hatta “ideal bir eş adayı” bulabilirsiniz !

Neden kendimizi (doğrulardan kaçarak) aldatırız ?

Çoğu durumda, sosyal bağlantı (aidiyet duygusu diyelim), belirli bir gerçeğin veya fikrin gerçekliğini anlamaktan ziyade, günlük yaşamınız için daha yararlıdır (böyle olduğunu düşünürüz).

Psikologlara göre :

“İnsanlar, toplumda inançlarına göre kucaklanıyor ya da kınanıyorlar. Bu nedenle zihnin bir işlevi de inanç (fikir) sahibine en çok sayıda müttefik, koruyucu getiren fikirleri tutmak olabilir. Bunların gerçek – doğru olması çok da önemli değildir.”

Bazen bir şeylere “inanıyor” görüntüsü de veririz.  Çünkü bu bizi önem verdiğimiz insanlara yakın  görünmemizi / olmamızı sağlar.

Yukarıdaki açıklamaları üst üste koyduğumuzda, “Batı Seviciliği”nin kökleri anlaşılabilmektedir.

İlkokuldan itibaren :

– Lâiklik,

– Cumhuriyet,

– Modern Yaşam,

– Kadın Hakları,

– Çevreye saygı,

– Çağdaşlık,

– İlericilik,

– Medeniyet,

– Batılılaşmak,

– Batılı gibi olmak tanımları, (bilinçli olarak) Batı ile özdeşleştirilmiştir.

Bunların sonucu olarak da ortaya “Batı Seviciliği” çıkması son derece normâldir.

Ancak, bunların çoğu gerçek değildir.

Örnek : Batı’da, bize aktarılan manada hiçbir zaman “kadın hakları” olmamıştır.

Kadınlar, sanayileşme ile birlikte (İngiltere-Amerika’da) köleleştirmeye eş bir duruma getirilerek zor şartlarda çalışmaya zorlandığında, kadınlar durumlarına isyan etmişler ve bu isyan sonucunda verilen (işçi) hakları, bugün bizlere “kadın hakları” olarak pazarlanmaktadır. (6)

Gerçeğinde ise bunların çoğu, parlak vitrinlerin uzaktan cazip görünen ışıklarıdır.

* * *

Kazanmada ahlâk – vicdan olmalı mıdır ?

(Rafine edilmemiş) bir beyin, belirli bir inancı benimsemek için ödüllendirileceğini tahmin ederse, bunu yapmaktan mutluluk duyuyor ve ödülün nereden geldiğini pek umursamıyor.

Örnek : Bir akademisyen bir tez hazırladığında, gördüğü doğrular yerine toplumda rağbet edileni esas alıyor. Yazdıklarına inanmasa da…

Peki, neden ?

Batılıların – Batılılaşmanın ana felsefesi neydi ?

Kazanmanın ahlâkı yoktur.” (*)

Açık ifadesi ile “Batılılaşmak” budur.

Ortama baktığımızda, son yüzyılda bu konuda epeyce başarılı olduğumuz anlaşılıyor !

* * *

Sonsöz :

Bir medeniyet son bulduğunda, bağrında oluşan insan tipini ve insani anlayışı da yanına alıp götürür” (7)

Bu nedenle İslâm Medeniyeti yok edilmeden, Batı Medeniyeti onun yerini alamaz.

İttihatçılardan başlayarak, yapılan siyaset kavgasının özünde bu vardır.

Lozan Antlaşması’nda da.

www.canmehmet.com

AÇIKLAMA VE KAYNAKLAR :

(*) Makyavel (Niccolò Machiavelli, 1469-1527), İtalyan siyaset filozofu.

(1) https://haber.sakarya.edu.tr/ortadogunun-turkcesi-h74783.html

(2) Daha fazlası ve kaynaklar için bakınız : https://islamansiklopedisi.org.tr/somurgecilik

(3) http://www.canmehmet.com/cumhuriyet-gercegi-somurge-sudan-da-cumhuriyet-somurgeci-fransada-11.html

(4) http://www.canmehmet.com/gelecegini-kendi-gerceginde-aramayan-toplumlar-baskalarinin-duvarina-tugla-olurlar-1.html

(5) http://www.canmehmet.com/amerika-israil-iliskileri-ile-kaosterorisidpkk-meselesi-hic-bu-kadar-acik-yazilmadi.html

(6) http://www.canmehmet.com/romalilarda-ozel-hayat-batida-kadin-ve-haklari-isin-vitrini-mesele-kadinin-ucuz-emek-ve-siki-bir-tuketici-olmasi-9.html

(7) ADİL HAFIZANIN IŞIĞINDA BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞINA GİDEN YOL VE OSMANLI İMPARATORLUĞUNUN SONU. Altay Cengizer.

2 thoughts on “Batı Seviciliği Ve Nedenleri (2)

  1. Can Mehmet bey yerinde olan tespitlerinizi bizlerle paylaştığınız için şükranlarımı arzederim. Ta ilkokulda genç dimağlara enjekte edilen aydınlık, çağdaşlık, hürriyet, laiklik, ilericilik gibi kavramların aslında ayyaşlık, çapkınlık, hayasızlık, (Yaratana) lakaytlık, (AB(D)’ye) itlik gerçeğinin lansmanından başka bir şey olmadığını milletçe idrak ettiğimizde geleceğimiz hakkında ümitvar olabiliriz. Yoksa daha da yozlaşmaya devam ederiz. Batılılaşmanın batıllaşma olduğunu farkına varmamızın asıl gayemizin BATIYI AŞMA olması temennisiyle…

    1. Değerli 1can, Öncelikle yazılara ilginize ve nezaketinize teşekkür ediyorum.

      Bilirsiniz, Dünya üzerinde iki Medeniyet vardır: İslam Medeniyeti ile Batı Medeniyeti.

      Batı Medeniyeti: Antik Yunan/Roma (Hristiyan Anlayışı) kaynaklıdır.

      “Batılılaşmak”: İslam Medeniyetinden çıkarak, Batı Medeniyetine geçmektir. Bu konuda kimse kendini aldatmamalıdır.

      Batılılaşmamız: Batının uzun süreçli ve intikam amaçlı oyunudur. Bunda da maalesef (bir süre) başarılı olmuşlardır.

      İntikamın kaynağı:İstanbul’un/Atina’nın Fethi ve İslam’ın Hristiyanlığa galibiyeti; Güney Avrupa’yı, 500 yıl adalet ve örnek bir şekilde yönetmemizdir.

      Hristiyanlar, sayılanların intikamını, yaklaşık 500 yılda ve 100 büyük planla (Lozan’da) alırlar. (şimdilik)

      Osmanlının ilk kırılma noktası: İngiliz-Fransız-Rusların; Mısır’ı kullanarak, bizi ilk kez dış borç almaya zorlamalarıdır. Bu borç bizim ekonomik iflasımızdır.

      Gerçeğinde uluslararası güç, yüzyılda bir el değiştirir, bu İslam için oldukça uzun sürmüştür. Endülüs-Osmanlı üzerinden (İslam), 1000 yıldan fazla dünya devleti olmuştur.

      Batılılar; Bizim, Çin ve Antik Yunan’dan aldığımız ve geliştirdiğimiz ilmi, sadece “ilim-Bilim” olarak almış; konunun (İslam) kültür-medeniyet yönüne asla girmemişlerdir.

      Biz, ne yazık ki: Batının “İlim-Bilim” yönünü değil, Kültür-yaşamını-kiyafetini almışız, neticede bu yol bizi sömürgeleşmeye-yenilgiye götürmüştür.

      Çıkış yolu: Okuyan her insanımız mutlaka, Batının sanayileşmesini her yönü ile öğrenmeli ve onların güçlü-zayıf yönlerini araştırmalıdır.

      Batı, sömürgeler üzerinden geçici bir refaha kavuşmuş, ancak, halkların uyanması ile bu kapı da kapanmak üzeredir. Bu nedenle batı ekonomik olarak zordadır.

      Gelecek, İslam’ın ve dolayısı ile bizlerindir. (Örneğin:Nükleer Teknoloji konusunda Pakistan oldukça iyi bir yerdedir. Ancak bunlar bizde anlatılmaz.)

      Her yetişkin insanımız bir yılda en az 25 kitap okumalı, geliri her ne kadar az olsa da mümkünse borçlanmadan, tasarruf etmelidir.

      Bu şekilde, hem bilgi-teknoloji üretir, hem de ürettiğimiz teknolojiyi kendi birikimlerimizle yatırıma dönüştürebiliriz.
      Tekrar teşekkür ediyorum. Sağlıcakla kalınız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SPAM ENGELLEME SORUSU

*

Next Post

Erdoğan'ın Putin ve Trump'la Buz Dansı

Cum Şub 7 , 2020
Önceki Yazı Sonraki Yazı ABD ve Batı Avrupa ülkeleri, sömürgelerini kaybetmekle birlikte hem rekabetçi, hem de “Refah Devletleri” vasıflarını kaybetmeye başladılar. 2016 yılı sonu itibariyle dünyanın en borçlu ülkesi olan ABD’yi; İngiltere, Fransa ve Almanya takip etmektedir. (1) İngiltere’nin, “Avrupa Birliği”; Fransa’nın da “Sarı Yelekliler” sorunu, bu yangını haber veren dumanlardır. […]

Eğitim

↓