Başkanlık sistemi ve Kuvvetler ayrılığı’nda “Mustafa Kemal Paşa ne yapmışsa doğrudur!” diyenler; (3)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Mustafa Kemal Paşa, çok açık olarak gerekirse Başkanlık sisteminin kurulabileceğini ifade etmiştir.

Mustafa Kemal Paşa, çok açık olarak gerekirse Başkanlık sisteminin kurulabileceğini ifade etmiştir.

Devlet sevgisini test etmek için Amerikalı Milletvekili’ni bir odaya almış ve sormuşlar: Tercihin, “Karın mı yoksa devletin mi? Amerikalı düşünmeden cevaplamış: “Elbette “Devletim!” O zaman al şu tabancayı git yan odadaki karını vur. Adam sıkılmış terlemiş ve sonunda dayanamayarak:

– “Yapamayacağım” demiş.

Daha sonra bir Türk Milletvekili’ni aynı odaya almışlar. Aynı soruyu sormuşlar:

“Karın mı yoksa Devletin mi?” Milletvekili hiç düşünmeden:

– “Karı da kim, tabii ki Devletim!

– “O zaman al şu tabancayı git yan odadaki karını vur.”

Odadan önce bir silah sesi sonra bir cam sesi gelmiş.

Çıkınca sormuşlar:

– “Ne oldu?”

Sizin verdiğiniz silah kurusıkı çıktı bende karıyı camdan aşağı attım!

Devlet içinde egemenlik yetkisinin nasıl ve kimler tarafından kullanılacağı sorusu, ilk çağlardan günümüze önemini yitirmeyen bir konudur. Bu alandaki düşünsel temeller uzun bir süreçte ortaya konmaya çalışılmış, uygulamaları ise 18’inci yüzyıl sonunda başlamıştır. Demokratik rejimlerde kuvvetler ayrılığı ilkesinin uygulanması iki şekilde olmaktadır: Bunlardan birisi sert kuvvetler ayrılığı, diğeri ise Parlamenter rejimdir. (*)

İkinci bölümde “Başkanlık sistemi”ni anlattıktan ve yukarıdaki ifadelerle “Kuvvetler ayrılığı” gereğinin açılışı yaptıktan sonra,

Kuvvetler ayrılığı’na başlayalım. Nedir, ne değildir, şart mıdır?

Kuvvetler ayrılığı anlatılır da bu fikrin sahibi, babası Fransız Montesquieu anlatılmaz mı?

Politik düşünür Montesquieu (1689-1755); Kuvvetler ayrılığı ilkesinin üzerinde yaklaşık 20 yıl çalışmış ve De l’esprit des lois adlı kitabında; yasama, yürütme ve yargı‘yı birbirlerinden ayrılmasının gereğini ile birlikte önemini de anlatmaya çalışmıştır.

“..Siyaset konusuna bir tarih filozofu olarak yaklaşan Montesquieu, farklı politik toplumlardaki farklı pozitif hukuk sistemlerinin çok çeşitli faktörlere, örneğin, halkın karakterine, ekonomik koşullarla iklime, vs., göreli olduğunu söylemiştir. O, işte bütün bu temel koşullara, “yasaların ruhu” adını vermiştir…

Montesquieu, tüm insanlar için geçerli olan tek bir doğa yasası ve evrensel bir insan doğası olduğunu kabul eden akılcılığa şiddetle karşı çıkmış ve kuvvetler ayrılığı prensibini ortaya atmıştır..”

Özetle; Montesquieu, İnsanların farklı kültüre (anlayışa) ve şartlara (Örneğin, İklim) sahip olduklarından hareketle “bir sistemin tüm insanlara uygulanmasının doğru olmadığı”nıdaaçıklamaya çalışır.

-Montesquieu’nun, kuvvetler ayrılığını savunması kuvvetler ayrılığını hürriyetlerin güvencesi olarak görmesinden ileri gelmiştir.

-Montesquieu’ ye göre, iki hele üç kuvvetin aynı elde toplanması, istibdada yol acar.

-Elinde kuvvet bulunduran her makam ya da kişi bunu kötüye kullanabilir. Onun içinde kuvvetlerin ayrı ayrı ellerde bulunması gerekmektedir. (1)

Montesquieu,

-Devletin üç temel fonksiyonu olan yasama, yürütme ve yargının birbirinden ayrı kurumların tekelinde kavramlar olmasının gerektiğini öne sürer.

-Devletin, gücün tek kişinin elinde toplanıp bir nevi tiran (diktatörlük vb.) yönetimine dönüşmesini engellemeyi, bu üç kavramın birbirlerini dengelemeleri ve denetlemelerini amaçlar.

-En geniş manası ile, Bağımsızlık kavramını bu üç kurumun işleyişine getirmeye çalışır.

a)Mustafa Kemal Paşa’nın Yönetim anlayışı ile “Kuvvetler Ayrılığı” ilkesine bakışı

“..Cumhuriyet öncesi ve sonrası Mustafa Kemal Paşa’nın bu konuda söyledikleri ilginç. İzmit’te gazetecilerle görüşmesinde şöyle diyor:

“Bence, kuvvetler ayrılığı prensibi, esaslı bir şey değildir. Kuvvetlerin ayrılığı prensibini koymuş olan insanlar bile, kuvvetlerin birleştirilmesinden yanadır. (…) Müstebitlerle mazlum milletlerin yaptıkları pazarlık sonucunda ortaya atılmış bir sistemdir. Gerçekte, Kuvvetlerin Birliği vardır ve bu kuvvetin kaynağı Millet’tir. Öyleyse, bunun gerçek sahibi de millettir.” (2)

b)Mustafa Kemal Paşa’nın Yönetim anlayışı ile “Kuvvetler Ayrılığı” ilkesine bakışı

-Kuvvetler ayrılığı mı, kuvvetler birliği mi?

…29 Nisan 1920 tarihli Hıyanet-i Vataniye Kanunu’na göre kararlar alan İstiklal Mahkemeleri’nin faaliyetlerine tüm hızıyla devam etmesi ve 5 Ağustos 1921 tarihli Başkomutanlık Kanunu ile ordunun başı olan Mustafa Kemal’in Meclis’in tüm yetkilerini üstünde toplaması da eklenince, daha sonra Kars mebusu ve Matbuat Müdürü Ahmet (Ağaoğlu) Bey’in dediği gibi, 1921 Anayasası Meclis’e, dolayısıyla da Mustafa Kemal’e diktatörlük hukukunu vermişti!
KIZ GİBİ MECLİS. İsmet İnönü hatıralarında, Mustafa Kemal’in durumdan hala memnun olmadığını, muhalefetten kurtulmak için, biri Aralık 1921’de diğeri Mart 1922’de olmak üzere Meclis’i feshetmeyi düşündüğünü söyler. Nitekim 6 Aralık 1922’de Halk Fırkası adı altında bir parti kuracağını açıkladıktan sonra ‘gayenin husule geldiğini’ ilan ederek başında bulunduğu Birinci Grubun oylarıyla 1 Nisan 1923’te seçimlerin yenilenmesi kararını almıştı. Amacı ‘kız gibi bir meclis’ yapmaktı. (Mustafa Kemal bu tabiri gazeteci İsmail Habib Sevük’le konuşurken ağzından kaçırmıştı.)

Kazım Karabekir, Mustafa Kemal’in ‘millet bana güvenoyu versin ve mebusların seçimini bana bırakın’ şeklinde bir görüş ortaya attığını, ancak karşı görüşlerin ağır basması üzerine bundan vazgeçtiğini söyler ve devam eder:

‘Her taraftan kendisine en çok emniyet verenler listeye girdiler ve hatta hükümet yardımı ile seçime arz olundular. İkinci Grup’tan kimse namzet gösterilmedi. Halbuki bunların çoğu İstiklal Harbi’ne ilk gününden beri canla başla hizmet etmiş insanlardı. Bu konuda aramızda biraz da münakaşa oldu. Gazi ‘ben muhalif istemiyorum’ diyerek, kendisine sözle veya yazıyla en çok sadakat gösterenleri ve Birinci Meclis’te fiiliyatıyla bu emniyeti kazananları ve hemen bütün karargahının mensuplarını namzet gösteriyordu.” (İstiklal Harbimiz, s.112)

Güya ‘milli irade’nin oluştuğu bu tek partili ‘seçim’in ‘açık oy-gizli tasnif’ gibi gayet anti-demokratik bir usulle yapıldığını da ekleyelim…

Mustafa Kemal’in garip iddiası

Mustafa Kemal, 1 Aralık 1921 tarihli meclis oturumunda Bakanlar Kurulu’nun görev ve yetkilerine dair kanun teklifini görüşülürken ‘kuvvetler ayrılığı’ (tefrik-i kuvva) ilkesini savunan İkinci Grup üyelerine şöyle demişti:

“Hakikatte efendiler, tabiatta efendiler, alemde efendiler, taksim-i kuvva (kuvvetler ayrılığı) yoktur! (.)Taksim-i Kuvva ideal bir çözüm değil, hükümdarları müstebit (baskıcı) iktidarların etkisini hafifletmek için bulunmuş bir çare, bir ehven-i şerdir…”

Ziya Gökalp’in ‘tabiatta dahi tevhid-i kuvva vardır’ (doğada bile kuvvetler birliği vardır) sözünden ilham aldığı belli olan Mustafa Kemal (günümüz Türkçesi ile) şöyle devam etmişti:

“Bu Meşrutiyet teorilerini bulan en büyük filozofların, bu teorilerini kurmak için çalıştıkları esasları inceledim, bunların içeriğini anlamaya çalıştım. Benim gördüğüm şudur: Düşünmüşler ve nasıl yapalım da bu zorba kuvvet, o toplumsal ve ulusal iradenin aşağısında kalabilsin ya da sıfıra ulaşabilsin diyorlar. Ve bunu başaramamak yüzünden büyük ve derin bir ıstırap duyuyorlar. Jean Jacques Rousseau’yu baştan sona kadar okuyunuz! Ben bunu okuduğum vakit, gerçek olduğuna inandığım bu kitap sahibinde iki esas gördüm. Birisi bu ıstırap, diğeri bir cinnettir. Merak ettim, özel durumunu inceledim. Anladım ki, bu adam mecnun idi ve cinnet durumunda bu eserini yazmıştır. Dolayısıyla çok ve pek çok dayandığımız bu teori, böyle bir zihnin ürünüdür.”(TBMM Zabıt Ceridesi, c.14, s. 440.)

BİR YANLIŞ BİR DOĞRU .Konuşmayı ilginç kılan şudur: ‘Kuvvetler ayrılığı’ ilkesi Rousseau’ya değil Montesquieu’ye aittir. O halde acaba Mustafa Kemal, ilkenin kimin eseri olduğunu bilmemekte midir? “(3)

Yazılanlar toparlanırsa;

-İlk kez Montesquieu tarafından ortaya atılan anlayış;

-“Devletin elinde bulundurduğu başlıca güçler olan yasama, yürütme ve yargı’nın ayrı kurumlar tarafından idare edilmesi ve bu surette birbirleri üzerinde denetim sağlamaları, herhangi birinin suistimal edilmesine engel olunmasını amaçlar.”

-Bu sistemin avantajlarının yanısıra çeşitli riskleri de vardır; yürütme yetkisini elinde tutan kişinin veto hakkı sayesinde sistemin işleyişini bloke etmesi ve sistemin diktatörce bir hale getirmesi de olasılık dahilindedir.

Devam edecek…

-(Elbette bağımsız ve halktan taraf) Medya ve Sivil Toplum Kuruluşları, sistemin emniyetini sağlayan güvenceler olabilir mi?

Açıklama;

(*) http://www.ankarabarosu.org.tr/siteler/ankarabarosu/tekmakale/2010-4/2010-4-akgul.pdf

Kaynaklar;

(1) Daha fazlası için bakınız;

http://www.ankarastrateji.org/yazar/prof-dr-faruk-bilir/kuvvetler-ayriligi/

(2) Daha fazlası için bakınız;

http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ovur/2014/05/08/ataturkun-kuvvetler-ayriligi-yaklasimi

(3) Daha fazlası için bakınız;

http://www.taraf.com.tr/yazilar/ayse-hur/kuvvetler-ayriligi-mi-kuvvetler-birligi-mi/364/

987 Toplam Ziyaretçimiz 2 Günlük Ziyaretçimiz

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*