Basit ve yansız olarak Türkiye ekonomisi batıyor mu, yükseliyor mu? (1)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Vatanseverlerimiz şu anda ASELSAN’da kaç mühendisin ileri teknoloji ürettiğini; Türkiye’nin, son 10 yılda Ordusunun ihtiyacının ne kadarının kendi üretimi ile karşıladığını; Şu anda okuyan 16-17 milyon öğrencinin çalışma hayatına katıldığında ülke ekonomisine ne kadar değer katacağını; Ülkenin borcunun değil, üretme kapasitesinin belirleyici olduğunu biliyorlar mı?


-İçinde yaşadığımız yeniçağda, zenginlik bilginin….
-Bilgi ise, ekonominin başlıca hammaddesi ve en önemli ürünüdür.

-Günümüzde zenginlik yaratmak için gerek duyulan sermaye varlıkları; Arazi, bedensel emek, imalat ve fabrikalar değil, bilgidir.

-16’ncı yüzyıla kadar kazanmak için savaşmayı ve tekniğini bilmek marifettir…

-17’nci yüzyıldan itibaren ise mal-malzeme üretmek…

-20’nci yüzyıla gelindiği herkes üretmeye başlar. Ve bu kez kazanmanın yolu, devletlerarasında yüksek rekabet gücüne sahip olmaktadır.

-21’inci asır bilgi-teknolojinin, “efendi”, belirleyici olduğu bir çağdır. Eğer, ‘Yüksek Katma Değer’li mal üretiyorsanız, devler sofrasında yeriniz hazır olacaktır.

-“Katma değer”, basit tanımı ile alınterine, emeğine, hammaddene bilgini katman; Bir olan değerini yüz birim değere yükseltmektir.

Beşyüz ton çelik ve plastik karışımı bir hammadde  yaklaşık  bir milyon dolardır.

Bu malzemelerden bir uçak üretirseniz size getirisi yüz milyon dolar olacaktır.

Bugün ASELSAN’da,
-Sadece İkibinikiyüz (2200) mühendis, çok geç kalmanın da farkında olarak, bilgi ve yüksek teknoloji üretmenin heyecanı içerisindedir. Ve ASELSAN şu anda 37 ülkeye ihracat yapmaktadır.

2002 yılında birçok tesisi kapanma noktasına gelmiş olan savunma sanayi sektörü, hükümetin azim ve kararlılığı ile Türk Silahlı Kuvvetlerinin  ihtiyaçlarının yurt içinde karşılanma oranının 2003 yılında yüzde 25 seviyelerindeyken; 2007 yılı itibariyle bu oranın yüzde 42’ye, 2010 yılında yüzde 47,5 ve bu yılın sonunda bu rakamı yüzde 50’ye çıkarılması hedeflenmiştir. www.aselsan.com.tr (*)

Bu bilgiyi de, bu miletin dününe ait gerçeklerin doğru öğrenilmesi için not düşüyor ve

Rizeli Kardeşlerimiz ile ‘Araştırmacı tarihçi’lerimize ithaf ediyoruz!

-1855 Paris Dünya tekstil fuarında (Rizeli tekstilciler) birincilik almışlardır.  Bunu Osmanlının “geri kalmış toplum” olduğunu ileri sürenlere hatılatarak!

-İlgili dönemde İngilizler  bizden Tekstil boyası  ile ilgili teknolojide satın almışlardır. (1)

Bir ülkenin  iç-dış borcu çokta önemli değildir.

-Önemli olan, sizin borcunuzu ödeme kapasitenizin olup olmaması ile özellikle günümüzde, bilgi-teknoloji ve katma değerli mal üretip üretmediğinizdir.

-Örnek; Dünyanın en borçlu ülkeleri; Uluslararası Para Fonu 2008 verilerinden özet…

-ABD, 12 trilyon 250 milyar dolar (devlet-özel sektör toplam) en fazla borçlu birinci ülke,

-İngiltere, 10 trilyon 450 milyar dolar dış borçla en fazla borçlu ikinci ülke,

-Almanya, 4 trilyon 489 milyar dolarla, en fazla borçlu üçüncü ülke,

-Türkiye, 247 milyar dolar dış borçla, dünyada yirmi üçüncü borçlu ülke.

Bir ülkenin borç değerlendirilmesinin ilk planında, dış borcunun, milli gelire oranına bakılmaktadır.

Bu anlayışla borçlu ülkelere göre yapılan gelir/borç oranı sıralamasın da;

-İngiltere, dış borcun GSYH (**) Oranı, %375

-Almanya, dış borcunun, GSYH Oranı, %118

-ABD, toplam (dış-iç) borcunun, GSYH Oranı, %85

-Türkiye, dış borcunun, GSYH (*) Oranı, %31

….

Genel çerçevede bakıldığında çok borçlu olanlar aynı zamanda yüksek üretim kapasitesine sahip olan ülkelerdir.

Anlaşılması gereken, önemli olanın dış borcun miktarı değil, onu ödeme yeteneğinizin ne kadar yüksek olduğudur.

-Bugün yurt içi ve dışında iyi eğitim alan yaklaşık 16-17 milyon öğrencimiz vardır. Bunların süreç içerisinde sisteme, çalışma hayatına, üretime girmesi ile yaklaşık yıl bazında 150 (yüzelli) milyar dolarlık bir katma değer getireceği öngörülmektedir.

-Bu değerler, rekabet içerisinde olduğumuz devletlerin dikkate aldıkları en önemli verileridir.

-Buradan hareketle, bizlerle ilgili, 10-20-30 yıl sonrasının hesabını yapmaktadırlar.

-Yıl 1980, İhracatımız hammadde ağırlıklı, 2,5 (ikibuçuk) milyar dolardır.

-Yıl 2002, ihracatımız az miktarda sanayi ürünü ile birlikte yaklaşık, 35 (otuzbeş) milyar dolardır.

-Yıl 2007, ihracatımız artan şekilde sanayi ürünü olmak üzere yaklaşık, 130 (yüzotuz) milyar dolardır.

Peki, bu artışın sebebi nedir, artış nereden kaynaklanmaktadır?

İşimiz gereği dünya genelindeki fuarları görür ve diğer devletleri ziyaret ederiz. Mutlaka gittiğiniz yerlerdeki giriş ve çıkış gümrüklerinde aralarında Türkçe konuşanları görürsünüz.

Yani Türkler artık ayaktadır…

Bu Rusya’da da böyledir, Çin ve Kore’de de…

İnsanımız bugün kendini yetiştirmiş, diğer kültürleri tanımış ve mal almakta-satmaktadır…

Devam edecek…

Türkiye Ekonomisini tarafsız gözle ve gerçek rakamları ile masaya yatırıyor konu ile ilgili meraklılarının sorularını da (bilgimizin yettiğince) cevaplandırmak üzere bekliyoruz…

Resim;ajans53.com’dan alıntıdır.

(*) Zaman 17.02.2011-Anka ve Radikal

(**) GSYH; Gayri safi yurtiçi hâsıla, ekonomik büyüklüğünün göstergelerindendir. Ülkede belli bir zaman içinde, üretilen tüm nihai mal ve hizmetlerin para birimi cinsinden değeridir.

IMF bilgileri, 27 Şubat 2009, Star gazetesinden alınmıştır.

(1) “Sanayi Devrimi Çağında Osmanlı İmalat Sektörü” Donald QUATAERT

-“Ottoman Manufacturing in the Age of the Industrial Revolution.” 1993 Cambridge University Press

-“Rize şehrinde, dokumacılar, her zaman, yüksek kaliteli dokumaların üretimine yönelmişler, hatta 1855 Paris dünya Fuarı’nda Rize kumaşları, birincilik ödülü almıştı. Ayaklı tezgahlarda üretilen kumaşlar çeşitli kalitelerde çıkıyordu ve her biri beş topluk birimler halinde satılıyordu Rize de üretilen 40 farklı tür kumaş vardı ve altınbaş adı verilen en kaliteli dokuma, Şehirde dokunan en ucuz kumaşların 17 katı fiyata satılıyordu…”

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*