Avusturya bugünlerde bize neden düşmanca davranmaktadır? Bunlar bilinmediği sürece Batıdan daha çok tokat yeriz (4)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

 

mizah

Kudüs düştüğünde Viyana’da kilise canları çalmaya başlayınca, Osmanlı askeri ataşesi dayanamayarak koşmuş, halka müttefikleri (*) Türkiye’nin kaybettiğini, düşmanları İngilizlerin kazandığını, şu halde çanların niçin çaldığını, pencerelerden aşağı sarkarak haykırmıştı. (1)

Bir müttefik, silah arkadaşı kaybettiğinde neden sevinir, üzülmesi gerektiği yerde? Bunu açıklamaya Kudüs hikayesi ile başlayalım.

Kudüs ve çevresi Osmanlı Türkleri tarafından 1517’de fetih edilir ve Kudüs, 1917’ye kadar Osmanlıların yönetiminde kalır. 11 Aralık 1917’de, (I. Dünya Savaşı’nda) General Edmund Allenby tarafından yönetilen İngiliz Ordusunca ele geçirilince, Kudüs’teki Osmanlı yönetimi sonlanır.

Bu noktada, batılıların parlak vitrinlerinde gözleri kamaşanlar için bir bilgi notu aktarılmalıdır.

-“11 Aralık 1917 tarihinde Kudüs’e giren İngiliz Orduları Komutanı Orgeneral Edmund Henry Hynman Allenby Selahaddin Eyyubi’nin mezarına vurarak:

Kalk Selahaddin biz yine geldik‘ der. (2, 3)

Peki, yaklaşık, 730 yıllık bir bekleyişin (Rövanşın!) muhatabı Selahattin Eyyubi kimdir?,

Selahattin Eyyubi, “2 Ekim 1187’de Kudüs’ü Haçlı kuvvetlerinden alarak kentte, 88 yıl süren Hıristiyan egemenliğine son vermiş, akabinde Hıristiyanların düzenledikleri III. Haçlı Seferi’ni etkisiz hale getirmiştir.”Aradan geçen asırlara rağmen batı anlayışında değişen bir şey yoktur. “Çağdaşlaşmalarına, moderleşmelerine, laikleşmelerine”, Rağmen!

Batının, Osmanlıya (Müslüman Türklere) olan nefretinin arkasında elbette Müslümanların ekonomik zenginlikleri vardır. Ancak, ana neden, bugün yeni yeni açıklamaya başladıkları “Medeniyetler Çatışmasıdır. İslam, insanı merkezine almakta; Batı anlayışı, İnsanı, kalkınmasında yakıt olarak kullanmaktadır.

Bu, ne bir iddiadır, ne de asılsız bir suçlama. Bunlar birer tespittir.  Tarih, batı anlayışının bu kötü örnekleri, kötü misalleriyle doludur.

Bizleri, I.Dünya Savaşı’nda, silahlandırarak kışkırttıkları, “Ermenilerin katliamı” ile suçlayanlar: 1912-1913’deki Balkan Savaşlarında katledilen, soykırıma tabi tutulan; insanlığın  bu zulümler karşısında utançtan başını önünü eğdiği olayları,  Milyonlarca Balkan Türkünün, Müslümanlarının; Bulgarlar, Sırplar ve Yunanlılar tarafından,  üstelikte aleni yapılan bu katliamları neden görmemiş, yapılan mezalimin karşısında neden susmuş, hatta kendi gazetecilerin cılız itirazlarının üzerini neden örtmüşlerdir?

Tekrar Viyana’ya dönüyoruz

Viyanalıların sevinçlerinin kaynağı, Osmanlıların yönetimindeki Kudüs’ün İngilizler tarafından ele geçirilmesidir. Gerçekte, savaştaki müttefikleri (Osmanlılar) kaybettiği için kendileri de kaybetmiş sayılacağından üzülmeleri gerektiğini tekrar hatırlatalım.

Yaygın inanışın aksine, I. Dünya Savaşı: Avrupalı iki (farklı çıkar anlayışlarına sahip)  ile, Topluluk arasında gerçekleşmiştir. Kavganın nedeni; Osmanlı mirasından büyük lokmanın kime ait olacağı’dır.

Osmanlı Devleti, bu büyük savaşa, kasıtla (Almanların oyunu ile) sokulmuş ve sokulmadan önce yalnızlaştırılmıştır. Bunların yanında, Osmanlı için uydurulan “Hasta adam” etiketi de, parçalamaya bahane,  uydurmadır.

Hasta Adam!”,  Veya çökmekte olan bir devlet, nasıl olur da: (1914-1918’de) Dönemin en güçlü devletlerini, Çanakkale ve Mezopotamya’da yenebilir, durdurabilir ve 2.800.000 (İkimilyonsekizyüzbin) insanını silah altına alabilir, donatabilir, 5-7 değil, 10 cephede savaşa hazır tutabilir? Bunları da geçelim, Savaşı, tüm tarafları için iki yıl uzatabilir?

Bu noktada da bir bilgi notu ilave edilmelidir. (Lozan Antlaşması 24 Temmuz 1923’de imzalanmış ve antlaşma “onay” için Avam Kamarası’na gelmiştir.)

“15 Ocak 1924 tarihinde İngiltere Kralı V. George, Avam Kamarası’na yaptığı açış konuşmasında, Lozan’ı ilgilendiren bir kanun tasarısının derhal görüşülmek üzere Parlamentonun gündemine geleceğini belirttikten sonra şu çarpıcı cümleyi sarf eder:

-“Bu tasarı kabul edilir edilmez Lozan Antlaşması onaylanmış olacak ve YENİ BİR ÇAĞ AÇILACAKTIR (metin daha sonra; “YENİ BİR BARIŞÇIL İLİŞKİLER ÇAĞI AÇILACAKTIR”  olarak değiştirilmiştir.” (4)

İngiltere Kralının, “yeni bir çağ açılacaktır!” ifadesinde kastettiği; Fatih Sultan Mehmed’in 1453’de açtığı Çağ’ın kapatılması mıdır?

Elbette, Fatih’in açtığı Çağ kastedilmektedir.

İşte ispatı:

Fransızların işgal komutanı Franchet D’Esperey, 25 Kasımdaki (1918) (İstanbul’a) girişini çok gösterişli bulmamış ve özellikle İngilizlere ve Türklere mesaj verecek olan 2. gelişi 8 Şubat 1919 yılında gerçekleşmiştir.

Fransız Komutan Fatih Sultan Mehmet’in şehre girdiği kapıdan, surlar içerisinden beyaz bir atla, azınlıkların çılgın gösterileri arasında, Türk sancağını çiğneyerek şehre ikinci kez girmiştir. (5)

Batı, Müslüman Türklerin iki zaferini yüzyıllar boyu affedememiştir. Birincisi, İstanbul’un, İkinci Atina’nın fethidir. Bunlarla beraber hazmedemediği bir uyguylaması daha vardır.

Nasıl Olur da (Barbar Türkler!) Beşyüzyıl boyunca kendilerini ( Hıristiyanları, Güney Avrupalı topluluklarını) adalet, hoşgörü ve yüce bir anlayışla yönetebilir, üstelikte; inançlarına, mezheplerine, yaşamlarına ve dahili yönetimlerine karışmadan ve sömürmeden?

Şimdi Batıyı ve Viyanalıları anlamak için biraz gerilere gidiyor, 16 Kasım Tarihli yazımızda açıkladığımız bir belgeyi tekrar veriyoruz.

Yıl 1982…İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğretim üyeleri ile İstanbul’daki bankacılar, o zamanki adı AET olan Avrupa Birliği kurumlarını tanımak üzere Belçika ve Lüksemburg’a davet edilirler, Bu tür yemeklerde adet olduğu üzere Misafirleri ağırlayan heyet başkanı hoş geldin dedikten hemen sonra (zehir zemberek) bir konuşma yapmaya başlar: (Türk Misafirlerine hitaben)

“Siz kendinizi ne sanıyorsunuz! AET demokratik ülkeler topluluğudur, sizler ise bizim dostlarımız Turan Güneş, Turhan Feyzioğlu gibi pek çok parlamenterin görevlerini engellemekle kalmıyor, hala kendinizi bu topluluğa hangi hakla üye olabileceğinizi sanıyorsunuz?”

Konuşma bu küstahlık devam edip gidiyordu. Konu anlaşılmıştı, AET Dış İşlemleri Sorumlusu bizim vasıtamızla (O sıralarda darbe olmuş ve) Evren’e mesaj gönderiyordu. Sinirlenmiştim. Söz istemek için elimi kaldırdım. Adam şaşkınca “Evet” dedi. Ben ise,

-“AET üyelerinin demokratik hassasiyetlerini görmek hepimizi çok duygulandırdı. Ancak merakımı hoş görün, 79-80 yıllarında Türkiye sokaklarında günde 20-30 kişi terör kurbanı olarak yaşamını yitirirken, bir protestonuzu görmedik, demokratik hassasiyetleriniz neredeydi acaba? Üstelik yönetime el koymuş olan silahlı kuvvetler, en kısa zamanda seçimler yapılacağını vaad ediyorlar. Çok demokratik bir iç savaşı mı tercih ederdiniz?

Tam o sıra, solumda oturan, bugün dahi yüzü gözümün önünden eksilmeyen, kızıl saçlı, seyrek kızıl sakallı genç bana dönerek

Biliyor musun, boşuna sinirleniyorsun. Siz bu oyunu 1453’te kayıp etmişsiniz! Bilmiyor musun?”

Ben şaşkın

“Siz ne söylemeye çalışıyorsunuz? Lütfen açıklar mısınız?”

Kızıl genç

“Bakın dostum, Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettikten sonra Papa Roma’dan kendisine bir elçi göndererek ‘Gel Hıristiyanlığı kabul et. Ben de seni, Doğu Roma İmparatoru olarak takdis edeyim!’ teklifini gönderiyor. Sultan bu teklifi reddediyor. İşte o andan itibaren siz Avrupa’da partiyi kaybettiniz.”

Bugün demokrasi derler, yarın Kürtlere özgürlük, Ermenilere toprak vs. Sizden her gün yeni bir şey talep edeceklerdir. Bu işin sonu gelmez! Zira burası bir Hıristiyan Birliğidir. Siz ise bu birliğe tam karşıt bir konumdasınız. Bu söylemi de, bu açıklıkla size benden başka kimse söyleyemez, zira ben Yahudi’yim dedi. Dondum kaldım. (6)

Bu noktada bu anlayışları destekleyen İngiliz başbakanının sözleri ilave edilmelidir.

İngiltere başbakanı William Ewart Gladstone ve “Gladston politikaları”

Gladston’a göre “Türkler medeniyetsiz bir ırktır… Kötülüklerini alıp gitmelidirler! Eline bir Kuran nüshası alarak Avam Kamarası’nda konuşan Gladston’un ünlü cümlesi:

-“Bu lanet kitabın takipçileri oldukça Avrupa’ya barış gelmeyecektir!” (As long as there were the followers of that accursed book, Europe would know no peace.) (7)

Bu bölümü , I. Dünya Savaşı’nda, “Silah arkadaşları-Müttefikleri Osmanlılar” kaybedince, üzülmeleri gerekirken, sevinçlerini çanları çalarak kutlayan, gösteren, Viyanalıların, ünlü “Türk Korkusu!” ile ilgili bir hikayeyi  aktaralım.

 “Viyana’da 1534 yılında Osmanlı Akıncılar’ın gözetlenmesi için St. Stephen’s Katedrali’ne çan çalarak haber vermesi için bir memuriyet tahsis edilir. Bu memuriyet 1956 yılında artık Osmanlı tehlikesi kalmadığı düşünülerek kaldırılmıştır. Memuriyetin ömrü yani Viyana’nın Türk Korkusu tam 422 yıl sürmüştür.”(8)

Devam edecek

-Almanya’da Osmanlının parçalanmasının içindedir. Görünür “Müttefik” olmasının yanında. I. Dünya Savaşı, İki Avrupa akraba (İngiliz-Almanlar) aile arasında geçmiştir. Savaşın başlamasından evvel ileride yaşanacak iki olayın sonucu baştan bellidir. Birincisi, Almanların bu savaşta kaybedeceği; İkincisi, Osmanlıların parçalanacağı, (dönüştürüleceği)

www.canmehmet.com

Resim: web ortamından alınmıştır.

(*)I. Dünya Savaşı: 28 Temmuz 1914 – 11 Kasım 1918 Tarihleri arasında gerçekleşmiştir. İtilaf Devletleri : Fransa, Britanya İmparatorluğu, Rusya İtalya, ABD, Romanya, Japonya, Sırbistan, Belçika, Yunanistan, Portekiz, Karadağ: İttifak Devletleri: Alman İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan, Osmanlı İmparatorluğu, Bulgaristan tarafından oluşmuştur. I.Dünya Savaşı’nda Osmanlı İmparatorluğu’nun yenilmesi üzerine sevinç gösterilerinden bulunan Viyanalılar: “İttifak Devletleri” içinde, yani, Osmanlı İmparatorluğu’nun yanında. Görünürde, “Dost” ve Müttefiktir.

 (1) Anılan askeri ataşenin torunu öğretim üyesi Prof. Alp Yalman tarafından, Harvard’da bir toplantı sırasında yazara bizzat nakledilmiştir. “Adil Hafızanın Işığında Birinci Dünya Savaşı’na Giden Yol ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Sonu” Yazar Altay Cengizer, Dip Not:600

(2) http://www.haberkalem.com/haber/90-taha-akyol-turk-muydu-kurt-muydu-selahaddin-eyyubi.html

(3) http://www.haber7.com/haber/20101208/Israilliler-Ingiliz-General-Allenbyyi-nicin-sever.php

(4) Kaynaklar ve daha fazlası için bakınız: http://www.canmehmet.com/majestelerinin-gazetesinde-yayinlanan-laik-bir-cumhuriyet-ilanin-arkasindaki-sir-4.html

(5) Fransız komutan D’esperey, Fatih’in İstanbul’a girişine gönderme yaparak Türklere, Fatihten Pera’ya kadar düzenlenmiş zafer alayı ile de diğer işgal ordularına mesaj vermiştir. d’Esperey’in girişi, o denli gürültülü ve küstahça yapılmıştır ki Süleyman Nazif’in, Hadisat’da ünlü ”Kara Bir Gün” başlıklı yazısını yazmasına yol açar. (Prof.Dr. Yaşar AKBIYIK, M.Mücadelede Güney Cephesi – Maraş, Atatürk Araştırmaları Merkezi, 1999 – Ankara, Sina AKŞİN, İstanbul Hükümetleri Ve Milli Mücadele. Cem Yayınevi)

(6) Zoraki Bankacı, Bir dönemin perde arkası, Metin BERK

(7) Taha Akyol, (Milliyet, 13.05.2011. Daha fazlası ve kaynaklar için bakınız:

http://www.canmehmet.com/israil-hangi-ince-hesaplar-ve-pazarliklar-uzerine-kurulmustur-3.html

(8) Daha http://www.etkiliyazar.com/avrupada-turk-korkusu/

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*