Atatürk’ün açıkladığı geri kalmamızın nedenlerini önce CHP’nin öğrenmesi gerek

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Millî Mücadele’nin başında, Sivas’ta Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Temsil heyeti ile Kolordu komutanlarının da katılmasıyla,  17 Kasım 1919’da yapılan toplantıda Mustafa Kemal Paşa şöyle konuşur;

“… (İki yol vardır.) Biri bu milletin hülâsa-i âmâl ve efkârına (göre) yürümek, diğeri bizim fikirlerimize göre yürümektir. Şahsî kanaata (göre) değil, milletin kanaatini ve efkâr ve hissiyatını yoklayarak yürümelidir.” (1)

*     *     *

Bu halkçı anlayışla Cumhuriyetin ilk çeyrek yüzyılındaki laiklik uygulaması döneminin tepeden inmeci aydın mutlaklığı arasında dağlar kadar fark vardır.(2)

*     *     *

Gazi Paşa yukarıdaki sözlerinden üç buçuk yıl sonra, aynı halkçı görüşü daha da açıklıkla savunmaktadır:

-“Memleketimizin baştanbaşa bir harabe oluşunun sebeb-i aslîsi” ve inhitatımızın (gerilememizin) ana sebebi” olarak şunları anlatır:

“İslam âlemi iki sınıf ayrı heyetlerden mürekkeptir…

Biri ekseriyeti teşkil eden avam (Halk), diğeri ekalliyeti teşkil eden münevverân (aydınlar).

Bozuk zihniyetli milletlerde ekseriyet-i azime başka hedefe, münevver denen sınıf başka zihniyete mâliktir.

Bu iki sınıf arasında zıddiyet-i tamme, muhalefet-i tamme vardır.

Münevverân kitle-i asliyeyi kendi hedefine sevk etmek ister; kitle-i halk ve avam ise bu sınıf-ı münevvere tâbi olmak istemez. O da başka bir istikamet tayinine çalışır.

Sınıf-ı münevver telkinle, irşadla kitle-i ekseriyeti kendi maksadına göre iknaa muvaffak olamayınca, başka vasıtalara tevessül eder.

Halka tahakküm ve tecebbüre (zorbalık) başlar; halkı istibdatta bulundurmağa kalkar. (…) Halkı ne birinci usul ile ne de tahakküm ve istibdat ile kendi hedefimize sürüklemeğe muvaffak olamadığımızı görüyoruz. (…)

Bunda muvaffak olmak için münevver sınıfla halkın zihniyet ve hedefi arasında tabiî bir intibak olmak lâzımdır.

Yani sınıfı münevverin halka telkin edeceği mefkureler, halkın ruh ve vicdanından alınmış olmalı.

Halbuki bizde böyle mi olmuştur?

O münevverlerin telkinleri milletimizin umku ruhundan (ruh derinliğinden) alınmış mefkureler midir? Şüphesiz hayır… “

Gazi Paşa’ya göre, aydınlar ülkelerini kendi ülkemize, tarihimize, geleneklerimize, Özelliklerimize ve gereksinimlerimize bakarak saptamalıdırlar. Sonra, sözlerine şöyle devam eder:

-“İtiraf edelim ki, hâlâ ve hâlâ münevverânımızın gençleri arasında halk ve avama tetabuk (uyma) muhakkak değildir.

Memleketi kurtarmak için bu iki zihniyet arasındaki ayrılığı durdurmak, yürümeğe başlamadan evvel bu iki zihniyet arasındaki tetabuku tevlid etmek lâzımdır.

Bunun için de biraz avam kitlesinin yürümesini tacil etmesi (hızlandırması), biraz da münevverânın çok hızlı git(me)mesi lâzımdır.

Lâkin halka yaklaşmak ve halkla kaynaşmak daha çok ve daha ziyade münevverlere teveccüh eden bir vazifedir.” (3)

Şimdi düşünelim: Kemalizm, laiklik konusunda, kurucusunun burada genel olarak istediği gibi mi davranmıştır, yoksa tahakküm, tecebbür (zorbalaşma) ve istibdada mı düşmüştür? Ve cevabı, 1930 yılının ortalarında, yine genel olarak, Atatürk’ün kendi ağzından verelim:

-“Bugünkü manzara aşağı yukarı bir d i c t a t u r e manzarasıdır (…) (ve) Ben öldükten sonra arkamda kalacak müessese, bir istibdat müessesesidir.” (4)

*    *    *

Bu açıklamalar ve anlatılanların, uygulamalar arasında yaman bir çelişki bulunmamakta mıdır?

-“Bir taraftan ‘Halkçılık’ iddia ediyorlar, diğer taraftan halkı, gittiği yolu takdirden âciz, şaşkın bir kuru kalabalıktan ibaret sayıyorlar. (5)

*    *    *

“…Ancak, unutmayalım ki. Kurtuluş Savaşı sırasında Mustafa Kemal Paşa’nın kazandığı başarıda halkçı tutumunun payı büyük olmuştur.” (6)

(1-2) TÜRKİYE Cumhuriyeti’nde TEK-PARTİ YÖNETİMİ’NİN KURULMASI, 1923-1931, s. 218 ve 219,

(3) Konya Türk Ocağı konuşması: Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, cilt II, (Ankara, 1959), 2. Bas., s. 140-41. (İlginçtir ki, İtalyan devlet adamı Kont Carlo Sfarzo, Polonyalı Pilsudski, Çinli Yuan Şi-kai ve Sun Yat-sen gibi çağdaş diktatörler arasında (ama onlardan farklı olarak gerçekçi”) saydığı Atatürk’ün temel yanlışını, kendinden önceki aydın despotlarından daha hızlı ilerlemek istemiş olmasında görmektedir. Makers of Modern Europe (London, Motthevvs-Morrot, 1930).

(4) Derleyen Cemal Kutay, ‘Serbest Fırka Olayı’, Fethi Okyar’ın Kendi Elyazısı ile Hatıraları. Tercüman, 5 Aralık 1978 [gazetede bu sözlerin eski harfli yazmadan alınmış klişesi de var].

(5) Sadık Albayrak, Şeriatten Lâikliğe (İstanbul, Sebil Yay., 1977), s. 256.

(6) TÜRKİYE Cumhuriyeti’nde TEK-PARTİ YÖNETİMİ’NİN KURULMASI, 1923-1931, Prof. Dr. METE TUNÇAY, Tarih VAKFI YURT YAYINLARI

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*