Askeri Darbeler tarihini her şeyi ile öğrenmeye hazır mısınız? (son)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

“Değirmen iki taştan, muhabbet iki baştan”. Aldatmak-Aldatılmak da öyledir. İki kişi ister.

Dün ve bugün yapılan darbeler, iktidarı ve imkânlarını paylaşmak içindir. Darbeler, din veya laiklikle sadece halkın desteği sağlanmak için irtibatlandırılır.  İşte askerin siyasete bulaşmasının tüm hikâyesi.

Anlatılanlar özetle;

-1453 Yılında İstanbul’un fethi ile İmparatorluk koltuğuna oturan Fatih Sultan Mehmed, O güne kadar padişah, asker ve bürokrasi arasında paylaşılan iktidarı artık paylaşmak istemez ve uzun yıllar Osmanlıların en büyük yardımcısı olan çandaroğullarından, Vezirazam Çandarlı Halil Paşa’yı (iddiaya göre) bir bahane ile idam ettirir.

-1600’lü yıllara gelindiğinde,  imparatorluk eski gücünü korusada zaafları ortaya çıkmaya başlamıştır. Bunu gören Sultan II. Osman (Genç Osman) 1618 yılında imparatorlukta bir yenileme hareketi başlatır. Ancak çıkarlarının bozulması nedeniyle yeniliğe direnen yeniçeriler ile imparatorluk memurlarının atama yetkileri elinden alınan ulema ile karşı karşıya gelir. Bunların sonucunda yeniçeriler tarafından boğularak katledilir. Bu dönemden sonra yeniçeri ağaları ve bürokrasi iktidarın başortağı olacaktır.

-1900’lü yıllara gelindiğinde iktidar sadece  (İttihatçılar) asker ve bürokrasi arasında paylaşılmaktadır. İktidar oyununda artık padişah belirleyici değil bir semboldür.

Askerin siyasete bulaşması

Günümüze kadar anlayışını ve iktidarını sürdürmüş olan ittihatçılık; kâh ( İngilizlerin siyaseten-Musevilerce para ile) dışarıdan desteklenerek, kâh (Amerika gibi kurgulanan oyunlarla uzaktan seyredilerek!) Günümüze kadar gelecek, getirilecektir

İttihatçılık nedir?

“Bu ülkeyi ancak biz kurtarabiliriz, koruyabiliriz ve yönetebiliriz. Bizim dışımızdamızda hiç kimse bunu beceremez. Bize karşı çıkan herkes vatan hainidir.”Düşüncesidir.

Ve Cuntacılık,

Askeri cuntalar nasıl oluşmaktadır? “ne olacak bu memleketin hali endişesiyle değil de, “ne olacak bizim halimiz” endişesidir. Cuntacılık, bir iktidar meselesidir. Bu iktidar meselesinde ilk yapilan şey de orduda iktidarı ele geçirmektir. Siyasi iktidarı elde etmenin anahtarı, önce orduda iktidarı elde tutmaktır.  (Bu nedenle her darbe sonunda orduda subay kıyımı yapılır)

“Darbeciler, darbeyi önce ordunun içinde mi yapıyorlar?

Evet. Bu da şu demektir. “Ordu siyasetin içinde olduğu sürece, Ordu, orduya karşı olacak” demektir. Aynen 31 Mart olayında olduğu gibi. O da ordu içi bir iktidar mücadelesiydi ve ordu orduya karşıydı. Aslında biz yakın tarihimizi bu geregi dikkate alarak okumalıyız.

Bizde ordu ideolojik bir meşrutiyet kazanmak için kendini topluma homojen bir yapı olarak sunuyor ama durum böyle değil. Bizde ordu hep paramparça!

“…Eger bir cuntaya intisap ederseniz ve o cunta kazanırsa, siz de rütbe alıyorsunuz, sistem böyle işliyor.”

“İrtica” Söyleminin darbelerle ilgisi

“Bu ülkede irtica korkusu özellikle 31 Mart ve Kubilay olaylarına dayanır. 31 Mart olayı, irticacıların ayaklanmasi ve bu ayaklanmayi ordunun bastırması olarak öğretilir. Ahmet Altan, İsyan Günlerinde Aşk romanında 31 Mart in ordu içi bir çatışma olduğunu anlatmış ve aydın kesimin hışmına uğramıştı. 31 Mart olayında gerçek nedir?

31 Mart olayı, bir ordu içi iktidar kavgasıdır. 1908’de ordunun ittihatçı kanadı iktidarı ele geçiriyor. Ordu içinde ittihatçı olmayan grup buna tepki gösteriyor. Bunun üzerine toplanan Hareket Ordusu gelip kendi ordusunu vurmak zorunda kalıyor.

Kısacası 31 Mart olayı, 1908’de iktidara gelen İttihatçı cuntaya karşı ordunun kendi içinden bir reaksiyondur.

Niye topluma bu gerçek anlatılmıyor da, hala yalan söyleniyor peki?

Çünkü 31 Mart’ın bir ordu içi kavga olarak tanımlanması herkesin tüylerini ürpertiyor. Düşünsenize… Kendisini ozgürlükçü ve meşrutiyetçi olarak tammlayan İttihatçılar, 31 Mart’ı “Şeriatçların’ kendilerine karşı bir hareketi olarak nitelemişler.

Eğer şimdi 31 Mart’ın, gerçekte “ordu içinde yaşanan bir iktidar çatışması” oldugu kabul edilirse, o zaman kıymetli ordumuzun bir kısmı da şeriatçı” hale gelmiş olur, ki bu durum, ideolojiye hiç de uygun değildir. Aslında 31 Mart yakın tarihimiz açısından çok önemlidir.

Bu tarihi çarpıtmanın dışında 31 Mart başka hangi açıdan önemlidir?

Birincisi bu ülkede, “mürteci” ve “irtica” laflarını siyasi anlamda kullanılması 31 Mart’la başladı. Daha önce böyle laflar hiç yoktu. İkincisi, ordu, siyasetle ilgilenmeye başladığından itibaren paramparça oldu.

Askerin siyasette en fazla ağırlığını hissettirdiği dönem hangisi?

İttihatçıların zamanında ordunun siyasi gücü çok yüksekti. Bunun dışında hiçbir siyasi güç yoktu. 1908’de iktidara gelen İttihatçılık, Jön Türk ideolojisine ancak 1912’ye kadar dayanabildi.1912’de Balkan Harbi’nden itibaren Ikinci Meşrutiyet’i bitirdi ve askeri diktatörlügü fiilen kurdu.

Osmanlı İmparatorluğu, Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar bir İttihatçı cuntanın ordu üzerindeki hâkimiyetine dayanarak kurduğu fiili bir askeri diktatorlük olarak yönetildi.

Milli Mücadele’yi yapacak olan İttihatçı grupta kimler vardı?

Bunlara, “Ittihatçiların yedek kadrosu” diyelim…

İttihatçıların A Grubu; Enver, Talat, Cemal paşalar yurtdışına çıkmışlardı. Onların İstanbul’da kalan Kara Kemal, Kara Vasıf gibi uzantıları, bunlardan aldıkları talimatla işgale karşı silahlı direnişi diizenleyeceklerdi. Bu ekip, Anadolu hareketinin gerçek liderleri olarak kendilerini gorüyorlardi ama… Milli Miicadele’yi Anadolu’da fiilen örgütleyecek olanlar Kazım Karabekir, Refet Bele, Rauf Orbay, Mustafa Kemal ve inönü gibi isimlerden oluşan İttihatçıların B takımıydı. Bunlar, A takımıyla göbek bağını kesmeye çalişıyordu.

Bizde ordu ne zaman siyasileşti sizce?

Bugünkü ordu-siyaset ilişkisi, Osmanlı modernleşmesiyle başladı. Yeniçeriler, merkezle bağlarını koparmışlardı. Ordunun merkeze bağımlılığı ve bağlılığı “modernleşme” sonucunda sağlandı. Böylece yeni, Batılı bir ordu kuruldu. Ve bu yeni ordu, merkezin ordusu oldu. Yani bu ordu sultana bağlı kaldı, siyasi iktidarın emrinde çalıştı, isyan etmedi, disiplinli bir ordu oldu.

Ordunun siyasi iktidara isyan etmemesi ne kadar sürdü?

Uzun sürmedi. çünkü Genç Osmanlılar, saltanata karşı parlamenter sistem kurmak için harekete geçtiklerinde önlerinde iki yol vardı. Ya iktidar değişikliği için Sultan Abdülaziz’i ikna edeceklerdi –ki bunu denediler ve başarılı olamadılar.

Padişahı, neye ikna edeceklerdi?

Parlamenter sistemin devletin lehine olacağı konusunda onu ikna edeceklerdi ama olmadı. Ya da halkı parlamenter sisteme ikna edeceklerdi. Halkla birlikte saraya yürüyüp padişahı devireceklerdi. Bu da pratik olarak mümkün değildi.

Niye mümkün değildi?

Sadece Osmanlı değil, bu coğrafyanın bütün toplumları böyledir. Bu coğrafyada siyasi iktidarlar, toplum ayaklandırılarak değil, silahlı gücün desteği alınarak saray içi darbelerle değiştiriliyor. Ziya Paşa ve arkadaşları da bu en pratik olan yola başvurdular. Asker-siyaset ilişkisinin macerası memlekette işte böyle başladı!

Tam olarak nasıl başladı?

Genç Osmanlı hareketi, kurulan yeni modern ordunun bir kısmını ikna edip, siyasi iktidarı, onun yardımıyla değiştirme yolunu seçti.

Ama dikkatinizi çekerim, burada ama silahlı gücü iktidara getirmek değildi. Amaç parlamenter sistemi kurmaktı.

Silahlı güçle birlikte darbe yapıp sonra onu siyasi iktidardan uzakta tutmak, siyasete karıştırmamak mümkün mü?

Siyasi iktidarı, silahlı güçle birlikte devirdiğiniz andan itibaren silahlı güç, siyasi iktidar oluyor tabii… Sultan Aziz işte bu yolla, işte böyle devrildi. Parlamenter sisteme değildi, anayasa yapıldı, parlamento toplandı. Ardından Sultan Abdülhamid geldi. O, parlamenter sistemi bir tarafa bıraktı, eski yönetime geri döndü. Ve bunun üzerine bu kez meşhur Jön Türkler piyasaya çıktı.

Jön Türkler sivil mi?

Tamamı sivil. Bunların bir kısmı memlekette kaldı, bir kısmı Avrupa’ya gitti. Orada muhalefet ettiler, gazeteler çıkardılar. Bu yayınları gizlice ülkeye sokup aydınları ve ahaliyi parlamentonun tekrar açılması için ikna etmeye çalıştılar, sürekli propaganda yaptılar.

Halkı etkileyebildiler mi?

Hayır. Rusların yaptığı gibi halkı ayaklandırıp, sokaklara dökmek ve bir vur-kaç yapmak Jön Türk politikasına uygun değildi. Çünkü onlar halkı biraz ayak takımı olarak görüyorlardı.  Halkı tehlikeli ve riskli buluyorlardı. Ama bu arada da fikirlerini uygulamak için iktidara gelmek istiyorlardı ama gelemiyorlardı. Zaten sonunda bir ikileme düştüler.

Bir grup, “madem gücümüz iktidarı devirmeye yetmiyor, İngilizlerden, Fransızlardan yârdım alalım” dedi. Yabancı devletlerle işbirliği yaparak siyasi iktidarı değiştirmek birçoğunun kanına dokundu. İkinci grubun ise aklına gene ordu geldi. İktidarı silahlı gücün yardımıyla devirme işi daha önce denenmişti ve başarılı da olmuştu.

Bu ülkede aydınların halktan korkusu hiç bitmedi.

JönTürkler halktan niye korkuyorlardı?

Çünkü siyasi iktidar değişikliğini demokrasi için değil, devleti kurtarmak için istiyorlar. Temsili sistemi, özgürlüğü, basın hürriyetini devletin kurtarılmasında yardımcı araçlar olarak gördükleri için tercih ediyorlar. Üstelik bu özgürlüklere karşı çıkanlar da onlar gibi eski paradigma (hakim, yaygın görüş) içinde duruyorlar. Onlar da devletin kurtarılmasi için bu degişikliklerin olmamasi gerektiğini soylüyorlar. Anlayacagımız, iki taraf da insanların ozgürlügünü, demokrasiyi degil, devletin kurtarılmasının yolunu arıyor.

Nitekim Jön Türk ideolojisi, geçen yüzyılın başında o güne dek pek düşünülmemiş, ilgilenilmemiş bir kesime yayılmaya başlıyor. Jön Türk ideolojisi, subaylar arasında, ordu içinde yayılmaya başlıyor.

Sonuç ne oluyor?

Ordu, birdenbire “kendine” geliyor. Bu ülkede askerin böylesine siyasileşmesine neden olan Jön Türklerdir. Sivil ve aydın kesimin yarattığı Jön Türk ideolojisiyle ordu ideolojisi üst üste gelince, birleşince, şöyle bir şey oluyor. Subaylar jön Türk ideolijisini benimser benimsemez, sivil aydınların rolü marjinalleşiyor.

Devleti kurtarmanın ve yönetmenin esas sahibi, önderi, oncüsü ve gövdesi karargâhlar oluyor. Askerler, devleti, iilkeyi, milleti kurtarabilecek tek gücün kendileri olduğunu, sivillerin bu işi yapamayacağını söylüyorlar. Zaten bugünkü anlamıyla İttihatçılık da budur!

Diğer ülkelerde ordu nasıl disiplin altında tutulabildi?

Orduların siyasetin dışına çıkarılmaları gerekiyor. Bunun da dünyada iki yolu var. Birinci yol şu. Orduyu büyük bir skandalla tecrit ediyorlar. Ordu öyle bir yenilgi yaşıyor ki, artık bir daha çıkıp söz söyleyecek hali kalmıyor. Japon, Alman, İtalyan ordular ikinci Dünya Savaşı’yla bunu yaşadı.

Bu ülkeler ordu sorununu böyle hallettiler. Bu ordular, yaşadıkları büyük yenilgi sonucunda toplum içine çıkamaz hale geldikleri için siyasete eskisi gibi devam edemediler. Orduyu siyasetin dışında tutmanın ikinci yolu ise, Latin Amerika ülkelerinde yaşandı.

Ordu iktidarda o kadar uzun kaldı ki, bu halkta büyük bir birikim yarattı. İnsanlar yaşanan bütün olumsuzlukları orduya fatura ettiler ve bir daha ordu istemiyoruz’ dediler. Türkiye’de ise hiçbir zaman orduya fatura çıkmıyor.

Türkiye’de niye fatura hep siyasilere çıkıyor?

Çünkü ordu yönetime geldiği her dönemde kısa kalıp gidiyor. Arka planda kalarak devleti yönetiyor ve fatura her defasında siyasetçiye çıkıyor. Ama şimdi Türkiye’de ilk kez askerin arkadan suflörlük ederek yönetemediği bir ekip var iktidarda.

Mekanizma eskisi gibi çalışmıyor. Ordu siyasete eskisi kadar hakim değil, Siyasette güçlü olamıyor. Tam tersine itilip kakıldığını hissediyor ve bundan dolayı çok rahatsız.

Bu durumda sizce ordu ne yapacak?

Ordunun darbe yapmaktan başka bir çaresi yok. (çünkü ordu darbe yapmadığı sürece bu ülkede iktidarını eskisi gibi sürdüremeyecek. Eğer dünyada ve Türkiye’de bugünkü genel toplu durum alabora olmazsa, bizde de ordu diğer ülkelerde olduğu gibi mecburen siyasetin dışına kayacak. Bugün yaşanan kavga bu!

Bir grup, “Böyle giderse bizi siyasetin dışına atarlar. Atılmak istemiyorsak darbe yapalım” diyorlar.

Bu öngörü doğru ama… Ordunun siyasetteki gücünü devam ettirmesinin, darbeden başka yolu yok. Ordu ancak o zaman siyasetten tamamen çıkmayabilir ama… Dünyadaki ve Türkiye’deki toplu durum böyle giderse ordunun siyasetteki gücü önünde sonunda çok azalacak. Siyasette sözü geçmez olacak. (çünkü ordunun bugüne kadar siyasette sözünün geçmesinin bir nedeni vardı.

O neden nedir?

Çünkü herkes ordudan ürküyordu. (çünkü ordu her an iktidara gelebilirdi. Dolayısıyla insanlar, ordunun her an iktidara gelme ihtimalini dikkate alıp ordudan çekiniyorlardı. Şimdi önemli birde değişim oldu. Ordu artık iktidara gelmiyor. İnsanlarda, “ordu artık bir daha eskisi gibi bu ülkeyi yönetemeyecek” kanaati oldukça ve bu kanaat yayıldıkça.

Bu nasıl bir sonuç verecek?

Bu kanaat oldukça, ordunun siyaseti arkadan yönlendirme. Yönetme mekanizması çok zayıflayacak. “Genelkurmay bu konuda bir şey dese ne olur, demese ne olur? Muhtıra verse ne olur, vermese ne olur” noktasına gelinecek.

Ordunun bugün asıl çekindiği nokta işte bul Ortaya çıkan son belgede, “askerle çalışacak adam bulamıyoruz” diye şikâyet ediyorlar. Bulamıyorlar çünkü orduya yatırım yapmanın çok anlamı kalmadı artık bu ülkede.

Çünkü siyasette, iktidara gelme ihtimali ve imkânı olana yatırım yapar ki? Onun için ordu bugün çok sıkıntıda… Çok sıkıntıda…

Neden başka ülkelerin ordularında görülmeyen bir disiplinsizlik bizim orduda yerleşik bir hale geldi?

Karşılaştırmalı tarih araştırması pek yapılmadığı için biz zannediyoruz ki, bizim başımıza gelenler sanki bu dünyada sadece bizim başımıza geliyor. Başkaları cennette yaşıyor. Öyle değil. İtalya’da ordunun gladiodaki marifetlerini öğreneli çok olmadı. Kennedy suikastında Amerikan ordusunun aldığı rolü tanrı bilir.

Ama bizde cuntalar, darbe girişimleri, planları, provokasyonları hala devam ediyor. Bizim orduya Benzeyen başka bir ordu var mı tarihte?

Muhtemelen 1967 yılında Yunanlı subaylara sorsaydınız, onlar da size aynı şeyi söyleyeceklerdi. “işte politikacıları görüyorsunuz. Memleketi getirdikleri hali görüyorsunuz. Bizden başka bu işi yapabilecek yok, ülkeyi yönetebilecek yok” diyorlardı. Çünkü Cuntaların esas ideolojisi bunun üzerine kuruluyor.

Biz tarihimizle ilgili çok yalan söylüyor muyuz? Tarihimizle ilgili fazlasıyla palavra sıkıyoruz. Söylediğimiz en temel yalanlar, palavralar hangileri?

Mesela Atatürk’ün ordunun politikadan ayrılması gerektiği yönündeki söylemi. Atatürk’ün hiç böyle bir fikri yok. Atatürk, ”ordu siyasetten çıksın” diye bir laf hiç etmedi. Aksine eğer ordu Atatürk’ün yolunda gidecekse, politikadan ayrılmaması gerekir. Çünkü Atatürk de öyle düşünüyordu. Orduyu siyasetin dışına çıkarmak isteyenler, bu görüşlerini Atatürk’le meşrulaştırmasınlar.

Neden tarih konusunda biz bu kadar çok yalan söylüyoruz? Tarihçiler gerçekleri bilmiyor mu?

Üç türlü tarihçi var.

-Birincisi, mesleğinde kısa bir sürede yükselebilmenin yolunun egemen ideolojik paradigma üzerinden yazıp, çizmek olduğunu keşfediyor. Genellikle insanlar böyle yapıyorlar…

-İkinci grup, gerçeği biliyor ama kamuoyu önünde bunu asla afişe etmiyor. İdeolojik paradigmanın dışına çıkmanın getireceği sakıncayı biliyor. Başkası gerçeği söylediğinde bıyık altından gülüyor. Özel sohbetlerde ise çok ileride şeyler söylüyor.

-Üçüncüler ise en küçük tarihçi grup. Bunlar hem yazıyor hem de söylüyor. Ama onların söylediklerini kaç kişi okuyor ve dinliyor? (1)

**

Konu ile ilgili Medyadan seçilenler ilginç başlıklar;

Erbakan, ‘bizi medya ve holdingler yıktı’ dedi’

*

MGK Genel Sekreteri Org. Tuncer Kılınç; ”Erbakan, ülkesinin çıkarını önde tutan millici bir liderdi. Askerler olarak biz, onu doğru anlayamadık.” Dedi.

.

Gazeteci Cengiz Çandar, “28 Şubat İsrail destekli bir darbedir. ABD tarafından da desteklenmiştir.” Dedi.

*

Gazeteci Aslı Aydıntaşbaş;  23 Nisan tarihli Milliyet’te, “ABD’lilerin “28 Şubat’ı biz pişirmedik; ama Erbakan’ın gitmesine de üzülmedik. Sadece süreci seyrettik.” Dedi.

*

İtalya’nın (eski) AB Politikaları Bakanı Bayan Bonino; “Avrupa’nın kendi ülkelerindeki diktatörlerle uzun zamandır süren ve feda etmek istemediği ilişkilerinden bıkan Arap halkları bir model ya da en azından bir örnek olarak Türkiye’ye döndüler. “ dedi.

.

Org.Çevik Bir ; Middle East Quarterly’in 2002 Güz sayısında İsrailli siyaset bilimci Martin Sherman ile birlikte yazdığı makalede “Türkiye’de ordu laik Kemalist Cumhuriyet’in mirasını korumakla yükümlüdür. Ülkenin yüzünü İslam’a dönmesini, İsrail-Türk askerî ilişkilerinin tehlikeye atılmasını izlemeyeceğiz.” Dedi.

*

Eski Bakan Vehbi Dinçerler ; ‘Derin Devlet’ ile Özal’ın kavgası, Savunma Sanayii Müsteşarlığı kurulması ve silah alımlarına müdahalesinden sonra başladı.” Dedi.

*

Gazeteci Nazlı Ilıcak ; “13 ilde sıkıyönetim yürürlüğe girdi. Huzura susamış milletimiz yürekten sesleniyor: Merhaba Asker”. (17 Aralık 1978, Tercüman) Dedi.

.

Bülent Orakoğlu, (Eski Emniyet İstihbarat Daire Başkan Vekili) “Bu soruşturma, 28 Şubat sürecinde kimler rol aldıysa onları ortaya çıkarması açısından da önemli. O süreçte, askerler kadar aktif rol oynayan siviller vardı. Soruşturmanın siyasiler, sermaye grupları, STK’lar, medya mensuplarına kadar genişleyeceğini düşünüyorum.” Dedi.

*

Eski Deniz Kuv. Komutanı, Oramiral Özden Örnek; (Açıklanan notlarında);

-“Bu Donanma çok kirlendi…

-10 bin dolar karşılığı birliğe uğramadan askerlik…

-Subaylar ve müteahhitler Moldavya’da seks partisinde…

-Bu insanlar o kadar fazla ileri gitmişler ki paraları sayesinde her şeyi yapabileceklerini zannediyorlar. Hep askere yanaşıyorlar ve bizleri başkalarına karşı bir aracı ve silah olarak kullanıyorlar. Bunu gören asker de pek yok. İstedikleri hep asker darbe yapsın ve onlar da bu darbe vesilesi ile paylarını alsınlar..”Dedi.

*

Emniyet İstihbarat’a sızdırdığı gerekçesiyle yargılanan “Köstebek Davası”nın ünlü ismi Onbaşı Sarmusak’ 15 yıl sonra konuştu;

-“Aczmendilerin çoğu askerdi…

-Paşalar borsadan çıktı…

-Beni Demirel ihbar etti,” Dedi.
*

Gazeteci Nilgün Cerrahoğlu; “Çevik Bir, 28 Şubat’ta beni “Milliyet”ten attırmak istemişti…” dedi.

Bitirirken…

Kimse size karşı değildir. Herkes kendi tarafındadır.

Resim;kedi.gen.tr’dan alıntıdır.

Kaynakça;

(1) Korkusuz Tarih, Gazeteci Neşe Tüzel. (Yazarın kaynağı; Prof. Dr. Cemil Koçak)

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*