Askeri Darbeler tarihi; Emma Bonino, “Türkiye’ye ihanet ettik!” (4)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Emma Bonino, “Türkiye’ye ihanet ettik!” Can ve Huy meselesi!

Tarihimizde, 1453, 1622 ve 1908’de üç önemli kırılma noktası vardır. İlk ikisi iktidar oyunudur. Ancak, üçüncüsü bunlardan farklıdır. İktidar oyunu yerini artık hammadde ve petrol savaşlarına, dış destekli darbelere bırakmıştır. Darbeler artık bir iktidar değil, paylaşım aracıdır.

İktidar oyununa verilen ilk kurban, aralarında yabancıların da bulunduğu bir grup hoca tarafından çok iyi yetiştirilen II. Osman’dır. Arapça, Farsça, Rumca, Latince ve İtalyanca öğrenen genç hükümdar öğrendikleri ile gücünü koruyan ama zaafları su yüzüne çıkmaya başlayan Osmanlı devletinde büyük bir restorasyonu (yenileme) gerçekleştirebileceğini düşünür, ancak tecrübesizliği nedeniyle başarılı olamaz.

Genç hükümdarın yapacağı yenilikler arasında Haremin dağıtılması ve  hükümdarların nikâhla evlenmeleri de vardır. Başkent, İstanbul’un kozmopolit yapısından uzak Anadolu’ya taşınmalı, Yeniçeri ocağı dağıtılmalı; Anadolu askerlerinden oluşacak yeni bir ordu kurulmalı, göz alıcı kıyafetler terk edilerek sade elbiseler giyilmelidir.

Bu düşünceleri yönünde ilk adımı kendisi atar ve Şeyhülislam Esad Efendi’nin kızıyla evlenerek keten elbiseler giymeye başlar.

Sırada devlet erkânı içindeki üst düzey yetkililerin, müderris ve kadıların atama yetkisini Şeyhülislamdan almak vardır.  Ayrıca saray, harem ve ilmiye teşkilatları yeniden kurulacak, yeni kanunlar çıkarılacaktır.

Bu çalışmalar devam ederken Sultan Genç Osman, 1621 yılının Nisan ayında Lehistan Seferine çıkar ancak başarılı olunmaz. Araştırmasına göre başarısızlığının sebebi olarak askerin gayretsizliğidir. Şimdi askeri alanda bazı yenilikler yapma fikri daha da önem kazanmıştır. Yeniliğe Kapıkulu Ocaklarından başlanır.

Bu arada yaptırdığı bir sayımda, asker sayısının maaş defterindeki kişi sayısından az olduğu anlaşılır ve fazladan verilen para kesilir. Ancak hükümdar kesilen para nedeniyle, paraları önceden ceplerine atan zabitlerin düşmanlığını kazanmıştır.

Tarih, 338 yıl sonra benzer gerekçelerle bir kez daha tekerrür edecektir.

-Genç Osman 1622 yılında, ülema ve askeri karşısına almış olmanın bedelini Yeniçeriler tarafından boğularak;

-Adnan Menderes 1960 yılında ve  aynı gerekçelerle askerler tarafından Yassıada da asılarak ödeyecektir.

***

Şimdi bir başka zamanda yolculuğa daha çıkıyor ve 1453’lü yıllara gidiyoruz…

“Fatih Sultan Mehmet dönemine kadar devletin siyasal örgütlenmesinde iktidar gücü,  padişah, asker ve bürokrasi arasında paylaşılmaktadır.”

Ancak Fatih’in İstanbul’u fethetmesi ile birlikte bu anlayış değişecektir.

“2. Mehmet’in, İstanbul’un fethiyle sağladığı otorite sayesinde Osmanlı hanedanıyla Çandaroğulları arasındaki ahidleşmeyi bozup tüm iktidar gücünü kendisinde topladığını biliyoruz.

Keza, imparatorluk sürecini başlatan Fatih’in, ortak tanımayan ve tasavvur düzeyinde bile seçenek bırakmayan bir saltanat anlayışını hâkim kılmak için şehzadelerin katlini kanun haline getirdiğini de…

Sonrasında yani Fatih’in ardından yeniden eski düzene dönülse de,

“Tek farkla; (önceden Osmanlılarla iktidarı paylaşan) Çandaroğulları’na mensup vezirin yerini içinde her zaman Yeniçeri Ağası’nın da bulunduğu bir grup aldı. “

Bu süreçten sonra ‘Saray partisi‘yle bazen ittifak yapan bazen mücadele eden bu güçler koalisyonuna kâh sadrazam, şeyhülislam, valide sultan kâh diğerler ‘devletlü’ler girip çıktılar…“(1)

Osmanlının görünmeyen ortağı Çandaroğulları kimdir?

“Çandarlılar (Çandarlı ailesi), yetiştirdikleri dört büyük sadrazam ile Osmanlı Devleti’nin Kuruluş Döneminde gerek askeri ve gerek idari ve siyasi alanda teşkilatlandırılmasında birinci derecede rol oynayarak büyük emekleri geçmiş, İstanbul’un fethi öncesindeki yaklaşık yüz yılın isimleriyle birlikte anılmasına yol açmış bir ailedir…

Bu aileden ilk tanınan şahsiyet, ilmiye sınıfından yetişmiş olan kadılığı ve kazaskerliği zamanında Çandarlı Kara Halil Efendi, vezirliği döneminde de Çandarlı Kara Halil Hayrettin Paşa ismiyle anılan devlet adamıdır…

I. Murad’ın (1362)’de padişah olması üzerine Kara Halil Efendi, Osmanlılarda ilk defa oluşturulan kazaskerlik makamına getirilmiş ve bu ilmiye mesleği en yüksek kadılık sayılmıştır. Çandarlı Kara Halil Hayrettin Paşa’nın tavsiyesiyle savaşta esir düşen genç Hristiyanların Türk köylüsünün yanına verilmek suretiyle İslam terbiyesi üzere yetiştirilip, Türkçeyi de öğrendikten sonra acemi ocağına verilmesi ve oradan da yeniçeri olmaları usulü kabul edilmiş ve bu suretle ilk düzenli Osmanlı yaya ocağı kurularak bu ocağa Yeniçeri Ocağı denilmiştir.

“Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’un fethinden hemen sonra Bizans’tan (muhasaranın kaldırılması karşılığı)  rüşvet aldığı söylentileri üzerine Çandarlı Halil Paşa’yı İstanbul veya Edirne’de idam ettirmiştir…

Sadrazam Çandarlı Halil Paşa, Osmanlı’dan bu yana bakıldığında Türk tarihinde Menderes’ten evvel asılan ilk başbakandır. (2)

Başka bir anlatıya göre bu olay nasıl olmuştur?

“İstanbul muhasarası esnasında Macarların muhasaranın kaldırılması hususunda tehdidi vukua geldi; papanın otuz donanma göndermekte olduğu haber alınmıştı; işte bu sırada son bir gayretle İstanbul alındı; Fatih Sultan Mehmed bu zafer şenlikleri esnasında kendisini iki defa –dış tehditler nedeniyle- saltanattan indirmiş olan Halil Paşa’yı Bizans’tan rüşvet aldı propagandasıyla İstanbul veya Edirne’de idam ettirerek intikam aldı ve kaydadeğer malvarlığına elkoydu (1453) ”

Bu konuda tarihçilerin ortak bir mutabakatı olmasa da ağırlıklı görüş; Çandarlı Halil Paşa’nın idamının arkasında, aile olarak uzun bir süredir devlette güç ve karar-servet sahibi oldukları,  Sultan (Fatih) Mehmet’in iki kez tahtan alınmasında etkisi olmasının da gölgesi ile Osmanlı’nın saltanatı paylaşmamak adına idam edildiğidir.

Özetle;

-1453’deki iktidar oyununda Osmanlı, bürokrasiyi çizgi dışına çıkarmış,

-1622’deki iktidar oyununda bu kez asker ve ulema, Osmanlı’yı kendileri ile eşdeğerde bir çizgiye getirmiştir.

***

Ve….

İtalyan Senato Başkanvekili Emma Bonino, “Türkiye’ye ihanet ettik!”

Bayan Bonino, “AB – Türkiye ilişkilerinde yaşanan tıkanma kaderin sonucu değil. Avrupa olarak iç gündeme bağlı kısa vadeli vizyon ve yanlış hesaplar sonucunda Türkiye’ye karşı yükümlülüklerimize ihanet ettik” dedi..

Bayan Bonino, ‘dost acı söyler’ diyerek Türkiye’ye de mesajlar gönderdi.

“Türkiye konusunda trajik bir hata yaptık. Avrupa olarak iç gündeme bağlı kısa vadeli vizyon ve yanlış hesaplar sonucunda Türkiye’ye karşı yükümlülüklerimize ihanet ettik.

Müzakereler çıkmaza girince de elbette Türkiye oturup beklemek yerine kendi bölgesinde özerk bir takım dış politika arayışlarına girdi.

Arap Baharı patladığında Avrupa ne hazırdı ne de bu konuda heyecanlandı. Hatta Avrupa’nın egemen güçleri buna olabildiğince direnmeye çalıştı. Mesela bizim Dışişleri Bakanı Frattini son dakikaya kadar Kaddafi’yi savundu.

Ama sonra da bir anda bugün Mali’de olumsuz sonuçlarını yaşadığımız Libya’ya yönelik askeri operasyonun taraftarı oluverdi. Bütün bunlar olurken Türkiye, Avrupa’dan farklı bir çizgi izliyordu. Komşularla sıfır sorun politikası Avrupa’da bir tedirginliğe neden olmuştu bile.

Avrupa’nın kendi ülkelerindeki diktatörlerle uzun zamandır süren ve feda etmek istemediği ilişkilerinden bıkan Arap halkları bir model ya da en azından bir örnek olarak Türkiye’ye döndüler.

El Cezire gibi kanallar sayesinde şu soru akıllarına düştü; Türkiye de Müslüman ama nasıl oluyor da liderlerini sandıkta seçiyorlar? Sorgulamaya başladılar.

Düşünsenize 11 Eylül’den sonra Osama Bin Ladin posterlerinin taşındığı Arap sokaklarında on yıl sonra Erdoğan posterleri taşınmaya başladı…

Avrupalı liderler müzakereleri engellemeye devam ettikçe Türkiye içinde demokrasinin gelişmesine köstek oluyorlar.Tango yapmak için iki kişi gerekir. Ama ne yazık ki biz Türkiye ile tangoya başladıktan kısa süre sonra bazı Avrupalı liderler rock’n roll yapmaya karar verdi. Rock’n roll tek başına yapılır.

Oysa biz tango için yola çıkmıştık. Avrupa tarafı dansın türünü değiştirmeye çalışıyor…

Türk siyasetçi kendine güveni abartmasın…

Bir ülkede demokrasiyi güçlendirecek olan güçlü bir muhalefettir. Ancak bu sayede kontrol ve denge mekanizmaları işler….”(3)

Deneyimli siyasetçinin konuşmasının satır aralarında;

-“Arap Baharı patladığında Avrupa ne hazırdı ne de bu konuda heyecanlandı.” Arap Baharı‘nın ABD’nin işi olduğu anlaşılmaktadır.

-“Türkiye’nin Komşularla sıfır sorun politikası” Avrupa’da -nedense!- bir tedirginliğe neden olmuş!

-“Avrupa’nın diktatörlerle uzun zamandır süren ve feda etmek istemediği ilişkilerinden bıkan Arap halkları…”

Bu ifadeden de anlayacağımız,  bizdeki diktatörlerin de –örtülü olarak- Avrupa-ABD’nin işi olduğu itiraf edilmektedir.

-“Bir ülkede demokrasiyi güçlendirecek olan güçlü bir muhalefettir. Ancak bu sayede kontrol ve denge mekanizmaları işler…”

Bu ifadeden de anlaşılması gereken, bir ülkede muhalefet yoksa ortada bir darbe-diktatörlük vardır.

Biliniz bakalım bu darbeler bizde hangi dönemlere karşılık gelmektedir?

Devam edecek…

-1908 ve sonrasındaki darbelerde artık saltanat paylaşılmayacak, iç dinamiklerin yanında artık dış dinamikler de Osmanlının sonunu getirilmesi için devreye girecektir…

-1908 darbesinin Selanik Musevileri ve İngilizlerle olan ilgisi…

(1) Avni Özgürel, Radikal, 23 Aralık 2002

(2) Aksiyon dergisi, 2 Aralık 2000

(3) Cansu ÇAMLIBEL, Hürriyet, 23 Nisan 2012

 

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*