Askeri Darbeler tarihi: Bir darbe, darbecisine ve destekleyicilerine kaç milyar dolar kazandırır? (3)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Darbe gerçeğine, 1622 ve 1940’lı yıllardan verilen örneklerden sonra bir örnekte, 1980’li yıllardan veriyoruz. Bir ülke muz misali nasıl soyulur, bir cuntacı generalin serveti milyar dolarlarla ölçülür mü?

Aşağıda konu ile ilgili bir ibret vesikası sunulmaktadır.

Adana milletvekili Cüneyt Canver ve 24 arkadaşı; Hava Kuvvetleri eski komutanı emekli orgeneral Tahsin Şahinkaya’nın, Hava Kuvvetleri Komutanlığı sırasında kendisine ve ailesine menfaat sağladığı yolundaki iddiaları araştırmak amacıyla Anayasanın 98 inci İçtüzüğün 102 ve 103 üncü maddeleri uyarınca bir meclis araştırması açılmasına ilişkin önerge verilir. (*)

Ancak araştırma komisyonu kurulması Anavatan Partisi (ANAP) milletvekillerinin oylarıyla reddedilir.

Turgut Özal Anavatan Partisinin (20 Mayıs1983-9 Kasım1989) yılları arasında genel başkanıdır.

Tahsin Şahinkaya kimdir?

Türk Silahlı Kuvvetlerinde, 1965-1969 yılları arasında Tuğgeneral, 1969-1973 yılları arasında Tümgeneral, 1973-1977 yılları arasında Korgeneral, 1977-1983 yılları arasında Orgeneral rütbesiyle hizmet gördü.

12 Eylül 1980’de içinde bulunduğu cuntanın gerçekleştirdiği darbeden sonra, aynı zamanda Milli Güvenlik Konseyi Üyeliği görevini de yürüttü. 6 Aralık 1983 tarihinde kendi isteği ile emekli oldu.

Tahsin Şahinkaya Time dergisi tarafından dünyanın en zengin 50 generalinden biri (1) olarak gösterilmiştir.

Mal varlığının 20 milyar dolar civarında olduğu ve bu mal varlığını 1980 sonrası F-16 uçaklarının alımında oluşturduğu iddia edilmiştir. (2)

Ancak Şahinkaya hakkındaki bu iddiaları kesin bir şekilde reddetmiştir. (3)

1986 yılında Lockheed Martin firması da uçak alımları için Türkiye’nin de aralarında bulunduğu bazı ülkelerde rüşvet verildiğini kabul etmiş ancak kimlere ve ne kadar verildiğini açıklamamıştı. (4)

Tahsin Şahinkaya (**)

Tahsin Şahinkaya 12 Eylül darbesi yapılırken özel bir misyona sahipti. Darbeden 48 saat önce Washington’a gidip ABD Genel Kurmay Bakan Rodgers ve diğer “bazı yetkililer” ile görüşme yapıp dönmüştü.

Bir başka deyişle Şahinkaya Kenan Evren cuntasının yapmak üzere bulunduğu askeri darbenin harekât plan ile çeşitli ayrıntılar ve darbeden sonra izlenecek yol hakkında bilgi vermiş ve Pentagon ile ABD’nin bu konudaki son direktiflerini almış kişiydi. Uluslararası casusluk diliyle veya askeri terminoloji ile Şahinkaya cunta ile ABD arasında ‘Liaison man” veya “liaison officer” (irtibat adam) olarak görev yapmıştı. Daha sonra da diğer cuntacı silah arkadaşlarıyla birlikte kendisi, MGK diye isimlendirilen cunta konseyinde üç yıl süreyle çalıştı. Bu konsey şimdi de Cumhurbaşkanlığı Konseyi adı altında sivil elbiseler içinde ve yeni üst komutanlarla işbirliği halinde işlevini sürdürüyor.

 

Şahinkaya’nın durdurulamayan askeri ve ticari yükselişi

Tahsin Şahinkaya’nın Türkiye iş çevreleri ile olan doğrudan ilişkileri kendisinin Bandırma’da Hava Taktik Üs Komutanı olarak Tümgeneral rütbesiyle görev yaptığı yıllara dayanıyor (1968-72) ve Şahinkaya yöredeki bazı sanayici işverenlerle kurduğu yakın ilişkiyi iş ilişkisine dönüştürüyor,

Şahinkaya’nın iş alemine girişi Çanakkale Seramik Genel Yönetim Kurulu Başkanı (İstanbul Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı) İbrahim Bodur ile BAGFAŞ’ın kurucusu Recep Gencer ile başlıyor. Kamuoyunda özellikle Kalebodur seramikleri ile tanınan Çanakkale Seramik ile BAGFAŞ sıkı ortaklık içinde olan, birbirlerine ait hisse senetlerine sahip bulunan iki firmadır, BAGFAŞ Bandırma Erdek yolu üzerinde, fosfattan suni gübre üreten fabrikanın sahibidir.

BAGFAŞ’ın patronu Recep Gencer. İŞKUR adıyla yeni bir şirket kurar. Kükürtü işleyip sülfürik asit imal edecek olan bu fabrikanın BAGFAŞ tesislerinin karşısındaki inşaatının harfiyat ve tesviye işlerini Şahinkaya kendi emri altındaki askeri birliğin erlerine yaptırır.

Yasalar gereği askere alınmış olan erleri bir işveren emrinde angarya çalıştıran Tümgeneral Şahinkaya’nın bu hizmet karşılığında adı geçen işadamından kaç para rüşvet aldığını bilmiyoruz, ama emekliliği sözkonusu olunca asıl rüşveti istediğini biliyoruz.

Gerçekten de, Şahinkaya İbrahim Bodur ile Recep Gencer’e “o yıl emekli olmasının ihtimal dahilinde bulunduğunu” söylemiş ve “istikbalinin teminat altına alınması” için işadamlarından “yardım” rica etmiştir. Hava tümgeneralinin bu ricası, adı geçen işverenler tarafından kabul edilmiş ve generalin eşi Sema Şahinkaya İŞKUR’a hissedar yapılmıştır.

Böylece Tahsin Şahinkaya, eşi vasıtasıyla İŞKUR’un 16 kurucu ortağından birisi haline gelmiştir.

“Kalebodur, cuntası genaral budur”

Şahinkaya ailesinin işverenliği bununla da kalmamıştır. ÇANAKKALE SERAMİK’in patronu İbrahim Bodur da Sema Şahinkaya’yı KALEBODUR’a ortak yapmıştır. Böylece ÎŞKUR’a ve Çanakkale Seramik’e ortak olan T. Şahinkaya’ya artık iş dünyası açılmıştır.

Şahinkaya’nın bir kapitalist olarak yükselişi onun askeri olarak yükselişi ile atbaşı gitmiştir, özellikle kendisi Hava Kuvvetleri Komutanı olduktan sonra bütün Hava Kuvvetleri İnşat Emlak Dairelerinin yaptığı askeri, askeri okul, dinlenme kampı, lojman, orduevi gibi inşaatlarda Kalebodur Seramikleri kullanılmıştır.

Şahinkaya bu işte o kadar ileri gitmiştir ki, eskiden yapılmış askeri binalara da olur olmaz seramik fayans koydurtarak hissedarı olduğu şirkete yeni kâr kapıları açmıştır. Zamanla Kara Kuvvetleri ve diğer askeri inşaatlarda ve binalarda da Kalebodur ürünleri kullanılır olmuştur.

Bu şekilde Silahlı Kuvvetler Çanakkale Seramik mamullerinin en büyük müşterilerinden birisi haline gelmiştir, Silahlı Kuvvetlerin yaptığı bütün seramik mübayalarını Çanakkale Seramik istediği fiyata kapatır olmuştur. Bu durum özellikle 12 Eylül askeri darbesinden sonra büsbütün yaygınlaşmıştır.

Örneğin Genel Kurmay Başkanlığı’nın içi de verilen bir emirle Kalebodurla kaplanmıştır. Birçok askeri bina Çanakkale Seramik ürünleriyle donatılırken, birçoğundaki seramik ve fayanslar durup dururken değiştirilmiştir. Yani T. Şahinkaya’nın mesleki yükselişi 12 Eylül Darbesi’yle daha da tırmanmış, kendisi iş adamı olarak da daha bir yükselmişti.

Askeri binalarda başlayan seramik ve fayans furyasını hiç kuşkusuz sadece Silahlı Kuvvetlerdeki komutanların lüks tutkusuna bağlamak mümkün değildir. Gerçi karargâh binalarının, orduevlerinin, subay lojmanlarının, dinlenme kamplarının giderek daha da lüksleştirildiği, komutan ve subayların lükse düşkünlüğünün özellikle 12 Eylül’den sonraki olağanüstü harcamalarla büsbütün arttığı artık her yurttaşın bizzat gördüğü bir olgudur.

Ama bu lüks, ihtişam ve debdebe içinde Çanakkale Seramik ürünlerinin de hatırı sayılır bir kârı olmuştur. Dolayısıyla Tahsin Şahinkaya’nın general ve üst rütbeli subayların devlet parasıyla yaptıkları bu lüks harcamalardan hatırı sayılır bir hisse aldığı muhakkaktır.

Daha da önemlisi orduda başlayan bu Kalebodur modası her subayın dikkatini çekmiştir, Yani Şahinkaya’nın Kalebodur ortaklığı öyle birkaç kişinin bilgisi dahilinde tutulmuş ve kapalı kapılar ardında kalmış değildir, Tahsin Şahinkaya’dan başka kimin, hangi yüksek komutanın bu mubayaalardan sebeplendiğini isim isim tespit etmeye imkân yok. Ama Genel Kurmay Başkanlığı binası dahil olmak üzere askeri binalarda ve inşaatlarda böylesine yaygın bir seramik tüketimi yapıldıysa ve bütün seramikler Kalebodur’dan satın alındıysa, bundan sadece Şahinkaya’nın değil, başka yüksek komutanları da sebeplendi, hatta daha küçük rütbeli bir takım generallere de sus payı verildi.

(Ayrıca not edelim ki, Şahinkaya Cunta konseyi üyesi olduktan sonra devletin sivil kesimindeki inşaatlarında da Kalebodur’un pazarı bir hayli genişlemiştir.)

Şahinkaya şüphesiz ki, bu kadar serveti sadece Kalebodur’dan edinmiş değildir. Onun asıl serveti Hava Kuvvetleri Komutanı olduktan sonra büyük çaplı askeri uçak siparişlerinden ve Hava Kuvvetleri’nin çeşitli ithalatından aldığı büyük komisyonlarla meydana gelmiştir.

Komisyon ve rüşvet

Hava Kuvvetleri Komutanlarının, yüksek rütbeli bir takım subay ve devlet adamlarının ABD’den uçak vesair silah satın almalarında rüşvet ve komisyon aldıkları artık tüm dünyanın bildiği bir şeydir.

Örneğin Lockheed uçak firmasının devlet adamlarına ve komutanlara bol rüşvet dağıttığı ortaya çıkmış ve kanıtlanmıştır. O zamanki Japon Başbakanı Tanaka’ya kadar varan rüşvet ağına bazı Türk komutanları, hatırlanacağı gibi zamanın Hava Kuvvetleri Komutanı da, dahil olmuşlardır.

Hatırlanacağı gibi zamanın Hava Kuvvetleri Komutanı Emin Alpkaya’nın da adı olaya karışmıştı ve kendisi bu görevinden istifa etmek zorunda kalmıştı.

Daha sonra Alpkaya’yı yargılayan askeri mahkeme olayı büyümeden kapattı, ama kamuoyuna yansıyan veriler beraat kararını doğrulamıyordu.

Bu olay Türk Hava Kuvvetlerinin sipariş verdiği ünlü F-16 uçaklarıyla ilgilidir.

Bilindiği gibi Türkiye 1981 yılı için ABD’ye başvurarak, savaş uçağı satınalmak için Başkan Reagan’dan ve Senato’dan onay istemiş ve olay Türkiye kamuoyundan gizli tutulmuştu. Ne var ki, ABD iş çevrelerinin ve Washington yönetiminin ünlü gazetelerinden Wall Street Journal bu haberi vermiş ve olayı

dünyada son yılların en büyük toplu silahlı siparişi”

olarak nitelemişti. Gazetemiz de Türk cuntasının bu siparişini Türkiye’nin militaristleşmesinin yeni bir örneği olarak kamuoyuna duyurmuştu. (“Bk. GERÇEK, Mart 1982)

Reagan yönetimi ve ABD Senatosu aradan bir süre geçtikten sonra toplu siparişi onayladı. Daha sonra F-16 uçaklarının yapımcısı C. DYNAMICS firmasıyla görüşmeler başlatıldı, Görüşmeleri Türk tarafı adına bizzat Hv. Kv. Komutanı, Tahsin Şahinkaya yönlendiriyordu.

Daha sonra 160 adet F16 uçağı siparişi General Dynamics tarafından, “Türkiye’de ABD ile ortaklaşa uçak sanayi kuruluyor” şeklinde tanıtıldı.

Bundan sonrası artık formalitesi idi. Türk Hükümeti General Dynamics ile vardığı anlaşmayı kendisinin teklif mektubu olarak Reagan yönetimine ve General Dynamics firmasına bildirdi, ABD Savunma Bakanlığı gene formalite gereği iki hükümetçe alınan kararı Amerikan Kongresine bilgi olarak sundu.

Kongre’den gerekli süre içinde itiraz gelmeyince anlaşma ABD tarafından otomatikman onaylanmış oldu. Bu formalitelerin tamamlanması Aralık başını buldu.

F-16 projesi 9 Aralık’ta bağlanıp, Ulusu hükümeti resmi mektubu gönderdikten sonra 13 Aralık’ta yeni hükümet Evren tarafından atanıp göreve başlamıştı.

Ne var ki bu, Özal’ın F-16 siparişine karşı olduğu anlamına gelmiyordu. Nitekim NOKTA Dergisi F-16 anlaşmasının kesinleşmesini şu cümlelerle özetliyordu;

“… Eski MGK üyesi ve Hava Kuvvetleri Komutanı, Cumhurbaşkanlığı Konseyi üyesi Tahsin Şahinkaya bir süre önce yaptığı açıklamada, uçak sanayi konusundaki anlaşmanın 15 Aralık günü imzalanacağını belirtmişti.

Gazeteciler de bu kez TBMM çıkışı yakaladıkları Özal’a bu konuda soru yöneltiyorlardı. Başbakan Özal, böyle bir anlaşmanın kendilerine gelmediğini bildirip

Bizden önce anlaşma olmuşsa olmuştur. Konu önümüze gelirse biz de inceleriz,” diyordu.

Konunun üstüne giden gazeteciler, anlaşmanın Ulusu hükümetinin verdiği yetki çerçevesi içinde Milli Savunma Bakanı Haluk Bayülken tarafından 9 Aralık günü bir mektup teatisi ile imzalanmış olduğunu öğreniyorlardı! (Bk. NOKTA 19-25 Aralık 1983)

Kaldı ki, bu konudaki kararların gelişmesine Turgut Özal, zamanın başbakan yardımcısı   olarak katılmıştır.

Ulusu hükümetinin Milli Savunma Bakanı Haluk Bayülken giderayak Tercüman Gazetesi muhabirinin bu konuyla ilgili sorusuna “F-16 projesi ile ilgili herhangi bir sorun yoktur” diyordu. (Tercüman 15/12/1983) F-16 projesi açısından cuntacı generaller ve General Dynamics yönünden bir sorun yoktu.

O kadar yoktu ki, Tahsin Şahinkaya’nın bu siparişten aldığı rüşvet –aşağıda göreceğimiz gibi– tam anlamıyla “kıtabına uydurulmuştu.”

F-16 Projesinde off-set içinde rüşvet  

Rüşvet olayının ayrıntılarına girmeden önce anlaşmanın şartlarını özetleyelim: 160 adet F-16’nın “Türkiye’de imalat” adı altında ABD’den satın alınması bugünkü cari fiyatlarda 4.2 milyar dolar tutacak ve uçakların peyderpey montajı 11 yıl sürecektir.

Projenin bir kısım finansmanı ABD’nin Türkiye’ye verdiği yıllık askeri yardımlardan sağlanacak.

Bu miktarın 1984 yılı içinde 200 milyon dolar olması bekleniyor.

Bir başka deyimle, ABD’nin Türkiye’ye yaptığı “askeri yardımın” önemli bir bölümü General Dynamics firmasına gidecek, yani ABD bir eliyle verdiğini öbür eliyle geri almış olacak.

Bunun da adına yardım denilecek. Siparişin geri kalan finansmanı Türkiye tarafından karşılanacak.

Burada konuyu daha iyi anlatabilmek için uluslararası ticarette uygulanan bir ödeme yöntemi hakkında bilgi vermemiz gerekiyor.

Batı’nın çokuluslu büyük firmaları bir ülkeye veya ülkenin bir şirketine tutarı yüksek bir mal satarken bu malın fiyatının bir kısmını nakit döviz olarak peşin alırlar.

Ama adı geçen devletin fonları genellikle peşin ödeme için yetersiz olduğundan ödemenin geri kalan kısmının off-set denilen bir  yöntemle yapılması sağlanır.

Genellikle fazla parası olmayan devletlere büyük silah satışlarında kullanılan off-set yöntemi şöyledir: Satışı yapan Batı firması alacağının bir kısmını nakit olarak alır.

Geri kalan alacağını tahsil edebilmek için ya o ülkenin herhangi bir ürününü kendisi alır (nakdi ödemenin yanısıra ayni ödeme yapılır), ya da o ürün kendi işine yaramıyorsa ürünü kendisinin kapitalist dünyadaki etkinliğinden yararlanarak başka ülkelere pazarlar, bunu da genellikle paravan şirketler aracılığıyla yapar, ayrıca ticari getiri sağlar.

Yani alacağına mahsuben o ülkenin bir veya birkaç kalem ürününü ucuza kapatır. O ürünü uluslararası piyasadaki cari fiyatlarının altında alır, böylelikle kendi silah satışından elde ettiği yüksek kârlara ilaveten bir de böyle spekülasyon aracılığıyla ek gelir elde eder.

General Dynamics firması da F-16’lar anlaşmasını yaparken böyle katmerli kâr gütmüştür. Ve aralarında Tahsin Şahinkaya ailesinin de bulunduğu şöyle bir tezgâh kurulmuştur:

*Amerikan General Dynamics, F. Almanya’daki ünlü kimya ve ecza firması Höchst’ü kontrolü altında tutmaktadır. Türkiye’de tesisleri bulunan Höchst firması F-16’ların off-set ödemesi için bir paravan şirket kurmuştur.

Bu paravan firma Sema Şahinkaya’nın da ortak olduğu azot ve gübre fabrikası BAGFAŞ’a yüzde 35 nisbetinde ortak olacaktır.

*Öte yandan General Dynamics kendisine bağlı bir firma olan Philips-Dodge aracılığıyla Rize Çayeli’deki bakır ve çinko kompleksi’ne ortak olmuştur.

Bu amaçla kurulmuş olan Rize Çayeli Bakır Çinko Şirketi’nde General Dynamics’e bağlı Philips-Dodge firması yüzde 49 hisseye sahiptir. Etibank yüzde 45 hisseyi almıştır.

Üçüncü ortak olan Gama adlı firma da kuruluşun yüzde 6 hissesine sahiptir.

Tahsin Şahinkaya’nın kızı ise bu Gama Şirketi’nin hissedarıdır.

Böylece adı geçen Philips-Dodge ve Etibank’ın ortak olduğu yeni firmanın yüzde 2’si Gama Şirketi aracılığıyla Tahsin Şahinkaya’ya ait olacaktır.

İşletmenin başlangıç kapasitesinde günümüz cari fiyatıyla Şahinkaya’nın kârı şimdilik yılda 200 milyon liradır.

1981 de yapılan bir anlaşmayla Çayeli’de elde edilecek olan kükürtü İŞKUR satın alacak, böylece kâra ortak olacaktır. Off-set ödemesinde Şahinkaya ailesinin payı bu kadar da değildir.

General Dynamics, yukarıda saydıklarımıza ilaveten, ayrıca kendisine bağlı Alman WOHLE METAL GESSELSCHAFT adlı firma aracılığıyla Kalebodur’a yatırım yapacaktır. WOHLE firması ile Kalebodur seramiklerinin ihracatını artırmak ve yeni pazarlar bulmak için yeni bir ihracat şirketi kuracaklardır.

Böylece off-set’in geri kalan kısmı seramiğin pazarlaması ile sağlanacaktır. Kalebodur’un ortağı olan Şahinkaya ise hem kendi şirketinin mallarına yeni pazar bulunması nedeniyle üretimden pay alacak, hem de bu yeni ihracat şirketine ortak olarak ticari kârdan hisse alacaktır.

*Görüldüğü gibi tezgâh öylesine sağlam kurulmuştur ki, dünyada hâlâ yankıları süren Lockheed rüşvet skandalından ders almış olan Amerikan silah tekellerinden General Dynamics Şahinkaya’ya rüşveti son derece “meşru” yollardan vermektedir.

Üstelik de verdiği paranın kaydı yoktur, banka numarası, yani kanıtlar ortada yoktur, ayrıca iş ilişkilerinde T. Şahinkaya’nın önüne yeni perspektifler açmaktadır,

*F-16 projesiyle ilgili Gama, Bağfaş, Kalebodur ve İşkur’un hepsinde Şahinkaya’nın hissesi vardır. Örneğin Rize Çayeli’de 30 milyon ton civarında maden rezervi bulunmaktadır. Yeni kurulan şirket yılda başlangıçta 600 bin ton ham cevher işleyerek ve 62 ton bakır, 206 bin ton kükürt, 41 bin ton çinko üretecektir.

Bu demektir ki 30 milyon tonluk cevher tükeninceye kadar uzun yıllar Şahinkaya’nın kendisi, çocukları ve hatta torunları, salt bu işletmenin kârından her yıl pay alacaklardır.

*F-16 uçaklarının satışının off-set kısmının cari, kurdan tutarı l milyon 600 bin dolardır. Bu paradan Tahsin Şahinkaya da belli bir yüzde alacaktır. Üstelik de sürekli yatırım sahibi olarak kârını ilerideki yıllarda  çoğaltacaktır. 5 milyar dolar civarındaki siparişten Şahinkaya’nın aldığı başka komisyonların da bulunduğu, bununsa ileride ortaya çıkacağı, ayrıca Şahinkaya’nın F-16 siparişinden daha da önce, büyük komisyonlar almıştır.

General Dynamics’e rakip olan NORTHROP ile McDONNELL DOUCLAS firmalarının meseleyi kurcaladığı belirtiliyor.

Northrop’la McDoDonnell Douglas’ın ortak yapımı F-48 uçaklarının son üç yıldaki siparişlerle G. Dynamics’in F-16’larını geride bıraktığı, Türkiye’nin siparişiyle General Dycamics’in büyük bir zafer kazandığı yazılırken, bu rekabet ABD Hava Kuvvetleri Bakanı Venn Orr’un Türkiye’ye F-l6’ları ve Deniz Kuvvetleri Bakanı John Lehman’nın ise f-18’leri pazarlamaya girişmesi ile ABD Kongresini karıştırmıştır. (Bak. NBWSWEBK, 5 ve 19 Eylül 1983)

…Ne ki, ele aldığımız olayın özgülünde bir önemli nokta da var; 12 Eylül Darbesi’nin generalleri “anarşi terör-bölücülük” demogojileri altında, “12 Eylül öncesinde günde 25 kişi ölüyordu, biz teröre son verdik” sözleriyle kendilerini “vatan kurtaran aslan” gibi göstermişlerdir, Dahası, ülkenin tüm meşru ve anayasal kurumlarına silah zoruyla el koymuşlardır.

Meşru anayasayı ilga, meşru parlamentoyu fesh, meşru hükümeti ıskat etmişlerdir. Yasalar gereği meşru iktidarın emrinde birer devlet memuru oldukları halde, ellerinin altında bulundurdukları emirkumanda zincirini ve silahlı kuvvetleri kullanarak iktidarı silahla gaspetmişlerdir.

Demokrasilerdeki kuvvetler ayrımını çiğneyip yasama, yürütme ve yargı erkini 5 kişilik bir konsey elinde tekelleştirmişlerdir. Yani TCK’nın 146. maddesini resmen ve fiilen ihlal etmişlerdir.

Onlar 12 Eylül öncesinin faşist milliyetçi hareketinden kaynaklanan -ve CIA başta olmak üzere karanlık mihraklar tarafından yönlendirildiği apaçık olan sokak terörünü koymuşlardır.

Yani 12 Eylül generalleri en büyük suçu, İNSANLIK SUÇU’nu işlemişlerdir. Sadece bu neden bile onları tarih ve toplum önünde mahkum etmiştir,

Onlar bu insanlık suçunu, “vatan-millet-Sakarya” edebiyatı ile demagojik kılıflar arkasında gizlemeye çalışmışlardır…” (5)

**

Emekli Büyükelçi Yalım Eralp’e ait; Türkiye’nin uçak alımına dair bir anı:

“1981 sonbaharında bir gün Amerikan Senatosu Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Percy’nin yardımcısı Hans Binnedijk beni arayıp, ‘Şu anda Percy, Büyükelçiniz Elekdağ’la görüşüyor, biraz sonra seni Kongre’ye çağıracağız’ dedi. Biraz sonra Şükrü Bey (Şükrü Elekdağ) beni çağırdı, belli ki Percy’yle yaptığı konuşmadan bir büyükelçi olarak rahatsız olmuş.

-Yalımcığım çok vahim bir durum var. Kongre’de bana ayrıntılı bilgiler verip ‘Türkiye bir uçak seçimi yapacak, teklif verenlerden General Dynamics firması kendi uçağının performans kriterlerinin kasten düşük gösterildiği kanaatine varmış’ dediler. Yani ‘Sizinkiler olayı kasten manipüle edip rüşvet karşılığında öbür uçak F-18’i almaya gayret ediyorlar’ demeye getiriyorlar.

Bilgilerde rüşvet ayrıntıları da var. Şahinkaya’nın adı yok ama, öyle bir tarif yapılmış ki, ister istemez öyle bir sonuca varıyorsunuz.”

Konu paradan açılınca, paşayla ilgili iddialar bitmiyor. Time dergisi, dünyanın en zengin 50 paşasını sıralamış o sıralar. Listede Merzifon’da yoksul bir ailenin çocuğu olarak doğan Tahsin Şahinkaya’nın serveti milyar dolarları bulmuş.

Dergi Türkiye’ye hiç sokulmamış.

30 yıl susan paşa, iddialar için “Şerefsizlerin işi” diyor: “Çocuklarım bocalayıp duruyorlar. Banka hesabımda bloke var.

Lojmandan çıkartılırsam oturacak evim yok. Mütevazı bir insan olarak hisse alımı suç mudur?

Az miktarda gübre fabrikasından aldım ve sattım. Seramik fabrikası için aldığım hisseler ise fabrika kapanınca yandı.”

ABD’deki rüşvet iddialarını Elekdağ ile Eralp bir mektupla devlet başkanı Kenan Evren’e bildirmişler.

Kenan Paşa da F-18 isteyen kişinin Şahinkaya olduğunu inkâr etmiyor: “Kendisine nedeni sorduğumuzda ‘Efendim F-18’in menzili fazla, Kıbrıs’a rahatlıkla gidip gelebilir’ dedi.” Mektubu da inkâr etmiyor netekim: “Nurettin Paşa’yla konuşurum. Nejat Paşa’yla konuşurum, Bülend Paşa’yla konuşurum, ama Şahinkaya’yla maalesef uzun süredir görüştüğümüz yok. Anılarımda bazı şeyler yazdığım için bana kırgın.

Kendisine Amerika’dan bana böyle bir mektup geldiğini ne söyledim, ne gösterdim. Dedikoduların çoğaldığı bir dönemde bana ‘Efendim beni iyi savunmuyorsunuz’ dedi.” (Paşa rüşvetle ilgili mektubu ne yaptı acaba? Savcı henüz sormadı ama sorar herhalde. Milyon dolarlardan bahsediliyor.

1976’da Northrop uçak şirketi, askeri uçak alımları için tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yetkililere rüşvet verdiğini açıkladı.

Skandal sadece Türkiye’de araştırılmadı.)  (6)

Devam edecek…

-Yediğimiz hurmalar günü gelir tırmalar!

Resim; istanbultimes.com.tr’dan alınmadır.

(*) Önerge ile ilgili yayın;T.B.M.M. B:29  25.11.1986

Resim;turbohaber.com’dan alıntıdır.

Kaynakça;

(1)‘http://www.todayszaman.com/news-268437-sahinkaya-should-also-be-tried-for-corruption-over-f-16-jets.html (wikipedi kaynağı)

(2)http://www.haberturk.com/gundem/haber/553468-f-16-dosyasi-30-yil-sonra-yeniden-aciliyor(wikipedi

(3)http://www.haberturk.com/gundem/haber/554781-30-yil-sonra-konustu

(4)http://www.haberturk.com/gundem/haber/554781-30-yil-sonra-konustu

(5) http://www.la-hey.nl/filesdosyalar/dosyalarfiles/item/2596-%C5%9Fahinkaya-olayi.html

(**)(http://www.la-hey.nl)

(6)http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspxaType=RadikalDetayV3&ArticleID=1084258&Category

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*