“Araplar Türkleri arkadan vurdu!” İddiayı Kral Abdullah cevaplıyor; “Biz Osmanlıya neden isyan ettik?” (1)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Tarih, geçmiş değil, rehber olması için gelecekteki insanlar içindir. Tarih ne mezar taşıdır, ne de geçmiştir. O gelecektir.

Tarih, geçmiş değil, rehber olması için gelecekteki insanlar içindir. Tarih ne mezar taşıdır, ne de geçmiştir. O gelecektir.

 

Kral Abdullah,  İsyan eden Hicaz emiri Şerif Hüseyin’in oğludur ve “İsyan!” Olayının içindedir. “Arapların Türkleri arkadan vurduğu” suçlamasına muhatap, Haşimî ailesinin İngilizlerle işbirliği yapması aslında sadece Türklerin değil, birçok Arabın da tepkisini çekmiştir.

Bir süre devam edecek dizinin bu ilk bölümünde konunun açılması ve anlaşılması adına kısa notlar aktarılacak, ikinci bölümden itibaren Kral Abdullah’ın anıları, diğer kaynaklarla da desteklenerek meraklılarına,  belgelere dayalı bir arşiv hüviyeti ile aktarılacaktır.

Elinizdeki kitap II. Meşrutiyet’te Osmanlı parlamentosunda görev yapan bir mebusun, Mekke mebusu Abdullah b. El-Hüseyin’in (1882-1951) hatıralarıdır. Yazar aynı zamanda Osmanlı Devleti’nin Mekke Emiri olan ve 1916’da Osmanlı Devleti’ne isyan eden Şerif Hüseyin’in oğludur. Abdullah 1921-1923 arasında İngiliz mandası altındaki Filistin’in bir parçası, 1923’ten sonra da bağımsız bir emirlik olan Doğu Ürdün’ün emiri ve nihayet 1946’dan sonra tam bağımsız olan Ürdün’ün kralı olmuştur.

Kral Abdullah anılarında çocukluğundan itibaren yaşadıklarını ana hatlarıyla aktarmaktadır. Hicaz ve İstanbul’daki çocukluk yılları, babası Şerif Hüseyin’in Mekke emirliği ve kendisinin Osmanlı Meclis-i Mebusani’ndaki Mekke mebusluğu, Asîr’de Osmanlı Devleti’ne isyan eden Seyyid İdrisî’yi bastırmaya yönelik askerî harekât, 1916’daki büyük Arap İsyanı, Haşimî-Vehhâbî mücadelesi ve Ürdün Devleti’nin doğuşu, bu hatiratın ana başlıklarından bazıları.

Türk kamuoyunda zaman zaman dile getirilen, “Arapların Türkleri arkadan vurduğu” suçlamasının eğer bir gerçeklik payı varsa, bu suçlamaya muhatap olabilecek kimselerin. Kral Abdullah’m mensubu bulunduğu Haşimî ailesi olduğunda şüphe yoktur. Haşimî ailesinin İngilizlerle işbirliği yapması aslında sadece Türklerin değil, birçok Arabın da tepkisini çekmiştir, 1916 İsyanı esnasında bir Arabın Abdullah’a “kızıl suratlı” Lawrence’ın kendi yanlarında ne işinin olduğunu sorması, bazı Arapların İngilizlerle yakın temasa duyduğu öfkeyi yansıtır. Kral Abdullah’ın 1951 yılında bir Filistinlinin suikastı neticesinde can vermesi de kaderin garip bir tecellisidir. (1)

Tarihten Bir İbret Sayfası

Tarihten ibret almak isteyenler için şunu söyleyebilirim:

-Yükseliş ve hükümranlığın da, düşüş, alçalış ve yok oluşun da kendine mahsus sebepleri vardır.

Yükseliş ve hükümranlığın en önemli sebepleri iman, birlik, yürütmede kararlılık ve güvendir.

Çöküşün sebepleriyse ayrılık, inanç farklılığı, kin ve düşmanlıktır.

Arapların en büyük hastalığı, rahatına düşkünlükleri ve yöneticilerine itaatsizlik edip ayaklanmalarıdır. Bunun en büyük göstergesi Hz. Osman dönemindeki isyandır. O günden sonra Araplar içinde fitneler baş göstermiş ve gerilemenin yolları açılmıştır.

Arapların bir düşmanı da, Arap olmayan Müslüman kardeşlerinin kavmiyetçilik hastalığıdır…

Selçuklular ve Osmanlılar gibi İslâm devletleri ve beylikler de aynı sorunları yaşamıştır. Bunların en büyük düşmanı da yöneticilere duyulan kıskançlık, ordunun bozulması ve itaatsizlikti.

II. Mahmud’un oğlu Abdülaziz’in hazineye ait malları israf ettiği için tahttan indirildiği söylenir Şeyhülislam Hayrullah Efendinin, nazırlar heyetince kendisine sorulan aşağıdaki soruya “caizdir” diye cevap verdiği bilinir. Soruda şöyle denilmekteydi:

-“Müminlerin emiri Zeyd, beytülmalda bulunan Müslümanlara ait malları israf eder ve canının istediği gibi harcamaya kalkarsa tahttan indirilmesi caiz midir? “

Ancak Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesinin ve Osmanoğulları sülalesinin tamamının ortadan kaldırılmak istenmesinin asıl amacı, cumhuriyet ilan edebilmekti.

Sultan V. Murad’ın cinnet geçirdiği günlerde hükümet, Osmanoğulları’nın ileri gelenlerini bir ziyafete davet etmişti.

Ziyafetin maksadı bunları bir şekilde öldürmekti. Sultan II. Abdülhamid, olayı önceden haber aldığı için yemeğe katılmamış, dolayısıyla plan başarıya ulaşmamıştı.

Bu planı kuranların başında Sadrazam Ahmed Midhat Paşa vardı. Plan başarıya ulaşsaydı, eski Mekke emiri Şerif Abdülmuttalib b. Galib halife ilan edilecekti.’

Aynı plan, Türkiye’de cumhuriyetin ilanından sonra Mustafa Kemal Paşa tarafından uygulanmış ve Osmanlı hanedanı üyeleri ülkeden kovulmuştur. (2)

Arap demek Müslüman demektir. Eski şaşaalı günlerine kavuşmak, hakları olan hilafeti geri kazanmak onların boynuna borçtu. Büyük Kurtarıcı’nın (Şerif Hüseyin), yanındaki ileri gelen Hicazlılarla birlikte gerçekleştirdiği, âlimlerin desteklediği ve Suriye ile Irak’ın da katıldığı son Arap Ayaklanması [1916], İslâm’ı savunmak maksadıyla yapılmış haklı bir kıyamdı.

Arapların amacı, Allah tarafından kendilerine verilen bir makamı geri almaktı…

Umalım ki Allah bu milletin hastalığını teşhis edip tedavisini bulacak bir adam göndersin. Yoksa çok geç olacak ve “Araplara yazık oldu!” diye feryat etmenin faydası kalmayacak. (3)

Cumhuriyet inkılâbı, Midhat Paşa zamanından beri Türk gençliğinin gördüğü bir rüyaydı. Türkler dünyanın her tarafına yayılan sınırlarıyla büyük bir devlete, ancak hilafeti gasp ettikten sonra sahip olduklarının farkında değillerdi.

Hilafeti üzerlerinden atınca Arapları da doğal olarak göz ardı etmişlerdi.

Bugün Türklerin çok daha düzenli yepyeni bir devletleri var, ama padişahın aynı zamanda halife olduğu zamanlara ait şöhret ve etkilerinin yanında bugünkü devletlerinin esamisi bile okunmaz.

Geçmişte büyük bir devletleri vardı, bugünse küçülüp gittiler. Demek ki, bir şey asıl karakterinden ayrılırsa bozuluyor! (4)

Bugün bizler, yani Arap milleti, başsız yahut çok baş  vücuda benziyoruz.

Başı olmayan vücut şaşkındır, nereye gideceğini bilemez.

Çok başlı vücut da hangisini takip edeceğini bilemez, yine yolunu şaşırır…

…İşte Arapların bugünkü durumu budur. Her kafa kendi istediği yere gidiyor, insanlar darmadağın olduğu için de çok şey kaybediliyor. (5)

* *

Meraklıları için anlatılanlarla ilgili farklı iddialar kaynak gösterilerek aşağıda verilmektedir.

-Kral Abdullah; “II. Mahmud un oğlu Abdülaziz’in hazineye ait malları israf ettiği için tahttan indirildiği söylenir.” Demektedir. Buna karşı görüş ise;

-Sultan Abdülaziz çok uzun bir aradan sonra ve bir Osmanlı Hükümdarı olarak Mısır’a seyahat ederek, Mısır’la olan bağları güçlendirir. Sultan ayrıca dönemin şartlarına göre Donanmayı dünyanın sayılı donanmalarından biri haline getirir. Alınan borçlar “Saraylar yaptırılıyor!” görüntüsü altında, devletin güçlendirilmesi için harcanır. İngiltere ve Fransa, Abdülaziz’in çalışmalarıyla ilgili gerçek  niyetinin farkına vardıklarında, kontrol ettikleri-yerel uzantıları üzerinden (Hüseyin Avni ve Mithat Paşa’lara) bir darbe yaptırırlar. (5)

Kral Abdullah;  “Cumhuriyet inkılâbı, Midhat Paşa zamanından beri Türk gençliğinin gördüğü bir rüyaydı…” Bu iddiaya karşı görüş;

Kazım Karabekir Paşa olayı günlüklerinde şöyle anlatmaktadır:

-“…özel görevli İngiliz Albay Rawlinson’un da benim vasıtamla ileri sürdüğü (hilafetin ayrılması ve Cumhuriyet’in kabulü teklifini) öğrenmiştik…”  (6)

Bu açık ifadesi ile, İngiliz Komiser Rawlinson, Karabekir Paşa’dan (Yeni oluşan yönetimin) Hilafeti ayırmasını ve Cumhuriyet’i ilan etmesini istemektedir.

Devam edecek;

www.canmehmet.com

Resim; web ortamından derlenmiş, alt yazı tarafımızdan düzenlenmiştir.

Kaynak;

(1-4) Biz Osmanlıya neden isyan ettik, Kral Abdullah

(5) “Ordu ve Politika”, Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu. Sahife:39

(6) “Kazım Karabekir günlükleri”, Yapı Kredi Yayınları,

1785 Toplam Ziyaretçimiz 2 Günlük Ziyaretçimiz

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*