“Arap Baharı”nı ve yaşadıklarımızı anlamak için Mısır’lıların gözüyle Osmanlı’yı görmek gerekir

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Napolyon'da (sözde) Mısır'da Müslüman olur. 2011'de ABD'li senatör Udall; "Mısır'a de bir Atatürk lazım" der.

Fransız Komutan Napolyon’da  Mısır’da (sözde) Müslüman olur. 2011’de ABD’li senatör Mark Udall; “Mısır’a da bir Atatürk lazım” der.

 

“Mısır’da Osmanlı ordularının zulmü ve taşkınlığı 1805’de zirveye ulaşmıştı. Osmanlı valisi Hurşid Paşa’nın zaafı ve diğer taraftan da zulmü, ulemanın liderliğinde “Anayasal bir halk” devriminin filizlenmesine sebep oldu…”(*)

Harmanı yel deliyi el döndürür!

Ne İslamiyet’i biliyoruz, Ne de Hıristiyanlığı…

Ne Osmanlı’yı tanıyoruz, Ne de Avrupalı’ları…

Ne Mısır’ı tanıyoruz, Ne de Fransızları…

Ne Şura’yı biliyoruz, Ne de Fransız devrimi’ni, Cumhuriyeti…

Ne Din’i biliyoruz, Ne de Laikliği…

Ne BOP’u biliyoruz, ne de Enerjinin ne anlama geldiğini…

Ancak, her bilmeyen gibi, kendimize bir yön verecek kadar dahi bir  basiretimiz bulunmuyorken,

Aleme nizam veriyoruz.

“Harmanı yel Deliyi el döndürür!”

“Akıl noksanlığı iki türlüdür. Biri delilik, diğeri cehalettir.”

İslam Düşünürü (Mısır’lı) Prof. Dr. Muhammed Umara’nın tespitleri ile;

Osmanlı ve Osmanlı dönemi

Mısır ve Arap ülkeleri Osmanlı’yı ve Halifeyi nasıl görmektedir?

Öncelikle Büyük resmin görülebilmesi için iki olayı aktarmamız gerekmektedir. Bunlardan biri,

-1798’deki Fransızların (Napolyon’un) Mısır’ı işgali, Diğeri;

-1804 Yılındaki Sırp İsyanı.

-Napolyon’un 1798 Mısır işgali; Fransızlar, Hindistan’dan (Sömürgelerden) İngilizler tarafından kovulur. Fransızlar’da bu kayıpları telafi ve “Mısır ve doğu ticaret yolları üzerinde üstünlük elde etmenin” yanında İngilizleri zor durumda bırakmak için, (Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı) 1798’de Mısır’ı işgal ederler.  İşgal Ordusu’nun başında Napolyon vardır. Napolyon’un yanında da büyük bir grup halinde, ilim adamları, sanatkarlar, gazeteciler ve Fransız Devrimi’ni ihraç etmek için çok sayıda matbaa makineleri. (Bunu lütfen bir taraf not ediniz)

-1804 Sırp isyanı; 1800’lü yılların başında Avusturya ve Rusya, Sırbistan’da halkı Osmanlı egemenliğine karşı kışkırtma siyaseti uygulamaya başlarlar. Ayrıca buradaki yeniçeriler Müslüman ve Hıristiyan halka karşı çok kötü davranarak halkı iyice bezdirmişlerdir. Bu ortamda Sırplar sıradan bir çoban olan Kara Yorgi’nin önderliğinde ayaklanır ve Ruslardan da aldığı destekle 13 Aralık 1806’da Belgrad’a girerler. (Lütfen bunu da not ediniz.

Ve Mısır’lı Prof. Dr. Muhammed Umara anlatmaktadır;

“…Mısır’da Osmanlı ordularının zulmü ve taşkınlığı 1805’de zirveye ulaşmıştı. Osmanlı valisi Hurşid Paşa’nın (**) (Dipnotu lütfen okuyunuz) zaafı ve diğer taraftan da zulmü, ulemanın liderliğinde “Anayasal bir halk” devriminin filizlenmesine sebep oldu. Ulema bu rolü, İslam’ın siyasal hedeflerini ölçü alarak oynadı.

-Ezher uleması ve öğrencileri ders halkalarını protesto ettiler.

-Kahire, ulemanın desteklediği gösterilerle çalkalanıyordu.

– Fransa ihtilalinden beri halkın öncüleri “Şer’i mecliste” bulunuyorlardı.

Bu meclisin önde gelenleri şunlardı: Ömer Mükrim. (1755-1822) Şeyh Muhammed es-Sedad, (1812) Şeyh Abdullah eş-Şarkavi, (1737-1812) Şeyh Muhammed Mehdi, (1742-1815) Şeyh Muhammed el-Emir, (1741-1817) Şeyh Mustafa es-Savi (1802, ve Şeyh Süleyman el-Feyyumi (1809).

-Şer’i Meclis, 12 Mayıs 1805’te kadı’nın evinde Darul-Hikmetu-l Kubra- toplandı. Sayısı kırkbine ulaşan halk da toplantı alanını çevrelemişti. Bunlar toplumun her kesimini temsil eden kişilerdi. Yükselttikleri sloganlar şunlardı:

-“Bizimle bu zalim paşa arasında hükmü, Allah’ın şeriatı verecektir.”

-“Ey Rabbimiz, Ey yüce olan, Osmanlıyı helak et.”

-“Ey latif! Allah bize yeter. O ne güzel vekildir.”

-Şer’i Meclis kadı’dan Osmanlı vali vekillerini çağırmasını İstedi. Bunun üzerine vekil Said Ağa, Beşir Ağa, Kapı Kethüdası Osman Ağa, Defterdar ve Şemdancı geldi.

– Şer’i Meclis, tarihçilerin “halklar beyannamesi” olarak isimlendirdiği devrimci bir beyanname yayınladı. Bu beyannameye Hurşid Paşa, vali vekilleri ve bütün devlet erkanı uydu.

Modern çağda Mısır’a Müslümanların anayasal devrim kapısını açan bu beyannameyi istek ve arzuları bir metin haline getirmede ittifak ederek şunları  o metinde sözkonusu ettiler.

-Askeri sınıflara karşı gelerek onları diğer halkla eşit seviyeye getirmek ve onları özel bölgelerinden çıkarmak.

-Zulmü, monarşiyi engellemek ve Miri malı halk için almak.

– Serbest dolaşım hakkını sağlamak.

– Yalan iddialar vb. yollarla insanların müsadere edilen mallarının iadesi;

Bu istekler karşısında valinin tutumu açıktı. Ceberutiye’ göre bu cevap boyun eğmenin ifadesiydi. (1)

 “Modern Mısır” adlı kitabın sahibi Fransız tarihçi Mösyö Fulabl, kitabının Mısır’ın özelliklerini incelediği dokuzuncu ve onuncu bölümünde bu isteklere “hukuk beyannamesi” adını vermektedir. Bu istekleri şöyle sıralar:

– Bu günden itibaren alimler ve görüşüne itibar edilenlerin kararı olmadan Kahire şehrine yeni bir vergi konulmayacaktır.

– Ordu, Kahire’den çekilecektir. Şehrin koruyuculuğu Cize Şehrine verilecektir.

– Hiçbir askerin Kahire’ye silahlı olarak girmesine izin verilmeyecektir.

– Kahire ile güney kesim arasında ulaşım şu andan itibaren sağlanacaktır. (2)

Yönetimin kaynağı halktır

(19.yy’ın başlarında –Osmanlı Saltanatının zayıflaması, askerlerinin zulmetmesi, yönetiminin bozukluluğu ve valilerinin iyi davranmayışı karşısında– Mısır’da halkın idaresi için İslam alimleri konseyi oluşturuldu. Bu konsey, yönetimin ve otoritenin gerçek kaynağı olması bakımından halka yeniden “tabii-İslami” haklarının verilmesini istiyordu. İşte bu konseye” şer-i meclis” adı verildi.

Burada bir açıklama için ara veriyoruz.

-1804 Sırp isyanı; “1800’lü yılların başında Avusturya ve Rusya, Sırbistan’da halkı Osmanlı egemenliğine karşı kışkırtma siyaseti uygulamaya başlarlar. Ayrıca buradaki yeniçeriler Müslüman ve Hıristiyan halka karşı çok kötü davranarak halkı iyice bezdirmişlerdir..”

Ruslar ve Avusturyalılar, Sırpları hangi yılda kışkırtmaya başlamışlardır? Napolyon’un Mısır’ı 1798’de işgal etmesi ve Matbaaların Fransız devrimi için dönmeye başlamasıyla, birlikte.

Peki, Mısır ne zaman karışmaya (isyana) başlamıştır? 1805’de. Sırpların isyan tarihi; 1804’dür.

Toparlarsak, Osmanlının yönetimindeki Balkanlar ve (Afrika) Mısır, aynı tarihte hareketlenmeye başlar. Bir tarafta, Avusturya ve Rusya vardır. Diğer tarafta, Fransa.

Ve bu iki olayda (isyanda) ortak nokta nedir? Askerlerin ve yöneticilerin (belki de kasıtlı) Zulümleri.

Bıraktığımız yerden devam ediyoruz.

…1805 yılı,  Mayıs ayının ilk pazartesi günü toplanan “şer’i meclis” halkın kendilerine verdiği yetkiye dayanarak –ki halk valileri atama ve görevden atana hakkına sahiptir– Osmanlı halifesi tarafından tayin edilen vali Ahmed Hurşid Paşa’yı görevden uzaklaştırmayı, kaleyi kuşatıp onu ve etrafında bulunanları tutuklamayı; hatta halka karşı asi olmalarından dolayı onlarla savaşmayı kararlaştırdılar.

Aynı şekilde “şer-i meclis” Mısır’a yeni vali olarak: halkın iradesi, şartları ve gözetimi altında Muhammed Ali Paşa’yı (1770- 1849) (***) tayin etti. Böylelikle “şer-i meclis” otorite ve yönetimin kaynağı olması bakımından halka “tabii-îslami” hakkını tekrar vermiş oluyordu.)

El Ceberuti, “Şer-i Meclis “in bu kararını ilan edip Muhammed Ali Paşa’ya gitmelerini bu meclisin önemli şahsiyetlerinden biri olan Seyyid Ömer Mükrim’in diliyle aktarıyor.

Ömer Mükrim. Muhammed Ali’ye şöyle dedi: “Biz kendimize vali olarak Hurşid Paşa’yı istemiyoruz. Valilikten uzaklaştırılması gerekir.”

Muhammed Ali: “Vali olarak kimi istiyorsunuz?” Onlar da hep birlikte: “Senden başkasını istemiyoruz, şartlarımız doğrultusunda bize vali olacaksın. Biz senin adaletli ve iyi davranacağını düşünüyoruz.” Dediler. Önce Muhammed Ali bunu kabullenmedi sonra razı oldu…

Daha sonra üzerinde kaftan olan bir kürkü, Seyyid ömer Mükrim ve Şeyh eş-Serkavi ona giydirdiler. Ve aynı gece bu olayı halka duyurup, Hurşid Paşa’ya da görevden alındığını haber verdiler. Haberi alan Hurşid Paşa şunları söyledi: “Ben, halife tarafından göreve getirildim, çiftçilerin emiri beni görevden uzaklaştıramaz… Halifenin emri olmadan da kaleden indiremez…

Ne varki “şer-i meclis” ve arkasındaki halk, Hurşid Paşa’yı ve yardımcılarını kalede kuşatarak onlarla savaştılar. Nitekim Osmanlı Saltanatı ve halifesi de halkın otoritesini kabul ederek “şer- i meclis”in aldığı kararları onaylayıp bununla ilgili kanun çıkardı.

Şer-i meclisin Muhammed Ali Paşa’yı valiliğe getirmesi, halkın şartları doğrultusundaydı. El-Ceberuti’nin ifadesiyle bu mesele, belirli şartlar ve anlaşma sonunda gerçekleşmişti. Sözkonusu şartlar şunlardı: Adaletli davranması, şer’i hükümleri ikame etmesi, zulmü ortadan kaldırması ve yaptığı işlerde halk ve alimlerle istişare etmesi… Bu şartlara uymadığı takdirde görevden alınması…”

24 Mayıs 1805 tarihinde şer-i meclis üyelerinden bazıları, Tahir Paşa’nın kardeşi Hasan Bey’in evinde görevden alman Hurşid Paşa’nın elçileriyle karşılaştılar. Bu elçiler şer-i meclisin Hurşit Paşa’yı görevden almasını, kaleyi kuşatmasını ve onlarla savaşmasını sert bir dille eleştirdiler.

Burada Ömer Mükrim bir kez daha yönetim ve otoritede halkı kaynak kabul eden “tabii-islami hak”ın sahiplerine verilmesi gereğini vurguladı…

Görevden alınan valinin işçilerinden Ömer Bey’in başlattığı bu konuşmayı el- Ceberuti şöyle kaydediyor

“- Ömer Bey! Halifenin tayin ettiği valiyi nasıl görevden alabilirsiniz? Oysa Allah’u Teala şöyle buyuruyor: ‘Allah’a Rasulüne ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin!..”(3)

“- Emir sahibi alimler, şeriatı yüklenenler ve adil yöneticilerdir. Bu Hurşid Paşa ise zalim bir adamdır. Eskiden beri bir adet vardır. Bir beldenin halkı valisini görevden alabilir. Hatta halife dahi olsa zulmettiği takdirde görevden uzaklaştıralabilir.

“- Ömer Bey! Bizi nasıl kuşatırsınız? Ekmekten ve sudan alıkoyarak bizimle nasıl savaşırsınız?

“- Evet, alimlerimiz ve kadılarımız sizinle savaşmaya cevaz verdiler. Çünkü siz asisiniz.” (4)

İşte “Şer-i Meclis” yönetimin kaynağının ülke halkının olduğunu böylece kararlaştırdı. Ve bu düşüncenin yeni bir şey olmadığını ta eskilere dayandığını ve İslam toplumunun kültüründe bunun var olduğunu ilan etti…

Ve yine “Şer-i Meclis” bu düşünceyi uygulama sahasına koymayı kararlaştırdı. Ömer Mükrim ve Şeyh Sedat’ın diliyle isyan etme hakkının –şeriatin nazârında- yönetimin kaynağı olan toplumun olduğunu, zalimlerin, sultanların ve halifelerin hakkı olmadığını ilan etti… (5)

Lütfen (Akıl!) Kemerlerinizi bağlayınız!

Yıl 1909…

Sultan 2. Abdülhamid, “Seni millet azletti’ İfadelerini içeren (ve zorla alınan) bir fetva ile, tahtan indirilir. Sultan daha sonra (31 Mart’ın önemini) anlatmaktadır;

-“Bundan sonra ne pâdişahlığın ve ne de hilâfetin ehemmiyeti kalmayacaktır…Ben,(pâdişahların sonu) olacağım” demiştir.

Sonra gelen kardeşlerinden Sultan Reşad (1909–1918) Ittihatçılar elinde esâretten bir saltanat sürer; Sultan Vahideddin’de (1918–1922) sürülür, Osmanlı Hanedanlığı tarihe karışır.

Bu azil fetfasını kim getirmiştir? (İttihat-terakki’nin  kurucularından Jön Türklerin hamisi!) Selanik Mebusu Yahudi Emanuel Karasu.

Emanuel Karasu kimdir?

Sultan 2. Abdülhamid’ten para ile Filistin’den toprak isteyen ve alamayınca da çıkışta; “Ben tekrar geleceğim, ancak bu gelişim farklı olacaktır!” diyen…

Gerçekten de ikinci kez gelir ve azil kararı ile Sultan tahtan indirilir.

Ve her şey biter, İttihatçıların genç hırslı liderlerinden Enver Paşa;

-“Siyonistlerin oyununa geldik!” der.

Büyük resmi (Oyunu) görmeden, Ne Mısır’ı anlayabiliriz, Ne darbeleri, Ne Gezi’yi, Ne 28 Şubat’ları, ve ne de 17 Aralık’ları…

Son Osmanlı Hahambaşı’sı Lozan’daki Müşavir! Haim Naum, Lozan’ı bitirdikten sonra Mısır’a yerleşir.

Haim Naum Kimdir ve Türkiye’nin bugünü  ile ne ilgileri vardır?  (O’ da meraklılarının araştırmasına kalsın)

Bunları öğrenmeden birileri Divan’da, Taksim de Taksim yapar- çalar- bizlerde oynamaya devam ederiz…

Harmanı yel deliyi (Okumayanı) el döndürmektedir…

Resim; web ortamından alınmıştır.

Açıklamalar;

(*) ”İslâm ve insan HAKLARI, Haklar Değil Gereklilikler”, İslam Mütefekkiri, Prof.Dr. Muhammed UMARA

(**) Hurşid Ahmet Paşa; “Fransız ordularının Mısır’dan 1798’de ayrılmalarından sonra Hurşid Ahmet Paşa İskenderiye’ye sancak beyi olmuştur. Mısır’da büyük nüfuz kazanan Kavalalı Mehmet Ali desteği ile 1804’de Mısır Eyalet valığine atanmıştır. Fakat çok geçmeden Hurşid Ahmet Paşa Kavalalı Mehmet Ali’nin Mısır’da nüfuzunu kırmak için Mısır’daki İngiltere’nin diplomatik temsilcisi desteğiyle girişime geçmiştir. Kavalalı Mehmet Paşa ve ona bağlı olan Arnavut asıllı yeniçerileri Mısır’dan atmak için Suriye’den toplanan maaşlı “Deli” birliklerini Mısır’a getirtmiştir. Kavalalı Mehmet Ali bu “Deli” birliklerini de kendi tarafına çekmeyi başarmış ve Mısır uleması ve Mısır’da bulunan tüccar ve esnaf lonca ve birliklerinin desteği ile Mayıs 1805’de Kahire’de kendisini Mısır Valisi ilan etmiştir. Ordu ve halk desteğinden yoksun kalan Hurşid Ahmet Paşa Kahire Kalesine çekilmek zorunda kalmıştır. İstanbul da Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın emrivakisini kabul etmiş ve onu Mısır Valiliğine tayin etmek üzere bir hatt-ı humayunu Mısır’a göndermiştir. Hurşid Ahmet Paşa Kahire kalesinden ancak bu hatt-ı humayunu gördükten sonra ayrılmıştır.(vikipedi)

(***) Kavalalı Mehmet Ali Paşa (1769-1849) Mısır valisi, Kavalalılar Hanedanı’nın kurucusu, Mısır ve Sudan’ın ilk hidivi. Osmanlı Devleti’ne karşı başarıyla sonuçlanan bir isyan çıkardı. Her ne kadar Osmanlılar’a bağlıymış gibi görünsede, o dönem, Sudan, Mısır, Filistin, Lübnan ve Suriye’nin gerçek hükümdarı olarak kabul edilmiş ve 150 yıl boyunca hanedanı tarafından bu topraklar yönetilmiştir. Kavalalı Mehmet Ali Paşa, Napolyon’un Mısır’ı işgaline karşı Osmanlı tarafından Mısır’a gönderilen orduda görev aldı ve kısa zamanda komutanlığa yükseldi. Vali Hüsrev Paşa’ya karşı düzenlenen ayaklanmadan yararlanarak 1805’te Mısır valisi oldu. “…Londra’da imzalanan antlaşmaya göre Mısır  Kavalalı Mehmet Ali Paşa ve soyundan gelenlere bırakıldı. Kavalalı Mehmet Ali Paşa başta antlaşmayı kabul etmese de İngiltere ve Avusturya’nın Beyrut’a asker çıkarması ve İngiliz donanması’nın Lübnan kıyılarını topa tutması üzerine antlaşmayı kabul etmek zorunda kaldı. 1845’te İstanbul’a gelip padişaha bağlılığını bildirdi. 1849’de Kahire’de öldü.

Kaynaklar;

(1) Acaibu’l-Asar Fit-Teracimi ve’l-Ahbar, c.6, s.218-19, Kahire 1966.

(2) Abdurrahman er-Rafii, Tarihu’l-Hareketi’l-Kavmiyye ve Tatavvur Nizamil Hükm fi Mısr, C.2, s.334-35, Kahire.1908.

(3) Nisa; 59.

(4) Acaibu’l-Asar, c.6, s.219,223; Er-Rafii, Tarihül Hareketil Kavmiyye c.2,s.336-37.

(5)Yararlanılan eser; ”İslam ve İnsan hakları” Prof. Dr. Muhammed Umara, Sahife; 194

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*