Anglosaksonlar ve Türkler; Lozan’a nereden geldik? “Kutsal Helen toprakları kirletildi!” (7)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Bu Şeyh Edebali'nin rüyasını gördüğü ağaç mıdır?

“Türkiye İslâmî alâkasını ve İslâmı temsil rolünü kendi eliyle çözer ve atarsa, bizimle hulûs birliği etmiş olur ve Hıristiyan dünyasının hürmet ve minnetini kazanır; biz de kendisine dilediğini veririz.” (1)

Önceki yazıda verilenler toparlanacak olursa;

-1606’da Siyasi dengeler bozulmuş ve Osmanlı 1774’te, Dünyadaki üç büyük devletten biri olma özelliğini kaybetmiştir. 1792’de Gerileme Dönemi sona erer ve dağılma devri başlar;1838’de, Britanyalılara diledikleri miktarda hammaddeyi satın alma imkânı verilir.

1840 yılına gelindiğinde, Osmanlı İmparatorluğu kendi içindeki bir isyanı bastıramayacak durumdadır. 1856’da, Toprak bütünlüğü ve bekası Avrupa büyük devletlerinin kefilliği altına girmiştir.

Osmanlı kurulacak yeni bir dünya düzeninden –I.Dünya Savaşından- evvel (1914), Kurtuluşu, İttifak Devletleri –Almanya- safında savaşa girmekte bulacağını düşünmüş, ancak,yenilgi üzerine (1918’de) Osmanlı Devleti varlığına fiilen son verilmiştir.

(Uygulanmayan) 1920 Sevr Antlaşması ile, Osmanlı Devleti yok sayılmış ve masa başında toprakları tamamen paylaşılmıştır.

Özetle, kurtlar sofrasında yere düşen parçalanmıştır.

Yazının uzamaması için bu bölümde sadece Lozan’la ilgili başlıklar verilecek, gelecek yazıda başlıklar detaylandırılacaktır.

Lozan Antlaşması’nın gizli maddeleri mi vardı?

-Dar gelen Lozan gömleği patlak vermeye başladı”

-Halifeliğin kaldırılması için gizli görüşmeler yapıldı”

-M. Kemal gerekirse İstanbul’un verilmesi istedi mi?

-“İstanbul hükümeti Ankara’nın lehine siyasetten çekilmiştir”

-İngiliz ajanları Meclis’teki gizli görüşmeleri günü gününe İngiltere’ye bildirdi mi?

-Musul’daki Türkiye yanlısı Kürtler ve Araplar yok mu edildi?

-Amerika hilafetin kaldırılacağını bir hafta önceden biliyor muydu?

-Meclis, Lozan’da ne konuşulduğuna ilgisiz miydi?

-Hahambaşı Nahum hilafet için Mustafa Kemal’le pazarlık yaptı mı?

– “Lozan’ın imzalanması için hilafetin kaldırılması beklendi”

-Çanakkale şehitlerini ebediyen İngilizlere mi bıraktık?

– “Türk heyetinin gizli görüşmeleri Lord Curzon’un masasında”

-“İngilizler Türkiye yanlısı Kürtleri ve Arapları yok etti”

– “Lozan’da kabul edilen maddelere meclis ilgisizdi”

– “İsmet İnönü diplomasi bilmiyordu”

– “Halifeliğin kaldırılması için gizli görüşmeler yapıldı”

**

Ülkemizde halen geçerli olan Tarih Kitaplarının içeriği, her nedense, Avrupamerkezci*; (meseleleri sadece Avrupalıların gözleri-çıkarları ile değerlendiren bir) anlayışa göre yazılmış veya yazdırılmıştır. Bu nedenle doğru olarak ne kendi tarihimizi, ne de meselelerimizi görememiş, sık sık benzer hatalara düşmüşüz.

Sıra şimdi de Tarihimizde Yazılmayanlardan;

-“Kutsal Helen toprakları kirletildi!”

Avrupa’nın keşiflerinin arkasında yatan nedenler?

-“…Portekizlilerin (keşif) seferleri ancak Ortaçağ’daki Haçlı Seferleri’nin son nefesi olarak tanımlanabilir (ilk raund’ 1095 ilâ 1291 arasında yapılmıştır).  Bu yolculuklar, modern düşüncelerden ziyade eski Haçlı Seferi zihniyetiyle yapılmıştır. Aslında bu keşif yolculuklarının perde arkasında Hıristiyan dünyasında büyük krize neden olan Konstantinopolis’in 1453’te Osmanlılar tarafından alınması meselesi yatmaktadır.

Hıristiyan kimlik krizi, Rönesans taraftarlarınca kutsal şehir sayılan Atina’nın 1456’da Müslümanlar tarafından alınmasıyla daha da alevlenmiştir. Büyük bir ilahi koro aynı ağızdan haykırmaya başlamıştır:

“Kutsal Helen toprakları kirletildi.” (2)

 “…Bu düşünce, Hıristiyanların Doğu’yu ele geçirme planlarının başlangıç noktasıydı. (Burada kahraman Kara Katolik Kral Prester John en önemli faktörlerden biridir.)

15. yüzyılın ikinci yarısında. Büyük Haçlı Ordusu’nun kurulması ve yönetilmesi Kilise’nin papalık reformları arasında önemli bir yer tutmaktadır. Bu güçlü reformlar Hıristiyanlık içinde barışın sağlanması, Haçlı askerlerine ilham verilmesi ve imanın yeniden oluşturulması için son derece gerekliydi. (3)

Hıristiyanların dağınık oluşu ve İslami tehdit, pek çok papalık bildirgesinin yayınlanması sonucunu doğurmuştur.

Kilise için bu durum dini yaşam ve ölüm arasında olmak demekti ve Hıristiyanlığın sürdürülebilmesi için en önemli etkenlerden biriydi.

Papa II. Pius’un belirttiği gibi, “Türklerle kaçınılmaz savaş durumu bizi tehdit ediyor. Silahlarımızı kuşanıp düşmanla savaşmaya gitmezsek din elden gidecektir” (4)

1452’de Papa V. Nicholas tarafından yayınlanan ilk papalık bildirgesinde (Dum Diversas), “Papa, Portekiz kralını Sarazenlere** (Müslümanlara) saldırmak, topraklarını zaptetmek, onları boyunduruğu altına almak, mallarına el koymak, kalıcı köleliğe hizmet için insanlarını esir almak ve topraklarını Portekiz Kralı’nın topraklarına dahil etmek için yetkili kılar” denmektedir. (5)

Bu bildirgelerden ikincisi olan Romanus Pontifex, aynı papa tarafından 1455’te yayınlanmış ve “Portekiz Emperyalizm Fermanı” şeklinde tanımlanmıştır. Burada gemi subayı Prens Henry, İsa’nın askeri ve İman’ın savunucusu olarak gereğinden fazla bir övgüye boğulmuştur.

İsa’nın adını tüm dünyaya yayma arzusu ve kâfirleri “imana getirmek” için göstermiş olduğu çabalarla kutsanmıştır. Ayrıca Ümit Burnu’nun etrafını dolaşmak ve Kral Prester John tarafından fethedilen “Katolik” Batı Hint Adaları halklarıyla bağların kurmak isteğiyle oldukça öne çıkan bir kişilik olmuştur. Bu halklar. “isa’nın adını şereflendirmek” ve Sarazenlerle diğer “kâfirlere” karşı Portekizlilerin savaşma gücünü arttırmak için yardımcı olacaklardır.

Batı Hint Adaları’nda Portekiz gücünün meşruiyet kazanması için üçüncü bir papalık bildirgesi 1456’da Inter Caetera adıyla yayınlandı. Romanus Pontifex”i  pekiştirecek nitelikteki bu bildirge, “Portekizliler tarafından fethedilen ve fethedilecek tüm topraklarda (Afrika’nın kuzeybatısındaki Bojador Burnu’ndan Batı Hint Adaları’nın ötesi ve Yeni Gine’ye kadar) Portekizlilere ilahi yargı yetkisi vermiştir.’’ (6)

İnsanlar özellikle eninde sonunda Müslümanları yenme gücüne sahip Prester John’u arayıp bulmakla görevlendirilmişlerdir. Prester John’a bel bağlanmasının nedeni, aslında onun İslam imparatorluğunun gerisinde yaşadığına inanılmasıdır.

Kilise tarafından hazırlanan en küstah bildiri ise Hint Okyanusu’nun nullius diocesis* ** olduğunun açıklanmasıdır (Ortaçağ Hıristiyan söyleminde yer alan terra nullius’un** **

bir uzantısıdır). Bu söylem daha da ileri giderek Hint Okyanusu’nu mare librum*** **

olduğunu iddia etmeye kadar varacaktır. Portekizliler okyanusumu o denli kendilerine mal etmişlerdir ki, işi, bu “Portekiz Okyanusu”nda ticaret yapmak isteyen Asyalı gemiler Portekiz izni taşımak zorundadırlar noktasına kadar vardırmışlardır. Hıristiyanlık sadece Batı Hint Adaları’ndaki Portekiz emperyalizmini haklı çıkarmakla kalmamış, buralarda yaşayanlara en başından beri yanlış şeylere inandıklarını ispat etmeye de çalışmıştır.

Burada ekonomik motivasyonların da önemli olduğunu söylemek gerekir. Ancak ekonomik açıdan zenginlik kafir”lere karşı savaş açmak için önemli bir neden oluşturmaktaydı.

1457’de Lizbon darphanesi, üzerinde cruzado (Haçlı Birliği) olan akın bir para basmıştı. (7)

Devam edecek…

-“Lozan zafer mi, Hezimet mi?”

Resim;www.derindusunce.org’dan alıntıdır.

Açıklamalar;

-Kahraman Kara Katolik Kral Prester John; Prester John’un, İspanya’dan İran’a kadar her yeri elinde tutan İslam ordularından Avrupalı Hıristiyanları kurtarmak için harekete geçtiğine inanılan efsane kahraman.

*Avrupamerkezcilik, “bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde, Avrupa (ve genellikle Batılı) sorunlarına, kültür ve değerlerine, diğer kültürlerden daha çok önem veren anlayıştır. Avrupamerkezcilik bir etnomerkezcilik (bir etniğin diğerinden üstün olduğuna inanan düşünce yapısı) örneğidir ve dünyadaki günümüz ve geçmiş güç yapılarını etkilediği için belki de diğerlerinden daha önce çıkan bir düşünce tarzıdır. Avrupamerkezcilik genellikle Avrupalı veya beyaz olmayan kültürler üzerinde hak iddia etmiş ya da onların varlığını tamamen görmezden gelmiştir.” (Vikipedi)

** Serazen; Suriye-Arabistan kabilelerinden kimse. Haçlı seferleri zamanında Müslümanlara verilen ad. (ç.n.)

***Piskoposluk bölgesi, (ç.n.)

****’Latincede kimseye ait olmayan boş topraklar anlamına gelen bu deyim, 16. Ve 17. Yüzyıllarda Avrupalılar tarafından kimsenin sahip olmadığı varsayılan el konulacak topraklar için kullanılmıştır, (ç.n.)

*****İnanılmaz derecede büyüklüğe sahip olan okyanusun kimsenin sahip olamayacağı bir  bölge olduğunu anlatan terim, (ç.n.)

Kaynaklar;

-BATI MEDENİYETİNİN DOĞULU KÖKENLERİ “ John M. Hobson

(1) Büyük Doğu mecmuasında (28. sayı) “Lozan’ın İç yüzü” makalesinden

(2) Michael Edvvardes, East-WestPassage (New York: Taplinger, 1971), s. 135. (2 ve 6 sayılı alıntılar, “Batı medeniyetinin doğulu kökenleri” isimli eserin kaynaklarıdır.)

(3) Charles R. Boxer, The Portuguese Seaborne Empire, 1415-1825 (Londra: Hutchinson, 1969), s. 21.

(4) Brandon H. Beck, From the Rising of the Sun (New York: Peter Lang, 1987), s- 17

(5) Robert Schwoebel, The Shadow of the Crescent (Nieuwkoop: B. De Graaf, 1967) adh eserinde Papa II. Pius’tan söz eder, s. 71.

(6) a.g.y., s. 22-23.

(7) “BATI MEDENİYETİNİN DOĞULU KÖKENLERİ “ John M. Hobson, sahife, 146

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*